Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

121. Bölüm Lazel

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

En fazla yirmi dakika içerisinde, Fozre Ailesi'nden gelen bir kişi bile artık hayatta değildi. Hata yapmışlardı. Burada hata yapmanın bedeli ise hayatları olmuştu. İnsan hayatı çok değerliydi, bir insan için ondan daha değerli bir şey yoktu. Lakin çok da kolay elden kayabiliyordu; değerli olduğu kadar, elde tutulması da zordu. Yapılan, hatta kişinin yapmadığı, sadece hata yapan kişinin emrinde olduğu için bile hayatı elinden kayıp giden yüz binlerce, hatta milyonlarca insan vardı. Adımını sağlam atmayanın, kısa zaman içinde adım atabilecek hali kalmıyordu bu dünyada. Zend'in çocukluktan beri öğrendiği yegane şeylerden birisi de buydu. ''Hayatının değerini bil.'' Bu cümleyi ilk olarak Qouen'den duymuştu. 

Zend, biraz önce son kalan Fozre Ailesi mensubunu da halleden ustasının yakınına yaklaştı ve içten içe sevinerek ona seslendi. ''Usta.'' Zend ustasını bir süre süzdü. Hollis sarışın olduğu için sakalları ve bıyıkları yüzünde pek belli olmuyordu, ama son iki ayda tıraş olma şansını pek yakalayamadığı belliydi. Çok fazla olmasa da yüzünde kirli sakalı vardı, saçları arkadan bağlamasına yetecek kadar uzamıştı. Diğer yönleri hala aynıydı. Pek değiştiği söylenemezdi. Zaten sadece iki ay geçmişti burada, o kısacık iki aya koskocaman üç yılı sığdırmış olan tek kişi Zend'di. 

Hollis orta boyutlu, en azından kolu kadar geniş olan kılıcını, işini bitirdiği için tekrar yüzüğüne koydu ve omzundaki büyülü yaratık ortağıyla birlikte Zend'e doğru döndü, onun etrafında hızlı bir tur attı ve merak içinde konuşmaya başladı. ''Zend, seni bıraktığımda bir çocuğa benziyordun,'' Hollis kendi boyuna yaklaşmakta olan Zend'in önünde durdu ve onun omuzlarından tuttu. ''sadece iki ay geçti ama sen şimdi çoktan bir delikanlı olmuşsun bile! Hangi teknik bu? Nasıl bunu başardın? Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni iki ayda nasıl ikinci seviyeye çıkardın? Ayrıca o kadar savaşçıyı nasıl o kadar kısa sürede tereddütsüz öldürdün? Seni bıraktığımdan bu yana değişen tek şeyin vücudun olmadığı apaçık.'' Hollis hızlı bir şekilde konuştu; içinden geçirdiği bir sürü soru vardı. Kamptaki diğer insanlar şu anda Fozre Ailesi'nin binasına girmiş, ne var ne yok boşaltıyor, orayı yağmalıyorlardı. Haklıydılar da, iki aydır Fozre Ailesi onlara çile çektirmişti. Şu an bahçede Hollis ile Zend yalnızdı. Kendi çadırlarına kaçanlar da vardı tabii

''Biriyle eğitim gördüm diyebilirim usta.'' Zend başını hafifçe öne eğerek mahcup bir şekilde konuştu. ''O kişi, herhangi birine başka bir şey söylemememi tembihledi, ve o, benim, ya da senin kızdırabileceğin biri değil usta. Özürlerimi sunarım.'' Zend her zaman dalgayla karışık konuştuğu, çok yakın olduğu ustasına karşı bu sefer sadece ciddiyetle konuşabildi. Mahcuptu; üzgündü. Ama elinden bir şey gelmezdi. Yapabileceği tek şey, ustasına bunu söylemekti. Normalde olsa ustasından gizleyeceği hiçbir şey olmazdı. Ama bu sefer ona söyleyemeyeceği şeyler vardı. O adam, eğer üç yıl içinde yaptığı herhangi bir şeyi bir başkasına söylerse Zend'i, bir on yıl daha oraya alacağını ve onunla güzel vakit geçirmeye devam etmek üzere tekrar birlikte olacaklarını söylemişti. Zend orada üç yıl kalmıştı. On yıl kalmaktansa ölmeyi tercih ederdi. Gerçekten ölmeyi tercih ederdi, zaten orada on yıl boyu hayatta kalacağını da sanmıyordu. Duyduğu büyük hüznün sebebi de buydu zaten. Ustasına, bu sebeplerden dolayı bir şey söyleyememekteydi. O Zend'in ustasıydı, Zend ile ilgili her şeyi bilmeyi hak ediyordu. Zend'in şu anda olduğu yere gelebilmesinin en büyük sebebiydi o belki de. Değil ustasından, eğer Zend'in elinde imkanı olsaydı, en uzak arkadaşından bile bir şeyleri gizli tutmak istemezdi. Çünkü gizli tutulan şeyler ve daha da kötüsü yalanlar, bir dostluğun bozulmasının en büyük sebepleriydi. Zaten Ranon'a da o iki aylık zaman dilimini anlatamamıştı ve bundan dolayı da bir hayli morali bozuktu.

