eline sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
154. Bölüm Ortağı Hak Etmek Mi?
Zend mağaranın dışına çıkmasıyla birlikte etrafta yükselen enerjiyi iyiden iyiye hissetmeye başlamıştı. Tüyleri diken diken olmuştu ve biraz sonra gelecek olan yaratığa karşı içinde, birazcık, belki birazdan fazla, belki de bayağı fazla bir korku vardı. O adamın vermiş olduğu büyülü yaratık ne kadar normal olabilirdi ki, kesinlikle bu büyülü yaratık da kafayı sıyırmış biri olacaktı. Zend o adamla ilgisi olan herhangi bir şeyin normal olabileceğini düşünmüyordu.
Yerin sarsıntısı arttıkça, Zend'in içindeki kuşku da devamlı artıyordu. Şu an çağrılmakta olanın oldukça güçlü bir büyülü yaratık olması ve bu yüzden enerjisinin buraya getirilmesinin uzun süre alıyor olması doğal olsa da, bu kadar geç gelmesi normal miydi? Bu kadar geciktiğine göre, Tanrısal güçte bir büyülü yaratık olması ihtimali bastırıyordu. Zend de onunla anlaşabilmeleri konusunda daha çok endişe duymaya başlıyordu bununla birlikte; bu kadar kuvvetli bir büyülü yaratıkla savaşmaları, Zend için yararlı olmazdı. Gözünün ucuyla arka tarafına baktı. Emma hala kendine gelememiş gibiydi, kardeşi ile yakın olmasalar da onu birden kaybetmek ve onu kaybetmesinin nedeninin Zend olması, onu gerçekten etkilemiş gibiydi. Hayran olduğu birinin kardeşini öldürmesi kolay olmamalıydı.
''Zend, endişelenme, gelecek olan büyülü yaratıkla anlaşabileceğimizi düşünüyorum. Biliyorum, sana kağıdı veren kişiden dolayı şu an endişe duyuyorsun, ama eğer anlaşamazsak Üstün ve ben onunla savaşırız ve büyük ihtimalle kazanabiliriz. Sadece ben bile bir büyülü yaratığı yenmek için yeterim, sen rahat ol. Eğer olur da kazanamazsak, sana zaman kazandırmayı başarabileceğimizden kesinlikle eminim. Senin tek yapman gereken ise Chibui Dağı'na doğru koşup dağın etrafındaki büyülü yaratıkların dikkatini, o, eğer seni kovalarsa arkandan gelen büyülü yaratığa odaklaman yetecektir. Oradaki büyülü yaratıklar genel olarak birlikte hareket ettiği için, gelecek olan yaratık onlar için hiç sorun oluşturmayacaktır. Bunlar için üzülme. Üzüleceğin tek şey, böylesine mükemmel bir kozu kaybetmiş olman. Sıkıştığın bir yerde bu kağıdı kullanarak durumu tamamen tersine çevirebilirdin, ama artık böyle bir şansın kalmadı. Nedeni ise senin dikkatsizliğinden başka bir şey değil, neden onlar mağarandayken Maddle'nin anılarına dalıp gittin ki? Her neyse, olan oldu. Pişman olmak bir şeyi değiştirmeyecektir. Aynı hatayı bir daha yapmamaya bak.'' Ranon'un hafifçe iğneleyen sesi Zend'in utanmasına yol açtı. Ranon söylediklerinde haklıydı, kendi hatasından dolayı o büyülü yaratık şu an buraya geliyordu. Normalde her an tetikte olurdu ve civarda birileri varken bu dikkati kat kat artardı. Ama bir anlık dalgınlığı ile Maddle ile birlikte olan anılarına dalmış gitmiş, o çocuğun kendi eşyalarını karıştırdığını fark etmemiş; böylece onu engelleyememişti. Yavaşça yutkundu ve alnını silerek beklemeye devam etti. ''Peki ben saldıracak mıyım?''
