Elinize sağlık. Ne gizem yaptin dede soylesene iste kimsiniz siz simdi soyleyemeden kaybolurlarsa sasmam :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
148. Bölüm Biz Kim Miyiz?
Kagı anlık bir şekilde ellerine baktı ve daha sonra gözlerini hemen yanında ortaya çıkmış, elini onun omzuna koymuş olan uzun boylu birine dikti. Onun eli, bir hayal gibi Kagı'nın omzunda dalgalanıyor, titrek bir şekilde görüntüsünü korumaya çalışıyormuş gibi görünüyordu. Onun sürekli hal değiştirmeye meyilliymişe benzeyen vücudu sanki bir arada durmakta zorlanıyordu. ''Bir Seyirci?'' diye hafifçe mırıldandı ve iğreniyormuşçasına omzundaki elden kurtularak adamın tam ters tarafına doğru kendini çekti.
''Ah, evet, sanırım öyle de seslenebilirsin.'' Adam gülümsedi ve Kagı'nın sert ve hızlı hareketine aldırmadan elini indirdi.
''Büyümün boşa gitmediğini öğrenmiş oldum,'' Kagı mavi gözlerini etrafında sayıları artmaya başlayan insanlara odakladı ve biraz önceki büyüyü doğru yapıp yapmadığını kesinleştirmek için hafızasını kontrol etti. ''peki neden yanlış etki yarattı?''
''Küçük kardeşim, yaptığın büyü gerçekten etkiliydi ve sen, onunla iletişimimizi sağladın!'' İlk olarak konuşmuş olan kalıplı adamın yan tarafındaki, diğeri gibi oldukça kalıplı olan bir başka insan Kagı'ya sıcak bir şekilde gülümsedi ve Zend'i işaret ederek konuştu. ''O bugüne kadar böyle güçlü bir büyüye maruz kalmamıştı ve dolayısıyla Ki havuzundaki enerji zarı sadece belirli bir yöne yönelikti. Bu yüzden, etrafındaki, Seyirciler gibi diğer üstün canlıların ne yapıp ne ettiğini bilemiyordu. Ama senin bir anda yaptığın anlık büyük etki onun çok kısa bir zamanlığına bile olsa etrafındaki enerjiye aşırı duyarlı olmasını sağladı, böylece bizi fark edebildi ve onun etkisiyle sen de bizi fark etmeye başladın. Bu dünyada bu etkiyi kalıcı olarak kazanmayı başarmış ve şu anda hayatta olan insanların sayısı en fazla on ile yirmi arasındadır zaten, bunları bildiğini varsayıyorum. Şimdi biraz bize izin ver de, üç beş kelam edelim!''
''Eh, eğer bir şekilde sizin burada olmanızı sağlayan kişi bensem bir şeyleri yapma hakkına sahip olan kişi de ben olmalıyım, değil mi?'' Kagı omuzlarını silkti, sırıtarak konuştu ve ilk olarak konuşan adamın Zend'e doğru yöneldiğini fark ederek hızlıca onların arasına girdi. Karşısındakilerin kendisine herhangi bir sert temasta bulunamayacağını kendine güvence edinerek rahat bir şekilde davranıyordu.
''Genç kardeşim, şöyle bir çekiliver.'' İlk olarak konuşmuş olan adam tekrar kalın sesinin odanın içinde yankı bulmasını sağlayarak Kagı'nın önüne doğru hızlı adımlarla ilerledi ve onu sol omzundan sağ elini kullanarak hafifçe itti.
Ancak, Kagı bir anda muazzam bir hızla mağaranın içine doğru savruldu ve daha savunma için bir şey yapamadan duvarın içine gömüldü ve büyük bir toz bulutunun çıkışını sağladı. Duvara yarı yarıya saplanmış bedeni, bir saniyeliğine hissizleşmişti bile. Vücudunun Venda'nın birçok mührüyle korunuyor olmasına rağmen! Uyuşmuş, şişikmiş gibi hissettiği kolları titriyordu, sol omzuna ise değinmeye bile gerek yoktu. Gözlerini şaşkınlıkla açmakla yetinebildi sadece, dudaklarını yapabildiği en hızlı şekilde hareket ettirdi: ''Sen bir Seyirci değil misin?!''
Şu an mağaranın içinde beş kişi vardı ve şu ana kadar hiç konuşmamış olan, tıpkı diğerlerinin içindeki üç kişi gibi oldukça kalıplı olan biri konuşmaya girdi: ''Seyirci olmamız, sizin gibi eziklerle aynı kefeye konularak, Seyirci'yken sert fiziksel saldırılar yapamayacağımızı göstermiyor, küçük kardeş. Yapmamayı tercih ediyoruz tabii, bu yüzden kaybol!'' Adam son olarak söylediği kelime ile birlikte büyük bir aura dalgasını etrafa bıraktı ve bu aura, sadece bir saniye içerisinde Kagı'yı iliklerine kadar titretmeyi başardı. O, şu ana kadar binlerce kişi görmüştü, güçlü kişilerle antrenman yapmıştı, kendini eğitmiş ve vücudunu güçlendirmiş, büyü gücünü dünyada sayılı kişinin ulaşabildiği bir seviyeye ulaştırmıştı, hem de gencecik yaşında. Ama şu an tek bir aura dalgası onu ezmeye yeterli gelmişti...
