eline sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
313. Bölüm Karıncalar
‘’Ah, unutuyordum. Size kaçmanız için on saniye vereceğim.’’ Zend’in konuşmasından sadece beş saniye sonra, biraz önce onu öldürmek için buraya gelmiş olan yüzleri kapalı Kale Muhafızları ve ödül avcılarının tamamı çoktan ortadan kaybolmuş durumdaydı, onların Zend’i öldüremeyeceğini, üstelik Zend’in elinden gelen bir ölümle karşılaşacaklarını hissettikleri anda zaten içlerinde bir korku oluşmuştu, Zend’in de onlara merhamet göstererek on saniye vermesi, bir saniyeliğine bile kaçıramayacakları bir durumdu. Bu yüzden direkt olarak kaçmaya başlamış ve dağılmışlardı, liderlerinin, hiç çaba harcanmadan öldürülmesi, üstelik bundan kolay ve zahmetsiz bir şeymiş gibi bahsedilmesi onların kaldırabileceği bir şey değilmiş gibi görünüyordu. Zend’e epey fazla kişi olarak saldırdıkları zaman onu mağlup edebileceklerini düşünmüştü gelen insanlar, ancak onunla karşılaştıktan sonra, sadece bir dakika içerisinde onu yenemeyecek olduklarını anlamış ve çareyi kaçmakta bulmuşlardı…
‘’Onların kaçmasına izin verecek misin?’’ diye sordu Era, omzunda olduğu genç adama bakarak patilerinden birini yalamaya devam ederken.
‘’Elbette.’’ diyerek başını salladı Zend. Onaylamıştı hızlıca. ‘’Senin de dediğin gibi, bir karınca sürüsünün liderini de öldürsen, tamamını da, eline geçen hiçbir şey olmaz. Onları öldürüp de ne yapacağım ki? Boşa enerjimi harcamış olurum. Sonuçta yüzümü kapatmamın nedeni, beni öldürebileceğini düşünerek bir şeyler yapmaya çalışan, vaktimi harcamaktan başka hiçbir şeye yaramayacak olan karıncalarla uğraşmamak ortak, biliyorsun.’’ dedi, sesli bir şekilde konuşmaya devam ediyordu. Böyle bir şeyi tekrar yaşamak istemiyordu çünkü tamamen gereksiz yere vakit kaybediyordu, ne güçlenmesine katkısı oluyordu bu olayların, ne de deneyim kazanmasına. Bu yüzden, bir kere elini değdirdikten sonra iyice göz dağı vermeliydi dışarıdakilere, insanlar onun bu zaferi kazanmak için bir zerre kadar bile çaba harcamadığını öğrenmeliydi. Böylece ileride, insanlar Zend’e saldırmak için kendilerinde cesaret bulamayacaktı. Daha az uğraşması gerekecekti, bu tip vakit kayıplarıyla.
‘’Hmm, sanırım haklısın.’’ Era da onayladı Zend’i. ‘’Şu herifi öldürecek miyiz peki?’’ dedi ve bir patisiyle, biraz önce, gelenlerin başındaki adamın anında öldürülmesiyle birlikte bir şok geçirerek bayılmış olan adamı, Vankon’u gösterdi. O zaten zar zor baygın bir duruma girmemeyi başarabiliyordu, tüm vücudu devamlı olarak acı içerisindeydi ve biraz önce, kendini engellemeye çalışsa da başarısız olduğu için ortaya çıkardığı, homurdanmaya benzeyen bağırışlardan dolayı kısıldığından, kendisinin bile duyamadığı sesiyle birlikte Zend’e, o yenildiği zaman bir şeyler söylemek için ayık kalmaya çalışıyordu. Böylece onun öldürülüşünü görebilecekti, vücudunda ağrımayan tek bir bölge kalmamış bile olsa dayanmaya çalışıyordu, sadece bundan dolayı. Onun yenilerek öldürülüşünü izlemek istiyordu, çenesi kırılmış bile olsa, bir şekilde onunla dalga geçmek istiyordu, onu aşağılamak istiyordu! Ancak durum, beklediğinden çok farklı olarak ilerlermişti… O kafanın geriye doğru düştüğünü gördüğü anda kalbi adeta durmuştu zaten… Üstelik, o adamın kafasının geriye doğru yan bir şekilde düşmüş, daha sonra da yere çarpmış olmasına rağmen, biraz önce sahip olduğu ifadenin hala silinmemiş olması… Vankon’un bir anda bilincinden uzaklaşmasını sağlamıştı… Gözlerini kapatmasının ardından bile o yüzdeki kendine güvenen ifadeyi görebiliyordu, unutamamıştı, bayılmış olmasına rağmen! Ek olarak öleceğini de anlamıştı… Ama bunu görmesiyle birlikte bayılmadan da edememişti…
‘’Hmm…’’ Zend Vankon’a bakarken bir süre düşündü. Sonunda çıkartmıştı kafasını kapatan şeyleri, artık dışarıda onlar olmadan da dolaşabilmek istiyordu, bunalmıştı nefesinin, o maske yüzünden engellenmesinden… O kapüşonu da, yüzünü gizlemesini sağlayan maskeyi de yırtıp atası geliyordu. Sıkılmıştı bunlardan!
