Elinize sağlık. Ahaha ilk teknikleri olusturanlardan biri demekki ranon :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
111. Bölüm Saygı duymayı bil!
"Aura dalgaları?!" Zend şaşkınlıkla konuştu. Bir dağı en azından ikiye ayıran şey sadece bir aura dalgası mıydı? Hayır, düşüncede böyle bir şey mümkün müydü ki?
"Evet. Sadece aura dalgaları." Adam hızlı bir şekilde tekrar önüne döndü ve ilgisinin asıl merkezi olan yere doğru dikkatli bir şekilde bakmaya başladı. Savaşı büyük bir ilgiyle takip ediyor gibiydi, ama sanki daha çok savaşa bir ilgiyle değil de, kaçırması durumunda ölecek ya da kötü bir şey yaşayacakmış gibiydi, sadece ilgili olan biri bu kadar dikkatli olamaz gibiydi. Zend onun böylesine odaklanmasına hayran kaldı ve bir soru sormaya tereddüt etti. Bunun yerine o da yanındaki adam gibi dikkatli bir şekilde yeri göğü inletmekte olan savaşı izlemeye başladı.
Gri Engerek, Zend burada uyanmadan hemen önce büyük ihtimalle ona bir şey anlatacaktı, Yua'yı bayıltmasının nedeni ise muhtemelen söyleyeceklerini duyan kişinin sadece Zend olmasını istemesiydi. Daha sonra da onları dinleyen birinin daha olduğunu söylemişti ve bir anda onun alnına dokunmuştu. Böylece Zend'in Kadons'una girmişlerdi.
Zend elindeki parçaları birleştirmeye karar verdi. Gri Engerek onları dinleyen birinin daha olduğunu söyleyerek buraya gelmişti, yani onları dinleyen diğer kişi buradaydı. Gri Engerek'in şu anda savaştığı kişi de, doğal olarak bu kişi oluyordu. Altı yaşında sesini duyduğu kişi de bu kişi olamaz mıydı? Burada, yani Kadons'ta sadece üç kişi varmış gibi görünüyordu. Zend kendi Kadons'unda ondan saklanabilecek birinin olması ihtimaline pek sıcak bakmamıştı, sonuçta burası ona aitti, Zend'in hakim olması gereken bir dünyada kim ondan kendini gizlemeyi başarabilirdi ki? Durum böyle olunca da, Zend'in aklındaki seçenek sayısı oldukça azalıyordu. O büyülü yaratık konuştuğunda, Zend onun sesini Ranon'unkine oldukça benzetmişti. Daha öncelerde de Ranon'un kendi içinde yaşadığını tahmin ediyordu, böylece geriye sadece bir tane mantıklı seçenek kalıyordu.
O devasa, heybetli ve güçlü büyülü yaratık Ranon'un ta kendisiydi.
Zend aklında birleştirdiği parçalardan aldığı cevabı fark ettiğinde, afallamış bir şekilde birkaç metre ilerisindeki büyülü yaratığa; yani Ranon'a baktı.
Tüm o zamanlar boyunca konuştuğu kişi o muydu? Yeri geldiğinde dalga geçtiği, yeri geldiğinde sözünden çıkmadığı, korkutucu, ama aynı zamanda sevecen olan kişi, o muydu? O büyülü yaratık o kadar güçlü görünüyordu ki, sadece kükremesiyle bile bir şehri yok edebilecekmiş gibiydi. Zend ejderhaların büyülerinin çok kuvvetli olduğunu biliyordu, ejderhaların insanlardan sonra en büyük ırk olduğunu kim bilmezdi ki? Büyüye yöneldiklerinde büyüleri, fiziksel savaşa yöneldiklerinde derileri dillere destandı. İnsanların onlardan üstün olmalarını sağlayan özellikleri ise, sadece İlah Seviyesi'ne'ye çıkabilmeleriydi. Büyülü yaratıklar Kutsal seviye'nin üstüne çıkamıyorlardı, yapıları böyleydi. Gri Engerek, dünyada son derece nadir olan İlah Seviyesi'ne çıkabilmiş insanlardan biriydi. Doğal olarak da her türlü büyülü yaratığı bire birde kolayca yemmesi gerekiyordu. Ama o büyülü yaratığa karşı pasif kalmış gibiydi, aura dalgalarını aynı anda atamalarına rağmen büyülü yaratığınkiler Gri Engerek'inkilere oranla daha ileriye gidiyor, Gri Engerek'inkileri bastırıyorlardı. Bu, enerji olarak o büyülü yaratığın, Ranon'un, Gri Engerek'ten üstün olduğunu gösteriyordu. Enerji olarak İlah Seviyesi'ndeki birinden üstün olmak! Bu göğün altında yaşayan herkesi korkudan titretecek bir şeydi. Zend kendine, eskiden Ranon ile yaptığı konuşmalardaki her türlü saygısız kelimesi için birkaç küfür savurdu ve içine tekrar dolan şaşkınlıkla birlikte gözünü o ikilinin arasında sürmekte olan savaşa dikti.
Ranon hala tüm heybetiyle ayaktaydı, devamlı olarak devasa aura dalgalarını Gri Engerek'e gönderiyordu. Savaşa henüz başlamış gibiydi, onlarca devasa enerji dalgası yollamış olmasına rağmen, hiç etkilenmemiş gibiydi. Sanki o dağları parçalayan enerji dalgaları, tüm enerjisinin yanında, bir dağdaki çakıl parçasıydı. Onlardan üst üste atıyordu ve hiç enerji kaybına uğramıyordu.
