Elinize sağlık. Tek yumruğa gerek oldugunu sanmıyorum bence tek parmak bile fazla :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
123. Bölüm Tek Yumruğuyla Ölürsün
"Siz kimsiniz?" Zend önünde hafifçe eğilmiş ve ona zarifçe selam vermekte olan üç zırhlı insana şaşkınlıkla baktı ve masumca sordu.
Diğer ikisinin ortasında bulunan zırhlı kişi selam verirken yaptığı; başını ve vücudunu saygıyla öne eğdiği pozisyonundan ayrıldı ve doğruldu, Zend'in boncuk gibi gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı.
"Biz efendimiz; babamız, ağabeyimiz, üstadımız, üstümüz, kudretli ve yüce Lazel tarafından gönderildik. Size, aşağılık ve pislik Şer Tanrısı Venda'nın bir lanetini bozmakta yardım etmek amacıyla buradayız. Görevimizi tamamlayana kadar, canımızı da, kanımızı da sizin için feda etmeye hazırız. Kendimizi tanıtmamıza izin verin," Konuşmasından kadın oldupu anlaşılan, siyah zırhlı, güçlü bir savaşçıyı andıran kişinin konuşmasının ardından onun yanındaki diğer iki zırhlı insan da doğruldular ve Zend'e son derece kararlı gözlerle bakmaya başladılar.
"Öncelikle ben kendimi tanıtayım. Ben Sanzirna, Ejderha Seviyesi'ndeki bir savaşçıyım." Üçlünün ortasında bulunan kadın konuştu, kafasındaki, zırhıyla aynı renkte, ayrıca son derece uyumlu olan miğferini kafasından çıkardı.
Zend onun yüzünü tam olarak gördüğünde gerçekten şaşırdı. Kadın Ejderha Seviyesi'ndeydi ama yüzü oldukça genç görünüyordu, oldukça güzeldi de. Doğal olarak, ömürlerini ölümsüzlük yolunda ilerleyerek uzatan insanların gençliği daha uzun sürüyordu, uzun yıllar boyu genç kalabiliyorlardı. Ama bu kadındaki sanki başka bir gençlikti. Oldukça doğaldı. İnce kaşları ve dudakları, büyük ve hafifçe çekik, yeşil renkli gözleri, küçük bir burnu ve beyaz bir teni vardı. Saçları ise kahverenginin açık tonlarındaydı, kum rengine neredeyse yaklaşıyorlardı. Sert bir mizacı vardı ve oldukça otoriter biri gibiydi. Sadece bakışları birini rahatça öldürebilecekmiş gibiydi. Zend şu anki hâlinde olmasa onunla rahatça konuşabileceğini düşünmüyordu. Ya onun ulaşılmaz bir dağı andıran konuşmasından, ya da onun görünüşünden dolayı dilinin tutulması işten bile değildi.
O konuştuktan sonra sağındaki savaşçı ayağa kalktı ve o da Sanzirna gibi kendini tanıtmaya başladı. "Ben Xienao," dedi ve yine Sanzirna gibi miğferini çıkardı, tekrar biraz önce yapmış olduğu gibi bir hanımefendi gibi eğildi, Zend'i bir kere daha selamladı. "İmparator Seviye'nin zirvesindeyim." O da en azından Sanzira kadar etkileyiciydi, Sanzirna'yı andırmıyor değildi de, ama esmer teni, siyah gözleri ve boyu Sanzirna'dan onu ayırıyordu. Sanzirna'dan biraz daha kısaydı. Sevimli bir görünüşe sahipti kız.
"Ben Dealdor," Sıra üçlünün içinden son kalan kişiye geldiğinde, adam da diğer ikisi gibi miğferini çıkardı, başını hafifçe eğdi ve Zend'e selam verdi. "Xieano gibi ben de İmparator Seviye'nin son adımındayım." Bu miğferin altından da hafifçe çilli yüzlü, dik kaşlı, mavi gözlü ve birbiriyle uyumlu, eğimli yüz hatlarına sahip olan bir erkek çıktı. Sesi tok ve gürdü. Tek başına bir orduya bedelmiş gibi bir izlenim veriyordu insana.