‘’Gerek yok bence ya,’’ dedi yavaşça. ‘’bırak yaşasın bu şekilde. Yüzündeki yaraların iyileşmediğinden de emin olması gerekli. Elbette geri kalan yaraları da aynı şekilde kalacak, temsili olarak yüzünden bahsettim. Rezil herif, öldürmeye bile değen biri değil.’’ dedi, daha sonra da kapıya doğru ilerlerken derin bir nefes aldı, biraz sonra yüzünü kapatması gerekecekti ve havayla arasına o kumaş parçası girecekti... Bu da, nefes almasını zorlaştırıyordu tabii. Bu yüzden şimdi tadını çıkarmaya bakıyordu… Daha sonra da kapıya doğru ilerlemişti usulca, etraftakilerden hâlâ çıt çıkmamaktaydı. Elbette bir kişi hariç...
‘’B-Bu…’’
‘’İnanılmazdı!’’
Zend’in keyfi iyice yerine gelmişti tekrardan, kulağına ulaşan, o küçük kız çocuğunun sesiyle birlikte… Kafasını yana doğru çevirmiş ve arkasından, parıldayan gözlerle ona bakarak haykırmış olan küçüğe bakmıştı göz ucuyla. İstemsizce gülümsemişti. Kendi küçüklüğünü görmüştü birkaç saniyeliğine…
‘’Biliyordum!’’ diye bağırdı çocuk, Zend’in yanına doğru gelmişken. ‘’Zend olsaydı… Siz olsaydınız burada, onlar böyle konuşamazlardı diye düşünmüştüm daha önceden… Haklıymışım!’’
‘’Onları yenebileceğinizi düşündüğümde haklıymışım! Hatta tam olarak haklı değilmişim, ben… Sizin bir kahraman olduğunuzu biliyordum ancak bu kadar da güçlü olacağınızı tahmin etmemiştim! Burada en güçlü olarak anılan savaşçılardan olan Kale Muhafızları’nı yenmek için sadece birkaç saniye harcadınız, üstelik kendi kılıcınızı bile kullanmadınız, çıplak elle yaptınız bunları! Vankon’u buradaki herkes güçlü olarak görüyordu, ancak onu yenmek için sadece birkaç kelimeniz ve bir bakışınız yetti! Ben… Çok haklıymışım! Hakkınızda düşündüğüm şeylerde, haksızlığa izin vermeyeceğiniz konusunda, adaleti sağlayacağınız konusunda haklıymışım!’’ diyerek heyecanlı bir şekilde konuşmasını sürdürürken, Zend’in epey yanına yaklaşmıştı çocuk, gözlerindeki hayranlığı anlamak için sezileri güçlü biri olmaya gerek yoktu… Onu gerçekten seviyordu ve ona saygı duyuyordu, Herkes fark etmişti bunu.
‘’Teşekkür ederim!’’ demişti sonra da. ‘’Beni kurtardığınız için…’’
Zend biraz mahcup olmuştu bu durumun karşısında, istemsizce ensesine giden eli, bir anda yüzünün tamamına yayılan gülümsemesi… Bunlar engel olamadığı şeylerdi. ‘’Rica ederim, rica ederim…’’ diyerek çocuğun gözlerine baktı. ‘’Sonuçta benim kötülenmemi istemediğin için itiraz ettin, bu yüzden o adam da sana fazlasıyla sataştı. Yani aslında buna ben sebep olmuştum, bu yüzden bunu engellemek de benim görevimdi, teşekkür etmene gerek yok…’’ derken, insanları aniden şaşırtmıştı. Biraz önceki soğuk ruhlu, istediği gibi onlarca kişiyi öldürebilecekmiş gibi görünen sakin, ölümcül savaşçı, bir anda sıcak ve samimi birine dönüşmüştü, küçücük bir çocuk ona teşekkür ettiği için çok mutlu olmuş gibi görünüyordu… Sadece bu kadarıyla, bir çocuğun ona minnettar olduğunu neşeli bir şekilde belli etmesiyle birlikte ödülünü almış mıydı yani? Başka bir şey yapmayacak mıydı? En azından Vankon’u yağmalamayacak mıydı, bu kadarı ona yetecek miydi yoksa?..
