Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

118. Bölüm Uyanış

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

"Ranon?" Zend gözlerini araladı ve sakince Ranon'a seslendi. Vücudu uyuşmuş gibiydi, ellerini, kollarını ve ayaklarını tam olarak hissedemiyordu. Yattığını hissettiği yerden doğruldu, belinden gelen çatırdamalara aldırmadan, şişmiş gibi hissettiği vücudunu hareket ettirmeye başladı. İyice gerildi ve vücudunun her yerini hissedene kadar başka bir şeyle uğraşmadı.

"Zend? Burada mısın? Uyandın mı? Neredeydin?" Zend'in fazla beklemesine gerek kalmadan Ranon'dan cevap geldi. Ranon son derece endişeliydi ve korkmuş gibiydi. "Neler oldu?"

Zend tam olarak vücudunu hissetmeye başladığında, gözlerini vücudunda gezdirdi ve ellerine, göğsüne, bacaklarına baktı, onları bir de kendisi bakarken oynattı ve hareket ettiklerini gördü. Eski vücuduna göre, şu an bambaşka bir vücuda sahipti. Onun, bu dünyadaki, Zend o adamın yanına gitmeden önceki halini görmüş olan biri, şu an tekrar Zend'i görse zar zor tanırdı. En başta boyu uzamıştı, kasları oldukça gelişmişti ve yüzü resmen değişim geçirmişti. Gerçi vücudu da pek farklı sayılmazdı. Dışarıdan bakan biri, onu en azından on beş yaşında sanardı. Kendini izlemekten yeterince tatmin olduğu zaman etrafına bakındı. Zindan gibi bir yerdeydi, küçük bir odanın içindeydi; odanın sadece şu an Zend'e göre sağ tarafta kalmakta olan duvarında minik, metal parmaklıklarlar geçirili bir penceresi, yine metalden gibi görünen, üst taraflarında büyük ihtimal dışarıdan içeriyi görebilmek için yapılmış küçük, kapanabilen bir pencereye sahip olan gri bir kapısı vardı.

Zend zihninin durulduğunu hissettiğinde Ranon'a cevap vermeye ve soru sormaya karar verdi. "Ranon, sana belirli şeyler haricinde başka bir şey söylemem bir kişi tarafından yasaklandı. Tek söyleyebileceğim, üç yıldır o kişinin yanında olduğum ve onun tarafından eğitildiğim." Zend konuşurken, içinden, 'Tabii buna eğitilmek denirse!' diye sitem etmekten kendini alamadı. "Üç yıldır o kişinin Kadons'undaydım."

"Demek öyle... Anladım. Büyük ihtimalle o kişi benden daha güçlü, değil mi? Hatta bu fark küçük bir fark değil, onunla aramda en azından dünyalar olmalı. Seni bir anda yanımdan, bana fark ettirmeden alabildiğine göre, Kadons'undaki zaman akışını değiştirebildiğine göre, gerçekten son derece üstün biri olmalı. Hatta yanılmıyorsam bu kişi, Beyaz Taç'ta sana o kağıdı veren kişi, değil mi? Aynı zamanda bana bir şeyler söylemeni de yasaklamıştır."

"Salak olma çocuk. O kertenkele benim kim olduğumu tahmin edebilecek kadar zeki. Birinin yanında olduğunu söylediğin anda kimin yanında olduğunu anlayacaktır. Ama bundan ileri gidemez. Sen de bundan ileri gitmesini sağlayacak bir şeyi ona vermeyeceksin. Zaten sana konuşmayı yasakladığımı fark edecek ve seni zorlamayacaktır. Yoksa neler olur biliyorsun." Zend'in aklında, birkaç hafta önce yaptığı bir konuşmada aldığı cevap geldi. Adam Ranon'un söyleyeceği şeyleri gerçekten de tahmin edebilmişti. Zend biraz düşündükten sonra konuşmaya başladı. "Aynen öyle, o kişiydi ve tıpkı senin dediğin gibi, konuşmamı yasakladı. Özür dilerim."