Zend karşısında duran üç güçlü savaşçıya baktı. Onlar gerçekten çok güçlüydü, dünya standartlarına göre bakıldığında bile güçleri göz ardı edilemezdi. Pounz Krallığı'nın ortalamasına bakıldığında ise aşırı güçlüydüler. Bu üç kişinin biri Ejderha Seviyesi'nde, diğer ikisi de Ejderha Seviyesi'ne bir adım uzaklıktaydı. Pounz'da, Tou'dan başka Ejderha Seviyesi'nde olan en fazla on beş, bilemedin yirmi savaşçı vardı. Kutsal Seviye'deki büyücülerin sayısı da Ejderha Seviyesi'ndeki savaşçıların sayısından pek farklı değildi. Zend için böyle üç savaşçıyı yollayabilmek; yollayan kişinin gerçekten güçlü biri oldugunu kanıtlıyordu. Hem de onların Zend gibi, onlara göre oldukça zayıf olan birine böylesine saygılı olmalarını sağlamıştı onları yollayan kişi. Birini yenmek çok zor olmazdı, biriyle eşit seviyedeysen, hatta ondan düşük seviyedeysen ve sağlam kozların varsa başarılabilirdi. Ama birinin emirlerine uymasını sağlamak... İşte o çok zordu. O kişiden kat kat güçlü olmak gerekirdi, sadece güç de yetmezdi. Kimse güçlü ama aptal birinin emirlerine uymazdı sonuçta. O üçünün Zend'e böyle davranması da, onları gönderen kişinin bu üç kudretli savaşçının üzerinde büyük etki sahibi olduğunu ve onlardan çok daha güçlü olduğunu gösteriyordu.
Onlar Lazel demişlerdi, Zend bu ismi hemen hatırladı: "Burada işkence bitiyor. Eğitim yani eğitim, onu kastediyorum. Şimdi sen geri dünyana gidiyorsun, ben de Lazel'in yanına gidip seni desteklemesini kibar bir şekilde rica edeceğim. Lazel eminim benim zarif ve nazik isteğime karşı gelemeyecektir. Sana o yardım edecek, onun desteğiyle diğer tanrılara karşı ayakta durabilirsin. Onun gücü ve destekçileri son dönemde çok arttı. Özellikle Yarı Tanrı'ların önemli bir bölümünün üzerinde büyük otorite kurdu. Onların da desteği doğal olarak sende olacak. Gerisi senin ellerinde. Ayrıca unutma, hiç kimse bir ya da iki tane kılıç stili ile hayatta kalamaz. Sadece kalkan ve ağır kılıç değil, en az beş tane daha silah bulup öğrenecek, kullanacaksın. Ben de şimdi keyfime bakıp eğlenerek dünyada olacakları bir daha izleyeceğim... Ayrıca üç yıl boyu yaptıklarımızı ya da beni izin verdiğim kadarının dışında birine anlatırsan seninle burada on güzel yıl daha geçiririz... Söylediklerini duyan herkesi de öldürürüm. Ama söylediklerini duyan biri benimle savaşabilecek kadar yetenekli olursa güzel bir savaş yaşamamı sağladığın için sana bir ceza kalmaz. Hahaha, hatta birine söylemen iyi bile olur... Bu arada, kızıl kafaya dikkat et. Bu pek bir işe yaramayacak ama,"
Zend o manyak son söylediğinde de Lazel'in kim olduğunu biliyordu, daha önce yine o manyaktan onun ismini duymuştu. Şeytan demişti o. Lazel, diğerlerinden nefret eden ve onları yok etmeye çalışan tanrıydı. Bu üçü de onun adamları olmalıydı. Gerçekten de o manyak Zend için Lazel'in desteğini almış gibi görünüyordu.
