Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

124. Bölüm Sana Yetişmeye Çalışacağım

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend konuştuktan sonra, Xienao'nun gözleri seğirdi ve yavaşça yutkundu. ''Ciddi misin? Yoksa sadece abartma mı yaptın?'' 

''Son derece ciddiyim. Tabii sadece fiziksel olan bir savaşta bu böyle olur, psikolojik bir savaşta sadece gözlerine bakarak senin iradeni kırabilir.'' Zend ciddi bir şekilde konuşmasına devam etti. ''İnan bana, onu sevdiğimden böyle söylemiyorum. Hatta ondan nefret ediyorum, onunla üç yıl geçirdim ve sırf bana bir özellik kazandırmak için bana öyle şeyler çektirdi ki, onu bir daha görmek bile istemiyorum. Hayatıma hiç karışmaması daha iyi olurdu.'' 

Zend konuştuktan sonra yukarıdan, gökyüzünden başlayan çatırdamalar eşliğinde Kadons kayboldu, tekrar normal dünyaya döndüler. Kadons fiziksel olarak gidilemeyen bir yerdi, ama aynı zamanda fizikseldi de. Anlaşılması pek kolay değildi.

Bu sefer Xienao değil, Sanzirna yutkundu. ''Sen o kişiyle üç yıl mı geçirdin? Sana bir özellik kazandırmaya çalışıyordu, yani seni eğitti mi?'' Sanzirna'nın aklında beliren; Lazel'in üzerinde bile baskı kurabilecek, okyanusların yerini değiştirebilecek, devasa gök taşları indirebilecek, dünyayı yerinden oynatabilecek olan kişinin Zend'i eğitmiş olma düşüncesi, Sanzirna'nın bir anlığına yüreğini hoplattı.

''Eğitime benzer bir yanı yoktu,'' Zend gerçek dünyanın havasını içine çekti ve elini çenesine götürdü. ''daha çok bir işkenceyi andırıyordu.'' Aklına gözlerinin yerinden çıktığı, kollarının koptuğu, dilinin kesildiği, derisinin yüzüldüğü, her yerine bıçaklarının girdiği, tonlarca ağırlığın altında kalıp kemiklerinin kırıldığı, göğsünün ezildiği, nefes alamadığı, kaburgalarının derisinden dışarı çıktığı zamanlar gelince soğukça titredi Zend. Bu anları unutmak istese de büyük ihtimalle bir daha bunları unutamayacaktı. Bu imkansızdı, hiç kimse bunu yapamazdı. Özel bir hapla ya da ilaçla, belki... ''Neler yaşadığımı bilmek bile istemezsiniz.'' dedi, soğukça.

''Çok zor geçmiş olmalı.'' Dealdor Zend'e baktı ve onun acısını paylaşırmışçasına konuştu. ''Aklına gelmesiyle bile titrediğin şeyleri yaşamayı kesinlikle istemezdim.'' 

''Peki sana kazandırmaya çalıştığı şeyi başardı mı?'' Zırhı tekrar eski haline gelen Xienao meraklı bir şekilde sordu. ''Ne özelliği ki bu, hem neden sana bunu kazandırmak istedi?'' 

Zend yavaşça elini çenesinden çekti ve avuç içine baktı. Elleri artık eskisi gibi; saf, temiz bir çocuğun elleri değildi. Artık insanların canını almış, insan kanıyla kirlenmiş ellerdi bu eller. ''Neden bunu bana kazandırmak istedi, benim ayrıcalığım ne?'' dedi mırıldanarak, diğerlerinin de duyabileceği bir şekilde. ''Bunlar da uzun süredir kendime sorduğum sorular. Cevabını bilsem size söylerdim.'' Biraz önce Xienao'nun gösterisini izlemek için döndüğü yerden tekrar arkasına doğru döndü. ''Artık gitmeliyiz, geç kalmamak gerek.'' 

Üçlü de kafalarını salladılar ve daha fazla soru sormadan, tekrar hafif adımlarla yürümeye başlamış olan Zend'in arkasından onun hızıyla yürümeye başladılar. 

