Elinize sağlık. Amaa o ast ıda ne cok soru soruyomus yak niye kekeledin yok niye kalbin hızlandi :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
132. Bölüm Gecenin Hanımı (2)
Zend'in konuşmasının üstüne, Venda'nın, insanı içine tek hamlede çekebilecekmiş gibi görünen gözleri bir anda Zend'in üzerinde dikkat kesildi.
"Ne diyorsun sen?" Kadının dudakları bu sefer, biraz öncekinden farklı olarak hızlı bir şekilde açıldı; onun dudaklarından dökülenler Zend bir şey söyleyemeden onun sözünü kesti. Üstelik şu an oldukça garip bir ifade oluşmuştu onun kar tanelerini andıran bembeyaz yüzünde. O an bir şeyler düşünmekte olduğu belliydi.
"Özel bir şey söylemiyorum," Zend yüzündeki ufacık da olsa normal bir şekilde bakıldığında rahatça anlaşılabilecek gülümsemeyi sildi ve ciddi bir şekilde devam etti. "sadece gelecekte iyi bir yere ulaşabilecek biri olduğumu söylüyordum, sözüm kesilmese devam edecektim. Ben kimsenin peşinden koşmadım, kimseye beni eğitmesi için yalvarmadım, sadece bir defa birinden istekte bulundum ve o kişi de zaten sizin mührünüzü bozma sebebim olan kişi."
Zend istediği etkiyi kadının üzerinde oluşturduğunu gördüğünde hakimiyeti elinden düşürmemek için bozuntuya vermedi, söylediği şeyin bir rastlantı olduğu izlenimini vermeliydi. Amacı buydu Zend'in; hem üzerine dikkat çekmeyecekti, hem de Venda'nın, Zend'in sıradan bir çocuk olmadığını düşünmesini sağlamaya çalışacaktı. Zaten şu an ağır ağır nefes alarak Zend'i delici bakışlarında boğmaya çalışıyormuş gibi görünen zarif, ama bir o kadar da etrafa tehlike saçan kadın, hiç ihtimal vermiyor olmalıydı Zend'in o kadar geçmişte olan bir şeyi bilmesine. Ama neler olduğunu anlamak için Zend'in hareketlerini süzecek ve ona baskı yapacaktı, onun aklı her ne kadar Zend'in şans ile böyle bir şeyi söylemiş olduğu ihtimalini desteklese ve Zend'in gerçekten o olayı bilmesini imkânsız bulsa da, kadının kalbi Zend'in, başka biri söylese ona mızrak gibi saplanacak olan o kelimeleri rastlantı olarak söylemediğine inanıyordu. Zend'in tek yapması gereken sakin olmak ve kadının, duyguları ve kalbi yerine zihnini dinlemesine izin vermekti. Aksi halde canının yanabileceğinden haberdardı Zend. O bir aptal değildi.
Zend sakin ve düz bir sesle devam etti. Sesinde en ufak bir dalgalanma bile olmamalıydı. Rolünü iyi oynaması gerekiyordu. "Aynı şekilde, onurumu ve şerefimi asla çiğnemedim. Hakkımla savaştım geçmişte, ve hakkımla savaşmaya devam ediyorum. Kimseye muhtaç değilim artık. Kimsenin sırtına ne yüküm, ne de sırtımda taşımam gereken yüklerim var. Bu yüzden gelecekte iyi bir yere geleceğimi düşünüyorum ben. Pes etmediğim sürece hiçbir zaman gerçekten kaybetmeyeceğim. Çünkü ben kendimi taşıyorum. Gücüm kendime ait. Böylece en iyi yerlere getirebileceğim kendimi."
Kadının naiflikle dolmuş olan ince, uzun elleri yavaşça havalandı ve iki kez birbirlerine çarptı. Zend'in tatmin olmasını sağlamıştı bu hareketi; bir Tanrı tarafından alkışlanmak Zend'in gururunu oldukça okşamıştı. Zend bu histen hoşlandığını söyleyebilirdi rahatça.
