Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

222. Bölüm Siyahlar'ın İçinde Bir Yer (11)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Kolunun artık yerinde olmamasını sağlayan adama bakarken Zend'in gözlerinde biraz öfke vardı. Onun bu gibi şeyleri yapmasına alışkanlığı var denilebilirdi genç adamın, ama böyle bir savaşın ortasında bu gerçekten de hiç hoş değildi. Sonuçta bu Zend'in bir özelliğiydi, adaletsizlikle ne alakası vardı ki? Üstelik Zend normal bir kılıç kullanmıyor olduğu için iki eline de ihtiyacı vardı. Tek eliyle Ağır Kılıç'ını nasıl dengeli bir şekilde kullanabilirdi ki? Bu tam bir saçmalıktı...

''Şerefsiz herif...'' diye söylendi ve koluna bir bakış attı Zend. Omzundan biraz aşağıda kalacak bir yerden altı yoktu. Temiz bir şekilde kesmişti o adam yine, üstüne üstlük inanılmaz derecede bir acı vardı. Dışarıdan pek belli etmiyor olsa da, dünyada bu acıyla karşılaştıktan sonra bayılmayacak pek az kişi vardı muhtemelen. Ayrıca sürekli kan kaybetmeye devam etmesi de ayrı bir sıkıntıydı, sağ omzu uyuşmaya başlamıştı, aynı zamanda hafifçe üşümeye başladığını hissediyordu çünkü epey kan kaybı yaşamıştı. Şu an ayağını bastığı yerin üzerinde, altta toprak olmasına rağmen adeta bir kan gölü oluşmuştu. Zend kazanıyordu, işi iyi gidiyordu ya, böyle bir şey yapıp onun tüm keyfini kaçırmak zorundaydı zaten o adam. Yoksa rahat edemiyordu, Zend kinli bir şekilde gözlerini ona dikse de elinden gelen pek bir şey de yoktu.

''Hadi ama, kızma bana, hile yapan sendin!'' diye sanki bir suçu yokmuş gibi avuç içi Zend'e bakacak şekilde kaldırdı adam ellerini. ''Hem sadece şununla savaşıyorsun ama bir koluna ihtiyaç mı duyuyorsun?'' diye gözlerini iyice açarak Zend'in savaşmaya devam ettiği kızı işaret etti. ''Bacaklarından birini de kesmediğim için şanslısın bile. O senin karşına çıktığı için yeterince şanssız zaten, bari sen de biraz şanssız ol ve bir kolunu kullanma, alt tarafı sadece sağ kolun.'' 

''Tabii canım, normalde çok şanslıyım zaten...'' derken Zend sağ omzuna sol elini bastırdı ve kıyafetinden bir parçayı hızlıca ağzının yardımıyla kopararak, kesiğin üstüne bağladı. Kan akışını bu şekilde yavaşlatmaya çalışıyordu. Bu gibi durumlarda her zaman içinden geçirdiği değişmez bir şey vardı genç adamın. Yine aynı cümleler geçti aklından: 'Keşke Kral Modu'nu daha ilerideki seviyelerde kullanabiliyor olsaydım. Kanı durdurmaya çalışmakla uğraşmam gerekmezdi...'

''Hadi hadi, savaşmaya devam edin. Hehehehe...'' Adam sinir bozucu bir kıkırdamayla birlikte konuştuktan sonra tekrar aradan çekilmiş ve iki genci, savaşabilmeleri için baş başa bırakmıştı. 

''Senin için üzüldüm.'' diye seslenirken Zend'e baktı, biraz önce yıldırım büyüsüyle Zend'e saldırmış olan kız. ''O adamın ne yapmaya çalıştığını çözememiş olsam da bu sefer benim avantajıma hareket etmiş gibi görünüyor. Üstelik ikimizde de ona karşı çıkabilecek bir güç yok, yani söyleyecek bir şeyimiz de yok ve zaten şanssız bir şekilde ölümüne savaşmaya mahkum edildik. Ne yazık ki onun bu hareketi seni ölüme doğru iten bir şey oldu.'' derken yüzünde gerçekten üzüldüğünü belli edecek bir ifadesi vardı ama Zend, onun şu anda içten içe mutlu olduğunun da farkındaydı. Bu kesindi zaten, sonuçta burada söz konusu olan hayatıydı ve haksızlık ile bile olsa, bir şekilde onun kazanmasını sağlayacak olan bir eylemin onu ciddi anlamda üzmesi de haliyle imkansızdı. O öldüğünü kabul etmişti biraz önce, Zend'in o büyüyü hiç zorlanmadan savuşturduğunu gördüğü anda kaybettiğini anlamıştı. Onun kılıcı son derece güçlüydü ve tüm enerjisinin çeyreğini, tam olarak kararlı hale getirmeden de olsa harcayarak yaptığı üç Toprak Askeri'nin, kısacık bir zamanda ölmesine yol açmıştı. O askerlerin her biri en azından bir dördüncü seviye savaşçının gücündeydi, bu az gibi görünebilirdi ama toplumdaki dördüncü seviyeyi geçebilmiş insan sayısının tüm insan sayısına oranına bakarsanız, bu askerlerin hemen her yerde ciddi anlamda işe yaradığını anlardınız. Üstelik o büyü yüksek seviyeli bir büyüydü, Ki havuzları yok edilmedikçe o askerlerin ölmesi de zaten imkansızdı. Ne kadar saldırsanız da tekrar iyileşirlerdi. Ama o gencin, o askerlerin tamamını öldürmesi inanılmaz derecede kısa bir zamanını almıştı ve onları henüz yeni öldürmüşken maruz kaldığı özel saldırının ona bir zarar verememesi de, bu savaşın galibinin direkt olarak belirlenmesine yol açmıştı. 

