Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

195. Bölüm Usta

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''O kadar zamanı boş geçirecek değildim, ben de öğrendim bir şeyler.'' Zend keyifli bir şekilde gülümsedi. 

''Hah, büyümüş de kendini beğenmişlik yapıyor. Daha geçen gün peşimden okuma yazma öğrenmek için koşup duran çocuk sen değil miydin, hahahaha...'' Saga bir yandan gülerken, bir yandan da ellerini birleştirmişti. 

''O çocuk artık kaç yaşına geldi Saga, görüyorsun ya. Artık güçlü sayılabilecek bir savaşçıyım!'' Zend sağ pazısını sıkarak, güven verici bir şekilde konuştu. 

''Ama hala yedinci seviyedesin, kısa sürede bol bol seviye atlayan, benim tanıdığım Zend'e göre bu seviye birazcık düşük değil mi?'' Saga nazik bir şekilde, merak ettiği sorulardan birini daha dile getirdi. Zend'i, seviye atlamaktaki, güçlenmekteki hızlılığıyla tanıyordu. Yedi yıl boyunca nasıl sadece yedinci seviyeye ulaşmış olabilirdi? Sonuçta Beyaz Taç'tan ayrıldığı zaman zaten altıncı seviyedeydi. Yedi yıl boyu, sadece bir seviye mi yükselebilmişti? Deneyim kazansa ve enerjisini kontrol etmek için çalışsa bile, Zend'in bir yıl gibi bir sürede birkaç seviye birden atladığına tanık olan Sanzirna için, genç adamın altıncı seviyeden yedinci seviyeye geçmesinin altı yıldan fazla vakit alması gerçekten saçmaydı. Normal insanların kırklı yaşlarda ancak yedinci seviyeye geldiği görülürdü ve normaldi, ama Zend normal biri değildi ve korkutucu bir gelişim hızı vardı. Bu gelişim hızı onun için oldukça yavaş kalıyordu.

''Güçlenmek için seviye atlamaktan başka alternatiflere sahiptim ve ben de bunlara yöneldim. Merak etme, fazlasıyla gelişim gösterdiğim konusunda kendimden eminim.'' Zend dürüst bir şekilde konuştu. Ağır Kılıç kullanmak için boşa geçirdiği sürede seviye atlayamamış olduğu için etrafındakilerden düşük seviyeli, dolayısıyla zayıf muamelesi görmekten biraz sıkılmıştı aslında. O oldukça güçlenmişti, insanlardaki, seviyesi düşük olan zayıftır yargısı gerçekten nefret edilesi bir şeydi. Bunu kırmak istiyordu Zend, ama Ağır Kılıç'ını da çıkartıp ulu orta yerde göstermek istemiyordu. Sonuçta güçlü bir savaşçı onu güçlü yapan şeyi herkese gösterir miydi? Asla göstermezdi, onun gücü savaşta belli olurdu. Bu yüzden bu konuda bir şey yapmıyordu Zend.

''Evet, güçlendiğinden ben de eminim.'' Saga gülümseyerek cevapladı. ''Şimdi anlat bakalım, dışarıda geçirdiğin vakitte neler yaptın? Merak ediyorum sonuçta.'' 

Zend kafasını kaldırıp odanın yukarı taraflarındaki saate bir göz attı. ''Saga, sana ve diğerlerine anılarımı ve savaşlarımı anlatmak için sabırsızlanıyorum ama bence şimdi ustamı görmeye gideyim, çünkü zaten diğerleri Jongtham'dan geldiği zaman anılarımı anlatacağım ve o zaman uzun uzun sohbet edebiliriz, şimdi seninle geçmişe dalarsak diğerleri gelip sohbeti yarıda keser. Sonra en baştan başlamak zorunda kalırız ve anlattıklarımı boşa anlatmış olurum, şu anda da ödülden dolayı biraz gerginim zaten, gelmişken ustamın yanına da bir uğrayayım, olur mu?'' Jongtham'daki ders saati yakında bitecekti ve okuldaki öğrenciler ve öğretmenler dağılacaklardı. Bu arada Zend, görüşüp selam verdiği Saga'nın yanında daha fazla durmak yerine, en çok özlediği kişi olan ustasının, yani Hollis'in yanına gitmesi gerektiğine karar vermişti ve bunu nazik bir dille Saga'ya iletti.

''Tabii tabii, bu gece muhabbetimizi ederiz, sorun olmaz. Dediğin gibi diğerlerinin gelmesine de çok zaman kalmamış zaten, istediğin yere gidebilirsin ama dikkatli ol.'' Saga dikkatli olmasını tavsiye ederek ayağa kalktı ve konuşmaya devam etti: ''Boştaki kardeşlerimizden birini de şimdilik sana koruma olarak versek sorun olur mu?'' Genç kadın hala Zend'in başındaki ödülü isteyen kimselerin harekete geçme ihtimalini düşünüp endişe duyuyor gibiydi. Hızlıca kapıya doğru atıldı ve kapının kolunu kavradı.