Ranon'un tavsiyeleri henüz bitmemiş gibiydi, birkaç saniyelik aradan sonra Zend'in sorusunu da cevaplayarak konuşmasını sürdürdü: ''Zorunda kalırsan evet, Gri Engerek'in sana vermiş olduğu kılıç orijinal olsa onu kullanmanı isterdim, ancak o kılıç gerçek bir Raddha kılıcı değil. Bu yüzden yumruklarına güvenerek savaşman senin için daha yararlı olur, o kılıcı şu an en fazla amatör gibi kullanabiliyorsun, daha önce Venda'nın son olarak yolladığı kızıl saçlı gencin yerinde kılıç kullanan başka biri olsaydı kılıç kullanma açısından oldukça zayıf olduğunu sen de görebilirdin. Ama bu bir zaaf değil, sen bir Ağır Kılıç kullanmak için kendini geliştiriyorsun ve Ağır Kılıç'ı öğrenebilmek için şu ana kadar ayırdığın vakti normal bir kılıca ayırmış olsan çoktan onun ustası olmuştun. Ağır Kılıç'ın dezavantajlarından birisi bu, öğrenmesi hayli yorucu ve zordur. Ancak öğrendiğin zaman dilediğin gibi kullanabilirsin, bir eğitim gerektirmediği için onu istediğin şekilde kaldırıp savurabildiğin zaman zaten onu en iyi şekilde kullanabiliyor olmuşsundur. Üstelik bu zorluğun meyvesini alacağından da şüphen olmasın, Ağır Kılıç'ı kullanmaya başladıktan sonra, normal kılıçların karşında direnmesine olanak kalmayacak. Bu arada, Zend, o büyülü yaratıkla birlikte birilerinin buraya gelme olasılığı oldukça fazla. Bu kadar büyük bir enerjinin Chibui Dağı'nda bir anda ortaya çıkması, etraftaki, daha önce karşılaştığın öz avcılarını çekebilir. Özellikle böyle bir durumda savaşmaya hazır olmalısın. Eğer zor durumda kalırsan, büyünü kullanmaktan çekinme. Daha önce söylediğim gibi, odaklan ve onu fırlat. Ama fazla büyümesine izin verme, büyük ve bir tane atmaktansa küçük ve iki tane atmak daha faydalıdır. Maddle'den sonra büyüyü kullanmak istemediğinin farkındayım ama son çare olarak ona başvurman yanlış olmaz. Henüz onu keşfetmediğin için kullanmanın sakıncalı olduğunu ve senin de bunu düşündüğünü biliyorum, ama dediğim gibi, kalıcı bir zarar almaktan iyidir. Onu kullandıkça kontrol etmeyi öğreneceksin. Şimdi sakin ol, etraftaki enerjiye bakılırsa bir dakikaya kalmadan, o büyülü yaratık karşında olacak.''
Zend başını salladı.
Son olarak gelen büyük bir enerji dalgasıyla birlikte, Zend'in önündeki varlığıyla Zend'in gökyüzünü görmesini engelleyen devasa varlık, tüm heybetiyle Zend'in gözleri önündeydi.
Hafifçe esen rüzgarda savrulan; çok sayıdaki siyah beneklere sahip, sarı renkli tüyler ile kaplı olan kuyruğunu yavaşça sallayarak karşısındaki, kendisine göre küçük boyutta olan insana kahverengi gözlerini dikmiş bakıyordu büyülü yaratık. Gözlerini etrafta gezdirdi ve birini arıyormuşçasına burada bulunanların, Emma'nın, Lenia'nın ve Zend'in yüzünü taradı. Ağzını aralayarak her biri Zend'in bir kolu büyüklüğündeki dişlerini sergiledi birkaç saniye, daha sonra da her kediden çıkan hırıltıyı bir müddet çıkararak konuşmaya başladı. ''Beni hanginiz çağırdı insanlar? Hiçbirinizde, beni çağırdığında ona gelmesi gereken işareti göremiyorum.''
''Seni çağıran kişi şu an ölü.'' Zend soğukça konuştu, herhangi bir saygısızlık yapmayacaktı ama bir duygu belli etmek de istemiyordu. Daha önce o adam Zend'i birçok büyülü yaratıkla karşı karşıya bırakmıştı, Zend kendinden güçlü büyülü yaratıklara karşı nasıl davranması gerektiğini hemen hemen öğrenmişti. Zaten Kadons'un içinde bir büyülü yaratıkla karşı karşıya gelmek gibi bir avantajı olduğundan da, heyecan sorunu yoktu artık. Kendisine söz geçirebiliyordu.
