Elinize sağlık. Ahaha resmen kasiniyor ha :D bizimkide fazlami cesur ne plan bu ilk yolladigoyla oyalanip dikkat cekmicek degilmiydi niye kiskirtiyor ;D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
131. Bölüm Gecenin Hanımı
"Vay be!" Zend şaşkınlıkla bağırdı. "Ranon, seninle birlikte olmama her kim sebep olduysa ona sonsuz minnettarlık duyuyorum!" diye ekledi coşkulu bir şekilde.
"Duymalısın zaten." Ranon bir yandan tek pençesiyle yere Büyü Dili'nde bir şeyler yazmaya devam ederken, bir yandan da Zend ile konuşuyordu. "O adam gerçekten sonsuza kadar minnettar olunabilecek biriydi."
Üstün ise onların bir kısa bir mesafe uzağında bağdaş kurmuş oturuyordu, bir bileğinde Ranon'un onu bağladığı mühür vardı yine. Bir çeşit ipe benzeyen o şey, Üstün'ün Ranon'dan habersiz bir şey yapamamasını sağlayan tek şeydi.
"Hala bana geçmişte neler olduğunu, neden benim içimde yaşadığını anlatmayacak mısın?" Zend meraklıydı hep bu konularda, her fırsatta Ranon'a soruyordu. Ama şu ana kadar bir cevap alabildiği söylenemezdi.
"Zend, seninle iletişime ilk geçtiğim zamanlarda sana, senin içinde yaşamadığımı binlerce kez söyledim. Ben senin içinde yaşamıyorum, sadece geçici bir süreliğine burada konaklıyorum. Arada fark var. Ayrıca, daha geçmişi konuşmanın vakti gelmedi. Hâlâ öğrenmen gereken bir sürü şey var ve onları sana öğretmesi gereken kişi ben değilim. Öğretmesi gereken kişinin kim olduğunu sorarak vaktini kaybetme yine; cevap vermeyeceğim." Ranon ciddiyetini hiç bozmamıştı her zamanki gibi, Zend artık onun ciddi olmasına hiç şaşırmıyordu. Bazen Ranon fazlasıyla sıkıcı ve baskıcı olabiliyordu, bazen de Zend'in hiçbir sorusuna cevap vermiyor, o yokmuş gibi davranıyordu.
Ama her şeye rağmen Ranon'u çok seviyordu Zend. Ranon genellikle ona karşı bir duygusunu belli etmeden konuşsa da, Zend daha önce hiç almadığı ve sadece babasının ona verebileceği; arkasında yaslanabileceği bir duvar olması hissini Ranon'dan alabiliyordu. Her ne kadar hayatın gerçeklerini fazlasıyla anlamış olsa da, içeri bakıldığı zaman o hâlâ ailesi ile hiç vakit geçirememiş, şimdiye kadar sadece bir kere babasını görebilmiş, derinden yaralı biriydi o. Artık eskisi gibi üzmüyordu bu onu, çünkü ailesinin olduğunu öğrenmişti artık. Yine de içinde on yıl boyunca babasına bir kere bile sarılamamanın, annesinin kokusunu bile bilememenin açtığı yaralar hâlâ sızlıyordu bazen. Zend'in karakterinin oluşmasında etkili olmuştu bu, hayatının sonuna kadar da geçmeyecekti o yaraların izi.
Bu yüzden, normalde olması gerekene oranla çok az da olsa, ailesinden alması gerektiği şeyleri Ranon'dan almıştı Zend. Bilmediklerini ona sormuştu, insanların nerede nasıl davrandığını, onlarla nasıl konuşması gerektiğini, hangi tepkisinin o duruma daha iyi uyacağını ve kendini tam olarak ifade etmeyi, hatta bazı yemekleri yapmayı bile öğrenmişti ondan. Üstelik şimdiye kadar onlarca kez hayatını kurtarmıştı Zend'in, çocuğun elde ettiklerinde şüphesiz Ranon'un en azından onun kadar emeği vardı. Ranon Zend için bir büyükbaba gibiydi biraz.
Yine cevap alamadığı için ofladı ve başka bir soru sorarak zamanını boşa harcamadı Zend. Bunun yerine Ranon'un yaptıklarını izlemeye koyuldu.