"Önemli değil." Ranon'un biraz canı sıkılmıştı ama belli etmeden cevap verdi. "Sen yokken gerçek dünyada yaklaşık iki ay geçti. Ama vücudundaki gelişmeler tabii ki iki aylık değildi. Vücudun bu ay içerisinde bir anda gelişmeye ve büyümeye başladı, ben bile ne olduğunu anlayamadım. Ayrıca son üç günde, vücudun aniden garip bir enerjiyle doldu ve inanılmaz, yaşına göre çok ilerideki bir vücuda sahip oldun. Gerçekten çok şaşırtıcıydı. Sen sormadan cevaplayayım, burada olmanın nedeni, o gün kolunu kestiğin çocuk. O çocuk bir kan bağına sahipmiş. O gün ailesine bir şekilde bir haber yolladı. Fozre Ailesi'nden gelen savaşçı, büyücü birlikleri sen bayıldıktan beş gün sonra kampı bastı. Seni, Hollis'i ve Emma'yı, Emma'nın kardeşlerini esir aldılar. Hollis onlarla başa çıkamadı, sana ne olduğu belli değildi ve yapacağı hamlelerde kararsız kaldı. Bir yandan savaşırken bir yandan da seni düşünmeyi başaramadı ve mağlup edildi. Ben de olayı kavrayamadığım ve sana ne olduğunu tahmin edemediğim için yapacağım en mantıklı şeyin bir şeye karışmamak olduğunda karar kıldım. Seni öldürmeye çalışırlarsa müdahale edecektim, ama böyle bir şeyi denemeye kalkışmadılar. Onlar geldiğinde sen çoktan bayılmıştın ve büyük ihtimalle o çocuk, sana işkence yapmak ve seni öyle öldürmek istiyordu. Büyücüleri seni bir türlü uyandıramadı, ama çocuk seni öylece öldürmeyecek kadar sana kinliydi. Uyanmanı bekliyordu. Yakın zamanda uyandığını fark edeceklerdir. Ne yapmayı düşünüyorsun?" Ranon güzelce Zend'e açıklama yaptı.

"İşkence mi?" Zend içinden güldü. "Ranon, üç yıldır çektiklerimi bilsen, o çocuğun bana yapacağını işkence değil masaj olarak adlandırırdın."

"Haha, demek öyle. Neler çektiğini dinlemeyi heyecanla bekliyorum." Ranon hafifçe kıkırdadı ve tekrar sessiz kaldı.

"Demek bana işkence etmek istiyorlar. Onların da istediği olmalı, değil mi? Yapsınlar bakalım işkencelerini." Zend yüzüne bir gülümseme yerleştirdi ve yavaşça kapıya doğru ilerledi. Durdu, etrafı dinledi. Üç yılda fiziksel sınırları olabildiğince gelişmişti; ayrıca Zend Kral Modu'nun özelliklerini modu açmadan bir seviyeye kadar kullanabiliyordu, sessiz kalıp dinlediği zaman rahatça onlarca şeyi duyabilirdi.

Kalp atışları... Her yerde kalpler atmaktaydı. Büyük ihtimalle burası insanların aynı zamanda yaşadığı bir yerdi. Kapının yakınlarında on beş tane erkek vardı. Kalp atış hızlarından anlaşıldığı üzere yirmi beş ile otuz yaş civarındaydılar. Zend yakınlarda olan insanları hissettikten sonra rolünü ayarladı, sertçe birkaç kere kapıya vurdu. Sesini, yapabildiği kadar korkmuş bir şekle soktu ve avazının çıktığı kadar bağırdı.

"Hey! Beni duyan var mı?! Yardım edin, neredeyim ben?!"

Zend'in bağırışının ardından en fazla on saniye geçmişti ki, kapı sarsılarak açıldı.

Zend o an kapının önüne korkmuş ve endişeli bir ifadeyle çökmüştü. Savaşçı görünümlü, zincir bir yelek giyen adamın biri odaya girdi ve Zend'i iyice inceledi. "Görünüşü mü değişmiş bunun?" Kaba bir şekilde konuştu. "Tıpkı bir tavuğu andırıyor."

"Hahaha!"

