Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

136. Bölüm Rüzgarları Kesen Mücadele! 

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Boğazına doğru muazzam bir hızla gelen bıçağın rüzgarı keserken çıkardığı ince sesi, rüzgarın çığlığını duyuyordu Zend, ama buna tepki verebilecek kadar hızlı hareket edemiyordu. 

Şanslıydı ki, vücudunun dış katmanında zarar göreceği anda ortaya çıkan ve onu koruyan, Zend olayı anlamamış bile olsa zarar görmesini engelleyen kristal tabaka da aynı hançerinki gibi muazzam bir hızla hançerin çok kısa süre içerisinde Zend'in boğazında temas edeceği yeri kapladı ve Zend'in zarar görmesini engelleyerek, etkiyi küçük bir sarsıntıya indirdi ve bıçağı geri savurdu. Zend onu istediği zaman durdurabiliyordu ama özel bir durum olmadığı zaman bu korumayı kapatmayı hiç düşünmemişti; çünkü onun hayatta kalmasında bu yetenek büyük rol oynayabiliyordu. 

Alnından aşağıya doğru akmakta olan birkaç ter damlasını yalayan ve neredeyse kaybolacak kadar küçülmelerini sağlayan rüzgar şiddetini hafifçe azaltırken Zend dışarıya olabildiğince fark ettirmeden derin bir nefes aldı. Biraz önce ona doğru müthiş bir hızla ilerleyen hançeri durdurmak için bir tepki bile verememişti, eğer onu koruyan yeteneği orada olmasaydı, ölümü kesin olurdu. Çünkü hala şu an kulağında hançerin rüzgarı yırtarak ilerlerkenki sesi, hançerin boynuna ulaşmasıyla birlikte hançer gibi hızlı bir şekilde boynuna ulaşan rüzgar, bir anlığına yaptığı panik... Hepsi hala son derece tazeydi. Zaten birkaç saniye önce olmuşlardı, Zend'in onları unutması mümkün müydü?

''O da neydi öyle?'' Hançerine bakarak onda bir sorun olmadığını fark eden koyu saçlı adam bir anda Zend'i dikkatli bir şekilde süzmeye başladı ve hançeri olan elini ileriye, diğer elini geriye doğru atarak vücudunu hafifçe çevirdi. ''Bir teknik kullandığını belli edecek bir enerji dalgalanması görmüyorum sende.'' Zend'i iyice süzmeye ve incelemeye devam eden adam, ne olduğunu anlayamamış gibi Zend'in üzerinde gözlerini gezdirirken konuştu. 

Zend o an ne söylemesi gerektiğini tam olarak bilememişti, çünkü aslında kendisi da biraz önce onu korumuş olan şeyin ne olduğunu tam olarak açıklayamazdı. Onun sadece bir teknik olduğundan ve üç seviyeye sahip olduğundan haberdardı, bir de seviyelerin nasıl geçildiği hakkında birazcık bilgi sahibiydi. Yani ona eğer bu tekniği açıklaması için bir şeyler sorsaydınız, cevaplayamazdı. Kendi seviyesindeki ve kendi seviyesinden daha aşağıdaki saldırılardan etkilenmemesini sağlıyordu, bunu biliyordu. ''Evet,'' o ana kadar aklının süzgecinden geçip de söylenmemek üzere atılan cevapların arasından en mantıklı olanını bulmaya çalışarak bir yandan düşündü, bir yandan da cevap verdi Zend. ''aslını istersen bu bir teknik.'' Kısa ve öz bir şekilde biraz önceki şeyin bir teknik olduğunu söylemeyi yeterli buldu Zend, zaten düşmanına daha fazla bir şey anlatması gerekmiyordu ona göre, böyle iyiydi. Hem sıkışmamış olacaktı.