"Ben de Zend." Zend kabalık olmaması için tıpkı onların yaptığı gibi eğildi ve onlara selam verdi. "Altıncı seviyeyim." Biraz mahçup olsa da dürüst bir şekilde konuştu.
"Mahçup olmayın, Lord Zend, bizler sizi mahçup etme hakkına sahip değiliz. Büyüğümüz tarafından sizi hiçbir sıkıntıya hiçbir şekilde sokmama emirleri aldık." Zend'den sonra İlk konuşan Sanzirna oldu. Tekrar miğferini taktı ve sarıya kadar kayan açık kahverengi saçlarını zırhının altında bir şekilde gizledi.
"Bana lord diye seslenmeseniz daha iyi olur." Zend her ne kadar mahçup olmamaya çalışsa da olmuştu, o güçlü insanların Zend'e 'Lord' diye seslenmesi onu utandırmıştı. "Sizler gibi güçlü insanlar tarafından lord olarak anılmaya lâyık olduğumu sanmıyorum."
"Öyle istiyorsanız, karşı gelmeyiz." Bu sefer konuşan Dealdor oldu. Ondan sonra da Xienao: "Öyleyse size nasıl seslenelim? Efendi olur mu?" diye sordu Zend'e. Lazel'in, "ben sizin için neysem, o da o olacak" sözü, olayı yeterince açmıştı. Onlar bu çocuğa, Lazel'e nasıl davranıyorlarsa öyle davranacaklardı.
Zend hızlıca cevap verdi. Böylesine güçlü üç kişi tarafından efendi olarak ya da bir lord olarak görülebilmek, Zend'in gururunu oldukça okşamıştı. Hatta utanmıştı ve yüzü yavaşça kızarmaya başlamıştı bile. "Yok yok, sadece Zend yeterli olur." Zend derin bir nefes aldı ve aniden basan sıcağı dağıtmak için arkasını döndü; büyülü yaratık leşleriyle dolmuş bir halde olan at arabasına baktı. "Önce bir yemek yiyelim ve biraz dinlenip uyuyalım. Güneş doğarken yapmamız gerekenleri yapmak için yola koyuluruz. Olur mu?"
Zend'in konuşmasının ardından, karşısındaki üç kişi birden, aynı anda, "Size uygunsa tabii ki." dediler.
Zend de memnun bir şekilde arabanın iplerini eline aldı. Biraz önce o üçünün bir anda karşısına çıkmasıyla refleksle kendini savaşa hazırlamış, yüzüğü bırakmış ve fark ettirmeden elini yüzüğüne doğru yönlendirmişti. Henüz manyak adamın ona tembihlediği kadar kılıca sahip olmasa da, bir tane kılıca sahipti. Yua'yla birlikte bir yılan ile savaştığı günde kullanarak büyülü yaratığı yendiği kılıcı, Gri Engerek ona hediye etmişti. Bu kılıcın ona değerli bir şeyi bulmakta rehberlik edeceğini de söylemişti, ama Zend bunu anlamamıştı ve sorularına cevap da alamamıştı. Bu yüzden bu konuyu çok kurcalamadı. Bu kılıçtan farklı olarak yüzüğünde birkaç parça şey daha vardı. Bir Ruh Silahı'na sahipti en başta, yavru köpekleri beslediği evde bir anda duvardan çıkıp düşen kola takılı, beyaz bir taç amblemine sahip yüzükten çıkmıştı bu. Tıpkı aynı şekilde o yüzükten çıkan garip köstekli saat ve sadece tek yönü gösterebilen tek taraflı oka sahip pusula gibi. Zend bunları Fungyuo'ya doğru yolculuklarında Fun aracılığıyla Karkan'dan almıştı. Tabii Karkan'dan aldığı bir de Yeşil Şeytan Taşı vardı. Fun ona bu taşı aceleyle vermişti ve ne işe yaradığını söylemeyi unutmuşu. Kenardaki, üzerinde 'yırt' yazan kağıt parçasını da unutmuyordu Zend, yüzüğünün içindeki her şeyin yerini hissedebiliyordu. Bunların da haricinde bir miktar altını vardı Zend'in, bunun dışında yüzüğü boştu. Daha çok yer vardı. Üstelik Zend'in yüzüğü normal bir yüzük değildi, diğer yüzüklere göre oldukça gelişmişti. Herkesin sahip olduğu bir şey değildi.
