Elinize sağlık. Ahaha zend niye araniyorki ne yapmistiki hem beyaz tac izin verirmi boyle biseye :/
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
192. Bölüm Pounz'a Varış
''Doğum gününe mi? Prensesin mi?'' Zend'in gözleri hafifçe açıldı.
''Evet, kendisi çok yakın olmasa da bir arkadaşımdır ve aramız fena değil. Seni yanımda götürmem kimseye sorun oluşturmuyor olmalı.'' Berinne gülümseyerek cevap verdi.
''Ne zaman peki bu doğum günü?'' Zend aklında ne kadar vakte ihtiyacı olduğunu hesaplıyordu. Arkadaşlarıyla birlikte vakit geçirmek için en azından bir güne ihtiyacı vardı, ustasıyla birlikte vakit geçirmek için ise aynı şekilde en az bir gün lazımdı ona. Bunun dışında yapacağı bir iş yoktu, aklında Siyahlar'ın içerisinde bir yer edinmek vardı aslında. İlk bine girecek şekilde biriyle savaşıp o yeri edinirse, hem krallıktan devamlı olarak para alırdı, hem de gittiği yerlerde saygı görürdü. Daha sonra da biraz dinlenmeyi düşünüyordu. Biraz kitap okuyabilirdi, dünyanın her yerinden gelen haberlerin toplandığı dergilere göz atabilirdi. Bu şekilde hem dinlenip hem de gelişebilirdi. Eğer bu doğum gününe henüz vakit varsa, buna katılmayı düşünürdü Zend. Sonuçta Pounz Krallığı'nın kraliyet ailesi ile ilgileniyordu, onlar ile alakalı her türlü bilgiyi kabul edebilirdi genç adam, Pounz Krallığı çok güçlü olarak görülmese de ortalamanın üstünde bir güce sahipti ve kraliyet üyeleri hakkındaki hemen her şey de değerliydi. Bu teklifi reddetmek aptallık olurdu Zend için.
''Dört gün sonra.'' Berinne gülümsemesinin bitmesine engel olurken bir yandan da tekrar cevap verdi.
''Dört gün mü?'' Zend elini çenesine götürdü ve sessizce mırıldandı. Bu sırada Ranon'un, Harsis ile konuştuğunu hissediyordu, kendisininkiyle kızın vücudunun arasında bir enerji bağı oluşmuştu biraz önce ve muhtemelen bu bağı oluşturanlar da Ranon ile Harsis idi. Zend'in o adamın yanında geçirdiği sürede neler olduğunu konuşuyorlardı, Ranon, Zend'in daha önce ona anlattıklarını Harsis'e anlatıyor olmalıydı. Nedenini tam olarak bilmese de, o adam Ranon için çok önemliydi, Ranon onun hakkındaki her şeyi ayrıntılarıyla dinlemişti Zend'den. Üstelik hiçbir ayrıntıyı atlamaması için Zend'e fazlasıyla baskı yapmıştı. Zend o anıları hatırlarken fazlasıyla zorlansa ve alışmış olmasına rağmen yine de çektiği acıyı hatırlamasıyla canının tekrar yanmasına neden olsa da, Ranon duymayı çok istediği için buna katlanmış ve hiçbir ayrıntıyı atlamadan anlatmıştı. Dört günlük vakitte istediği şeyleri yapabileceğini düşünüyordu genç adam, zaten doğum günü de ne kadar sürebilirdi ki? En fazla bir gününü alırdı o da. Ondan sonra tekrar vakti boş olurdu. ''O halde katılabilirim.''
''O zaman çok güzel!'' Berinne iki kere alkışladı ve coşkulu bir şekilde konuştu. ''Bu sırada, Ay'a yaklaşacak kadar zıplayıp da aşağı tekrar indiğin zaman Hırsız Çağı'ndaki beş yüz, hatta bin kişinin hayatına son vermen inanılmazdı... Dinlediğim zaman şok olmuştum, sen bunları yedinci seviyedeyken yapmayı nasıl başardın? Ben de bir savaşçıyım ama yedinci seviyedeyken ancak büyük kayaları kaldırabiliyordum.''
''Ah...'' Zend mahcup bir şekilde konuştu ve bir yandan da bu yalanları uyduran kişiye küfürler savuruyordu. Çünkü o gece, bir kere bile zıplayıp da yere inerek birini öldürdüğü olmamıştı! ''Aslında epey bir abartmışlar...'' diye sessizce konuştu.