Ama o adam birden çıkıp manyak gibi kahkahalar atarak buradaki durumun adaletsiz olduğunu söyleyip, Zend'in kolunu kesince durumun tamamen değiştiğini tahmin etmişti genç kız. ''Tek elinle o kılıcı kullanamayacaksın sonuçta, bu savaşın galibi, senin için şanssızlık da olsa ben olacağım. Ben sadece yardım almanı engellesem bile zaten yakın zamanda kan kaybından sebep öleceksin zaten, bir şey yapmama bile gerek yok...'' diye konuşurken Zend'e bakmış ve içten içe yaşadığı mutluluğunu hafifçe belli etmişti.

'Ağır Kılıç'ı kullanamam artık, o haklı. Ağır Kılıç'ı tek elimle mi kullanacağım? Bu adeta saçmalığın dibi olur...' diye düşünmeye devam etti Zend ve sol elindeki yüzüğüne, hemen yanında kalmış, kolundan akan kanlarla birlikte sırılsıklam olup kan gölünün biraz yanında kalmış olan kızıl kılıcını koydu. ''Direkt olarak kazandığını düşünmenin sebebi de ne?'' diye sorarken, düşünmek için hafifçe kapattığı gözlerini sonuna kadar açtı. ''O adamın benim kolumu kesmesinin bir nedeni var, değil mi? Sence direkt olarak kaybedeceğimi biliyor olsa neden kolumu kesmeye çalışırdı ki?'' diye konuştu yavaşça gülerken. ''Bunu yaptığı için, artık bu savaş daha hızlı bitecek...'' dedi. Daha sonra da, Gri Engerek'in daha önce ona verdiği, Raddha Ailesi'nin kılıçlarından birinin bir kopyası olan kılıcı çıkardı. Gri Engerek ona böyle söylemişti, bu kılıçla çok antrenman yapma imkanını bulamamış olsa da bununla birlikte tek eliyle kullanabileceği bir Ağır Kılıç'tan daha çok iş yapabileceği kesindi. Üstelik bunun bir özelliği de vardı...

Buna bu sefer başvurması gerekiyordu çünkü tek eliyle savaşmaya çalışırsa muhtemelen yenilecekti. Koluna bağladığı kıyafet parçası onun kan akışını çok da yavaşlatmayacaktı ve kısa bir süre sonra baygın düşecek, öldürülecekti. Bir büyücünün en kolay yapabildiği şeylerden biri de vakit kazanmaktı sonuçta, Zend'in böyle bir yarası varken doğal olarak tek yapması gereken ondan uzak durmak ve saniyelerin, devamlı olarak Zend'in aleyhinde işlemesine olanak tanımaktı. Buna izin vermemesi gerekliydi.

Büyüsünü kullanırsa da, büyük ihtimalle o adam yine gelip Zend'in haksızlık yaptığını söyleyecekti ve bu sefer Zend'in bacağından da olmasına yol açacaktı. Bunu da kaldıramazdı Zend, bu yüzden onun hile olarak algılamayacağı bir şeyi yapmaya çalışarak, Gri Engerek'in ona o kafeste verdiği altın renkli kaplamalı bir kabzaya sahip olan, ilerledikçe kıvrılarak bükülen kılıcı yüzüğünden çıkarıp eline aldı ve sol elinin yanıp kaşınmaya başlamasıyla birlikte, ani bir refleksle gözünü kapadı. 

O gün kafeste Yua'yı kurtarmaya çalışırken uğradığı hislerin tamamına uğramaya başlayacağını biliyordu birkaç saniye içerisinde, genç adam. Öyle de olmuştu...

Aniden gelen bir kusma isteğini bastırdı ve içinde, o adama ve şu anki rakibine karşı bir öfkenin kabarmasına izin verdi. Derin bir nedeni olmayan bu öfkenin git gide, durmak bilmeyen bir yangın gibi büyümesini sakince izliyordu Zend. Daha önce de böyle olduğu için paniklememişti. Daha sonra bu öfkesi yerini neşeye ve heyecana bırakmıştı bir anda, Zend şu anda burada olmaktan büyük bir keyif aldığını hissetmişti, bu savaşın içinde olmaktan mutluydu o! Üstelik bu, eşi benzeri bulunmayan bir mutluluktu, Zend bu mutluluğu hayatında birkaç defa hissetmeyi başarmıştı ve her defasında da, elinde bu kılıç vardı. 

