Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

130. Bölüm O Şey?

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

"Zend, öncelikle şu mührü bozma işini halletmeliyiz." Ranon Zend'e seslendi. "İlk işimiz Hollis'in güvenliğini garantiye almak, unutma."

"Endişelenme Ranon, bunların bilincindeyim." Zend kısaca Ranon'a cevap verdi.

Zend son olarak arkasını döndü ve kalan eşyalarını yüzüğüne ve çantasına doldurmakta olan Sanzirna'ya bir kere veda edercesine el salladı, Sanzirna'dan da bir el sallama aldıktan sonra, tekrar arkasını döndü ve biraz dolaşarak zihnini düzenlemek için kırdığı toprak zeminin olmadığı yerlere doğru ilerlemeye başladı.

"Zend!" Zend henüz iki adım atmışken, arkasından ona seslenen Sanzirna'yı duydu.

"Efendim?" Ona cevap verdi ve kafasını yavaşça yana çevirerek gözünün ucuyla baktı. "Bir sorun mu var?"

"Hayır, hayır, sorun yok." Sanzirna biraz önce kızarmış olan yerlerinin kızarıklığını geçirmeye çalışarak cevap verdi. "Siz, buradan çıkınca Kharn'a gelmek isterseniz, bununla beni haberdar edebilirsiniz. Gelip sizi alırım, birlikte Kharn'a gideriz. Malum, oraya tek başına girmek pek kolay olmuyor." Sanzirna saygılı bir şekilde, elinde tuttuğu, biraz önce yüzüğünden çıkarmış olduğu iki parmak büyüklüğünde ve uzunluğunda olan kağıdı Zend'e uzattı.

Zend kızı hiç bekletmeden kendisine uzatılan kağıdı aldı ve onu hızlıca bir saniyelik bir sürede inceledikten, ne olduğunu anladıktan sonra yüzüğüne attı. "Tamamdır." Başıyla birlikte onayladı ve Sanzirna'ya gülümsedi.

"Hala kızgın mısınız?" Sanzirna ellerini göbek kısmının üzerinde birleştirdi ve başını hafifçe eğerek masum bir kedi gibi Zend'e baktı. Üst dudağını dişlemeye başlamıştı ve üstteki gibi, açık pembe renge sahip alt dudağı diğerine göre dışarıya doğru ilerlemişti. "Benim hareketimin Efendi Lazel ile aranıza girmesini gerçekten hiç istemiyorum." dedi, sesi titriyordu bir yandan, Zend'in cevabının onun için çok önemli olduğu açıktı.

Zend o an Sanzirna'ya sempati beslemeden edemedi. Çünkü o an Sanzirna son derece sevimli görünüyordu, yeşil gözleriyle ve sarımtırak saçlarıyla, özellikle başını eğip ellerini bağladığı pozisyonuyla, eve alıp beslenilebilecek küçük, yavru bir sincap ya da minik bir tavşan gibiydi. Zend az daha gidip onun başını okşayacaktı. "Sen bu haldeyken sana kızmış biri bile seni anında affedebilir zaten." Zend, kızın gözlerinin içine girerek konuştu. Bunu söylemesiyle birlikte, Sanzirna'nın Zend'in olumlu bir yanıt vereceğini anlayan gözleri hemen ışıldamaya ve keyifle parıldamaya başlamıştı. "O yaptığını unuttum bile. Meraklanma, sinirim o gece bitmişti. Bir arkadaşının zarar görmesini istemediğinden böyle yaptın, anlayabiliyorum. Lazel ile ilgili bir şey olarak görmüyorum bunu, o büyük ihtimalle genellikle kendini düşünen biri. Senin yaptığını yaparak arkadaşını koruyamazdı. Bir şey olsa da korusa bile, senin gibi, başını sonuna kadar eğerek asla özür dilemeyecektir. Seni, gözümde biraz daha özel yapan da o yaptığın oldu zaten."

Sanzirna'nın kirpikleri titredi yavaşça. Zend'e minnettar olmuş gibi görünüyordu, içinde ona karşı bir bağ oluşmuştu sanki, hissediyordu. Bu bağ, Lazel ile Sanzirna arasında olan gibi saygı ile başlayıp korku ile sonlanmıyordu hem de, sevgi ile başlayıp, minnettarlıkla devam ediyordu. Kim bilebilirdi, belki de bu iğne ipliği kadar olan bağ, gelecekte kalınlığı binaları geçecek, en büyük ve güçlü, büyülü halatlardan daha sağlam olacaktı.