''Öyle mi? Evet, hep abartırlar... Öyleyse bir yumruğunla yüz kadar kişiyi öldürdüğün de mi abartıydı?'' Berinne, tamamen saf bir şekilde sordu. Bunlara gerçekten de inanmış gibi görünüyordu ve Zend'in, bunların abartı olduğunu söylemesiyle birlikte biraz üzülmüş ve hayal kırıklığına uğramış gibiydi.
''Yani, hemen hemen o da abartı.'' Zend onu daha fazla hayal kırıklığına uğratmayı hiç istemese de, yalan da söylemeyecekti. Bundan hiç hoşlanmazdı sonuçta.
Berinne: ''Anlıyorum... Öyleyse, sana yollanan yıkıcı büyüleri bir şekilde diğer savaşçıların üzerine attığın da abartıdır, yanılıyor muyum?''
''Yok yok, o gerçek. Onu o gece pek çok kez yapmıştım, hatta o savaşı kazanmamda büyük bir etken olmuştu bu dediğin şey.'' Zend gururlanarak konuştu, onları hiç beklemedikleri bir hezimete uğratırken bundan da bol bol yararlanmıştı sonuçta. Üstelik büyüleri tutabilmesi, Zend'in gurur duyup göğsünü gererek anlatabileceği bir şeydi. Bu aslında bir nevi hastalık gibi olsa da, Zend buna sahip olan hiç kimseyi görmemişti daha önce, yani kendisi tekti. Tek olmak ona göre bir ayrıcalıktı, bu ayrıcalığı da bu yüzden seviyordu.
''Bu mu gerçek? Bu aslında en çok abartmadır diye düşündüğüm şeydi.'' Berinne bunun nasıl olduğunu doğal olarak anlayamamıştı ve böyle bir şeyin olacağını da düşünmemişti, sonuçta bir savaşı bir büyüyü alıp atmak gibi bir şeyi yapamazdı. En fazla yansıtırdı, bunda da büyünün tamamını kucaklaması demek olurdu ve fazlasıyla hasar alırdı. Bir büyücü olsaydı Hırsız Çağı'nın liderini ve hemen hemen tüm üyelerini öldüren genç, o zaman bunun doğruluğunu kabul edebilirdi çünkü rakibin yaptığı farklı büyüleri kontrol etmek için de büyüler mevcuttu. Ama bir savaşçıyken bunu öyle kolay kolay yapamazdınız. ''Bunu yaptıysan nasıl yaptın ki?'' diye sordu anında, merakına yenik düşmüş bir şekilde.
Zend önce biraz bekledi. Berinne'nin içerisinde Ranon'un bir kardeşi olduğuna ve Ranon'un da kardeşiyle iyi olmasına bakılırsa, genç kız ile Zend'in arasının kötü olmayacağı tahmin edilebilirdi. Ranon'un kardeşine güvenmeyecekti de kime güvenecekti? Normalde olsa birine büyüyü tutabilmesiyle ilgili bir bilgi vermezdi, ama Berinne'ye bunu anlatması ona bir sorun oluşturmamalıydı. Bu yüzden içi rahattı ve biraz daha bekleyip derin bir nefes aldıktan sonra konuşmaya başladı: ''Lin ve Ven enerjilerini biliyorsundur. Ben, Lin Enerjisi'nden eksik doğmuşum ve tüm vücudumda sadece Ven Enerjisi'ne sahibim. Bu sebeple ağırlıklı olarak Lin Enerjisi'nden oluşan büyüleri bir çekim gücü oluşturarak elimde tutabiliyorum, yani elime sabit durmalarını sağlamayı ya da gidişatlarına yön vermeyi başarabiliyorum. Bu sayede o gece bana yollanan büyülerin çoğunu yakalayıp geri yollayabildim.''
''Gerçekten mi?'' Berinne'nin gözleri iyice açılmıştı, genç kız Zend'in söylediklerine epey şaşırmıştı anlaşılan. ''Bu gerçekten çok iyi! Dünyada böyle bir şeyin varlığını duymamıştım daha önce, üstelik ben pek çok ünlü ustadan ders almış biriyim. Senin böyle bir şeye sahip olman, elinin altında ciddi anlamda tehlikeli bir koz olduğunu gösteriyor. Üstüne üstlük bu, senin pek çok büyücüye karşı kaybetmeni de çok zorlaştırır. Onların attığı büyüyü tekrar kendilerine yollayabilirsin, bunu yapabileceğinden haberi olmayan bir büyücü için, bu resmen bir şok dalgası yaratır! Sadece bundan dolayı bile dünyadaki oldukça güçlü topluluklarda yer edinebilirsin. Savaşlarda çok muazzam bir etki yaratabilecek bir silaha sahipsin, gerçekten imrendim...'' Berinne Zend'in yeteneğini överken heyecanlanmış gibiydi.