''Enerji kullanmadan ya da enerji kullandığını fark ettirmeden benim saldırımı engelleyebilecek bir tekniğin var demek? İlginç, sanırım biraz kendimi serbest bırakmama değeceksin.'' Koyu saçlı kişinin ağzından dökülen kelimeler Zend'i kendini istemsizce savaşa hazırlamaya itti ve aniden Kral Modu'nu aktifleşirdi. Bir daha biraz önceki gibi bir saldırıya maruz kalıp tepki verememek istemiyordu, elindeki tüm imkanları sonuna kadar kullanmalıydı. Ama yumruklarını kullanmayı düşünüyordu ilk başta, henüz kılıç kullanmayı tam olarak çözememiş olduğu için Gri Engerek'ten aldığı kılıcı kullanmaya çalışırsa tökezleyebilirdi, üstelik karşısındaki kişi eğer kılıç kullanmayı iyi bilen biriyse, kılıç ona endişelenecek bir şey daha vermiş olurdu, sadece canını değil onu da koruması gerekirdi. Sonuçta Gri Engerek'ten aldığı kılıç özeldi ve daha önce onunla güçlü bir büyülü yaratığı öldürmüş, ara sıra da o manyak herifin karşısına çıkarmış olduğu büyülü yaratıklarla onu kullanarak savaşmıştı. Onu kaybetmeyi göze alamıyordu. Kral Modu'nu aktifleştirmesiyle birlikte, adamın gözleri de büyük ihtimalle savaşmayı seveceği birini bulduğunu düşünmesiyle birlikte Zend'in gözlerini yalnız bırakmamış; adeta parlamaya başlamıştı. Tekrar konuşmaya başladı: 

''Kral Modu'nu geliştirdiysen ne mutlu, hala düşük seviyedeyse ve sadece fiziksel özelliklerini artırmaya yarıyorsa seninle uğraştığıma yazık olur. Sana bir ayrıcalık veriyorum bak,'' adam sağ elindeki eldivenini çıkardı ve ortaya çıkan, karanlıkta siyahı üzerine çekerek sahiplenmiş olan bitki örtüsünün yanında parlayan beyaz tenli elinin yüzük parmağındaki, rengi siyaha çalan ama ışık olmadığı için rengi tam olarak anlaşılamayan yüzüğe bir kere dokundu ve konuşmaya devam etti: ''enerjimi son seviyesine kadar serbest bırakarak savaşacağım. Buna layık ol.'' 

O konuştuktan sonra, Zend hemen kendini savaşa adapte etti ve aklındaki az sayıda da olsa hala gezinen birkaç düşüncenin sonunu getirdi, kendini tamamen karşısındakine odakladı. Ama düşüncesizce de savaşamazdı, rakibinin arkasından gelecek olan daha güçlü biri vardı sonuçta, yaptığı hareketlere çok dikkat etmeliydi. Eğer düzgün ve şerefli bir şekilde savaşırsa, hala gizlenmekte olan kişi savaşa hiç karışmayabilirdi. 

Koyu renkli saçlara sahip olan adamın enerjisi, parmağındaki yüzüğe dokunmasıyla birlikte sonra baştan aşağı değişti. Biraz önceki saldırgan aurası yerine gelen aura artık sadece saldırgan değildi; dehşete düşürecek kadar fazlaydı ve birini sadece üzerine salınmasıyla öldürebilecek kadar kötü niyetliydi! Zend içinde bulunduğu durumun ciddiyetini o an tam olarak kavramıştı, şu an küçük bir savaşın içinde değildi! Herhangi bir destek alamayacağını da göz önüne aldığı zaman, hayatını gerçekten ortaya koyacağı, rakibe bakılınca şu ana kadar hiç girmediği tehlikeli bir savaşa girmek üzereydi! 