"Teşekkür ederim, minnettarım." Sanzirna başını teşekkür edermişçesine azıcık eğerek devam etti. "Gerçekten ilginç."

"İlginç mi? Ne ilginç?"

"Benim hislerim çok kuvvetlidir." Sanzirna başını kaldırarak devam etti. Ön tarafına düşen saçları, kızın, başını kaldırmasıyla tekrar onun omuzlarına düşmeye başlamıştı. "Gerçekten çok ilginçtir ki, sadece altıncı seviye olan, yaşça oldukça küçük olan sizinle konuşurken, Efendi Lazel'in bile yanında bir pire tanesi gibi kalacağı kudretli bir varlıkla konuşuyormuş gibi hissediyorum. Dışarıdan bakınca bir etki hissetmiyorum, son derece normal her şey. Ama sizinle konuşurken, geceden bile karanlık olan gözlerinize bakarken, sanki ruhum eziliyor. Cevap veremeyeceğimi bile düşünüyorum bazen, konuşmak için kendimi zorluyorum. Sanki, her kelimenizde, her bakışınızda, tüm dünyayı sallamış bir şeyler dışarı dökülüyor, sanki hepsi sizde birikmiş de, dışarı çıkmaya can atıyorlar.'' 

''Her nefesinizde dünyanın enerjisi artıyor sanki. Yine sanki, çağlar boyu mühürlü kalmış, kapalı bir yerden dışarı çıkamayan, tanrıları mühürleyebilecek kadar güçlü biri varmış gibi karşımda. İçerideki enerji sadece bundan ibaret değil. İçinizde, hissettiğim birden fazla şey var. Birisi tamamen kara... Korkunç, insanı kolaylıkla yutabilecek bir fırtına gibi adeta. Diğeri, kara olana göre daha nazik ve şefkatli. Ancak o da bir o kadar korkunç. Enerjisinin simsiyah, son derece tehlikeli bir yanı var ve enerjisi sürekli parlıyor. Sanki binlerce yıldır uzanıyor tarihe; o çok eski. Her şeyden haberi varmış, her şeyi biliyormuş gibi. Ama buna rağmen, parlayan enerji sanki eksik gibi. O şey, bir parçasını, hatta büyük bir bölümünü başka bir yerde bırakmış gibi. Son derece etkileyici olmasına rağmen, kendiyle birleşik değil. Bunu fark etmek çok kolay. Bu ikisi o kadar karmaşık değil, anlaşılabilecek şeyler. Ama orada bir tane daha var bunlardan...'' Sanzirna elini ürkekçe Zend'in sağ göğsüne doğru uzattı ve elini oraya Zend'e zarar vermekten korkarmışçasına yavaşça bastırdı. Derin bir nefes aldı ve konuşmaya devam etti. ''Bu seferki çok küçük gibi, neredeyse hiç belli olmuyor. Hissetmesi çok zor, Ejderha Seviyesi'nde olmama rağmen ondan hissedebildiğim tek şey, sadece küçük bir zerreden fazlası değil. Ancak onun o zerresi bile öyle yoğun ve karmaşık, korkunç, aynı zamanda şefkatli, sessiz, ama bir o kadar sesli, siyah, ama bir o kadar beyaz ki, ne olduğunu anlamak mümkün değil. O kadar küçük bir şeyden sızan enerji bile, diğer ikisini tek başına bastırabilecek kadar güçlü ve hakim. Baskın.''

''Diğer ikisi, ondan sızan minik, küçücük enerji parçasına bile boyun eğebilecek kadar zayıflar. Öyle bir şey ki bu, anlamak, onu hissetmekten daha zor. Sizi engellemiş ve duvara gömülmenize neden olmuştum ya, o an, bana boyun eğmemi söyleyen garip his de, o şeyden dökülen ikinci zerreydi. Saldırınızı engelledikten sonra yarım saniyeliğine bekledim, ne yapacağımı düşündüm ve normal birinin yapacağı gibi durumu analiz ettim. Yarım saniye geçtikten sonra, bir anda beynimin içinde bir düşünce belirdi. Bağırmaya başladı bana bu düşünce, bana sertçe dedi ki: 'Hemen başını eğ ve özür dile! Yoksa öleceksin!' Bu sadece bir dürtü değildi, bu öyle bir şeydi ki, onu kabul etmeme şansım yoktu. O an anladım, bana bunu söyleyen şeyin ne olduğunu. O şey, o enerji parçası, o minicik, küçücük enerji parçasıydı bunu bana yaptıran, içinizdeki o anlaşılması zor olan kısımdan kopmuş gelmişti... Bir an reddedecek gibi oldum, çünkü o an Dealdor'u savunmamın doğal olduğunu düşünmüş ve harekete geçmiştim. Kendimi haklı görüyordum ve kararımdan vazgeçmeyi onursuzca buluyordum...''