''Evet, benim de çok sevdiğim ve değerini fark ettiğim bir yetenek bu.'' Zend kelimelerini dürüst bir şekilde sıraladı. Bu yeteneğinin değerini bilmemesi gibi bir durum olabilir miydi? Bir büyü kullanamıyor olsa da çok fark etmezdi. Sonuçta büyük bir avantaj ele geçirdiği zaman, küçük, bir savaşçıyı hemen hiç etkilemeyen bir dezavantaja da sahip olması onu geri düşürmüyordu.
''Zend, ben onuncu odaya geçiyorum, biraz uyuduktan sonra tekrar gelirim. Bir sorun olursa hemen uyandır beni.'' Sanzirna kaptanın yanından geldikten sonra Zend'e bakarak konuştu. Kafasıyla Berinne'ye selam verdi, Berinne de aynı şekilde ona karşılık verdi. ''Kaptanla konuştum ve rotamızdan sapmadan direkt olarak gitmeye devam edeceğiz, bir sorun yok.''
''Tamamdır Sanzirna, iyi dinlenmeler.'' Zend Sanzirna'nın biraz önce iyi enerji harcadığının farkındaydı. Ejderha Seviye bir savaşçı için seviye olarak çok yüksek olmayan bu büyülü yaratık topluluğuyla mücadele ederken harcayabileceği kadarı büyük bir enerji olarak görülmeyebilirdi, ama Sanzirna bir yandan denizde kalmaya çalıştığı için batmamaya çalışarak da, ortam kendinden yana olmadığı için epeyce enerji harcamıştı ve üstelik fiziksel olarak yorulmuştu da. Bu yüzden biraz dinlenip enerjisini toplaması son derece normaldi.
''Bu arada, Ejderha Seviye'deki savaşçı neyin oluyor?'' Berinne Sanzirna'nın içeri gitmesinden sonra yavaşça konuştu, ardından hızlıca ekledi: ''Yani, normalde yedinci seviyedeki birinin yanında Ejderha Seviye'deki birini göremezsin de, o yüzden soruyorum. Yanlış anlaşılmasın.'' derken fark ettirmemeye çalışsa da, teninin direkt olarak kendini ifşa etmesinden dolayı biraz kızarmıştı.
''Bir arkadaşım sayılır, hayatımı korumakla yükümlü olarak da görülebilir. Bir büyüğüm onu görevlendirdi, aynı şekilde iletişimimizi de sağlıyor.'' Zend Lazel'den bahsedip de Berinne'nin kafasını karıştırmak istemedi. Buna gerek olmadığını düşünmüştü.
Berinne de bu büyüğün kim olduğunu sormamıştı, bilmesini isteseydi Zend'in söyleyeceğini düşünmüştü ve ek olarak sormaya gerek duymamıştı. Fazla meraklılık yapmaya ihtiyacı yoktu. Gülümsedi ve, ''Tamam o halde.'' diye cevap verdi.
***
Yaklaşık altı saat içerisinde yolu bitirdiler.
''Bu sefer gerçek karayı gördüm sanırım.'' Zend denizi izlerken, bu sefer ufuk çizgisinde gördüğü şeyin gerçek kara olduğuna şüphe duymamıştı, çünkü biraz ilerlemelerinin ardından binaları küçük de olsalar seçebilmesine imkan olmuştu. Yolculukta sessiz kalıp, Zend ile Berinne'nin muhabbet etmesine olanak tanıyarak sessizce kenara geçip uyuyan Era Zend'in söyledikleriyle birlikte ayağa kalkmış, kuyruğunu dikleştirerek iyice bir gerilmişti. ''Geldik mi?'' diye sordu ve Zend'in omzuna atladı.
''Evet ortak, geldik.'' Zend hızlıca cevap verdi. Gelene kadar Berinne ile konuşmuş, anılarını anlatmış ve genç kızın anılarını dinlemişti. O Renkli Yıldırım Krallığı'nın prensesi olmasına rağmen herhangi bir kibri barındıran bir kişiliğe sahip değildi, bu yüzden Zend ona direkt olarak ısınmayı başarmıştı.
Era Zend'e iyice sokuldu, hava hafifçe serinlemişti ve küçük kedi, henüz yeni uyandığı için üşümüş olmalıydı. ''Bakıyorum da kızla iyi anlaştın.'' diye fısıldadı sessizce.
''Yani, iyi biri. Ranon ve Harsis'ten dolayı da bir bağ kurmuş olduğumuz için yakın olmakta zorlanmadık.'' Zend sıcak bir şekilde güldü.
''Hmm, sadece iyi biri mi?'' Era eğlendiğini belli edercesine konuşarak güldü.