''Zend,'' Zend'in başında, sesin sahibi olan kişinin geçirdiği uzun, mücadele dolu yılların verdiği ağırlıkla çınlayan yaşlı bir ses yankılandı. ''Hollis'in nereye gittiğini anlayamıyorum.'' 

Zend Ranon'un çağrısına cevap verdi hemen. ''Nasıl yani?'' Bir yandan da hızlı, ama hafif adımlarla yürümeye devam ediyordu. Gecenin karanlığı iyice bastırmıştı.

''Hollis kesinlikle ölmedi, ama enerjisi bir anda ortadan kayboldu. Sanırım kendi isteğiyle enerjisini gizledi.'' diye devam etti Ranon.

''Ustam neden böyle bir şey yapsın ki?'' Zend kendi kendine sordu. Tabii ki kendi kendine sorduğu bu soruyu Ranon da duyabiliyordu.

''Bilemiyorum. Enerjisini gizlemek zorunda olduğu bir durum ile karşılaşmış olabilir.'' 

''Bir grup öz suyu avcısı ile falan karşılaşmış olabilir. Her neyse, ustama bir şey olmaz.'' Zend rahat bir şekilde konuştu. Hollis birileriyle karşılaşmış ve fark edilmemek için enerjisini gizlemişse, bunun sebebi, sadece uğraşmak istememesi olurdu. Çünkü Chibui Dağı'nda ona denk olacak birisi yoktu. Yüzlerce öz suyu avcısı vardı burada, ama hiçbiri onunla yarışamazdı. Chibui Dağı'nda insanların birleşip kendilerini korumak istemelerinin baş nedeni de yine insanlardı zaten, öz suyu için, büyülü yaratıklardan daha çok insanlar avlanıyordu. Elden ne gelirdi ki, insanlar açgözlüydü, doymuyorlardı. Üstelik Tarol da yanındaydı, onları burada kimse yenemezdi. Zend'in endişelenmesi gereken bunlar değildi, Venda'nın büyüsünü nasıl bozacağını düşünmeliydi. Asıl oydu, Hollis için tehlikeli olan. 

Bir süre sonra kampa vardılar. Zend yine o bakışlarla karşılandı; korku, hayranlık ve kararsızlıkla dolu olanlarla. Ama aldırmayacaktı, yolda kendini böyle şartlandırmıştı. Ama Emma'nın gözlerinin de bunlarla dolu olması, onu biraz üzmüştü.

Yemek bitince, Zend kimseyle konuşmadı ve gidip ödünç aldığı at arabasını geri verdi, teşekkür etti. Dealdor, Xienao ve Sanzirna bir çadır kurmuşlardı ve oraya geçmiş, Zend'i de davet etmişlerdi. Ama Zend orada rahat edemeyeceğini düşünmüştü ve başka bir yer egeçmek istemişti. Uyumak ve dinlenmek için, bu zamana göre iki aydır kapalı kaldığı odanın binasına doğru ilerlemeye başladı. Orada kendisi için bir oda bulabileceğini düşünüyordu. Bir gece kalacaktı zaten, yarın buradan ayrılacaktı. Binaya girdiğinde, direkt olarak karşısında kalan masanın başında oturan Emma ve ile karşılaştı. O, yemeğini erkenden bitirmişti ve Zend'e büyülü yaratıklar için şükranlarını sunup binaya gitmişti. Şu an önündeki birkaç kağıt ile uğraşıyor, bir şeyler karalıyordu. Zend ona doğru ilerledi. 

''Bu gece uyuyabileceğim bir oda var mı?'' Yavaşça Emma'ya seslendi.

''Şu oda boş,'' Emma konuştu ve eliyle sağ tarafında kalan bir kapıyı gösterdi. ''En iyi oda o.'' Zend ile konuşurken hafifçe ürpermişti kız.