Yaklaşık dört saat içerisinde, Ranon büyüyü tamamlamış ve son kalan kısımlarının üzerinde durmuştu. Büyünün yanlış olmaması için son bir kez daha kontrol ediyordu şu an. Bir sıkıntı olursa, çok kötü sonuçlar doğabilirdi, Zend de bunu bildiği için geçen süreyi dikkate almıyor, hiç ses çıkarmadan dikkatli ve sabırlı bir şekilde izliyordu Ranon'u. İlk başta büyünün nasıl yapılacağını görmek istemişti, ama Ranon'un hiç beklemeden ve tereddüt etmeden yaptığı onlarca karmaşık şeyi görünce kafası epey karıştı ve Ranon'un ne yaptığını izlemeyi bıraktı. Ama bakmaya devam ediyordu, sadece izlemeyi bırakmıştı. Ranon'a ve onun yaptığı şeylere bakıyordu ama aklı başka yerlerdeydi. Burada olmasının asıl nedeni ise, Ranon'un büyüyü tamamlamasından hemen sonra büyüyü kendisinin gerçekleştirecek olmasıydı. Ranon bu büyüyü kendisinin yapabileceğini, ama uygulayamakta sorun yaşayabileceğini söylemişti. Bu yüzden Zend onun söylediğini kabul etmiş, zaten Ranon'un dediği şeylerin yanlış olmayacağını düşünerek o büyünün bitmesini beklemeye başlamıştı.
''İşte oldu. Sorun olmadığından eminim artık.'' Ranon son bir kez önündeki bir sürü kağıda baktı ve yavaşça konuşmaya başladı.
''Sonunda!'' Zend istemsizce sevindi bir anda, bir yandan ustasını kurtaracağı için sevinirken, bir yandan da büyünün sonunda tamamlandığını düşünerek mutlu olmuştu. Bekleyiş artık bitmişti. ''Öyleyse, ne yapmam gerekiyor?''
''Yapman gereken zor bir şey yok, zaten her şeyi tamamladığım için tek yapacağın bu kağıdın üzerindeki yuvarlağın içine elini basmak,'' diyerek pençelerinden biriyle bir kağıdı gösterdi, ''sonra da bir dakika kadar hiç elini oynatmamak.''
''Anladım.'' Zend hemen Ranon'un söylediklerine kafa salladı ve onun yanına giderek gösterdiği yerin üzerine doğru elini uzatıp bekledi. Elini o yuvarlağa göre ayarladı ve Ranon'un onayını bekledi.
''Yapabilirsin şimdi. Ama unutma, elini bir dakika boyunca sakın çekme.'' Ranon son olarak söyleyeceğini söyledi ve Zend, onun konuşmasından sonra heyecanlı bir şekilde titreyen elini kağıdın üzerine bir anda bastırdı. İlk defa bir tanrının mührünün bozulmasını sağlayacaktı sonuçta, bu Zend için heyecan verici bir şeydi.
''Güzel. Bir dakika kadar bekle.'' Ranon devam etti.
Zend bu sefer de başıyla onu onayladı ve beklemeye devam etti. Şu anda içinde bir korku vardı. Böyle kritik noktalarda, içi, yapmaması gereken bir şeyi yaptığı zaman neler olacağını düşünmesiyle birlikte gelen ürperti ile doluyordu. Şu an eğer o kağıttan elini çekerse gerçekten kötü bir duruma gireceğinden emindi, zaten bunu yapmayacaktı da, ama zihnindeki düşünceler bir türlü durmuyordu. Hiçbir şeyi düşünmemeye çalışarak kendini sakinleştirdi ve elini bir dakika boyunca orada tuttu.
''Oldu mu?'' Bir süre geçtikten sonra Ranon'a seslendi Zend.
''Bekle. Çok az kaldı, olduğunda anlayacaksın.'' diye cevap verdi Ranon.
O an, bir anda oradaki sıcaklık çekildi ve Zend'in Kadons'u birkaç saniyeliğine buz gibi oldu. Zend, ortam bir anda soğuyunca ürperdi ve neler olduğunu öğrenmek için gözlerini hemen Ranon'a kaydırdı.