''Evet, sadece iyi biri Eralkavender.'' Zend net bir şekilde konuşup, Era'nın eğlencesine son vermeye çalıştı.
''Ben olsam o kadar emin olmazdım.'' Era'nın onunla geçtiği küçük dalgaları henüz son bulmamış gibiydi ama, büyülü yaratık bir yandan kıkırdarken konuşmaya devam ediyordu.
''Komik değilsin.'' Zend Pounz'a gelmelerinden dolayı içinde çoğalan heyecanı bastırarak ciddi bir ifade takındı.
''Beyaz Taç Tolan Şehri'ndeydi değil mi Zend?'' Berinne eşyalarını almak için gittiği odasından, sadece minik bir çanta alarak geri gelmişti. Zend onun eşyalarını almak için gittiğini görünce şaşırmıştı, çünkü hemen her savaşçı ve büyücü, eşyasını yüzüğünde taşırdı. Zend onu geri geldiğinde gördüğü zaman ise olayı anlamıştı, onun taşıdığı eşyası, sadece süs amaçlı olan çantasıydı. Ama bu çantanın ona güzel bir hava katmadığını söylemek de yanlış olurdu, kıza sevimlilik katmıştı bu küçük çanta.
''Evet, sen de direkt kraliyete mi gideceksin? İstersen Beyaz Taç'a gidebiliriz birlikte.'' Zend kısaca sordu. Berinne onu Pounz prensesinin doğum gününe davet etmişti, o da onu Beyaz Taç'a davet etmese kabalık olurdu. Hem yolculukta konuştukları üzere Berinne'nin gitmek için söz verdiği bir yer yoktu ve önlerindeki dört gün boyunca Pounz'da bazı yerlerde gezmeyi düşünüyordu. Gitmesi gereken bir yer yoksa, Zend ile gelmesinde de bir sorun olmamalıydı.
''Eğer gideceğin yerde kalmama izin olursa ben de gelebilirim, hem özel olarak gideceğim bir yer yok.''
''Tamam o halde, hadi gidelim Beyaz Taç'a. Önce Avcı Bıçağı'na da uğrayabiliriz, benim ustam orada bir yerlerdedir muhtemelen ve onu da görmek istiyorum hemen. Neyse ki Avcı Bıçağı ile Beyaz Taç çok yakın.'' Zend hızlıca konuştu ve merdiven karaya doğru açılır açılmaz aşağı atladı. Sanzirna çoktan uyanmıştı ve onu takip etmekte gecikmemişti. Era da omzundaydı, yüzükleri de parmaklarındaydı. Her şey tamamdı şu an onun için.
''Tamamdır!'' Berinne de Zend'in peşinden gelerek merdivenden aşağı inmiş, ilerlemeye başlamıştı.
''Şuradan bir araba tutalım,'' Zend kıyıda, inen yolcuların kullanması için bekleyen arabalardan birine doğru yaklaştı ve birkaç dakika içerisinde Tolan'a doğru gidecekleri araba, hazır olmuştu. Yolun fazla uzun sürmemesi için büyüyle güçlendirilmiş arabaları tercih ederek, parayı biraz daha fazla vermeyi göze almıştı genç adam.
***
Hava kararmıştı.
Bir altı saat daha geçmişti hemen hemen. Bu yolculukta uykusu bastıran Zend ve Berinne, bir yandan da gece olduğu için uykuya dalmışlardı.
Sanzirna diğer yolculukta dinlendiği için kara yolculuğunda uyumamayı seçmişti. Genç kadın bitmek bilmeyen yolda sıkıldığı için arabanın içerisinde biraz göz gezdirdi. Arabada üç farklı sıra halinde koltuklar vardı, birinde Zend yatıyordu, ötekinde Renkli Yıldırım prensesi yatıyordu, diğerinde de Sanzirna oturuyordu. Yan tarafına bakınca koltuğun üzerinde bir kitap gördü, daha doğrusu bu kitap bir dergi gibiydi, inceydi.
''Pounz Krallığı'nda Başında Ödül Olanlar Listesi'' Sanzirna sıkıntıyla verdiği bir nefesten sonra derginin kapağını aralayıp birkaç sayfasına göz gezdirdi.
Daha sonra hızlı hızlı sayfaları çevirerek tanıdığı birinin olup olmadığına baktı. Kitabın tam ortalarına gelmişti, sayfaları hızlı hızlı karıştırıyordu ki, bir sayfada gördüğüyle birlikte donup kaldı. Gördüğü yüzü tanıyordu çünkü, yakından tanıyordu hem de...
''Zend?!''
***
1819
Magnec