''Ölü mü? Neden ölü?'' Büyülü yaratık Zend'in konuşurken bir zayıflık göstermediğini fark ederek ona doğru eğildi ve Zend'e, yüzünü ve tüylerini iyice inceleme fırsatı verdi.
Büyülü yaratık, bir çitaydı. Gözlerinin iç tarafından ağzının kenarlarına kadar akan siyah renk, irice olan gözleri, diğer kedilere oranla küçük olan, yassı kulakları, nemli olduğu kolayca belli olan, gözlerinden akan siyahlığın bulaşmış olduğu burnu onun türünü belli ediyordu. Vücudunun kaslar ile dolu olduğu her açıdan görülebiliyordu, Zend'e ilişmiş olan enerjisi ise, onun acayip güçlü bir büyülü yaratık olduğunun fark edilmesine olanak sağlıyordu; büyük dişleri ve sivri pençeleri, ona karşı hata yapanı parçalamaya hazırmış gibiydi.
''Bana ait olan çağırma büyüsünü aktifleştirdiği için onu öldürdüm.'' Zend soğuk ve dürüstçe konuşmaya devam etti. Yalan söylemeyi düşünmüyordu, ne kadar soğuk kanlı olsa da karşısındaki büyülü yaratığı kandırabileceğini düşünmüyordu; zira karşısındaki büyülü yaratık şu ana kadar kim bilir kaç tane insan görmüş, kaç tane yalan duymuştu...
''Demek öyle...'' dedi büyülü yaratık hırlıltılar yaymaya devam ederek. ''Bu çağırma büyüsünü alan ilk kişi kim peki?''
Zend üzerine doğru yollanan, büyülü yaratığın muhtemelen onu ürkütmek için yolladığı enerji dalgalarını hiç umursamadan konuştu: ''Dediğim gibi, o büyü bana aitti. İlk olarak ben almıştım ve o başka kimsenin eline geçmemişti.''
''Ben, yaklaşık yüz yıldır yalnızım, gördüğüm hiçbir insan benimle ortak olmaya, karşılaştığım hiçbir büyülü yaratık benimle aynı yerde nefes almaya layık değil... Kısa zaman önce ise, bana, seviyesini bile anlayamayacağım kadar güçlü olan bir adam tarafından, enerjimin bir çağırma büyüsüne sokulduğu ve beni çağıran kişinin benim insan ortağım olmaya uygun olacağı, bana hedef olarak gösterilen şeyi yok ettiğimde kendimi ispatlamış olacağım söylendi.'' Büyülü yaratık, uzun, iki dikey çizgi şeklindeki göz bebeklerini Zend'in gözlerine odaklamaya devam ediyordu.
''...'' Zend ilk olarak ne diyebileceğini düşünmüştü. Böylesine bir büyülü yaratık onun büyülü yaratığı olur muydu? O sadece buraya gelirken bile taşan enerjiden dolayı yer sallanmış, Chibui'de art arda sarsıntılar dolaşmıştı. O sadece varlığıyla bile Chibui'deki enerji akışını değiştirebiliyordu, savaşmaya başladığında neler olacağını kimse tahmin bile edemezdi.
''Hedefim nedir? Onu yok etmeliyim.'' Büyülü yaratık gerildi ve Zend'in ağzından çıkacakları beklemeye başladı. ''Bu büyünün asıl sahibi sensen bana söylenen şeyler de senin hakkında olmalı.''
''Bir hedefin yok... Seni buraya istemli olarak çağırmış değilim.'' Zend dürüst bir şekilde devam etti.
''Yani bana, kendini ispatlamana gerek yok mu diyorsun?'' Büyülü yaratık dişlerini bir kere birbirine vurdu.
''Öyle de söylenebilir.'' Zend büyülü yaratığın, henüz Ranon ya da Üstün'ü fark etmemiş olduğunu düşündü. Çünkü geldiğinden beri sadece etrafındakilerin enerjisine dikkat etmişti, Zend enerjisine odaklanıldığını hissetmemişti bile. Bu güzel bir şeydi, Ranon ve Üstün, Zend'in gizli sürprizleri olabilirdi böylece.