Öte yandan Gri Engerek ise enerji olarak zayıflamaya uğramış gibiydi, hafifçe eğilmişti, ama baştaki haline oranla çok da farklı değildi. O da Ranon gibi, en azından Ranon'unkilere eşdeğer aura dalgaları yolluyordu, hızı da Ranon'a yetişiyordu. Lakabı gerçekten yerindeydi, pasif kalmış gibi görünse de, aklında savaşın geleceğinde nasıl kazanacağıyla ilgili planlar kuruyormuş gibiydi, yüzü bunu andırıyodu
Zend'in tüm enerjisi bile büyük ihtimalle o enerji dalgalarında bulunan enerjinin yarısı kadar etmezdi. Buna rağmen onlar o enerji dalgalarını arka arkaya atıyorlardı. Onları gerçek canavarlar olarak tanımlamak hiç abartı olmazdı, hatta sönük kalırdı.
Gri Engerek devam etmekte olan aura dalgası savaşını bıraktı ve Ranon'a doğru bir atağa geçti, ellerindeki bir kısa bir uzun kılıç, kan dökmeye hazır görünüyorlardı. Gri Engerek'in etrafı önce kırmızı, sonra mavi ve daha sonra da yeşil bir renkle kaplandı, yarım saniye gibi bir sürede uzun kılıcıyla yere bir kesik attı ve bir anda yok oldu. Tekrar ortaya çıktığında Ranon'un büyük kanatlarının önündeydi, kılıçlarının etrafı siyah bir ışıkla parladı ve Ranon daha bir tepki vermeden, onun sağ kanadına dikey bir kesik atmak amacıyla kılıçlarını savurdu.
Ranon'un fiziksel olarak bu saldırıdan kaçabileceğini düşünmüyordu Zend, onun vücudu, rakibininkine oranla öyle büyüktü ki, rakibi gibi hızlı hareket etmesi imkansız gibiydi. Gri Engerek saldırırken hiç hareket etmemeyi seçti.
Gri Engerek, saldırısını yaptıktan sonra, saldırıya geçmeden önce yere attığı kesiğin biraz yanında belirdi ve yere bir kesik daha attı, beklemeye başladı.
Zend ilk başta onun neden beklediğini anlamamıştı, ama bir süre sonra, uzun kılıcının şu an elinde olmadığını gördü. Adam biraz bekledikten sonra etrafında, havada açılmış deliklere benzeyen mavi şeyler oluşturdu, birkaç saniye daha sonra ise bel hizasından, kola benzeyen iki şey dışarı doğru çıkmıştı. Tamamen siyahtılar ve onların da tuttukları kılıçlar var gibiydi, Gri Engerek gerçekten ilginç teknikler kullanmaya başlamıştı.
"Kanatsız'ımı tutmayı gerçekten de ilk seferde başardı!" Gri Engerek, biraz önceki pasif tavrının aksine şimdi çok canlı ve heyecanlı gibiydi. "Ne diyorsun? Yeterli değil miyim?!" Adam bir anda sertçe bağırdı. Ranon'a sesleniyormuş gibiydi.
Ranon da birkaç saniye sonra ona cevap verdi. "Zend'in kölesi olmak için mi? Sanırım düşünülebilir." Gri Engerek ile dalga geçiyormuş gibiydi.
Ranon'un söylediklerinin üzerine adam kısa kılıcını yere sapladı ve iki elini birleştirdi, gözlerini kapattı ve beklemeye başladı, bir çeşit meditasyondaymış gibiydi. O bu durumdayken, biraz önce onun bel hizasından çıkmış olan kola benzer iki şey, biri önde biri arkada olmak üzere Gri Engerek'in vücudunun etrafında dönmeye başladılar. Onu koruyormuş izlenimi veriyorlardı. Birkaç saniye sonra Ranon'un biraz önce Gri Engerek tarafından darbe almış olan kanadında son derecede göz alıcı, mat ve siyah bir ışık parladı ve Gri Engerek'in uzun kılıcı, Ranon'un kanadından büyük bir hızla çıktı, Gri Engerek'in açılmış avcuna doğru geri geldi.
"Şu adam, gerçekten iyi." Zend'in yanında savaşı hala dikkatli bir şekilde izlemekte olan adam Zend'in duyabileceği bir şekilde konuştu. "Aynı anda üç Tanrı Tekniği kullanması pek ilgi çekici değildi, ama o son kullandığı teknik..."
Zend ona, neler olduğunu soracakken Ranon'un sesi onun düşüncelerini bastırdı.
Ranon bir anda sordu. "Bu gördüğüm Gecenin Parıltısı mıydı?"
Gri Engerek eline aldığı kılıcıyla birlikte hafifçe güldü."Evet, ta kendisiydi." Ranon'un şaşırması ve ona bir soru yöneltmesi hoşuna gitmiş gibiydi.
"Kutsal Seviye büyüme rağmen Gecenin Parıltısı hiç aksamadı. Onda ustalaşmışsın. Çocuk, sen beş yüzlü yaşlardaydın değil mi? Böyle küçük bir yaşta Gecenin Parıltısı'nda ustalaşmak... Seni takdir ediyorum!" Ranon kendinden beklenmeyecek bir şekilde konuştu.
"Haha, ne oldu, çok mu şaşırdın? Fikirlerin değişti mi bir anda? Şimdi de sen benim kölem olmak falan istemiyorsun değil mi?" Gri Engerek, dalga geçme sırasını kendine geçirmiş gibiydi.
"Haddini aşma çocuk!" Ranon hiddetli bir şekilde kükredi. "Onu gerçekten erken kavramışsın, bu hayranlık uyandırıcı. Ancak şaşırmış olmamın nedeni, benim oluşturduğum bir tekniğin bana karşı kullanılmasıydı. Çocuk, gittiğin yolu açanlara saygı duymayı bil!" Ranon'un ağzında siyah bir enerji topu oluştu. "Diğer türlü ben sana öğreteceğim!"
***
1170
Magnec