''Gerek yok Saga, yanımda zaten beni koruyacaklar var.'' Zend gülümseyerek Saga'nın açtığı kapının hemen yanındaki koltuklardan birine oturmuş Berinne ve Sanzirna'yı gösterdi. Üstelik bir büyülü yaratık ortağına sahip olduğumu fark etmişsindir umarım: Buradaki eleman benim büyülü yaratık ortağım, Eralkavender. Kendisi bir Genor Çitası ve Kutsal Seviye'de. Yani korumaya ihtiyacım yok.''

''Kutsal Seviye'de mi?'' Saga'nın gözleri, Zend'in omzundaki küçük büyülü yaratıkta, eli de kapının kolunda kalmıştı. ''Ne demek Kutsal Seviye'de?'' 

''Basbayağı Kutsal Seviye'de işte, istersen kendin ölçebilirsin.'' Zend gururlu bir şekilde eliyle Era'nın kuyruğunu okşadı.

Era Saga'ya hızlı bir şekilde selam verdi, şimdiye kadar konuşmamıştı çünkü Saga ile Zend'in konuşacakları şeyler vardır diye düşünmüştü, ama Zend onun varlığından konu açtıktan sonra kendini tanıtmaması olmazdı. ''Merhaba, ben ortağımın da söylediği üzere Eralkavender, Kutsal Seviye bir Benekli Genor Çitası'yım. Siz de Saga olmalısınız. Memnun oldum.'' 

Saga hareketsiz kalmıştı, karşısındaki büyülü yaratığın söyledikleriyle birlikte, şaşkınlığı doruklarında yaşadığını anlayabilmişti Zend. Genç kadının dudakları yavaşça açıldı, Zend'in bir büyülü yaratık ortağına sahip olduğunu fark etmişti ama onun Kutsal Seviye'de olduğunu kim tahmin edebilirdi ki? Yedinci seviye bir savaşçının ortağının Kutsal Seviye'de olması hangi mantığa sığıyordu? ''Memnun... Oldum...'' diye devam eden Saga, gözlerini birkaç kere kırpıştırdıktan sonra kafasını iki yana sallayarak kapıyı açtı ve gördükleriyle, tekrar bir şok dalgasına daha girdi.

Dışarıda, kapının hemen yanında Berinne ve Sanzirna bekliyorlardı. Saga onları görür görmez birkaç saniye dondu kaldı, daha doğrusu Berinne'yi görünce birkaç saniyeliğine öylece kalmıştı. ''Aman Tanrım, kimleri görüyorum, bu kişi Renkli Yıldırım Krallığı'nın prensesi değil mi?'' diye gülümseyerek hafifçe eğildi. ''Burada olduğunuzu bilmiyordum, ziyaretinizi neye borçluyuz?'' diyerek devam etti, Karkan burada değildi muhtemelen ve yetkiyi, aynı zamanda sorumluluğu da kendi yokluğunda Saga'ya bırakmış olmalıydı. Beyaz Taç'ın güçlü üyeleri devamlı olarak görevden göreve koşuyordu ve buradaki en yüksek seviyeli, en bilgili kişi Saga haline geliyordu. 

''Arkadaşım buraya gelmek istiyordu ve ben de onu takip ettim, beraber geldik. Nezaketiniz için minnettarım.'' Berinne Saga'nın dışarı çıkıp ona selam vermesiyle birlikte hemen ayağa kalktı. 

''Arkadaşınız mı?'' Saga şaşkın bir şekilde sordu, Renkli Yıldırım Krallığı gibi en güçlü krallıklardan birinin prensesinin, genelde Kraliyet Sarayı'ndan dışarı çıkmaya bile izni olmazdı, ama Berinne gelip Pounz'daki Beyaz Taç'tan bir arkadaş mı edinmişti? Bu pek de yüksek ihtimalli bir şey değildi.

''Evet, arkadaşım. İşte orada bekliyor.'' Berinne sakin bir şekilde eliyle Saga'nın arkasındaki Zend'i gösterdi.

''Ha, anladım.'' Saga Zend'e bakıp gülümsedi, bu gülümsemeyle bir şey ima ediyor gibiydi aslında, ama Zend tam anlayamamıştı. ''Fark ettiğim kadarıyla gerçekten nadir ve değerli arkadaşlar edinmiş bizim Zend,'' diyerek tekrar Berinne'ye döndü.