"Bir kampta kalıyorum, orada yiyeceğiz." Zend karşıdaki üç güçlü insanın, Zend'in her dediğini yapmalarıyla birlikte kendine gelen kibirle konuştu. Açıkçası dediklerinin yapılmasından hoşlanmıştı. Böyle olduğu zaman insanları kontrol edebilirdi, istediği şeyleri yaptırabilirdi. Bir savaşta sadece yapılması gereken şeyleri söyleyerek insanları kusursuz bir şekilde savaşa sokabilirdi. Zend ilk defa burada liderlik duygusunu tatmıştı. Diğerlerine göre yüksekte olmanın tadı pek güzeldi, bu duygu bir kere tadılaversin, insan bir daha kolay kolay bu duygudan vazgeçemezdi.
Üç savaşçı yine Zend'in dediğini direkt olarak kabul etti. Kampa doğru ilerlemeye başladılar.
"Zend, ayıp olmazsa siz hangi ailedensiniz?" Kampa doğru ilerlemeye devam ederken Sanzirna Zend'e sordu.
Zend kendine seslenen kadına doğru kafasını çevirdi. O üçü iki adımlık bir mesafe olacak şekilde Zend'in arkasından geliyorlardı. "Sanzirna, bana sen diye seslenebilirsin. İsmimi kullandığın halde bana öyle hitap etmen garip kaçıyor." Zend çekingenliğini üzerinden attı ve yavaşça konuştu. Sanzirna da usulca kafa salladı. Zend bir şey daha eklemek istedi. "Aynı şekilde siz de." diğer ikisinin de gözlerinin içine baktı. "Fungyuo Ailesi'nin bir mensubuyum. Ayrıca miğferleriniz sizi boğmuyor mu? Onları çıkarsanıza."
"Fungyuo mu?" Xienao sordu bu sefer. "Efendi Lazel'in, yani senden bahsederken kapıldığı hislere bakıldığında... Sanırım sonunda Fungyuo'lardan senin gibi biri çıkmış. Tahminime göre rahatça Fungyuo'nun gelecekteki lideri olacaksın Zend. Yanlış mıyım?" Xieano Zend'e nasıl sesleneceğine hemen alışmış gibiydi, O Sanzirna'ya ve Dealdor'a göre daha dik kafalı ve cüretkâr gibiydi. Bir yere hızlıca uyum sağladığı şüphesizdi
"Henüz o kısımlar için konuşmam mümkün değil. Hayatımın nasıl şekilleneceğini bilmiyorum sonuçta." Zend hafifçe kıkırdadı ve konuştu.
"Öyle mi? Ama ben sadece altıncı seviye olmasına ve bu genç rağmen Efendi Lazel'in öylesine övgü dolu işmarlarına layık olabilen birinin geleceği görebildiğinden neredeyse eminim." Xienao tekrar konuştu ve soru sorarcasına Zend'in yanına doğru sokuldu. "Ayrıca Efendi Lazel'e, onun bile reddetme lüksünün olmadığı biri tarafından teklif edilmişsin. Öyle bir kişinin de desteğini kazanabildiğine göre, aslında şu anda zamanı durdurup yerle göğün yerini değiştirsen bile bu beni şaşırtmaz." Hafifçe gülerek konuştu kadın. Zend biraz baskı altında kalmıştı ve kızarıyordu. "Hatta mümkünse Efendi Lazel'in bile itiraz etmeye imkânı olmayan o kişiyle tanışmayı çok isterim... Hatta bunun için elimdeki birçok şeyi feda bile edebilirim."