''Demek öyle diyorsun... Kendimi ispatlamama gerek yoksa sorun yok...'' Çita, simsiyah olan burnunu Zend'in yakınlarına doğru yaklaştırdı ve onu sertçe kokladı. Daha sonra da sağ pençesinin bir tanesi ile Zend'in üstündeki kıyafeti yavaşça yukarı doğru kaldırdı. Pençesini hızlı bir şekilde Zend'in sağ koluna bir tane kesik attı, ama bu kesik sadece küçük bir sıyrık gibiydi. İçinden sadece birkaç damla kan akmıştı, daha fazlası yoktu. Zend, o koca pençenin sadece bu kadarlık bir kesik açmayı başarabildiğini görünce gerçekten hayran kalmıştı, çünkü öylesine büyük bir şeyi, sadece küçük bir sıyrık atmak için kullanabilmek oldukça yetenek istiyor olmalıydı.
Büyülü yaratık, Zend'in kolundan sızan birkaç damla kana iyice yaklaştı ve birkaç kere daha kokladı. ''Damarlarında dolaşan...'' dedi ve birkaç saniye bekledi, tekrar derin bir nefes aldı. ''Damarlarında dolaşan, Tanrıların seviyesini bile geçmeyi başarmış bir büyülü yaratığın kanı var. Görünüşe göre o adam haksız değilmiş, çağrılmamı sağlayan kişi, belki de gerçekten de benim gibi yüce birine ortak olmayı başarabilir. Yani sen, kanında akana bakınca, bir ihtimal benimle birlikte olmayı başarabilecek gibisin.''
Zend sessiz kalmayı tercih etti tekrar. Böyle bir şey söylenmemişti ona, böyle bir büyülü yaratık ortağı olmasını gönülden isterdi zaten, bununla hiçbir sorunu yoktu. Konuşmasıyla bile aşırı güçlü olduğunu belli eden, pençesini büyük ihtimalle hem devasa kayaları parçalamak için, hem de Zend'in kolundaki gibi küçücük bir kesik atmak için kullanabilecek kadar kabiliyetli, Zend'in tahminine göre en azından Kutsal Seviye olan bu büyülü yaratık, Zend'in hayalini süsleyebilecek bir büyülü yaratıktı. Zend'in endişelendiği kısım ise, hiçbir zaman böyle bir büyülü yaratık ile ortak olmayı başarmak öyle kolay olmazdı. Zend'in ödemesi gereken bedel neydi peki? Asıl soru ve Zend'i endişelendiren kısım buydu.
''Benim kendimi ispatlamama gerek yoksa, sen kendini ispatla bakalım...'' Büyülü yaratık yavaşça kafasını kaldırdı ve Zend'in zar zor anladığı, Büyü Dili'nde birkaç şey söylemeye başladı. Kısa bir süre içerisinde, tüm vücudunun etrafında bir büyü katmanı oluşmuştu. ''Sen sadece bir insan olduğun için, beni tatmin edene kadar bana karşı dayansan yeter! Şansın olması için hızımın sadece yarısını kullanacağım, küçük insan!'' Büyülü yaratık kükrercesine konuştu ve etrafa yolladığı enerji ile, Zend'in birkaç adım kadar geriye savrulmasına neden oldu.
''Ranon, ne yapmalıyım?!'' Zend panikle sordu. Savaşabilirdi ama dayanabileceğini sanmıyordu. Sadece yedinci seviyeyken ve Ağır Kılıç kullanamazken, bu büyülü yaratık karşısında hiçbir şansı olmazdı. Ama bu durumda Ranon'un ya da Üstün'ün gelmesi de Zend'in dezavantajına olabilirdi...