Genç kız cevap vermeden sadece gülmekle yetindi.

''Siz de Zend'in arkadaşısınız herhalde.'' Saga Berinne'nin elini sıktıktan sonra Sanzirna'ya da elini uzattı.

Sanzirna kendisine uzatılan eli hemen sıktı ve cevap verdi: ''Evet, arkadaşı olarak görülebilirim.'' 

'Ejderha Seviye bir savaşçı ve dünyanın en güçlü krallığının prensesi,' diye içinden geçiren Saga gülümsemeye devam ederken Zend'e tekrar dönüp onları kapıya kadar götürmeye karar vermişti. 'biz endişelenirken o pek çok şeyi başarmış anlaşılan, hahaha.'

***

Yaklaşık yirmi dakika sonra çoktan Avcı Bıçağı'nın binasına varmışlardı. Zend son görüşmelerinde ustasına Pounz'a gitmesini söylemişti, Hollis'in de Pounz'da gitme ihtimalinin en yüksek olduğu yer doğal olarak Avcı Bıçağı'ydı. Avcı Bıçağı Beyaz Taç kadar güçlü bir topluluk olmasa da güçleri inkar edilemezdi, karşısındaki ihtişamlı binaları gören Zend, zaten bunu yeterince fark edebiliyordu. Karşısındaki, kapısında ''AVCI BIÇAĞI'' yazan bina oldukça büyüktü, yanında iki tane yapı daha vardı ve muhtemelen bunlar da Avcı Bıçağı'nın okulu ve üyelerine sağladığı kalacak yeri içeren binalardı.

Zend kapüşonunu çıkardıktan sonra kapıya doğru ilerledi. Beyaz Taç'takinin aksine karşısında bir nöbetçi vardı şu anda. Zend daha konuşmaya fırsat bulamadan nöbetçi oturduğu sandalyesinden kalktı ve binanın kapısını araladı, ''Buyurun, efendim.'' diyerek Zend'e baktı. 

Tabii ne olduğunu anlamamış olan Zend şaşırmıştı. Böyle bir karşılamayı elbette beklemiyordu, ustasının ismini söyleyeceğini ve daha sonra da Hollis'in dışarı geleceğini düşünüyordu. ''Avcı Bıçağı'ndan olmayan birini içeriye alacak mısınız?'' Zend masumca sorarken nöbetçinin ağzından kelimeler hızlı hızlı dökülmeye başladı.

''Büyük Maızk temsilcisi olan sizi geldiğiniz zaman içeri almamız için bizi defalarca kere tembihledi.'' 

''Ha, anladım.'' Zend teşekkür ederek içeri girdi ve içinden Gri Engerek'e teşekkür etti, bugün onu da görmeliydi. Eğer kendisine temsilcilik verip pek çok yerde avantajlara sahip olmasını sağlayan adamı Pounz'a geldiğinde ziyaret etmeyecek olsaydı, ona nankörden başka ne denilebilirdi? Hatta belki o da Avcı Bıçağı'nda olurdu, ustasına Gri Engerek'i sormayı aklına kazıdı. 

İçeri girdiğinde, Beyaz Taç'takinden farklı bir görüntüyle karşılaşmamıştı. İçeride çok fazla insan yoktu ve muhtemelen hepsi, Beyaz Taç'taki insanların gittiği gibi okula gitmişti, büyüklerin çoğu da sürekli görevden göreve koşuyordu zaten, bu yüzden tatil olmayan günlerde çok kişi olmuyordu bu tip topluluklarda.

''Yardımcı olabilir miyim?'' Yan tarafından yaklaşan bir adam, Zend'e seslenmişti hızlıca.

''Ben ustamı arıyordum da, Hollis, nerede biliyor musunuz?'' Zend ana salonda bir göz gezdirdikten sonra ustasını göremeyince burada her şeyden haberi varmış gibi görünen bu orta yaşlı adama danışmayı mantıklı buldu. 

''Hollis mi?'' Adam birkaç saniye bekledi. ''Şu anda okuldadır, bizim öğretmenlerimizden birisi kendisi.'' dedi ve eliyle ana salondaki koltuklardan birini gösterdi. ''İsterseniz onu bekleyebilirsiniz, birkaç saat içerisinde burada olacaktır. Eğer isterseniz size bir oda da verebiliriz, dinlenmeniz için.'' 

''Ustam okulda öğretmenlik mi yapıyor?'' Zend'in gözleri şaşkınlıkla iyice açıldı. ''Gerçekten mi?'' Hollis, dünyadaki belki de en son öğretmen olabilecek kişiydi. O iyi bir ustaydı ama öğretme yöntemleri klasik okuldaki yöntemlerden çok daha farklıydı ve Zend, onun küçük, bilgiye aç çocuklara öğretmenlik yaptığında olacak şeyleri düşünmekte zorlanıyordu... 

