Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

223. Bölüm Siyahlar'ın İçinde Bir Yer (12)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Kılıç, Zend'in karşısındaki kızın boynuna yaklaşmasının hemen ardından, hızlı bir şekilde onun başının gövdesinden ayrılmasına neden oldu ve kız, şok içinde kalmış bir şekilde Zend'e korkuyla bakarken hızlı bir ölümle karşılaştı.

''Hahahahaha!'' diye kahkahalar atarak Zend'e doğru ilerleyen adam, ona neşeli bir şekilde bir bakış atmıştı. ''Aferin evlat, bunu tek elle de olsa başarabileceğini biliyordum! Seni üç yıl boşa eğitmedik, ehehehehe.'' diye konuştu ve çoktan, daha öncelerde de yaşadığı gibi bu kılıcı kullandıktan sonra bayılan Zend'in yanına yaklaştı. ''Ama niye o kadar kendini kastın ki? Gerçek Ki'yi kullanıverseydin işte, zahmetsiz bir şekilde onu öldürebilirdin, şimdi kendi enerjinin bitmesine neden oldun. Hiç akıllıca değil. Üstelik bunu yaparken ve yaptıktan sonra vücudunun her yerinde acayip bir acının ortaya çıktığını biliyorum, eğer bunu daha fazla acı çekmek için yaptıysan artını veriyorum, bir daha aferin!'' 

Adam Zend'in başında biraz bekledikten sonra, kafası hafifçe yere gömülmüş olan çocuğun kolu çoktan eski haline dönmüştü bile. Rakibinin kafası ise, vücudundan ayrı bir şekilde onun biraz ötesinde duruyordu. Midesi sağlam olmayan kişiler bu manzaraya birkaç saniyeden fazla bakmayı kesinlikle kabul edemezdi...

''Neyse, ben kaçıyorum o halde.'' diye konuştuktan sonra, adam bir anda kaybolmuştu ve geriye ondan hiçbir iz kalmamıştı. O gittikten sonra da, Zend'i bekleyen Hollis, Berinne ve Sanzirna gibi isimler hareket edebilmeyi başarabilmeye başlamışlardı artık...

***

Zend gözünü araladığında, güneşin kadim dostu olan bulutların birleşip toplanarak kapatması yüzünden, uçsuz bucaksız olan maviliğini yeryüzüne koltuklarını kabartarak göstermeyi başaramıyor olan gökyüzü ile karşılaşmıştı. Hava biraz kapanmıştı anlaşılan.

''Ah...'' diyerek sol elini sağ omzuna yolladı ve sağ kolunun yerinde olduğunu fark etti. Hala biraz acı hissediliyor olsa da, kolunun yerine konulmasıyla birlikte bu acının kalkmış olması gerektiğini anladı Zend. Yani bu acı aslında gerçekte yoktu, Zend bunu bilinçaltında kendi kendine kabul ettirmiş olmalıydı. Sağ kolunu birkaç kere oynattığında da durumun böyle olduğunu anlamasını sağladı; hiçbir acı hissetmemesi.

''Zend, dur.'' diye hızlı bir şekilde konuştu Hollis, Zend fark ettiği üzere yatırılmıştı ve toprak zeminin üzerindeydi. Yavaşça kendini doğrulturken, enerjisinin neredeyse tamamen tükendiğini de fark etti. Muhtemelen en son yaptığı saldırı, enerjisinin çok büyük bir kısmını yemişti ve Zend, enerjisinin son derece az bir miktara inmesinden dolayı yorgun düşmüştü ve bayılmıştı. ''İyi misin?'' Hollis Zend doğrulmaya çabalarken onun sırtından tutup destekleyerek gözlerinin içine bir bakış attı öğrencisinin.

''Evet, iyiyim iyiyim. Sadece enerjim biraz eksik ve onu toparlamam gerekiyor.'' diye cevap verdi Zend, doğrulduktan sonra da ayağa kalkmaya çalışarak elini toprağa atıp kendine bir destek oluşturmuştu. O kılıcı kullandığı zaman her yerine muazzam bir ağrı saplanıyordu. Üstelik bu ağrı uzun süre geçmiyordu, Zend bayılıp uyandıktan sonra bile devam ediyordu. Bu ağrının devam ediş süresi, Zend'in o kılıcı ne kadar süreyle kullandığına göre değişiyordu ve neyse ki Zend bu sefer kılıcı fazla uzun süre kullanmamış olduğu için, acısı uzun sürmeyecekti. Tabii bu acıyı, daha önce çok fazla fiziksel acı çektiği için artık bu gibi şeylere aldırmamayı başarabilen Zend kolayca görmezden gelebiliyordu. ''Neyse ki koluma tekrar kavuşmuşum...'' diyerek yavaş bir şekilde güldü.

