Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

102. Bölüm Bölüm 13 - Güçlü haklı mıdır?

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend elindeki bıçağı keskin tarafı aşağı gelecek şekilde tuttu ve hızlı bir şekilde uzun boylu çocuğun göğsüne bir buçuk santimlik bir delik açtı, gücünü tam olarak ayarlamıştı, bir buçuk santimlik, onu öldürmeyecek bir kesik açmak istemişti ve tam olarak da başarmıştı; şu an bıçağın en uç kısmı o çocuğun göğsünün sol tarafının içindeydi.

Zend onun tepki vermesine fırsat vermeden, harekete geçmesiyle birlikte ki damarlarıda daha hızlı bir şekilde akmaya başlayan ki enerjisini üç ay önce Hollis'ten öğrendiği şekilde bıçağa aktardı, Kral Modu'ndan ve Savaş Tanrısının Heyecanı'ndan aldığı ek hızla çevik bir şekilde bıçağı sol eline aldı, sağ elini, hala tepki vermeye fırsat bulamamış çocuğun boynuna doladı, vücudunu yarı yan olacak şekilde çocuğun gövdesinin arkasına geçirdi ve sol elindeki ki enerjisini kullanarak güçlendirdiği bıçağını yan çevirdi, çocuğun sol koluna doğru ilerletmeye başladı. Bir saniyeden kısa bir sürede bıçağı ilk sapladığı yer olan, çocuğun kalbinin birkaç parmak üstünden kesmeye devam ederek onun koluna ulaştı. Ki enerjisi ile güçlendirilmiş bir bıçak doğal olarak kemiği bir parça pamuğu kesercesine kesebilirdi, bunu Hollis'ten öğrenmişti. Ki enerjisini kullanarak ortalama bir eşyayı güçlendirmek, o eşyanın seviyesinin son derece yükselmesini sağlıyordu. Örneğin Zend, bu bıçağa ki enerjisini vermeden o kolu kesmek isteseydi, gücü bir anlığına tıkanabilirdi ve bıçak kolun ortasında saplı kalabilirdi. Bu hem o çocuğa fazla acı çektirirdi, hem de Zend'in istemediği sonuçlar doğurudu. Zend onun gereksizce acı çekmesini istemiyordu. İstediği şey, biraz sonra söyleyeceği şeyleri acı ile mühürlemekti. Böylece o, Zend'in söylediklerini hiç unutmayacaktı. Şimdi ki enerjisi ile güçlendirmiş olduğu bıçak o çocuğun kolunu bir buğday tanesinin baş kısmını kesermiş gibi kesecekti. Gereksiz bir acıya yer olmayacaktı.

Çocuk şu anda tepki vermeye çalışıyordu, ama Zend yüzünden tepki vermesi son derece zorlaşıyordu. Zend onun karşı koymaya çalışacağını tahmin ederek sağ kolunu onun boynuna atmıştı, onun boyundaki birçok kalın damarın içinden ki enerjisinin aktığı yeri bulup onu tüm gücüyle sıkmıştı. Çocuğun vücudu şu an neredeyse uyuşmuş olmalıydı. Haliyle vereceği tepki de son derece gecikecekti.

Bıçak tereyağında kayarcasına uzun boylu çocuğun vücudunda kaydı ve onun koluna ulaşmayı başardı. Zend bıçağı yan ve hızlı bir şekilde onum koluna soktu, bıçağı sokar sokmaz kendine doğru büyük bir güçle çekmeye başladı. Bıçak yarım saniye gibi kısa bir sürede çocuğun kolunu baştan sona geçmişti, Zend de çocuğun boynunu bıraktı ve ona tutunarak kazandığı güç ile sağ elini de bıraktı, sağ bacağını çekebildiği kadar içine çekti ve sol ayağı ile çocuğun sağ omzuna tekrar tutundu, sağ eliyle onun sol kolunu tuttu ve içine kadar çektiği sağ ayağını serbest bıraktı, üstüne sağ ayağıyla çocuğun sırtına sertçe vurdu.

Çocuk Zend'in vurduğu yönün ters tarafına, yani ön tarafına doğru bir anda itildi ve daha şaşkınlığını bile tam olarak anlayamamışken iki metre kadar öne gitti. Durmayı başardığı anda vücudunun bir parçası artık yoktu.