''En iyi odaya sen ya da senin kardeşlerinden birinin geçmesi gerekmez mi? Buranın başı sizsiniz.'' Zend normal bir şekilde konuştu, bir duygu belirtisi göstermedi.

''Biz...'' Emma hafifçe kızararak konuşmaya çabaladı. ''Biz burayı koruyamadık bile, nasıl buranın başı biz olabiliriz? Sen ve ustan onların büyük çoğunluğunu halletiniz. Eğer bir başımıza olsaydık tek yapabileceğimiz elimiz kolumuz bağlı oturmak olacaktı. Üstelik onları buraya alan da bizdik. Bir de koskoca aile olacağız...'' Kızın konuşmasından bile utanç duyduğu anlaşılıyordu, Zend ona acımaktan kendini alamadı.

''Böyle bir şey olacağını bilmeniz imkansızdı. Hem onun kolunu kesen de bendim, yani olanların sorumlusu bendim. Mahçup olan ben olmalıyım. Kendini üzme.'' dedi Zend. 

''Bunu nasıl yaptın?'' Emma utançla önüne eğdiği kafasını kaldırdı, yanakları da yüzü gibi kızarmıştı. ''Seninle aynı yaştayız. Ben o büyücülerin birine bile doğru düzgün kafa tutamam... Ama sen o büyücüleri zorlanmadan yenebildin. Üstelik o savaşçıları öldürmen de sadece birkaç saniyeni aldı. Bunu yaparken tereddüt bile etmedin. Üç yıl önce karşıma çıktığında tek yapabildiğin koşmaktı. Ben o zaman bile iki yıldır eğitim almaktaydım. Senden oldukça üstündüm.'' Emma'nın sesi yavaşça yükselmeye başlamıştı. Kendi kendine sürekli sorup cevap alamadığı şeyler ağzından dökülmeye başlamıştı. ''Sonra evime gelip, herkesi bayıltıp çıkıp gidiyorsun. Ne olduğunu bile anlayamıyorum! Kutsal Seviye bir büyülü eşyayı kırabiliyorsun. Sonra üç yıl boyunca canımı dişime takıp her şeyi yaparak çalışıyorum. Uykumu bile olabildiğince az tutuyorum ki, yeterince güçlü olup ailemin adını ileriye taşıyabileyim. Gururla kafamı kaldırabileyim! Üç yıl sonra tekrar karşılaşıyoruz. Bir bakıyorum ki, benim en güçlü büyümle bile ancak öldürebileceğim, daha sonra da bayılıp bir hafta uykuda enerji toplamak zorunda olacağım bir büyülü yaratığı iki, hatta bir vuruşla öldürüyorsun! Aramızdaki fark ne diye soruyorum kendime, neden ben üç yılda her şeyi yapmama rağmen bu kadar güçlenemedim?! Fozre Ailesi'nden gelen genç ile tartışıyorsun. Onu yenemeyeceğini düşünüyorum, o senden çok daha büyük. Bir bakıyorum ki tek harekette onu mağlup ediyor, onun kolunu kesiyorsun. Sonra Fozre Ailesi gelip bizi rehin alıyor. Seni de aynı şekilde alıyorlar. Bu sefer herkes için üzülsem de, kahrolsam da, bir yandan rahatlıyorum. Sonunda senin de bir insan olduğunu, yenilebileceğini anlıyorum. Aradan iki ay geçiyor. Sonra seni dışarı çıkarıyorlar, öldürmek için mi, işkence etmek için mi bilmiyorum. Korkuyorum bir yandan, kalbim seni dışarı çıkaracaklarını duyduğum andan itibaren delicesine atıyor, öleceğini düşünüyorum. Endişeleniyorum senin için, ölmeni engellemek için bir plan yapmaya çalışıyor, diğerlerine haber yollamaya çalışıyorum. Seni kurtarmak istiyorum, üç yıl önce beni kurtardığın zaman sana karşı edindiğim borcu ödemek istiyorum. Seni kurtaracağıma kararlıyım!'' Emma artık resmen bağırmaya başlamıştı, ellerini önündeki masaya vurmuştu ve bir yandan da ağlıyordu. Küçük ciğerlerindeki nefesin bitmesiyle nefes almak zorunda kalıyordu sürekli, konuşması kesiliyordu. Bu sefer cümlesinin kesilmesini istemiyor olmalıydı ki, derince bir nefes aldı. ''Sonra dışarı çıkardıkları sana bir bakıyorum ki, iki ay önce bıraktığım gibi değilsin! Aradan sanki beş yıl geçmiş gibi, değişmiş, büyümüşsün! Ayrıca içinden öyle bir enerji geliyor, ama aynı zamanda da öyle bir gizli ki, Mental elementine sahip olmasam onu fark edemeyeceğim. Tam seni kurtarmak için harekete geçeceğimiz sırada, birkaç saniye içerisinde ölümü göze alıp saldıracağımız askerler ölmüş durumda oluyorlar! Derine büyülü bıçaklar bile girmiyor, alevi tutup bir yana, üstüne düşen yıldırımı tutup diğer yana atıyorsun! Neler oluyor Zend?! Ne yapıyorsun?! Nasıl bunu yapmayı başarıyorsun?!''