Adamın her bir kelimesi Kagı'nın içindeki korkunun katlanarak büyümesine ve tıpkı bir çığ gibi birkaç saniye içinde acayip büyük bir hale gelmesine yol açtı. Şu an o istese de ağzını açıp konuşamazdı. Dili kilitlenmişti ve bir daha kolay kolay açılması mümkün değilmiş gibiydi. Çünkü o adamın Kagı'nın gözlerine bakışı, konuşmasındaki dışarı yayılan garip his, üstüne son söylediği ''kaybol'' kelimesinde ona doğru yolladığı enerji, sadece bir saniyede Kagı'yı, hatta onunla birlikte komple bir şehri yok etmeye yetebilecekmiş gibiydi. Şu ana kadar oldukça rahat davranan Kagı, şu anda korkmuş bir tavşan gibi, saklandığı köşeden çıkmayı hiç düşünmüyordu. 'Bir seyirci olmasına rağmen,' diye geçirdi içinden. 'böyle büyük bir güce sahip hala, sadece enerjisi bile... Kim bilir, o hayattayken nasıl bir güce sahipti...'
Tabii Zend, tüm bu olanları ağzı açık bir şekilde izliyordu. Üstelik daha da şaşırmıştı, çünkü hemen birkaç saniye önce mavi saçlı gence aurasını yönlendiren ve onu tek hareketiyle olduğu yerden kalkmaması için iyice ikna eden adam, enerjisini sadece o kızıl gence değil, Zend'e de yönlendirmişti.
Elbette bu Zend için bir tehlike oluşturmamıştı, çünkü Zend bu gibi binlerce enerji dalgasına maruz kalmıştı, hatta karşıdaki bundan acımasızca zevk alırken yerde sürünerek bile bunlarla mücadele etmesi gerekmişti. Artık onu pek etkilemiyordu bu yüzden, sadece vücudunda yoğun bir ürperti meydana gelmişti ve bu ona ağzını kapatması gerektiğini hatırlatmış, karşısındaki garip adamlar kim olduğunu öğrenmesi konusunda ona yön vermişti. Daha doğrusu yön vermesi gerektiğini düşündürmüştü, sonuçta kendine yön veren kişi yine kendisiydi.
''Heyt be, nasıl da hiç etkilenmeden duruşuna devam ediyor!'' Buraya yeni gelmiş olanlardan ilk olarak konuşmuş olan, biraz önce Kagı'yı -büyük ihtimalle istemsizce- duvara fırlatmış olan adam, Zend'in karşısına doğru ilerledi ve onun omuzlarından tutup sıkarak bir kahkaha patlattı. Zend'in içinde muazzam bir acı yükseldi ve anında omuzlarını o gaddar pençelerden kurtarmak istedi ama kendine hakim olarak hareket etmedi. Çünkü şu anda yapacağı yanlış bir şey, onun gerçekten kötü zamanlar geçirmesine neden olabilirdi. Çünkü biraz önce karşısındaki adam hiç de zarar vermek istemiyormuş bir şekilde yaptığı tek hareketle kızıl genci o daha tepki veremeden alaşağı etmişti.
Zend o an dikkatini topladı ve karşısındaki kişiye dikkat etti.
