eline sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
312. Bölüm On Saniye Vereceğim
‘’Yok artık!’’
‘’Şaka mı bu, gerçekten de Kale Muhafızları’nı bekliyormuş o kadar zamandır?’’
‘’O henüz Siyahlar’a yeni geçtiği, üstelik bir de Siyahlar’ın on beşinci sırasına geçtiği için herkes onun bir şeyler karıştırdığını düşünüyordu, ancak görünüşe göre o gerçekten de tek başına elde etmiş bunları! Herhalde boş değil, baksana, ona zarar geleceğine dair en ufak bir endişesi bile yokmuş gibi sanki…’’
‘’Aynen aynen, Zend’in hakkında bir sürü suçlama vardı, onun gibi bir çocuğun Lurgus Nata’yı tek başına yenemeyeceğini ve bir şekilde hile yaptığını söylüyorlardı, hatta ben bile böyle düşünüyordum… Ama şimdi yaptıklarını gördüğüm zaman, onun hakkıyla on beşinci olduğuna neredeyse tamamen inandım! Biraz önce yaptıklarını gördün, değil mi? Vankon’u hiç savaşmadan yenmeyi başardı, ondan önce de diğer Kale Muhafızları ile adeta oyun oynadı! Buradaki en güçlü savaşçılar onlar değil miydi? İlk başta gelenleri öyle ezdi ki, diğerleri ona saldırmaya cüret bile edemedi!’’
‘’Evet… Cüret bile edemediler. Bu ne demek biliyor musun? Zend ile onların arasında muazzam bir güç farkı var demek, Zend onları sadece birkaç hareketiyle ikna etmeyi başardı, kendisi ile yarışamayacaklarına… Aynı kulvarda bile değiller gerçekten de…’’
‘’Üstelik o Vankon’un diğer Kale Muhafızları’nı çağırdığını anlamış! Ne ara yaptı ki bunu Vankon, ben Zend söylemese böyle bir şeyin varlığını bilmiyordum! Vankon, ona yakışır bir şekilde, gizlice yaptı yapacağını… Ama Zend’den saklamak için yeterince yetenekli değildi anlaşılan…’’
‘’Ona yakışır bir şekilde mi? Heh, güldürme beni. Vankon’un rezilliğini görmüyor musun? Onun gücü ancak bize yetiyormuş, Zend onu sadece bakarak yendi, geçen günlerde, Zend onun karşısına çıkarsa birkaç dakika içerisinde onu ağlatacağını söylemiyor muydu sağda solda? Onun arkasından konuşup duruyordu, ancak Zend gerçekten de karşısına çıktığı zaman, kurt görmüş tavuk gibi kaçışmaya başladı, ama onu bile doğru düzgün yapamadı. Özür dahi dileyemiyor, baksana. Zend’e onlarca şey söyledi kendini alçaltarak, onu affetmesi için. Bu kadar acınası ve aciz biriymiş aslında…’’ Etraftaki insanların ağzında bu sefer, şaşkınlıklarını dile getirebilecekleri cümleler oluşmaya başlamıştı. Zend gerçekten de Kale Muhafızları’ndan daha fazla kişinin gelmesini mi bekliyordu? Kendine bu kadar güveniyor muydu yani? Bu nasıl olabilirdi, oradaki kimsenin aklı almıyordu. Aynı zamanda Vankon’un acınasılığına dikkat edenler de vardı, şu anda onun hiçbir çareye sahip olmadığını buradaki herkes biliyordu, Zend onu resmen ezip geçmişti. Yapacak bir şeyi yoktu şu an.
‘’Demek bizi bekliyordun.’’ Aynı zamanda dışarıdan bir ses yükselmişti, kısa bir süre içerisinde sesin sahibi, içeriye doğru ilerlemişti. ‘’Kendine bu denli mi güveniyorsun, genç adam?’’
Zend’in yüzü, Kale Muhafızları’ndan gelecek olan desteğin sonunda buraya ulaşmış olmasıyla birlikte gülmüştü yavaşça.