''Reddetmek fikri aklımdan geçtiği anda, nefesim kesildi, bacaklarım tutmamaya başladı ve yere düşecekmişim gibi sallandım. O minicik enerji parçası, beni istese öldürebilirdi. Bunu o an kesin olarak fark ettim ve onun gerçek potansiyelini gördüm. O kadarcık enerji, benim tüm enerjimin en az beş katına eşitti. Neden dayanamadığımı fark ettim, bir anlığına o enerjiyle bağlantı kurdum ve o enerjinin kopup geldiği yeri birazcık da olsa sezmeyi başardım...'' Sanzirna o an ellerini ağzının üstünde birleşirdi. ''O şey, o kadar fazlaydı, o kadar derin ve kudretliydi ki, bana gelen parçası bir kum tanesi olsa, kalan kısmı tüm dünya gibi sayılabilirdi... Onu görmemle birlikte, gerçekten başımı eğdim. Yani siz bana söylediniz ya, Efendi Lazel senin yaptığını yapamaz, dostu için başını eğemez diye. Benim başımı eğen zaten o şeydi. Onun karşısında, varlığımın değersiz olduğunu gerçekten hissettim. Ama bu şey donmuş... Ve bence, sizin her konuşmanızda, her bakışınızda, her nefes alışınızda, geçirdiğiniz her saniyede, yaşadığınız her anda; o şeyin buzları biraz daha çözülüyor.'' Sanzirna bir süre gözlerini kapattıktan sonra bir anda elini çekti. ''Ama herkes anlayamıyor bunu, Dealdor'a sorduğumda hiçbir şey hissetmiyor. Xienao da aynı şekilde." 

"Demişti ya, yerle göğün yerini değiştirsen şaşırmam diye. Öyle hissediyorum ki, yerle göğün yerini değiştirseniz, ben, o gözlerden dökülen şeylerin aslının, sadece bu kadarını yapabileceğini düşünüp hayal kırıklığına uğrarım. Sanırım Efendi Lazel'in sizi bu kadar yanında istemesinin nedeni de bu. Ama şundan da eminim ki, hayal kırıklığına uğramayacağım. Bunu da hissediyor, güçlü hislerim.'' Sanzirna konuşmasını sonlandırdı ve hızlıca arkasını döndü, çantasına üzerinde Lazel'in ismiyle birlikte bir kalp olan yastığını da tıkıştırdı, sonra da çantasını yüzüğüne attı, hızlı bir şekilde konuştu ve Zend'e veda etti. ''Öyleyse, ben gidiyorum. Umarım tekrar sizi almaya geleceğim. Görüşmek üzere.'' dedi, ve bir anda kayboldu. Zend de arkasından tekrar el sallayarak önüne döndü, Sanzirna'nın söylediklerini düşünmeye başlayarak gezisine başladı.

''Zend, o çocuğu değerlendirebilirsin. Onun sezgi yeteneği gerçekten ileri seviyede. Gri Engerek, buraya geldiğinde bile onun hissettiği kadar şeyi hissedememişti.'' Ranon'un bilge sesi, her zamanki ağırlığıyla, bir kuyunun en altından, kuyunun en üstünde bulunan Zend'e doğru ilerlermişçesine yankı yaparak Zend'in zihnine oturdu.

''Ranon, onun bahsettiği şey, o şey neydi?'' Zend direkt olarak sordu Ranon'a. Aklındakileri gizlemesi gerektiğini düşünmüyordu.

''Kim bilir. Kaderin önümüze ne çıkaracağını bilemeyiz, Zend. Kimse bilemez. Tanrılar bile.'' Ranon sisli sesini tekrar çınlattı Zend'in kafasında.