Kadının, beyaz yüzüne farklılık ve güzellik katan, her erkeğin, bir kere olsun öpmek için canını verebileceği mor renkli dudakları tekrar aralandı. "Çocuk, seni takdir ediyorum. Senin gibi düşünen insanlara saygı duyarım, değerlendirilmeleri gerektiğini düşünürüm. Çünkü gerçekten yükselme potansiyeline sahip olan insanların tümü bu düşüncelere sahiptir. Geçmişte de öyleydi, gelecekte de öyle olacak. Sen benim bir mührümü bozarak beni aşağıladın. Bunu nasıl yaptığını bilmiyorum, bu söylediklerin normalde olsa seni affetmeme neden olurdu. Ancak şöyle bir sorun var..." Venda'nın gözleri Zend'inkilerle tam olarak buluştu ve Zend'in kalbi hafifçe hızlanmaya tekrar başlarken, kadın devam etti. "Sen fazla dikbaşlısın. Buraya geldiğinde üzerinde biraz etki kurabilsem de, sen konuşmaya başladıktan sonra en ufak bir baskı bile oluşturamadım üzerinde. Bu da gösteriyor ki, seni kontrol altına alamayacağım."
"Ben, ilişkimin olduğu birkaç tanrı haricindeki kimseyi, kontrol altına almadan yanımda bulundurmam. Seni kontrol altına alamayacağımı kolayca anlayabiliyorum; bu yüzden seni affetmek gibi bir seçeneğim yok. Seni öldüreceğimden şüphen olmasın. Lâkin, merak ettiğim bir şey var." Venda'nın duyguya hiç uğramamış bakışları, meraklı olduğunu hafifçe belirten bir hal aldı. "Dürüstçe cevapla. Daha önce hangi tanrı ile ilişkin oldu?"
"Bir tanrıyla ilişkim mi? Neden böyle bir soru sordun?"
"Benim gibi kudretli ve zarif bir varlığın bakışları, hatta konuşması nasıl on üç yaşındaki bir çocuğu baskı altında bırakamaz? Bunun mümkün olmasının tek nedeni, bundan önce, benim kadar etkileyici bir tanrıyla uzun süre vakit geçirmiş olman olabilir. Başka bir açıklama olamaz." Kadın dürüst bir şekilde konuşuyormuş gibi görünüyordu. Onun gözlerinden pek bir şey anlamak mümkün olmasa da, dikkatli bakan biri bunu fark edebilirdi.
Zend'in kadının baskısının altında kalmamasının nedeni, şüphesiz o manyak adamla birlikte geçirdiği zamanlardı. Zend'in iradesi o zaman gelişebilmişti, o zamandan beri kendinden güçlü olan insanların yanında rahatça kendini belli edebilecek seviyeye geldiğini düşünüyordu. Ancak Ranon'la da uzun zamandır birlikteydi ve Ranon'un, en azından bir Tanrı kadar güçlü olduğunu biliyordu. Üstelik Zend onun geçmişi hakkında hiçbir şey bilmiyordu, Ranon geçmişte bir tanrı olmuş olabilirdi, hiç de kuvvetsiz bir ihtimal değildi bu. Öte yandan, üç yıl boyu eğitim (!) görmesini sağlayan o kişinin ne olduğunu da bilmiyordu, ama o adamın da tanrı olma ihtimali vardı, o adam daha önce tanrıları öldürmenin onların dünyalarının dengesinin bozulmasına yol açtığını söylemişti, bu da onun en azından bir tanrı kadar güçlü biri olduğunu gösteriyordu. Üstelik Ranon'a fark ettirmeden Zend'i Ranon'un yanından kaçırmayı başarmıştı o, onun gücü şüphesiz çok fazlaydı, ama belirli bir şey söyleyemezdi Zend onun hakkında. O tamamen sırlarla dolu biriydi.
"Tam olarak bir tanrıyla vakit geçirdiğim söylenemez, hatta tanrı olduğunu bilerek ilk konuştuğum kişi sizsiniz. Ancak çok güçlü varlıklarla daha önce görüşmüştüm."
"Anlıyorum." Venda kısaca söyledi. Zend'in gözlerinden, onun bu konudan daha fazla bahsetmeyeceğini anlamış gibiydi, uzatmadı. "Peki benim mührümü yok etmeyi nasıl başardın? Sen daha çocuksun. Dediğin gibi, ölmemeyi başarabilirsen, gelecekte önemli bir yere gelecek olsan bile, bu yaştan benim büyümü etkisiz hale getirebilecek bir büyü yapman pek mümkün değil. Bunu da paylaşır mısın?"
"Orasını söylemem." Zend hafifçe gülümseyerek konuştu. Sonra ciddiyetini aniden tekrar takındı. "Merak ediyorsanız kendiniz öğrenmelisiniz."