Yalnızca bir teşekkür… Onun, biraz önce yaptıklarını yapabilecek çok kişi yoktu buralarda, Siyahlar’ın on beşincisinin seni koruması, birileriyle senin için savaşması rahatça elde edebileceğin şeyler değildi… Bunun karşılığında binlerce altın ödemen gerekirdi en iyi ihtimalle bile, ama Zend sadece bir gülümsemeyle birlikte gelen teşekkürü kabul etmiş gibi görünüyordu… Era’nın öldürdüğü adamın yüzüklerine bile yaklaşmamıştı.
‘’Benim için savaştınız, tabii ki teşekkür etmem gerekir.’’ Çocuk ellerini belinin arkasında bağlamıştı bu sefer, tamamen saygıyla doluydu, ama aynı zamanda Zend ile konuşabilmesiyle içine dolan heyecanla birlikte yanlış bir şeyler söylemekten korkuyordu, bu yüzden söylediklerini birkaç kere düşünüyordu söylemeden önce. ‘’Tam olarak anlatmayı beceremiyorum, ama şu an son derece mutluyum efendim.’’ dedi, başını yavaşça öne eğmişti. ‘’Dünyada beni korumasını en çok istediğim kişiydi, biraz önce benim için savaşmış olan! Bundan daha büyük bir hediye olamaz… Çok teşekkür ederim, tekrardan!’’
‘’Hehehehe…’’ Zend de güldü keyifli bir şekilde, çocuğa bakarken. ‘’Ben de tekrardan rica ederim o halde.’’ dedi ve arkasına döndü, burada ne kadar durursa, şehrin farklı yerlerinden buraya ilerleyerek Zend’in başındaki ödülü almayı deneyecek olan kişi sayısı o kadar artacaktı, bu yüzden bir an önce ayrılması gerekiyordu. Daha fazla savaşçı görmek istemiyordu karşısında, bu onun için epey bir enerji kaybı anlamına gelecekti. Yedinci seviyede olduğu için Ki Havuzu da çok geniş değildi zaten. Yakın zamanda ihtiyacı olabilirdi bol enerjiye, şimdi savaşmayı göze alamazdı. ‘’Neyse, şimdi gitmem gerekiyor. Yakında bir sürü savaşçı ve büyücü damlar buraya, malum, başında böyle bir ödül olunca insanlar yakandan düşmüyor.’’
Çocuk kafasını salladı iki yana, Zend’e bakarken. ‘’Onları da yenebilirsiniz, eminim.’’ dedi ve yüzündeki memnun gülümsemeyi sürdürdü biraz sessiz kalarak. ‘’Ama evet, gitmeniz gerekir, enerjinizi boş yere harcamamanız gerek… Sonuçta Vankon gibi ezikleri yenmek sizin için çocuk oyuncağı, böyle karıncalarla vakit ve enerji kaybetmemeniz gerek… Çünkü siz, en güçlü kişi olacaksınız! Bunun için çalışacaksınız, değil mi? En güçlü kişi olup her yerdeki adaleti sağlayacak kişi Zend’dir, bundan eminim ben… Ayrıca…’’ dedi ve ellerini açtı iki yana, bu sefer yüzündeki gülümseme, kararlı bir ifade ile birleşmişti. ‘’Ben de sizin öğrenciniz olacağım!’’
Zend bir kere daha gülmüştü, çünkü son duyduğu cümle, aklına, Hollis’in karşısına çıktığı gün getirmişti… Aslına bakıldığında Zend daha kararlıydı bu konuda, hatta Hollis’e bir seçim şansı dahi tanımamıştı o gün. Ancak bu kelimeler kulaklarına ulaştığı zaman hissettiği şeyler… O zamankilerin aynısıydı! ‘’Adın neydi, çocuk?’’ diye sordu, arkasını dönmüşken. Kapının önünde durmuş, cevap gelmesini beklemişti bir süre.