Birkaç saniye içerisinde adamın parmağındaki yüzük parlamaya başladı ve o andan itibaren adamın Ki damarlarındaki akış hızlanmaya başladı, her saniyede adamın enerjisini birkaç kat daha hızlanıyor, Zend'e neler olacağının ufak ufak haberini veriyordu. Ki enerjisi hızlandıkça katlanıyor, büyüyor ve dışarı çıkmak istiyor gibiydi sanki, Zend bunu Kral Modu sayesinde görebiliyordu, kısa süre içinde adamın tüm vücudundaki Ki damarları çatlayacakmışçasına dolmuştu. Adamın tehditkar bir şekilde parıldayan gözleri bir başka parıldıyordu artık, etrafa tehlike saçıyordu, Zend şu an etraftaki tüm büyülü yaratıkların bu enerjiyi çoktan fark etmiş olduğunu düşünmüştü, adamın enerjisi o yüzüğe dokunmasıyla birlikte resmen yüz katına katlanmıştı; birinci seviye bir büyülü yaratığın bile bunu hissetmesi kesindi. 

Zend etraftaki canlıların bu enerjiyi fark edebileceğini düşündüğü zaman korkuya kapılmak üzereydi. Çünkü şu an Zehirli Güneş Akrebi ile aralarında kısa bir süre vardı, Zehirli Güneş Akrebi'nin onları fark etmesinden korkması doğal değil miydi? Şu an kaçmalı mıydı, yoksa savaşmalı mıydı, savaşırsa da nasıl savaşmalıydı, hiçbir fikri yoktu. 

''Geliyorum!'' Adam Zend'in kulaklarını tırmalayacak kadar sesli ve sert bir şekilde bağırdı ve vücudundan etrafa doğru saçılmakta olan enerjileri bir şekilde tutarak vücudundan dışarı saçılmalarını engelledi, onları bedeninin etrafında Savaş Tanrısının Heyecanı'nın kırmızı enerjisini andıran bir görünümle sabitledikten sonra Zend'e doğru muazzam bir hızla atıldı. Zend o an neler olacağını düşünmekle meşguldü ama bir yandan da gözü rakibinde olduğu ve şu an hafife alınamayacak bir durumda olduğu için hemen tepki vererek Savaş Tanrısının Heyecanı'ndan, Kral Modu'ndan aldığı ek hızlarla arkaya doğru zıpladı ve kendine doğru gelen yumruktan kurtulmayı başardı.

İlk saldırıdan kaçınmayı başardığı anda ikincisi ile karşılaşmıştı, koyu saçlı kişi bir saldırı daha yapmak için hiç beklemeyi düşünmemişti anlaşılan, sert bir dövüş tarzı var gibiydi. Zend ardı ardına saldırılardan kaçınmaya ve bir açık aramaya başlamıştı; öncelikle rakibinin dövüş tarzını tam olarak anladıktan sonra savaşa başlamayı daha avantajlı buluyordu o, kendi seviyesindeki, belki de daha yüksek olan biriyle savaşırken saldırmaya başlamak için rakibinin yumruklarını, kılıcını savuruşunu ya da büyü yapış aralıklarını, enerjisini sezmesi gerektiğini düşünüyordu öncelikle. İlk olarak pasif kalmanın daha iyi olduğunu düşünüyordu. 

Zend'in birkaç tane daha saldırıdan kaçınmasıyla birlikte koyu saçlı adam kendini hızlandırmaya başlamıştı. Görünüşe göre bu savaşın böyle gitmeyeceğini düşünmekteydi, üstelik kendine çok güvenen biri olduğundan Zend gibi bir çocuğa art arda birkaç tane yumruğunu tutturamayışı azar azar sinirlerini bozmaya başlıyordu. 