Hatta Hollis'in sözlerini duyuyor gibiydi kulaklarında: ''Hey, bu sınıfta niye kız yok, ben burada ders anlatmam!'' 

''Merhaba güzel insan, çıkışta birlikte vakit geçirmeye ne dersin?'' 

''Sanırım size aşık oldum efendim, bundan sonra girdiğim her sınıfta derse girmeye ne dersiniz?''

Zend aklından geçen garip cümlelerle birlikte teşekkür etti ve okul binasına yönelmek üzere hareket etti, ustasının birkaç dersi kırması sorun oluşturmayacak olmalıydı. Hatta eğer şanslıysa, Hollis'in boş vaktine bile denk gelebilirdi.

''Okul binası sağ tarafta, görüşmek üzere efendim.'' Kapıdaki nöbetçi Zend'in çıktığını görünce hızlıca konuştu.

''Teşekkür ederim,'' Zend de hemen cevap verip onun söylediği şekilde okul binasına doğru ilerlemeye başladı...

***

Beş dakika kadar sonra, öğretmenlerden birine sormalarının üzerine Hollis'in derste olduğu sınıfı bulmuş ve kapısına kadar ilerlemişlerdi. Zend hafifçe rahatsız olarak arkasındaki kızlara seslendi. ''Berinne, Sanzirna, sizi böyle peşimden sürüklüyorum, sıkıntı çekmiyorsunuz ya? İsterseniz gelmeyi bırakabilir ve dinlenebilirsiniz ya da direkt Beyaz Taç'a gidebilirsiniz de, sizi arkamdan getirdiğim için biraz kötü hissediyorum.'' 

''Benim görevim bu.'' Sanzirna hızlı ve katı bir şekilde konuştu. ''Kendini kötü hissetmene gerek yok Zend, ne kadar yürüdüğüm ya da nerelere gittiğim benim için önemli değil. Şu anki tek görevim iyi olduğundan emin olmak.'' Kadının sert bir ifadesi oluşmuştu şu anda, bu tip şeylerin onu sıkamayacağını belli etmek istiyor olmalıydı muhtemelen.

''Benim için de önemli değil, zaten Tolan Şehri'ne gelirken uyuduğum için oldukça dinç bir durumdaydım ve seninle birlikte gezmesem bile gideceğim bir yer yok. Bu yüzden beni peşinde sürüklüyormuş gibi düşünme, ben istediğim için seninle birlikte geliyorum. Gezmeyi seviyorum ben.'' Berinne de gülerek cevap verdi. Kız hiçbir zaman olumsuz olmuyordu, tamamen olumlu düşünüyordu ve kararlarını böyle veriyordu. Kötü düşüncelere sahip değildi ve etrafına pozitif enerji saçmaktan bıkmıyordu hiç. Zend bunu takdir etmişti, o, yanında hiçbir zaman kötü hissetmeyeceğin biriydi. 

''Tamam o zaman.'' Zend biraz rahatlamış bir şekilde önüne dönmüşken, bir anda koridora dolan bir melodi ile, yani zil sesi ile birlikte dersin bittiğini anlayarak kapının biraz gerisine doğru çekildi. Ustasının dışarı çıkmasını bekliyordu. 

Kapı açılır açılmaz dışarı öğrenciler hızlı hızlı akın etmeye başlamıştı. Bunların yaşı büyüktü, Zend'in yaşıtı olmalılardı. Berinne de Zend de kapüşonlarını kapatmışlardı. İkisi için de tanınmak, uzun uzun uğraşmak demekti. Öğrencilerin hemen hepsinin çıktığı belli oluyordu yavaş yavaş, çünkü dışarı çıkanların sayısı azaldıkça azalmış, seyrekleşmişti. En sonunda da artık sınıftan dışarı çıkan kimse kalmamıştı ve sınıfın içini, hafifçe görebiliyordu Zend. Daha sonra birkaç ayak sesi duydu ve tanıdığı, özlemini duyduğu bir ses kulaklarında çınlamaya başladı.

''Başına ödül koyulduğunu öğreniyorum, ne yaptığını düşünüyorum ve merak ediyorum, üstelik ilk öğrencimi özlüyorum ve başına neler geldiğini, Venda ile neler yaşadığını düşünerek korkuyorum. Ama o, iki tane güzeller güzeli kızla rahatlıkla geziyor... Sen... Sen... Benden en iyi dersi almayı başarmışsın, doğru yoldasın evlat, işte ruh budur!'' 

***

1810