''İşte bu beklediğimiz işaretti Zend. Birkaç saniye içinde Venda ile yüz yüze olursun. Merak etme, bu sadece zihinsel olacak. Onun etkileme yeteneği çok kuvvetlidir. Ancak ona aldanma, o aslında göründüğü kadar muazzam ve kusursuz biri değil. En başta onun da benim insan ortağımın peşinden sadece bir teknik öğrenmek için evlat edinilmek isteyen bir sokak çocuğu gibi koştuğunu unutma.''
''Ne? Onunla mı görüşeceğim?'' Zend şaşkınlık içinde Ranon'a bir soru yönelttiğinde, çoktan Ranon'un yanından uzaklaşmıştı bile.
''Ben, Venda. Diğer isimlerimi bilmene gerek yok. Sadece Gecenin Hanımı desen de kabulümdür... İnsan, sen neden benim bir mührümü etkisizleştirdin?'' Aniden, arkasından bir ses yükseldi Zend'in.
Zend gözlerini bir kere kırpıp açtığında, artık Kadons'unda olmadığını fark etti. Şu anda tıpkı geçenlerde içinde uyandığı garip, mezarımsı odanın bir değişiğinin içindeymiş gibiydi.
Yine her yer siyah ve boğucuydu. Tavan ve duvarlar neredeyse aynıydılar. Gri sütunlar yükseliyordu tavana kadar odanın her yerinde, zemin tamamen pürüzsüz ve düzgündü. İnsan, burayı ilk gördüğünde nefessiz bile kalabilirdi. Çünkü oda gerçekten etkileyiciydi. Odanın geneli, Zend'in daha önce bir anda uyanıp yere zincirli bir adam gördüğü odadaki ile aynıydı. Zend burasının da birinin mühürlendiği bir mabet olduğunu düşünmeden edememişti ilk başta.
Arkasını dönmesiyle birlikte, tahta benzeyen bir yerde oturan birini gördü. Oturduğu taht, oldukça gösterişliydi.
Onun bacaklarının olduğu yerin her iki yanında lacivert ve mor renklerle yıldızlar çizilmişti, zarifçe yükselen taht, yükseldikçe iki yana doğru genişliyor ve büyüyordu. Oturma yerinin yanlarında da, oturan kişinin kollarını koyması için bölgeler ve düzgün bir şekilde yapılmış oyuklar vardı. Oyukların üzerinde de iki kol vardı tabii.
Odanın geneli sadeydi. Baskın olan renk hemen hemen her yerde siyahtı. Bazı yerlerde gri ve lacivert rengi de giriyordu bu renklerin arasına, mor da dikkatli bakılınca görülebilirdi. Odadaki sadeliğin nedenini, arkasına bakmasıyla anlamıştı Zend. Bu odanın sade olmasının nedeni; ilgiyi çekmesi gereken şeyin zaten odada mevcut olmasıydı.
Beyazın en açık tonu ile, siyahın en koyu tonunun karışmasıyla elde edilmişti sanki o gri saç. Kadının iki el ile çember şeklinde sarılabilecek kadar ince, bir o kadar da zarif belinden aşağı doğru uzuyordu. Dik, oldukça uzun, ama kimseyi rahatsız etmeyecek uzunluktaki kirpiklerin arasında kalmış, gözlerinin rengi de tıpkı saçları gibi grinin en derin tonlarındaydı. Zend o gözlerle karşılaştığında direkt olarak geri adım atma isteği duydu içinde. Onun üzerinde, tıpkı oda gibi siyah, diz kapaklarının bir buçuk el boyu kadar üstüne kadar uzanan, içine dalınıp gidilebilecek bir giysi vardı. Giysinin üzerinde hiçbir motif yoktu; saf siyahtı o.
Bir bacağını diğerinin üstüne atmıştı siyah tahtın üzerinde siyah elbiselerle oturan gri kadın. Bakışlarında duygudan eser yoktu, Baktığı herkesi rahatça korkudan titretebilirdi o, Zend ilk olarak bunu düşünmüştü. Köşeli bir yüzü ve çıkık elmacık kemikleri vardı kadının. Siyah elbisesinin, gri saçlarının yanında kendini hemen belli eden soluk sayılabilecek kadar beyaz, pürüzsüz teni, Zend'in dikkatini ikinci olarak çekmeyi başarmıştı. Birincilik, dibi nereye kadar gittiği belli olmayan, içinde kaybolmak çok kolay ve mümkün olan o gözlerdi tabii.