''Zend, mücadele et! Direkt büyünü kullanman en yararlısı olurdu ama ne olacağını bilmiyoruz, onun sonu da Dev Yuathra Kertenkelesi'ninki ile aynı olabilir! Elinden geleni ardına koyma, ben ve Üstün eğer yardım edersek, eline gelen böylesine mükemmel bir fırsatı kaçırmış olursun! Her zaman karşındaki gibi bir büyülü yaratık bulamazsın, onu bir şekilde büyülü yaratık yapma imkanın varsa, bunu başar! Onu tatmin edene kadar devam edebilirsin!'' Ranon'un Zend'e gaz veren sesi, Zend'in kulaklarında çınlayınca Zend de böylesine bir fırsatı ne olursa olsun tepemeyeceğini fark etti. Bu, çok da zor olmamalıydı, sonuçta onu yenmesi gerekmiyordu. Tek yapması gereken en fazla birkaç dakikalığına mücadele etmekti. Normalde savaşçılar, Hollis'in yaptığı gibi Tarol ve türevleri büyülü yaratıklarla ortak olmayı tercih ederlerdi, çünkü fiziksel açıdan güçlü olan taraf zaten savaşçının kendisi olacağı için, hem zeka, hem de büyüsel açıdan üstün olan bir büyülü yaratıkla ortak olmak zekice olurdu. Ama şu an karşısındaki büyülü yaratığın kaçırılmayacak kadar değerli olduğunu seziyordu Zend, eğer o manyak adam bu büyülü yaratığı ona yolladıysa, kesinlikle bunu kaçırmamalıydı, çünkü bu büyük ihtimalle Zend için aşırı yararlı bir şey olacaktı! Hem böyle bir büyülü yaratık, en azından yüz Tarol ederdi!
''Tamam!'' diye kararlı bir şekilde konuştu. ''Öyleyse onu benim büyülü yaratığım yapacağım!'' Yumruğunu sıktı ve Savaş Tanrısının Heyecanı'nı aktifleştirdi, ardından Kral Modu'nu açması da vakit almamıştı. Kapatırken bir büyülü yaratığı filan öldürecekti artık, Kral Modu'nun gücü olmadan savaşırsa gücünün yarısını kaybetmiş olurdu. Ortağı hak etmek mi? Bunu yapabilirdi!
''Demek kararlısın!'' Büyülü yaratık geriye doğru çekti kendini ve saldırmaya hazırlandığını belli edercesine, tehditkar bir şekilde hırladı. ''Öyleyse bana layık olduğunu ispatla!''
Müthiş bir hızda gelen, büyülü yaratığın ilk saldırısının, genç adamın göğsüne kapattığı kolları ile çarpışması çok zaman almamıştı. Zend aldığı darbeyle birlikte arka tarafına doğru uçmuş ve duvarda sayılamayacak kadar çatlakla birlikte bir göçük oluşturmuş, kendi mağarasının tabanına çakılmıştı. Saldırıyı erkenden fark edip kollarını göğsüne çekse de darbeden kaçamamıştı, bu fazlasıyla hızlı gelmişti.
Hemen kendini toparladı ve yerinden çıktığı gibi Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni kullanarak kendini geniş araziye doğru yolladı, ikinci seviyenin sınırlarını zorlayarak kullandığı bu Tanrı Tekniği ile, hız açısından kolayca yenilmezdi!
Tahmin ettiği gibi olmuştu, çita kendisine doğru hızlı bir şekilde ilerlese de ona yetişememişti, Zend'in, Rüzgar Tanrısının Nefesi ile gittiği yerde soluklanacak zamanı bile olmuştu!
''Hızlısın!'' Büyülü yaratık Zend'in arkasından geldikten sonra, Zend tekrardan Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni kullanıyorken konuştu.
O Zend'in eski yerine gitmeyi başarmışken, Zend başka bir yere daha ilerlemişti bile.
Onları arkadan izleyen Lenia ve Emma'nın gözleri ise ardına kadar açılmıştı... Şu an karşılarındaki mücadele nasıl bir şeydi böyle! Onların hızlarını görmekte zorlanıyorlardı, hatta göremiyorlardı bile! Emma gözlerine yoğunlaştırdığı enerjisi ile birlikte bile Zend'i ve o büyülü yaratığı seçemiyordu. O büyülü yaratığın seviyesi açıkça çok yüksekti, Emma o büyülü yaratığa karşı Zend'in bir şansı olmadığını düşünmüştü, ama Zend ondan daha hızlı bir şekilde ilerlemeyi başarıyordu! O bunu nasıl yapıyordu bilmiyordu Emma, ama gördüğü tek şey, Zend'in inanılmaz olduğuydu! O büyülü yaratık kendisi ile savaşıyor olsaydı, Emma çoktan kaybetmiş, belki de ölmüştü bile, ama Zend, karşısındaki büyülü yaratığın oldukça üstün olmasına rağmen hiç de zayıf kalmamıştı!
''Kaçarak beni tatmin edemeyeceksin...'' Büyülü yaratık Zend'in arkasından, ona doğru kükredi.