Xieano tam bunları söylemeyi bitirdiğinde, kadının yanındaki Dealdor ona hızlıca, onu uyarmak amacıyla onu dirseğiyle dürttü. "Xieano, nasıl konuştuğunu sanıyorsun?"
"Haddini bilmelisin Xienao." Dealdor'dan sonra konuşan Sanzirna ciddi bir şekilde konuştu. "Efendi Lazel Zend ile böyle konuştuğunu duyarsa canın epey sıkılabilir."
"Ne yani? Merak ediyorum." Xieano ellerini suçu olmadığını göstermek istercesine kaldırdı ve konuştu.
"Sorun değil, sakin olun." Zend konuşmaya başladı. "Xienao, aradığın nitelikteki biri olduğumu sanmıyorum, üzgünüm. Zamanı durdurma, geleceği görme, hatta yerle göğün yerini değiştirme gibi yeteneklere sahip olmadığımdan kesinlikle eminim. Hayal kırıklığı yaşadıysan üzgünüm," Zend dürüstçe anlattı. "Son olarak, eğer o kişiyle savaşabilecek kadar yetenekli olduğunu düşünüyorsan ve bunu bana ispatlayabilirsen seni onunla tanıştırabilirim."
Zend konuştu ve bir kere gözünü kırptı, gözünü tekrar açtığında biraz önce olduğundan başka bir yerdeydi.
Yanında aynı üçlü vardı, biraz daha etrafına bakındığında, şu an içinde olduğu yerin bir Kadons olduğunu fark etti.
Xienao yüzüğünden iki adet kılıç çıkardı ve sırtı Zend'in yüzüne doğru gelecek şekilde döndü. Onun siyah zırhı değişime uğruyordu, kadının belindeki kısım göğüs kısmına doğru kaydı, bel ve göbek kısmı açıldı, aynı şekilde kısa bir süre içinde de bacağındaki zırh sadece diz kapağındaydı; ayak bileklerine ve kasıklarının birkaç parmak altına kadarki olan bölge açılmıştı. Açıkçası şu an göze hitap etmekteydi, Zend onun görünüşünden son derece etkilendi, ama belli etmedi. Zaten, savaşçı bir kadının sahip olduğu atletik ve her yönden güzel görünümlü bir vücuda karşı çoğu erkeğin tek yapabileceği sadece bakmak olurdu. Daha fazlasını yapamazlardı. Ellerinden gelmezdi.
"Öyleyse sana kendimi ispatlayacağım. Buradakilerin en düşüğü Dünya Seviyesi'nde." Xienao hızlıca konuştu ve önünde oluşmaya başlayan sayıları yüzü geçen büyülü yaratığın içine daldı.
Onun performansı gerçekten mükemmeldi.
En fazla beş dakika içinde tüm büyülü yaratıklar onun ellerinde ölmüştü. Xienao'nun savaşırken gösterdiği zerafet gerçekten eşsizdi. Hareketleri hiç kaba değildi, ama son derece keskin ve ölümcüldü. Zend içten içe ona hayranlık duymadan edememişti. Hatta istemsizce onu bir nebze de olsa arzulamıştı. Zend gitgide büyüyordu sonuçta.
Xienao işini bitirince geri döndü ve yüzündeki kibirle birleşmiş memnuniytle Zend'e baktı. "Ne diyorsun, onunla konuşmak için yeterli miyim?" Zend'in hayranlık dolu gözlerini görünce ayrı bir neşelenmişti sanki kadın.
"Sen gerçekten güçlüsün. Ayrıca tamamen kendine özgü bir tarzın var. Hayran bile kaldım, gerçekten, mükemmeldi. Ne yaptığın değil de, bunu yapış tarzın etkileyiciydi. Ancak zarifliğinin yanında gücün de göz ardı edilemez. O büyülü yaratıklara bakınca... Sanırım o kişinin tek yumruğuyla ölürsün." Zend dürüstçe konuştu.
***
1980
Magnec