Gittikçe hızlanan rüzgarın uğultusu kulaklarında çınlıyordu Zend'in, kulakları, parmakları, burnu ve yanakları Chibui'nin gittikçe soğuyan havasından dolayı kızarmaya başlıyordu. Sürekli hareket halinde olduğu için hızlanan kalp atışları onun nefes alış verişini hızlandırıyordu, aynı zamanda vücudu da ısınmaktaydı. Yanaklarının ve kulaklarının kızardığını ya da kızarmak üzere olduğunu tahmin edebiliyordu Zend. Ona doğru onu öldürmek istercesine gelen hızlı ve durmak bilmeyen yumruklar gözünün önündeki havayı keserken, Zend hala kendini sakin tutuyordu. 

Bir yumruktan daha kaçtıktan sonra kendini hızla geriye attı tekrar Zend, derin bir nefes aldı. Karnında oluşan kusma hissi kaybolmuştu ve artık korkmuyordu. Savaşa başladıktan sonra içindeki kötü hisler neredeyse tamamen kaybolmuştu, savaşa girmek artık Zend için anormal bir durum değildi. Hatta savaşa girdiği ve rakibinin gücünü gördüğü zaman rahatladığı bile söylenebilirdi, şu an oldukça iyi durumdaydı. Ama son saldırıda adam iyice hızlanmıştı ve Zend neredeyse son yumruktan kaçamayacaktı. Kendine gelen saldırıların havada çıkardığı sesleri zaten duyabilmekteydi, ama son saldırıda o yumruk gözlerinin tam önünden geçmişti, hatta Zend'in kendini ani bir şekilde geriye atmasıyla birlikte ön tarafında savrulan saç tanelerinden birkaçına isabet eden yumruk, onları kopartmış ve Zend'in bir saniyeliğine kalbini hoplatmıştı. 

Onun hızı gerçekten üst seviyedeydi, Zend Kral Modu veya Savaş Tanrısının Heyecanı'ndan şu an aldığına göre bir parmak kadar az bir hız alıyor olsaydı, büyük ihtimalle o yumruklardan birkaçını yemişti. Bir saldırıdan daha kaçınmasıyla birlikte adam da Zend gibi nefes nefese kalmış bir şekilde defansif bir pozisyona geçti ve Zend'e seslendi. ''Enerjim bitene kadar kaçmayı planlıyorsan boşa vakit kaybediyorsun, bunu yüz gün boyunca yapabilecek kadar fazla enerjiye sahibim, beni böyle yenemeyeceksin.'' 

Zend birkaç saniye bekleyip kalbinin normal ritme dönmeye başlamasını bekledi ve iyice ısınmasıyla birlikte  kaşlarına saldırıya geçen ter damlalarını bir eliyle sildi, rakibi gibi defansif bir pozisyona geçerek ona cevap verdi. ''Bunu yüz gün boyunca yapabileceksin demek... Benim bunu yüz gün boyunca yapamayacağımı nereden biliyorsun? Üstelik, bana sadece tek tür saldırıyla saldırmaya devam ediyorsun, o hançer bana zarar verememişken sadece yumruklarla yaptığın saldırılar bana sence zarar verebilir mi?'' 

Adam hafifçe sırıttı ve Zend'in kendini cevaplarken sorduğu soruya cevap ulaştırdı. ''Şu an sadece yumruklarla savaşmamın nedeni senin de öyle yapıyor olman. Eğer yumrukla savaşan birine karşı bir silah kullanırsam o zaman bu savaşın adaleti nerede olur? Ayrıca, sana hançerimle saldırdığımda enerjimin yüzde birini bile kullanmıyordum. O tekniğin veya her ne yaptıysan onun, saldırıma dayanamayacağını düşünüyorum. Biraz sonra da bu düşüncemi kanıtlayacağım zaten.'' 

''Demek öyle,'' Zend de gülümsedi yavaşça, onun saldırı stiline neredeyse alışmak üzere olduğu için şu an daha rahattı. ''öyleyse kanıtlamanı merakla bekliyorum.'' 