"Bu özgüvenini oluşturan şey ne? Çocuk, neden karşımda bu kadar rahatsın?" Venda da, Zend'in ani duygu değişimleri ile şaşkınlığa uğramaya başlamıştı.
"Özgüven mi? Bilemiyorum, özellikle yaptığım bir şey yok."
"Hahaha..." Venda kısık bir sesle güldü. Onun gülümseyen yüzü, neredeyse Zend'in aklını başından alacaktı. Dünyadaki en güzel çiçeklerden bile güzeldi o kadın, Zend onun gülümsemesini gördüğünde bunu rahatça anlayabilmişti. O, dünya üzerindeki, aşağı yukarı her şeyden daha güzel olabilirdi. Onun gözleri sevgi ile baksaydı, Zend o gözleri görür görmez kesinlikle bayılırdı. Kadın yavaşça ekledi. "Çocuk, senin gibi biriyle uzun zamandır hiç karşılaşmadım. Eğer yapabilirsen, tüm astlarımı yenmeyi başar ve hayatta kalıp benimle savaşmayı başar. Eğer bunu başarabilirsen, seni büyük ve onurlu bir düşman olarak hatırlayacağım."
"Bir tanrı olacak kadar güçlü olduğunuzu biliyorum, ama, sizdeki özgüven benimkine göre bile aşırı fazla değil mi? Sizinle savaşacak kadar ilerleyebilirsem, beni hatırlayacak mısınız? Belki de sizi hatırlayacak olan ben olurum, o gün savaşımızdan sağ çıkacak olan kişi, neden ben olmayayım?" Zend hafifçe alaylı bir şekilde konuştu. Alaylıydı, ama seviyesini de biliyordu. Asla bir saygısızlık yapmayacaktı.
"Hahaha!" Kadının yüz kasları bu sefer hatrı sayılır derece hareket etti ve o, bu sefer gerçekten güldü. "Pekâlâ, o günü bekleyeceğim. Öyleyse, konuşacak bir şey kalmadı. Seni geri gönderiyorum, kalan hayatını iyi yaşa. Seni bulup öldürebileyim!"
Zend hafifçe gülerek ona kafa salladı ve elini kaldırarak, veda şeklinde salladı.
Kadın ince ve narin görünen ellerini hafifçe kaldırdı ve Zend'i göndermeden hemen önce, son olarak ekledi. "Çocuk, bir şeyler başarabilmen için, daha fazla insan bulmaya ihtiyacın var. Bunu, tarihe bakarak söylüyorum. Bana, ileride iyi bir düşman olacağını hissediyorum, erken ölmemen için bu sana son tavsiyem! Sakın unutma! Tek başına hiçbir şeyi başaramazsın! Yoksa benimle karşı karşıya gelene kadar bile hayatta kalabileceğini sanmam."
"Yine muazzam büyüklükte bir özgüven..." Zend buradan yavaşça silinen görüntüsüne bir kere baktı, sonra bakışlarını Venda'ya çevirdi ve, "Belki ben tek başıma her şeyi başarabileceğim, ne biliyorsun? Tarihte hiç yaşanmamış olması, bir şeyi ilk benim yapamayacağımı göstermez, değil mi?" dedi, görüntüsünün bir anda silinmesi ile birlikte gri odadan yok oldu.
Zend'in son söyledikleri ile birlikte, Venda'nın gözleri hafifçe seğirdi. Hatta derin bir nefes aldı ve bir anda bu nefesi tekrar verdi, kalbinin yavaşça titremesine engel olamamıştı.
Zend gittikten sonra odada duyulan tek ses, Venda'nın kalp atışlarıydı. Onlar da olmasa, odayı derin bir sessizlik basıyordu. Ama sorun bu değildi, Venda'nın telaşla düşünmesine neden olan şey, kalbinin atışındaki düzensizlikti.
Odanın içlerinden bir çift göz parladı ve gecenin sessizliğine sahip olmak üzere olan odada, kalın bir erkek sesi yankılandı. "Gecenin Hanımı, neden kalp atışlarınız hızlandı? Hızlı nefes almaya başladınız, bir sorun mu var?"
Venda kendine seslenen sesi duyar duymaz cevap verdi. Kalp atışlarını ve vücudunu normal hale getirerek eski hâline döndü, ama istemsizce yaptığı bir şeye engel olamadı. "H-Hayır, hiçbir sorun yok."
O kalın ses, bir defa daha yükseldi. "Gecenin Hanımı, özürlerimi sunuyorum ancak, siz kekelediniz mi?"
***
1350
Magnec