‘’Biraz daha gelmeseniz sanırım bunun tüm vücudunu kesiklerle kaplayacaktım.’’ dedi Zend, kafasını kaldırıp doğrulmasının ardından.
‘’Eh, haberler hızlı yayılıyor. Burada Zend’in olduğunu duyduğumuz zaman, etraftaki ödül avcılarını da beraberimizde getirdik. Bu yüzden geciktik biraz, kusurumuza bakmazsın.’’ Bir adam girmişti önce içeri, daha sonra da onu birkaç kişi takip etmişti. Ancak dışarıda büyük bir kalabalık vardı, nereden baksan elli kişi, kapının ardında Zend için bekliyordu. Hatta daha da fazlalardı, Kale Muhafızları kadar ödül avcıları da vardı burada, Zend’i duyanlar koştura koştura gelmişti buraya. Sonuçta bir buçuk milyon altınlık bir ödül, tek başına elde etmek zorunda olduğun bir şey değildi, bu kişi onlarca, hatta yüzlerce kişiye bile yeterdi rahat bir şekilde. Bu yüzden herkes, Zend’in ödülünden bir şeyler kapmak için akın etmişti bu tarafa doğru.
‘’Kusurunuza bakacak olan kişi Vankon’dur.’’ dedi Zend gülerek, eliyle, önündeki adamı işaret etmişti. Vankon kan dolu yüzüyle iyice perişan bir hale gelmişti, Zend ona acıyarak bakmıştı bir süre boyunca. Ama bir sorumluluk hissettiği söylenemezdi bu konuda, çünkü Vankon bu sonucu kendisi istemişti. ‘’Bu yüzden bunları ona söyleyin.’’ diyerek devam etti.
‘’Oh…’’ İçeri girip Zend’e seslenmiş olan yaşlı görünümlü adam, kafasını Vankon’a doğru çevirmişti o anda. ‘’O gerçekten çok kötü bir hale düşmüş... Cidden fena yenilmiş gibi görünüyor, buna bakarak da senin güçsüz biri olmadığını anlayabiliyorum.’’ dedi ve bir eli belindeyken, diğer elini çenesine götürdü adam. ‘’Ama sonuçta hala yüzünü gizleyerek hareket eden birisin, bu da dışarıda korktuğun bir sürü kişi olduğunu gösteriyor… Zend, kaçmaya çalışacaksan şimdi tam zamanı, biraz sonra buna vakit bulamayacaksın. Bu kadar fazla kişi gelmiş olmamızın bir nevi bedeli olarak, sana kaçman için on saniye vereceğim, bu süre boyunca peşinden gelmeyeceğiz. Güçlüsün, farkındayız. Ama bu kadar fazla kişiye karşı ne yapabilirsin ki? Hırsız Çağı’nda zafere ulaşmanın sırrını biliyoruz, büyücülere karşı yaptığın özel bir şey var. Bu yüzden sana büyücülerle saldırmayacağız, buradaki herkes savaşçı.’’ dedi ve kollarını açtı adam, yüzünden, kendine oldukça güvendiğini belli eden bir ifade okunuyordu. ‘’Ayrıca ödülü istememiz bir yana, bir Kale Muhafızı’na böylesine zarar verdiğin için seni cezalandırmamız gerekiyor… Ek olarak endişen olmasın, Gri Engerek’in, seni kimin öldürdüğünü bilememesi için her birimizin yüzü kapalı, ben hariç. Ben de seni öldürmeyeceğim zaten, bunu diğerlerine bırakacağım. Zaten buradaki insanların hiçbirinin yüzünü kendim de görmedim, yani seni öldüren kişiyi kendi içimizde bile bilmeyeceğiz… Böylece Beyaz Taç ve Gri Engerek ile uğraşmamız gerekmeyecek, heh, önlem almadan geleceğimizi düşünmedin, değil mi? Arkamda bulunan herkes, seni öldürmek için neler yapması gerektiğine son derece iyi bir şekilde çalışmış durumda.’’