‘’Ben…’’ dedi küçük kız, Zend’in ona soru sormasıyla birlikte iyice heyecanlanmış gibiydi. ‘’Ben Maia Svantil.’’
‘’Anlıyorum…’’ dedi Zend, gözlerini çekmişti artık tamamıyla. ‘’Maia, benim öğrencim olmak mı istiyorsun? O halde çok çalışman gerekecek, çünkü şu an baktığın kişinin, çok kısa bir süre içerisinde sadece Pounz’un değil, dünyanın en iyisi olacağından emin olabilirsin. En iyinin öğrencisi olabilecek kadar geliştirirsen kendini eğer, seni öğrencim olarak kabul edeceğim.’’ diyerek devam ettikten sonra hanın kapısını araladı, veda etti. ‘’Görüşmek üzere, çok çalış!’’
***
Zend hızlı bir şekilde dışarı çıktıktan sonra, Gri Engerek ile konuşmak üzere ilerlemeye başladı, hızlıca kafasına kapüşonunu geçirdi ve bir at arabası aradı gözleriyle, şu anda buraların en işlek caddesindeydi hala ve insanların dilinde, Zend’in bugün buralarda görüldüğüne dair olan söylentiler dolaşıyordu sürekli, yürürken duyuyordu. Bu yüzden daha da fazla tedirgin oluyordu zaten, birisi, görünüşünü gizleyen birinin yolda yürüdüğünü görerek ondan şüphelenebilirdi şu sıralar, Zend yeni görülmüştü, yani buradan gitmek üzere bir at arabası arama ihtimali yüksekti. Bu yüzden kendine güvenen ödül avcılarının yaptığı ilk şey de, buradaki, at arabalarının en yüksek olduğu yerde Zend’i aramak olacaktı muhtemelen. Hatta Zend birini öldürmek zorunda bile kalabilirdi, ancak o handa yeterince göz dağı vermiş olmalıydı insanlara, ona herkes saldıramayacaktı kolay kolay, çünkü duyduğuna göre söylentilerde, yaptıklarının katlanarak büyüdüğünü duymuştu…
‘’Hey, hey, duydun mu? Bugün ana caddedeki hanlardan birinde görülmüş Zend, şu Siyahlar’da on beşinci olan!’’
‘’Yok canım?! Bir milyon altınlık ödülü olandan bahsediyoruz, değil mi?!’’
‘’Evet, o! Üstelik sadece görülmemiş, ortaya çıkmış ve birkaç Kale Muhafızı’nı sadece bakarak öldürmüş! Ama iş bununla bitmemiş, Kale Muhafızları’ndan biri, Vankon, bir yandan işkenceye uğrarken bir yandan da destek çağırmış! Zend ona saldırmış deniyor, üstelik Vankon’a öyle işkence etmiş ki, adamın yüzü tanınamayacak bir hale gelmiş! Neyse, kısa bir süre sonra diğer bir Kale Muhafızları takımı gelmiş oraya, üstelik yanlarında Zend’i öldürmek isteyen yaklaşık yüz tane de ödül avcısı varmış! Zend’in büyülü yaratık ortağı, enerjisini serbest bırakmasıyla birlikte gelenlerin liderini tek hamlede öldürmüş, böylece diğerleri de korkuyla kaçmış! Hala buralarda olabilir diyorlar, yüzünü bir maskeyle, kafasını da bir kapüşonla kapatıyormuş! Eğer onu öfkelendirirsen, seni sadece üfleyerek bile öldürebilirmiş! Gerçekten de çok güçlüymüş o, hakkındaki, hileyle on beşinci olduğuna dair olan söylentiler yalanmış gibi görünüyor…’’
‘’Eh, gerçekten mi?! Öyleyse hızlıca evlere dağılalım, onunla falan karşılaşırız şimdi, yanlış bir şey söyleriz ve öldürülürüz!’’
Zend kulağına ulaşan fısıldaşmaları dinliyordu bir yandan Kral Modu’nu kullanarak, birini öldürmediği için onu kapatamamıştı hala, enerjisi gitgide azalmaktaydı. Yakın zamanda bir büyülü yaratık bulacağını düşünüyordu, bir kuş ya da böcek gibi bir şey… Dikkatli bir şekilde tetikte duruyordu aynı zamanda, bir saldırıya karşı… Ünü… Burada gittikçe yayılmaya başlamıştı.
***
1722
Magnec