''Heh...'' Bir nefes vererek heyecandan titreyen kalbini bastırdı genç adam. Kalp atışları hızlanmıştı, vücudundaki kan akışı son derece hızlı bir hale gelmişti ve derisi ısınmaya başlamıştı. Bu yüzden kesilmiş olan kolundan biraz öncekine göre daha fazla kan akmaya başlasa da, bunu önemsemedi Zend. Biraz sonra bu savaşı direkt olarak bitirecekti çünkü. 

Etrafındaki tüm enerjileri hissetmeye başlamıştı bile Zend. Tıpkı Chibui'de çalıştığı gibiydi, şu anda tamamen düzgün bir şekilde gidiyordu her şey. Bozulmayacaktı da, şu an Zend'in moralini hiçbir şey düşüremezdi. Biraz önceki, bitmek tükenmek bilmiyormuş gibi görünen öfkesi hızlıca azalarak bir anda yok olmuştu, Zend bunun üzerine mantıklı bir şekilde düşünerek etrafını hissetmeye başlamayı başarabilmişti. 

''İşte bu!'' diye söylendi kendi kendine. Şu an ona korkuyla bakan, ne olduğunu anlamamış, o adam tarafından Zend ile savaşmaya itilmiş ve yine o adamdan gelen hislerin, kaybedeceğinin kesinliği yönünde olduğunu anlamış, ellerini gözlerine siper etmiş ve azami enerjisinin yarıdan fazlasını kullanarak yaptığı Yıldırım Ejderhası'nın nasıl bir anda yok edildiğini hiçbir şekilde anlamayı başaramamış, titreyen göz bebekleriyle gözlerini kapatıp beklemeye başlayan Zend'e, kalan enerjisini toplamaya çalışırken ne yapacağını tam olarak bilemeden bakan, aklında ciddi bir plana sahip olmayan kızı gördü. Ama gözlerini kullanmamıştı, sadece enerjisini kullanmıştı aslında. 

Endişeli bir şekilde uzaklardan ona bakan Hollis'i, Sanzirna'yı ve Berinne'yi hissetmişti, bunu nasıl yapabildiğini tam olarak anlamamış bile olsa, onların duruşundan enerji miktarına, fiziksel özelliğine kadar olan tüm bilgiler, aniden Zend'in hafızasına dolmaya başlamıştı. Karşısındaki kızın gözlerindeki korkuyu, vücudundaki damarlarda akan kanı, yavaşça titreyen kirpiklerini, her şeyi hissetmeyi başarabiliyordu artık. 

Zend son olarak tüm hisleri bir arada hissetmeye başladığını ve etrafa, sert bir enerji dalgası yolladığını fark ettikten sonra gözlerini araladı. Hem korkuyordu, hem heyecanlıydı. Hem üzgündü, hem de mutluydu. Hem kızgın bir kaplan kadar öfkeliydi, hem de durgun bir göl kadar sakin... Gözlerini açıp karşısındaki kızın gözlerine bakmasıyla birlikte, gerçek korkuyu görmüştü genç adam. Şu an etrafa yaydığı enerjiyle kıza kısa bir süre içinde onu öldüreceğini söylediğini biliyordu, o Zend'i öldüremezse öleceğinin farkındaydı ve şu an karşısında, bir kolu eksik olmasına rağmen bu dünya üzerindeki biri tarafından ulaşılamayacak gibi görünen, yaydığı enerji ile sanki etrafındaki her şeyden üstün olduğunu anlatan genç adamı, kesinlikle öldüremeyeceğinin farkındaydı. 

Ölümünün geldiğini anlamıştı yani... Bundan dolayı da korkuyordu... Enerjisi kalmıştı hala, Zend'in biraz önce o Toprak Askerleri'ni öldürmeyi çabucak başaramadığını görmüştü. Ama bir büyü daha yapmaya cesaret edemiyordu... Bir büyü yapıp savaşmaya çalışırsa eğer ölümünün daha kötü olacağından korkuyordu kız! O adamın Zend'in kolunu kestiğini gördüğünde, zafer alma ihtimalinin arttığını düşünmüştü ve ciddi anlamda mutlu olmuştu. Çünkü o gencin, tek koluyla o Ağır Kılıç'ı kullanamayacağının son derece farkındaydı ve Ağır Kılıç'ı kullanmak için yıllarca ona emek vermiş olduğu muhtemelen olan Zend'in bir başka kılıcı tehlikeli derecede iyi kullanabileceğini düşünmüyordu, yani o, kolunun kesilmesiyle birlikte silahsız kalmış gibi görülebilirdi; böyle düşünmüştü o anda kız. 

Ama şimdi durum farklıydı... Düşündüğü şeyler tamamıyla değişmişti.

''Keşke...'' diye söylendi, Zend kılıcını kaldırıp ona doğru bakmaya başlamışken. ''Keşke... Onun... Kolu yerinde kalmış olsaydı!'' 

***

1565