''Ranon, bu çok mantıksız değil mi?'' Zend konuşmaya başladı. Diğer sorusuna Ranon'dan cevap gelmeyeceğini çoktan anlamıştı, kendini yinelemeyi gereksiz buldu. Bunun yerine başka bir konuda tartışmak istiyordu Ranon ile. ''Kader diye adlandırdığımız şey ne? Bir insan mı? Ya da bir Tanrı? Ya da bir sistem mi? Eğer öyleyse, bu sistemi kuran kişi kim? Tanrılar olarak adlandırdıklarımızın buna karşı gelememesi garip değil mi? İnsanlar onlara ibadet ediyor. Hayatlarını onlara veriyor, onlara binlerce kurban sunuyorlar. Ama neden? Tanrıların bir şeye karşı çıkmayacak olması neden doğru? Eğer bu doğruysa, onlara Tanrı dememiz neden doğru? Onlardan daha üstte birinin olması gerek... Ben, onların beni yarattığını düşünmüyorum.'' Zend gökyüzüne bakarak konuşmaya devam etti. ''Tanrıların bir şeyi bilememesi çok mantıksız!'' 

''Zend, Tanrı olarak isimlendirdiğimiz kişiler, ilk başta senin gibi birer çocuktular.'' Ranon ciddi bir şekilde söze girdi. ''Size tanrılar hakkında öğrettikleri genellikle doldurmacadan ibaret. Tanrılar, insanlara kendi varlıklarını göstermeden önce, sadece insanları izlemiyorlardı. Daha öncesinde, onlar yoktu. Tanrı olabilmek, ölümsüzlük yolunun sonuna ulaşabilmek demektir. Daha ilerisi yok. Tanrılara Tanrı dememizin nedeni, var olan en güçlü varlıklar olmalarıdır. İnsan olarak tabii, büyülü yaratık olup da onların gücüne erişebilen nadir büyülü yaratıklar da var. Örneğin, Siyah Kafalı Ased, Kutsal Seviye bir büyülü yaratık olmasına rağmen, bir tanrı gücüne erişebilmiştir. Aynı şekilde benim eski dostum, ismini duymuşsundur, bir ara seni onunla tanıştıracağım. Aynı şekilde Hon Fulong da bir büyülü yaratık olmasına rağmen, aşağı yukarı bir tanrı gücüne erişebilmiştir.'' 

''Ya da Lazel'e bakalım. O eskiden dünya üzerinde bile değildi. Sonradan güç elde ederek diğerlerine savaş açmış. Birkaç Tanrı çok uzun zamandan beridir o mevkide. Venda da onlardan biri, uzun zamandır orada olduğunu biliyorum. Ama o bile, bir zamanlar bir adamın peşinden koşan, küçük bir çocuktu. Diğer tanrıların büyük çoğunluğu da öyle. Birçoğu bir süre sonra başka bir Tanrı tarafından katlediliyor ve ölüyor. Ayrıca, onların hiçbirinin yaratma gücü yok, emin olabilirsin. Onlar sadece yapılmış bir sistemi kontrol ediyor. Neyse, bu kadar yeter. Sorularını cevaplarsam yaklaşık birkaç yıl boyu konuşmak zorunda kalırız. Hadi şu mührü bozalım.'' 

''Gerçekten mi? Bari birkaç soruma cevap verseydin! Öyle birkaç şeyi söyleyip bırakmak vicdansızlıktır!'' Zend sesli bir şekilde Ranon'a sitem etti. Demek işler böyle yürüyordu...

Bir anlığına gözlerini kapadı, olduğu yere çöktü ve Kadons'unda gözlerini açtı. Her zamanki gibiydi burası, Tek fark şu an Ranon küçük formuna girmiş ve yere farklı farklı semboller çizmiş, bu sembollerin ortasına büyülü yaratığın öz suyunu koymuş, büyü dilinde bir şeyler söylemeye başlamıştı.

''Ranon, Venda'nın büyüsünü bozabileceğinden eminsin, değil mi? Sonra ustamı öldürmeyelim...'' Zend hafif bir alayla Ranon'a sataştı.

''Merak etme Zend, biraz önce söylemiştim ya, Venda zamanında bir adamın peşinden koşup, onun her dediğini yapardı diye;'' Ranon Zend'in alaylı sözlerine ciddi bir şekilde cevap verdi. ''o adam, benim ilk insan ortağımdı. Dolayısıyla Venda'nın her türlü büyüsünü ezbere biliyorum.

***

1782