Bu sefer, saldırıya geçen Zend oldu. Adam konuşurken kendisi çoktan onun önüne Rüzgar Tanrısının Nefesi ile bir yol çizmişti bile, ayaklarının bir adım ilerisinde, havanın üzerinde oluşmuş olan iki sütun boyunca hava hızlanmaya hazır bir şekilde beklemekteydi. Zend konuşma biter bitmez yayda gerilmiş ok gibi müthiş bir hızla ileri fırlamaya hazır olan o iki sütunun üzerine atlamış ve kendini aniden adamın önünde bulmuş, tüm gücüyle birlikte bir yumruk savurarak rakibinin siyah bir örtüyle örtülmüş olan yüzünü yerdeki çimenlerle buluşturdu. Adam üç dört tane takla atarak ancak durabilmiş, ayağa kalkabilmişti. Kalkmasıyla birlikte, yüzünün görünmesini engelleyen örtü yırtılmış olan adam sert bir hareketle onu yüzünden çıkardı ve yere attı. Yüzünde biraz önce yediği güçlü yumruğun izi duruyordu hala. ''Rüzgar Tanrısının Nefesi demek... Savaş Tanrısı'nınkiyle birlikte iki tane Tanrı Tekniği, sen varlıklı bir aileden geliyor olmalısın.'' Adam alçak, ama Zend'in duyabileceği bir sesle konuştu.

Zend bu fırsatı hemen değerlendirmek istiyordu, şu an savaşmamak onun için çıkarlı olurdu. Çünkü onu yense bile onun arkasından gelecek olan kişiyi yenemeyecekti büyük ihtimalle, bu savaş bittiğinde enerjisi oldukça azalmış olacaktı ve yenilenmeye ihtiyaç duyacaktı. ''Evet, Fungyuo Ailesi'ndenim.'' Kendine güvenen ve gururlu bir şekilde konuşmaya başladı Zend, Fungyuo onun buradan hiçbir zarar almadan çıkış anahtarı olabilirdi. ''Hala beni öldürmek istiyor musun?''

Aynı zamanda, rakibinin aklında da düşünceler dolaşıyordu. 'Gri Engerek'in adını vermişti,' Zend'i süzmeye devam ederken, yanağındaki uyuşukluğa aldırmamaya çalışan beyaz tenli, yaşının pek büyük olmadığı belli olan genç adam gözünün önünü kapatan saçlarını eliyle yavaşça kenara doğru çekti ve düşünmeye başladı. 'acaba gerçekten doğru mu söylüyordu? Eğer o gerçekten Gri Engerek'in temsilcisi ise, ona zarar verenlerin sonu şüphesiz kötü olur. Ben elbette Gri Engerek'ten bir şekilde kurtulmayı başarabilirim, ama ustam ve babam başımı ciddi bir şekilde ağrıtırlar. Fakat Gri Engerek'in bir temsilci almış olma ihtimali de son derece az. Yine de o son derece yetenekli biri. Birkaç dakika boyunca tüm hızımı kullanmama rağmen ona hiçbir şekilde ulaşamadım. Üstelik o benim açığımı yakalayıp bana sağlam bir yumruk geçirmeyi de başardı. O Yumruğu yeyip yere düştüğüm zaman tekrar saldırsaydı ardışık saldırılarla beni öldürebilirdi bile... O savaşın onurunu korudu. Sahip olduğu yeteneklere de bakınca, o gerçekten Gri Engerek'in temsilcisi olabilir. Hm, sanırım onu öldürmemeliyim. Ama savaşmamak da olmaz,' genç adam uzun uzun düşünüyordu kısa sürede, henüz Zend'in son konuşmasının üzerinden on saniye bile geçmemişti. 'ayrıca bu savaş çok keyifli olabilir, bunu bırakmak aptallık olur.'

''Seni öldürme konusunu düşünmem gerekiyor... Ama, Tanrı Tekniği kullanabilen kişi sadece sen değilsin.'' Zend karşısındaki kişinin yüzünü incelerken, onun sesini tekrar duydu.

***

1935