''Demek öyle...'' Hollis bir iç çekti ve tekrar neşeli bir şekilde onunla konuşmaya başladı. Zend'in başından neler geçtiğini merak etmiyor değildi; ama Zend'in normal koşullarda ondan bir şey gizlemeyeceğinden emin olduğu için içinde bir sıkıntı yoktu. Zaten söyleyebileceği bir şey olsa, Zend ona hemen gerekenleri anlatır, söylerdi. ''Demek yeni bir usta edindin ha!'' Zend'in kafasını kollarının arasına aldı. ''Benden de iyi öğretti mi bari?! Seni hain! Ben de senden başka bir öğrenci almazsam köpek olayım!'' 

''Bu arada öyle birkaç kişiyi yendin diye burnun havaya uçmasın, benim tırnağım bile olabilmen için daha kırk fırın ekmek yemen lazım! Hemen hava atmaya falan çalışma, hala küçük bir çocuksun!'' Hollis gülerek Zend'in geceyi andıran kopkoyu, karanlık saçlarını sertçe karıştırmaya devam etti.

Zend ustasının verdiği tepki ile yavaşça kıkırdamaya ve keyfini kazanmaya başladı. Hatta bir süre sonra bir kahkaha patlattı ve neşeli bir şekilde ustasını kucakladı. ''Seni özlemişim usta.'' 

Hollis de bunun üzerine gülmeye devam etti. ''Ben de seni özledim derdim de, pek özlemedim açıkçası. Senin yüzünden iki aydır tek başımaydım, buraya gelme sebebimizi bile gerçekleştiremedim. Ondan önce de dokuz aydır seninleydim zaten, neyini özleyeceğim?'' 

''Hahaha.'' Zend kendini tutamadı ve bir kahkaha daha patlattı. Kendini ustasının kollarından kurtardı ve onun karşısına geçti. Bir anda zihnini boşalttı ve kendini ciddiyetle doldurdu. Söylemesi gereken şeyleri unutmamalıydı, şu an anlatmalıydı. 

Zend'in bir anda ciddileştiğini ve biraz önceki esprili halini bıraktığını gördüğünde, Hollis şaşırdı ve şaşkınlıkla yavaşça sordu. ''Sorun nedir?''

Zend direkt olarak konuya girmesi gerektiğini hissetti ve karşısında duran ustasının gözlerinin içine baktı, yavaşça batmasıyla birlikte bugünkü son ışıklarını bir yandan gökyüzünü turuncuya boyamak için, bir yandan da Zend'in yüzünü aydınlatmak için kullanan güneşin gözünü alan ışığına aldırmadan konuşmaya başladı. ''Usta, bir ay kadar bir ömrünün kaldığından haberdarım.'' 

''Ne?'' Hollis Zend'in ciddi bir şekilde konuşmasıyla son derece büyük bir paniğe kapıldı ve ne yapacağını bilemedi. Bir süre bekledi, şaşkınlıkla açılmış olan ağzını kapattı ve aklını dizginledi, sordu. ''Sen... Bunu nasıl öğrendin?'' 

''Usta, bunu herhangi bir şekilde kendime yarar sağlamak için söylemiyorum ama; senden çok daha güçlü varlıklar ile iletişim halindeyim. Bunu nasıl yaptığımı sorma, çünkü ben de bilmiyorum. Tek bildiğim, o varlıkların senin ömrünü görebildikleri ve seni nasıl kurtarabileceğimi biliyor olmaları. Ben de bunu yapmaya karar verdim. Senin ölmeni engelleyeceğim usta, bunu yapabileceğim söylendi.'' Zend kararlı bir şekilde konuşmaya başladı. 