''Ben kaçmıyorum ki...'' Zend kafasını yavaşça arkaya çevirdi ve göz ucuyla arkasından ona yetişmeye çalışan büyülü yaratığa bakarak konuştu. ''Bu sadece taktiksel geri çekilme!''
''Hah! Sadece kaçtığını itiraf etmiyorsun da...'' Büyülü yaratık sabırsızlaşıyormuş gibiydi, bir anda kazandığı ek bir hızla, Zend'in yanına ilerlemeyi başardı ve sağ pençesiyle ona sertçe vurdu.
Zend ise büyülü yaratığın bir anda artan hızını şaşkınlık içerisinde izlerken, aldığı güçlü darbenin etkisi ile kendisini bir kayaya yapışmış, en azından on takla atmış ve parçaladığı kayanın parçalarıyla birlikte geri savrulurken bulmuştu. Hızlıca toparlansa da, her tarafı sızlıyordu ve alnından akan, kaşlarını ıslatan sıcak kanını hissetmişti. Dayanıklılık tekniği işlemiyordu bile, karşısındaki ile arasındaki seviye farkı çok fazlaydı...
Ama o, tabii ki pes etmeyecekti! En azından yumruk yumruğa çarpışmayı deneyebilirdi, sonuçta fiziksel güç olarak zayıf biri değildi o. Hemen toparlanarak ayağa kalktı ve derin bir şekilde akciğerlerine havanın dolmasına izin verdi, kaşını aşarak gözüne akın akın ilerleyen kanını sağ elinin tersiyle sildi, alnına yapışmış saç tellerini de kenara doğru iterek görüşünü düzgünleştirdi. Her yanında oluşmaya başlayan kesikler onun acı duygusunu iyice etkilese de, o, bir darbe yapmak istiyordu! Karşısındakinin normal bir büyülü yaratık olmadığından haberdardı, bu zaten çok normaldi. Bu yüzden ona bir darbe ile hasar verebilirse, belki de bu dövüşü bitirebilirdi bile!
Tüm gücünü sağ kolunda topladı ve ona vurduktan sonra durup, ona doğru bakan büyülü yaratığa ciddi bir şekilde baktı. Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni kullanarak onun yanına doğru ilerledi, büyülü yaratık onun ne yapacağını beklemiş ve hiç hareket etmemişti. Zend yanında belirdiğinde ise, onun kasıldığı belli olan, tüm gücünün biriktiği, sıkılmaktan sararmış yumruğunun, basitçe kendi vücuduna çarpmasına izin verdi. Karşılık verme ihtiyacı bile duymamıştı...
Zend yumruğunu vurmasıyla birlikte hiçbir şey olmadığını görünce, bir şok dalgasına uğramıştı. Gerçekten de bu büyülü yaratıkla baş edemiyordu... Onun, ilk olarak etrafını sarmış olan enerji katmanı azıcık dalgalanmıştı sadece, biraz sonra ise dalgalanma durmuştu.
''Vay, bravo insan. Yedinci seviye olsan da benim enerji katmanıma etki edebildin, ama bu değil beni tatmin etmek, sadece acıma duygumun artmasını sağladı!'' Büyülü yaratık, alaycı bir şekilde konuştu.
Şu an yanında daha önce ona Chibui'de yardım eden Azar, Elaheh ya da Sanzirna olsa ne iyi olurdu! Zend tekrar yediği pençe ile birlikte göğsünden akmaya başlayan kanlara baktıktan sonra, son darbe ile yollandığı ağaçların arasından sıyrıldı. ''Ranon, onunla mücadele edemiyorum! Olmuyor!''
''O basitçe çok güçlü... Baş edememen normal, devam et, ölüm tehlikesi ile karşılaşırsan ben müdahale edeceğim. Büyünü kullanmayı göze alamayız sonutça.'' Ranon'un güven verici sesi yankılandı, Zend'in uçsuz bucaksız zihninde.
''Hayır, sen müdahale etme.'' Zend kan içinde kalmış ellerini izledi biraz. Tüm vücudu kan içindeydi şu an, hem kayaların ve ağaçların kesiği, hem de yaratığın keskin pençeleri onu kesmeye devam ediyordu...
''Ranon, Ağır Kılıç'ı sadece bir iki dakikalığına da olsa kullanmamın bir yolu yok mu?''
***
2617
Magnec