‘’Neyse, daha fazla uzatmayacağım. On saniyen başlıyor...’’ Adam konuşmaya devam ederken, saymaya başlamıştı hızlıca.
‘’Bir.’’ İlk sayıyı söylediği zaman etraftaki nefesler tutulmuştu, bu adamın neler yapabileceğini biliyordu insanlar. Bu kişi Kale Muhafızları’nın başında oluyordu genellikle, buraya kalabalık bir şekilde geldiklerinde. Vankon’un bile üstündeydi yani rütbe olarak, bu yüzden herkese yaydığı bir korku vardı, ona karşı yanlış yapılmaması gerekiyordu. Ama Zend de boş biri değildi, yani o ikisi savaşırsa ortaya çok farklı şeyler çıkabilirdi. İnsanlar odanın iyice kenarlarına doğru çekilmiş, ortada boş bir alan yaratmışlardı.
‘’İki.’’
‘’Üç.’’ Adam saymaya devam ediyordu bir yandan parmaklarıyla işaret ederken, yüzündeki öz güvenli ifadenin yerini hiçbir şey almamıştı.
‘’Dört.’’
‘’Beş.’’
‘’Altı…’’
‘’On.’’ Kısa süre içerisinde süreyi bitirmişti, ancak Zend, bir adım bile atmamıştı kaçmaya yönelik, bu, ortamda daha da gergin bir ortam oluşmasını sağlamıştı, üstelik sayı saymadı bitiren adamın yüzündeki gülümseme de iyice gelişmişti. ‘’Öyleyse sana saygılarımı sunuyorum delikanlı,’’ dedi ve Zend’e bakmaya devam etti. ‘’kaçmayıp savaşmayı tercih edenleri hep sevmişimdir. Peki, o zaman artık savaşıyoruz…’’ diyerek konuşmasını sürdürürken, ortamda bir sessizlik oluşmuştu tekrardan.
Bu sessizliği bozan ise… Herkesin gözlerinin ardına kadar açılmasını sağlayabilecek bir şeyin sesiydi!
Savaşacaklarını söyleyerek, yüzüğünden kılıcını çıkarmış olan adamın kafası bir anda tüm vücudundan bağımsız olarak yere düşmüştü sertçe!
Aynı zamanda, hemen ayaklarının altında kesik boynundan fışkıran kanlarla birlikte bir kan gölü oluşmaya başlamıştı…
‘’NE?!’’ Tüm insanların kafasında ise aynı soru vardı, o anda. Biraz önce ne olmuştu öyle?! Sadece içeride hareket eden bir gölge görmüşlerdi, daha sonra da o adamın kafası geriye doğru kaymış ve bir anda yeri boylamıştı!
‘’Biraz önce ne oldu?!’’ Artık şaşkınlık öyle artmıştı ki, insanlar sesli bir şekilde birbirlerine seslenmeye başlamıştı, birinin onları duyup duymamasıyla ilgilenmiyormuş gibi görünüyorlardı bu dakikadan sonra…
‘’Zend mi yaptı bunu?!’’
‘’Hayır, hayır, o yapmış olamaz! Ben sürekli onu izliyordum burada, kılını bile kıpırdatmadı kaç saniyedir!’’
‘’Öyleyse kim yaptı, sen onu görmeyi başaramamış olmayasın?’’
‘’Yok canım, o benim gözlerimden hızlı bile olsa, yerinden kıpırdadığına dair bir belirtiyi görmeyi başarabilmem gerekirdi! Biraz önce böyle olmuştu zaten, o Vankon’un önünde belirmeden hemen önce, vücudunda bir titreme olduğunu görmüştüm! Ancak bu sefer böyle bir şey kesinlikle olmadı!’’ Kalabalığın içerisindeki konuşmalar artmaya devam ediyordu, insanlar heyecanlı heyecanlı konuşurken, Zend’i izlemeye devam ediyorlardı, bugün o ortaya çıktıktan sonra gerçekleşen her şey, onların ağzını ardına kadar açmaya yetmişti çünkü… Onun… Onun kim olduğunu anlamışlardı artık, özellikle son olandan sonra, Zend’in dalgaya alınmayacak birisi olduğunu, Gri Engerek’in onu neden temsilcisi olarak seçtiğini, neden Pounz tarihindeki en büyük dahi olarak adlandırıldığını anlamışlardı!