Zend kızın bir anda bağırmasını beklemiyordu, şaşırdı ve afalladı. Emma'nın gerçekten bu kadar şeyi içinde tuttuğunu tahmin ve fark edememişti. ''Emma, kendinle beni kıyaslaman saçma. Sen bir büyücüsün. Ayrıca bahsettiğin gibi, Mental Elementi'ne sahipsin. Ben ne kadar istesem de öyle büyüler kullanamayacağım, daha doğrusu büyü kullanamayacağım. Vücudum bunun için yeterli değil. Ayrıca henüz yeterince güçlü olmaman normal, insanlar gerçek gelişmelerine en azından onuncu seviyeden sonra başlar. O seviyeden önce, sıradan bir insandan pek bir farkı yoktur. Ayrıca ben Kral Modu'na sahibim, bu tamamen şans. Eğer sen de ona sahip olsan böyle olabilirdin. Kendini küçümseme. Daha on yaşında benim hiç anlamayacağım büyüleri baştan yazabilirsin bile, ayrıca gelişimin daha tam olarak başlamadı. Hem aynı yaşta da değiliz. Ben o iki ayın içinde üç yıl geçirdim, sürekli gelişmeye devam ettim. Ama senin eğitim yapacak bir yerin bile yoktu o sırada, bu yüzden benden geri düşmen daha da normal değil mi? O askerleri öldürebilmemin nedeni ise Tanrı Tekniği'mdi. Onu öğrenebilmemin nedeni de ustamın o tekniği biliyor olmasıydı. O tekniğe yatkın olduğum için de rahatça öğrenebildim. Henüz yeterince güçlenemedin, ama bu bir anda güçlenemeyeceğini göstermiyor Emma. Kendini diğerleriyle de kıyasla. Radien, o yaşına rağmen ancak senin gücüne gelebilmiş. Bu kamptaki herkesten daha niteliklisin. Sadece yoluna devam et. Sonunda şehirleri yok edebilecek kadar güçlü olacağına kesinlikle eminim. Öylesine emek verebilmen bile mükemmel, özenilecek birisin, Emma. Ayrıca güzelleşmeye de başlıyorsun yavaş yavaş, yaşın ilerledikçe mükemmel bir eş olacağına bahse girebilirim.'' Zend, geneli doğru, aralarda küçük yalanlar da içeren bir konuşma yaptı.

Emma Zend'in konuşmasından sonra ona baktığında, gözleri parlıyordu. ''Zend, sadece benim moralimi düzeltmeye çalıştığın çok belli oluyor... Ayrıca beni mutlu etmek için yalan söylediğin de aşikar...'' Kuvvetli bir şekilde iç çekti, gözlerinin yaşını sildi, ani bir şekilde Zend'e sarıldı. ''Eğer mümkün olursa, sana yetişmeye çalışacağım.''

***

1576