Onun hemen önünde, Zend'in omuzlarını kocaman bir gülümsemeyle kavramakta olan adam, gerçekten iri yapılıydı. Üzerindeki devasa, bir karıştan fazla uzunluktaki tüylere sahip, kalın ve büyük kürk, onun iyice geniş görünmesine neden oluyordu. Omuzları, kürkün altından belli olacak şekilde geniş ve yüksekti. Kolları oldukça kalın ve sert görünümlü, kaslıydı. Elleri de tüm vücudu gibi geniş ve büyüktü, bu ellerin yıllar boyu kılıç tuttuğu belli oluyordu. Dimdik duruyordu adam, göğsü, Zend'in burnunu neredeyse geçiyordu. Şişik, o nefes almadığı zamanlarda bile vücudunun en öndeki bölgesi olmayı başaran, bir savaşçıya ait olduğu anında anlaşılabilen göğüslerinin üzerine düşen sarımtırak gri sakalları ise Zend'in hemen dikkatini çekmeyi başarmıştı, uzun olmalarına rağmen oldukça düzgün, düzenli ve bakımlı bir görünüşleri vardı. Zend gözlerini adamın yüzüne doğru kaydırmaya başladı. Adamın yüzünü dikkatli bir şekilde incelemesiyle, bir sıcaklık dalgası yayıldı Zend'in içinde. Çünkü o adamın ağzı kulaklarına varıyordu ve bembeyaz dişleri, sakalları gibi gri ile sarı bir renk arasında gidip gelen kalın bıyıklarının işgali altındaydı. Burnu pek büyük olmasa da büyük sayılabilirdi ve aşağıya doğru indikçe kıvrımlı bir hal alıyordu. Gözleri tıpkı Zend'inkiler gibi siyahtı ve iki boncuğu andırıyorlardı, Kulakları, bir kısmı açık bırakılmış, şakak kemiklerinin üzerinden başlayan saçlardan birer tutam alınarak kafasının arkasından bağlanmış saçlarının içinden görünüyordu. Adamın gerçekten de çok yaşlı olduğu su götürmez bir gerçekti. Buna rağmen, saçının, sakalının ve bıyığının en azından yarısı hala altın renginde parlıyordu, bu kadar yaşlanmasına rağmen gri renk onları işgal etmeyi başaramamıştı. Kaşları kalın ve kıvrımlıydı, irice olan gözlerinin kenarlarına doğru ilerledikçe yukarı doğru kavis alan, grinin işgaline tamamen karşı koymuş ve sarı dışında hiçbir rengi içerisinde barındırmayan kaşları adamın daha da heybetli olmasını sağlıyordu. O, tam bir savaşçıydı! Zend, onun biraz önce mavi gözlü çocuğa hafifçe dokunmasıyla birlikte, genç adamı nasıl uçurabildiğine ve büyük ihtimalle isterse daha fazlasını da rahatlıkla yapabilecek olmasına baktığında bunu tam olarak kavramıştı. Karşısında güçlü, büyük ve ulu bir savaşçı vardı... Onun vücudundan yayılan enerji öyle kuvvetliydi ki, Zend, şu ana kadar gerçek hayatta tanıdığı en güçlü kişi olan, aynı zamanda Zend'in, temsilcisi olduğu Gri Engerek dahi Zend'e böylesine kuvvetli bir his verememişti. Ama bu aura öyle sert değildi, yumuşaktı, Zend'e hiçbir zarar verme amacı gütmediği kesindi. Zend, o adamdan yayılan aura dalgalarının içindeki sevgiyi ve şefkati adeta hissedebiliyordu, bu hissi en son arenada, o siyah kapüşonlu adamı gördüğünde tatmıştı.
Zend, kafasını bir anda karşısındaki adamın göğsüne doğru düşen kürkün içinde buldu. ''Gel de sana bir sarılayım!'' diye kükredi adam, Zend'in nefes alamadığından dolayı hafifçe debelenmesine aldırmadan onu göğsüne bastırıyordu. Adamın vücudunun görüntüsü arada sırada hızlı bir titreme dalgası ile kaplanıyordu, burada bulunmak için hatırı sayılır bir çaba gösteriyormuş gibiydi.
Zend neler olduğunu sormak istemesine rağmen kendisini tuttu ve herhangi bir şey söylemeden, adamın ona anlatacağını düşündüğü şeyleri beklemeye başlamıştı. Biraz önce Zend'e 'torun' olarak seslenmişti, Zend kesinlikle bunu yanlış duymamıştı. Şimdi yanlış bir şey söyleme riskine girmek istemedi ve sessizliğini koruyarak karşısındaki uzun boyulu, kalıplı adamın onu kürküne bastırmasına müsaade etti. Gerçi, müsaade etmese de ona karşı koyabilecek gücü olduğunu sanmıyordu. O adam tek bir hareketiyle bile Zend'in tüm enerjisini kırabilecek bir seviyedeymiş gibiydi, Zend de zaten onun seviyesini belirleyemiyordu. Çünkü daha önce böyle bir enerji dalgalanmasına rastlamamıştı, adamın Ki'si Zend'in şu ana kadar gördüğü tüm Ki enerjilerine göre farklı bir boyutta ve şekildeydi. Verdiği his bile bambaşkaydı... Bu aura, eğer Zend'e düşmanca yaklaşsaydı, Zend o an kesinlikle direkt düşüp bayılırdı. Düşünmek bile istemiyordu bunu.
''Muhtemelen kim olduğumuzu merak ediyorsun, değil mi evlat?'' Adam sessizce konuştu ve Zend'in nefes almasına izin verdi. Derin bir nefes aldı ve gözlerinin önünden geçmekte olan binlerce anının içinde birkaç saniyeliğine kaybolarak, eskiden yaşadığı o güzel günleri hatırlamanın ve onları arzulamanın, içinde uyandırdığı derinden gelen bir sızı ile iç çekti. Belli ki geçmişte yaşadığı şeylere özlem duyuyordu, hem de epey duyuyordu. ''İçinden geçiriyorsun, kim bunlar diye...'' Adam Zend'inkilerle neredeyse eş olan gözlerini Zend'inkilere dikti. ''Biz kim miyiz?''
***
1504
Magnec