Siyah odanın içinde, resmen onun beyaz teni parlamaktaydı. Zend ona baktığında, odada onun dışındaki hiçbir şeye odaklanamadığını hissetti. Vücudundaki tüm dikkat bir anda akıp gitmişti sanki o kadına bakarken. O kadın tekrar konuştuğundaysa, kalbi heyecanla titremiş ve heyecanlanmıştı.
''Konuş, çocuk. Sana seni affetme imkanımı sunuyorum, konuş.'' Kadının, odada en az bulunan renk olan mor rengindeki, dolgun ve güzel dudakları yavaşça tekrar aralandı ve kelimeleri döktü arasından. Zend'in kalbi delicesine çarpmaktaydı o an. Hayatında ilk defa böyle bir farklılıkla karşılaşmıştı sanki. Kelimeler kifayetsizdi...
''Ustamı mühürlemiştiniz.'' Zend kendini toparladı, derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı. ''Onun ölmesini istemediğim için mührü kırdım.'' Dürüst olması gerektiğini düşünüyordu, çünkü başka bir fırsatı yoktu şu an.
''Sadece bu kadar mı? Başka bir sebebin yok mu?'' Kadın son derece sakin bir şekilde, sağ elinin üzerine çenesi gelecek şekilde elinin üzerine kafasını yasladı. Onun her hareketi, Zend'in kalbinin bir kere daha sertçe atmasına neden oluyordu. Üstelik onun sakinliği ve hiçbir duyguya sahip olmadığını belli edecek kadar keskin olan konuşmaları, Zend'in içine korku salıyordu.
''Evet, sadece o kadar.'' Devam etti konuşmasına, en azından oda kadar siyah renkte olan gözlere ve saça sahip olan çocuk.
''Sana bir kere daha konuşma hakkı veriyorum. Eğer geçerli bir sebep sunarsan, seni öldürmekten vazgeçebilirim. Benim mührümü neden etkisizleştirdin? Öleceğini bilmiyor muydun?''
''Kusura bakmayın, ama ek olarak söyleyebileceğim bir şey yok. Ustamın ölmesini istemiyordum ve bu yüzden mührünüzü yok ettim. Öleceğimi değil de, beni öldürmeye çalışacağınızı biliyorum. Ama öleceğim meselesine gelirsek... Pek yakın zamanda ölmeyi düşünmüyorum.'' Zend cevap verdi karşısındaki kadına. Karşılık olarak, hiç beklemediği bir şeyi gördü. Kadının dudağının kenarı, hafifçe yukarı kıvrılmıştı. Zend o kadının bembeyaz yüzünde, bir ifade görebileceğini gerçekten tahmin edememişti.
''Çocuk, sen sadece on üç yaşındasın. Sadece on üç... Sen benim en kuvvetsiz uşağım tarafından öldürülmeye bile değmezsin. Neden kendine bu kadar güveniyorsun?'' Kadın biraz önceki gibi, muazzam bir etki yaratabilecek, buz gibi soğuk bir ses tonu ile konuşmaya devam etti.
''Hahaha,'' Zend hafifçe kıkırdadı. ''Yolun başında herkes on üç yaşında değil midir?''
''Haklısın, ama gelecekte büyük yerlere kavuşacak kişilerin geleceği on üç yaşında bile bellidir. Bunu onlara bakarak söylemek oldukça kolaydır. Fakat ben sende böyle bir şey göremiyorum. Sadece azıcık cesaretli olabilirsin. Ya da durumun ne olduğunu hala kavrayamamışsındır.''
''Öyle mi?'' Zend biraz bekledi ve içinden gelen sesleri dinledi. Ranon'un sözleri kulaklarında çınladı o an. ''Yazık... Halbuki ben güçlü birinin peşinden bana sadece bir teknik öğretmesi için umutsuzca koşmadığımdan eminim.''
***
1700
Magnec