Zend elindeki sol kol ile düştüğü yerden kalktı. Onu kolundan ayrılması için tekmelemişti ve attığı tekmenin tersi yönünde de kendisi geriye doğru gitmişti, biraz önce yan durduğu için de o şekilde yere düşmek zorunda kalmıştı. Düştüğü anda ayağa kalktı ve koldan akan kanların, iki elini de kıpkırmızı yaptığını gördü. Ama Zend artık buna alışmıştı. Elleri, son dokuz ayda defalarca kez aynı bu şekilde kıpkırmızı olmuştu. Tek fark, diğer seferlerde ellerini kıpkırmızı yapan şey büyülü yaratıkların kanıydı, şimdi de onların görevini insan kanı üstlenmişti, ne fark ederdi?

Uzun boylu çocuk şok içinde koluna baktı. Daha doğrusu bakamadı, çünkü baktığı yerde artık bir kol yoktu. Kolundaki acıyla ve ilk kez hissettiği, orada bir kol olmamasının ona verdiği hissizlik duygusuyla yere çöktü.

Dizlerinin üstüne çöktüğünde bir çaresizlik duygusu onu sarmaya başladı. Normalde ona böyle bir şekilde saldıran kişiye direkt olarak karşılık verirdi ve onu kalkıştığı şeye pişman ederdi. Ama biraz önce karşılık değil, küçük bir tepki bile verememişti. O çocuk, aralarında büyük bir fark olduğunu kesin bir şekilde söylemişti. Ağzını kullanmamıştı, ama son beş saniyede yaptığı şeylerle aralarındaki büyük farkı çekinmeden ortaya koymuştu. Bu kamptaki destekçileriyle birlikte ona saldırmak ve intikam almak istiyordu, hem de çok istiyordu, ama bunu yapamayacağını kendisi de çok iyi biliyordu. Çünkü kampta ona karşı çıkanlar kesinlikle olurdu. Özellikle Emma ve kardeşleri kesinlikle ona karşı çıkardı. Bundan daha önemli olan şey ise, bunu yapan kişi sadece öğrenciydi. Onun ustası da buradaydı. Öğrenci böyleyse kim bilir ustası nasıldı. O çocuk isteseydi, şu an kesinlikle onu öldürmüş olurdu. Bundan kesinlikle emindi. Bunu kabullenmekten nefret ediyordu ama, şu an karşı çıkmak gibi bir seçeneği yoktu. Şu anda arkasında ailesi yoktu.

Zend tam olarak doğruldu, ümitsizce sağ eliyle sol omzunu tutan çocuğa baktı. "Karşılık veremeyen taraf sen olunca nasıl hissettiriyor?"

"..." Çocuk cevap veremedi. Şu anda söyleyeceği çoğu şeyde haksızdı.

"İşte bu senin görüşün. Beni suçlayamaz, beni haksız bulamazsın. Görüşü seninki gibi, güçlü her şeyi alır türünden olan insanların, sonunda varacakları yegâne sonuç ellerinden her şeylerinin alınması olacak. Güçlü olan taraf olduğun zaman güzel, değil mi? Büyük ihtimalle şu ana kadar güçlü olduğun için hesap vermeden geldin. Ama sonunda senin de güçsüz konumuna düşeceğin zaman gelecekti. Bunu düşünemedin mi? Güçlü her zaman haklı mıdır? Güçlü her zaman istediğini alır mı?" Zend kestiği kolu kenara bıraktı ve iki elini açarak sesini yükseltti. "Şimdi çaresiz ve güçsüz olan sensin, güçlü olan benim. Hadi, ne yapacaksın?"

Uzun boylu çocuk dişlerini gıcırdatmakla yetindi. Bu, şu anda yapabileceği tek şeydi. Sinirden ağlamak üzereydi ama yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bu dünyada kural buydu. Güçlü olan, ne olursa olsun haklıydı. Burada kimin güçlü olduğu da açıkça belliydi. Ölmemeyi umarak beklemek yapabileceği mantıklı olan tek şeydi.

"Ne oldu? Biraz önceki ukala tavırların nereye gitti? Senin soylu Fozre ailen, seni böyle görse senden utanmaz mı? Sen ölümü göze alıp bana saldıramayacak kadar korkak biri misin? İlginç, oysa ki biraz önce son derece iddialı gibiydin."

Zend arkasını döndü. Onun korkak biri olduğunu anladı. Şu anda konuşmadan sadece beklemesi bunun kanıtıydı. Onu öldürmek istemiyordu, ondan hoşlanmasa da insan hayatı böyle önemsiz bir olayda harcanamayacak kadar değerliydi. Yemeğine devam etmek istiyordu, ama elleri kan içindeydi. Biraz su bulmalıydı, en iyisi Emma'ya sormaktı. Bir şey daha söylemek için tekrar arkaya doğru baktı. "Bu arada, yeneceğinden emin olmadığın rakipleri kardeşin için seçme. Eğer onunla savaşsaydım, kazara onu öldürebilirdim."

***
1005