‘’Bunu yapan Zend değildi… Bunu yapan… İşte oydu!’’ dedi biri, kalabalığın içinden. Zend’in omzundaki küçük büyülü yaratığı göstermişti parmağıyla, bir anda herkesin o büyülü yaratığa odaklanmasını sağlamıştı.
‘’O mu?’’
‘’O sadece küçük bir büyülü yaratık, nasıl Kale Muhafızları’nın başındaki adamı öldürmeyi başardı?! Üstelik bunu, karşısındaki daha ona tepki bile verememişken yaptı! Aralarındaki güç farkı aşırı fazlaydı, adam ne olduğunu bile anlayamadan öldürüldü, kafası kesildiğinde de bunu anladığını düşünmüyorum! Kafası havada, yere düşüyorken bile yüzünde o öz güvenli ifadesi vardı çünkü!’’
‘’Zend’in büyülü yaratık ortağı… Era o!’’ En sonunda Era’yı tanıyan birisi çıkmıştı ortaya, kalabalığın içinden.
‘’Era, sana karışma demiştim ama, benim öldüreceğim kişileri neden öldürüyorsun? Üstelik o buranın başındaki adamdı, onu öldüren ben olmalıydım!’’ dedi Zend, sesli bir şekilde. Etraftakilerin onu duymasına izin vermişti, gelen Kale Muhafızları ve ödül avcılarının içindeki korkunun iyice büyümesini istiyordu. Zaten o adamın saniyeler içerisinde öldürülmesiyle birlikte iyice korkmuşlardı, şimdi Zend’in söylediklerini duyunca, kalplerindeki büyük korku onları yavaşça ele geçirmeye başlamıştı.
‘’Heh, sadece küçük biriydi Zend. Bu kadar dert etme, bir karınca sürüsünün başındaki karıncayı öldürsen bir şey kazanır mısın? O, sana tatminlik verecek kadar güce sahip biri bile değildi.’’ diyerek cevap verdi Era, üzerindeki ilginin artması hoşuna gitmişti. ‘’Hatta onu öldürdüğüm zaman, tahta sopalarla savaşçılık yapmaya çalışarak eğlenen küçük çocukları dövmüş gibi hissettim, içimde kötü bir his oluştu. Sanki savaşmayı bilmeyen, annesinin kendisine yemek getirmesini bekleyen, daha uçamayan bir kuşa şiddet uygulamışım gibi… Öyle, karşısındakinin kim olduğunu bilmeden konuşmamalıydı, savaştaki gücü bilmeden, daha savaşa bile girmeden kazanmış gibi davrananları hiç sevmem.’’
‘’Oh, sanırım sana teşekkür etmem gerekiyor Era, eğer onu ben öldürseydim, ben de çocukları dövüyormuş gibi hissedebilirdim.’’ dedi Zend Era’nın konuşmasından sonra.
Tabii bu ikilinin konuşmalarını duyan kişiler şoktan şoka giriyordu…
Sanki basit, hiç çaba harcamadan onu öldürmüş gibi konuşuyordu o büyülü yaratık, yere kafası düşmüş olan adama bakarken. Sakince patisini yalamıştı birkaç saniye boyunca, hiçbir şey olmamış gibiydi… Üstelik Zend de ona bu şekilde tepki vermişti, bu ikisi cidden de öyle bir adamı öldürmelerinden dolayı ufacık bir mutluluk duymuyor muydu?! Böylesine rahat olmalarının nedeni neydi?!
‘’Ben de şunları halledeyim bari.’’ dedi Zend, Era’dan gözlerini çekerek etraftaki ödül avcılarıyla birlikte, Kale Muhafızları’na doğru döndü. ‘’Ah, unutuyordum, size kaçmanız için on saniye vereceğim.’’
***
1615
Magnec