"Hey, onunla dalga geçme, ağlamaya falan başlamasın! Hahaha!"

"O kadar süre hiçbir şey yemesem sanırım ben de bir tavuğa benzerdim! Ama senin aç kalma gibi bir şeyle üzülmene gerek yok Lkau, sen zaten her zaman bir tavuğa benziyorsun, hahaha!"

"Bana takılmayı kes!"

Birçok kahkaha dalgası odanın kapısındaki diğer zincir yelekli ve zırhlı savaşçılardan geldi.

En son kapıyı açan adam Zend'e yaklaştı ve onu kolundan tuttu, onu kaldırdı ve sinsice Zend'in kulağına fısıldadı. "Her ne büyüyle bu zamana kadar saklandıysan, sanırım artık zamanı bitti. Genç Efendi uyandığını duyunca beni ödüllendirecek. Ona yaptıklarının bedelini sana ödetmeyi hevesle bekliyor." Adam bir an durakladı ve Zend'in, ona merhamet için yalvarmaya hazırmış gibi görünen gözlerine baktı. "Elinde imkân varken hayatını sonlandırmalıydın."

"Bunu ben de yapmak isterdim." Zend mırıldandı.

"Ne?"

"D-Diyorum ki, sizin genç efendiniz kim bilmiyorum, onu tanımıyorum, yemin ederim, ona bir saygısızlık yapmadığımdan eminim... Bağışlayın..." Zend kendini acındırmak istercesine konuştu.

"Ooh, öyle mi? Şimdiden hayatın için yalvarmaya mı başladın? Bunları Genç Efendi'ye anlatırsın." Adam duygusuz bir şekilde konuştu ve Zend'i kolundan tutup hızlı bir şekilde onu götürmeye başladı. "Zaten onunla çok güzel vakitler geçireceksiniz. Umarım ölene kadar acı çekmeye alışkınsındır."

Zend bu sefer az daha kendini tutamayıp gülecekti. 'Ne tesadüf ama! Üç yıldır yaptığım tek şey bu zaten.' diye geçirdi içinden. Üç yıldır Zend öyle acılarla karşılaşmıştı ki, dil, bunları anlatmaya yetecek kadar nitelikli değildi. Minimum seviyede yemekle, çok az bir uykuyla, sabah akşam dayak yemiş durmuştu. Son iki yılı daha iyiydi gerçi, ilk sene asıl zor olan kısımdı. İkinci seneden sonra Zend artık çok hissetmemeye başlamıştı. Sanki acı duygusu zamanla körelmiş gibiydi. Zaten ardışık vuruşlardan çok etkilenmemişti, ilk vuruşta bayıldığı için diğerleri onun canını yakmıyordu. Ama ilk vuruşta duyulan acı... Zend'in o ana kadar hissettiği her şeyden daha fazla acı vericiydi. Zend aklını kaçırmadığına şükür ediyordu.

"Onu hemen hazırlayın ve meydana çıkarın! Malzemelerimi de getirin. Herkes onun yaşadıklarını görüp ibret almalı!" Zend'i, Zend'in daha önce kolunu kestiği çocuğun yanına getirdiler. Çocuk mükemmel bir mutlulukla bağırdı, üst üste kahkahalar attı ve sevinçle Zend'e baktı. Zend onun önünden geri götürülürken bile, "Sonunda!" diye haykırmaktaydı.

"Bana bir yemek bile vermediler. Bu ne acımasızlık!" Zend sitem etti. Haklıydı da, ona gerçekten bir çöpmüş gibi davranıyorlardı. İnsan olana böyle davranılmazdı, en azından bir yemek verilir ya da en azından su verilirdi. Esir bile olsa, insanlık bunu gerektirirdi.

"Zend, ne zaman harekete geçiyoruz?" Ranon coşkulu ve heyecanlı bir şekilde Zend'e seslendi. "Hollis'e bir işaret yollayalım ve burayı parçalayalım! Yapmamız gereken şeyler var, fark etmişsindir, bir ay kaldı."

"Merak etme Ranon. Düşündüğüm gibi olursa ustama ya da sana gerek kalmayacak."

***

1246