Hollis'in gözleri, sınırlarını zorlayarak açılmışlardı. ''Zend, bu senin karışabileceğin bir şey değil. İletişim kurduğun çok güçlü olan varlığın karışabileceği bir şey olduğunu da sanmıyorum. Sen Gri Engerek'in temsilcisi oldun değil mi? Tanırım onu, o benim üvey babam. O, dünyadaki en güçlü yirmi kişi arasında ve İlah Seviyesi'nde. Ancak o bile bunu engelleyemedi. O bile yapamadıysa kimse yapamaz.'' Hollis bir anda etrafını saran hüzünle iç çekti. ''Daha önce sana anlatmıştım, hatırlıyorum. Fun da yanımızdaydı. Birine, onu öldürmeden ona cehennemi yaşatmak için yasaklı bir büyü kullandım ve o an sahip olduğum ömrün yarısını feda ettim. Ömrümün üzerine bir mühür konuldu. Biliyorsun, bir büyücü ya da savaşçı, seviye atladıkça ölümsüzlük yolunda ilerler. Yaşlı Maızk bu yolun sonunu görmüş ve ölümsüzlüğü elde etmiş olan biri, diğer ölümsüzlere göre de oldukça genç. Sana anlatmıştır... Neyse, bu mühür öyle güçlü bir mühür ki, ben ne kadar seviye atlarsam atlayayım değişmedi. Değişmeyecek de, şu an normalde sahip olmam gereken ömür en azından iki asır iken, ben kırkımı göremeyeceğim. Ama buna itiraz etmiyorum. Çünkü bu, bilerek yaptığım bir şey. Benim sorumluluğum. Bunu yapan benim. Bunun cezasını çekecek olan da benim. Ömrümün üzerindeki bu kilit, bizzat Şer Tanrısı'nın bir büyüsü. Bir mucize olsa ve sen bunu kırmış olsan bile, büyüsünü bozduğun için Şer Tanrısı senin peşine düşecek. O ölmeni istedikten sonra seni kurtarabilecek bir güç yok Zend. Keşke olsaydı, ama yok. O, benim ölmemi istiyor. Beni bundan kurtarabilecek bir güç, aynı şekilde yine yok.'' 

''Genç adam, yanılıyorsun.'' Zend sebebini bir hüzünle sarsılmışken, geriye doğru atıldığını hissetti ve arkaya doğru sendeledi. Kulakları bir çınlama eşliğinde, yaşlı, kudretli bir ses duydu. 

''Seni kurtarabilecek şeyler var. Sen bilmesen de bu mümkün.'' Ranon küçük boyutunu almış ve Hollis'in iki katı kadar olan vücuduyla onun karşısına dikilmişti. Büyük ihtimalle Zend'in karamsarlığa düşmüş olduğunu sezmiş ve müdahele etme gereği duymuştu. Bunu ha bire yapmazdı, ama Zend son zamanlarda oldukça yoğun duygular içerisindeydi. Ne karar vereceği pek belli olmuyordu; her çocuk gibi, Zend de hayatının bu çağınd karmaşıklık içerisinde sıkışmış bir vaziyetteydi. Ranon Hollis'in bugün daha fazla şaşırması mümkün olmayacağı düşüncesini yalanlarcasına onu şaşırtmaya devam ediyordu. ''Sen bu dünyada çok büyük yerlere ulaşamamışsın, bu yüzden bilmemen normal. Hatta büyülü yaratık alemindeki bir böcek gibi bile sayılabilirsin. Ama yine de bir böcek için etkileyicisin; diğer böceklere göre güçlüsün.'' Ranon konuşmaya devam etti ve Zend'i iyice şaşırttı. Zend, Ranon'un Hollis'e umut mu vermek istediğini, yoksa ondaki azıcık kalmış umudu da mı almak istediğine karar veremedi. Onu övmüş müydü, yoksa onu aşağılamış mıydı tam olarak emin bile değildi. 

''Sen bilmiyorsun ama, ben Şer Tanrısı'nın mührünü bozacak şeyleri biliyorum. Zend'in ustası olduğun için de bu yolu Zend'e gösterebilirim; bunu isteyen kendisiydi. Bu yüzden itiraz etmeden güneye ilerleyeceksin, biz bir ay içinde büyüyü bozacağız ve sen bu anda güneye gideceksin. Şer Tanrısı istese de orada seni öldüremeyecek, oraya karışamaz. Seni öldüremeyince hem bundan öfke duyacak, hem de Zend'e karşı öfkelenecek. Bir kaplanın öfkesiyle ve bir kartalın kararlılığıyla Zend'i öldürmeye ve onun kalbini deşmeye çalışacak.'' 

Zend bu kısımda neredeyse ustasını kurtarmaktan vazgeçecekti. Gerçekten, Ranon onu vazgeçirmeye falan mı çalışıyordu? Ranon soğukça güldü ve devam etti. ''Ama merak etme, Zend'i ondan nasıl koruyacağımız konusunda da fikirlerim var. Zend senin yaşaman için bu tehlikeli yolu seçti ve sen de ona uyacaksın, güçlü karınca. Burada en kolay şeyi sen yapacaksın, bir de buna karşı çıkmaya çalışırsan seni Şer Tanrısı'ndan önce ben ezerim. Bir tırnak parçası kadar bile uzun olamayacak hayatında yaşadığın küçücük şeylerle sorumluluktan bahsetme ve dediklerimi harfiyen uygulamaya başla.'' 

Ranon konuştuktan sonra Zend'e doğru döndü. ''Daha önce planımı anlatırken yok olmuştun. Şimdi tekrar anlatacağım. İyi dinleyin.'' Zend şu an son derece korkmuştu. Ranon'un istediği zaman çok korkunç olabildiğinin farkına tekrar vardı. Zend'in Hollis'i çok sevdiğini bilmesine rağmen Hollis'i gerçek anlamda bir karınca gibi görmüş ve onu aşağılamaktan kendini geri tutmamıştı. Ranon, gerçekten de sadece Zend'e karşı nazikti. 

***

''Sanzirna, Dealdor, Xienao!'' Bir sürü varlıkla dolu olan geniş, kocaman odada bir insanı rahatça korkudan titretebilecek, son derece kudretli ve korkutucu bir ses yankılandı. 

''Emredin, efendi Lazel!'' İkisi kadın, biri erkek olmak üzere, siyah zırhlara sahip üç kişi, karşısındaki pencereden karanlık gökyüzüne bakmakta, siyah bir tahtta oturmakta olan geniş omuzlu, gür sesli adamın tahtına doğru bir dizleri yerde olarak eğildiler ve onu selamladılar. 

''Görevinizi size daha önce anlatması için Retango'ya söylemiştim. Size anlattı mı?'' Gür sesli adam kendinden emin ve kararlı bir şekilde konuşmaya başladı. 

''Evet!'' Üç zırhlı kişi birlikte hafifçe yüksek bir sesle konuştular. 

''Göreviniz şimdi başlıyor. Chibui Dağı'na gidin ve onu bulun. Venda'nın bir büyüsünde bulunan bir ölüm mührünü kırmak için ona yardım edeceksiniz. Unutmayın, onun her dediğini yapacaksınız. Göreviniz zaten çok da zor olmayacak; halledebilirsiniz. Unutmamanız gereken asıl nokta, ona karşı saygıda kusur etmemek. Sakın onu gücendirmeyin, ona karşı kötü bir harekette bulunmayın. Bana nasılsanız, ona da öyle olacaksınız.'' 

''Emredersiniz!'' Üç kişi birden tekrar bağırdılar ve ikisi ayağa kalktı. Biri hala ilk olarak geçtiği pozisyonda eğilmekteydi. ''Efendi Lazel, bu adam kim? Bize en azından biraz bilgi verebilir misiniz? Onu nereden gördünüz? Bizden saygıda kusur etmememizi istediğinize göre, son derece güçlü ve değerli biri olmalı. Aksi halde siz böyle bir şey isteyecek birisi değilsiniz, affınıza sığınarak söylüyorum.'' 

Adam hafifçe sırıttı ve ayağa kalktı, hala selam vermekte olan zırhlı kişinin önüne doğru ilerledi. ''Sizin tanımaya bile gücünüzün yetmeyeceği biri tarafından bana önerildi o. O kişiye zaten karşı gelmem imkansızdı, bana önerdiği şeyi yapmak zorunda olduğum neredeyse kesindi. Ama zararda mı, yoksa yararda mı olduğumu bilmek istediğim için ona kime destek vereceğimi sordum.'' Adam bu sefer sesli bir şekilde kahkaha attı ve odada sesinin daha da çok yankılanmasına izin verdi. ''O da bana destekleyeceğim kişinin gelecekteki bir halini gösterdi.'' 

''HAHAHA!'' Adam biraz öncekinin bin kat daha büyüğü ve seslisi olacak şekilde bir kahkaha daha attı. Arkasına döndü, penceresine doğru yöneldi. ''Ben, Lazel Ahindriu Horost, yemin ederim ki, bu sefer hepinizin kellesini almam mümkün olacak, tanrı bozuntuları!'' 

***

1881