''Zend, normalde şu an dinlenmen gerektiğini düşündüğüm için yalnız kalıp biraz uyumanı yeğlerdim ama şu anda öğrenmem gereken daha önemli şeyler var ve dinlenme kısmını biraz ertelemeni istemek zorundayım, yoksa meraktan ölebilirim...'' dedikten sonra Zend'in gözlerine bakarak, ''O da kimdi öyle Zend?'' diye sordu Hollis, daha fazla beklemeyi başaramamış gibiydi. ''Daha doğrusu o da neydi öyle, çünkü öyle bir insanın olabileceğini düşünmüyorum.'' derken eline baktı Zend'in biricik ustası. ''O sadece bana baktı ama ben resmen kıpırdayamadım bile... Onunla farklı kulvarlarda değiliz, kesinlikle. O direkt olarak başka bir dünyadan gelmiş olmalı, bizim dünyamızın kulvarları içine bile girmemiştir, tüm gezegen birleşip ona karşı savaşsak dahi kazanamayacağımızı hissettirdi bana. Sadece iradesiyle bile beni resmen bir saniyeden bile kısa bir sürede yok etmeyi başardı...'' diye kendisiyle ilgili bir hayal kırıklığına uğramışçasına konuştu Hollis. O kişi Zend ile ilgilenmiş olduğu için Zend'in onu tanıdığını düşünüyordu ve öğrencisinden, onun hakkında bir an önce bilgi almak istiyordu. 

''Kesinlikle! Kimdi o?!'' diye heyecanlı ve meraklı bir şekilde soran diğer isim de Berinne olmuştu. ''O öyle güçlüydü ki, babamın bile onun karşısında duramayacağını hissettim. Babamın, dünyadaki en güçlü kişi olarak görülmesine rağmen! O kesinlikle dünyanın en güçlü insanı olmalı, ama onun gibi birini ne duydum ne de gördüm!'' Genç kız da şaşkın bir şekilde Zend'e bakarken, bugün içerisinde düşündüğü şeyleri onunla paylaşıyordu.

 Zend onlara cevap vermeden, etrafta bir göz gezdirmişti. Bayılmadan önce son olarak kılıcını öldürmesi gereken kızın boğazına yönlendirdiğini ve kılıcın, Zend saldırdıktan hemen sonra kıza hızlıca ulaştığını hatırlıyordu. Onu öldürmüştü, bu an zihnindeydi. Yine de garantilemek ve emin olmak için etrafında bir ceset var mı yok mu diye bakmıştı.

''Merak etme, şu garip kılıcı eline aldıktan beş saniye kadar sonra onu öldürdün.'' diye soğuk bir şekilde konuştu Sanzirna. ''Onu öyle baskı altına almıştı ki o anki enerjin, sana karşılık vermek için enerjisi olmasına rağmen bir büyü yapmayı bile başaramadı karşındaki kız.'' Sanzirna'nın da Zend için korkup endişelendiği bir gerçekti ama şimdilik bunları biraz geri planda tutması gerektiğini düşünüyor olacaktı ki, şu anki yüz ifadesinden duygularıyla ilgili pek bir şey anlaşılmıyordu.

''Anlıyorum.'' Zend Hollis ve Berinne'nin sorularına cevap vermeden önce Sanzirna'nın söylediklerine bir karşılık verdi. ''Peki o adam gitti mi?'' diye sordu daha sonra. ''Başka bir şey dedi mi?'' onun söyledikleriyle son derece yakın bir şekilde ilgilendiğinden, Zend onun kendisi bayıldıktan sonra bir şey söyleyip söylemediğini merak ediyordu. Sonuçta o, söylediklerine dikkat etmemenin mantıklı olacağı biri değildi. Söylediği hemen her şey deli saçması olsa da, onun ağzından çıkan kelimelerin altına gizlenmiş farklı anlamlarla çok karşılaşmıştı Zend. Onunla birlikte geçirdiği zamanda bu şekilde pek çok acıdan kurtulmuş sayılabilirdi. Tabii bu acıları yine bir şekilde çektirmişti Zend'e o adam, ama en azından Zend onları erteleyebilmeyi başarabilmişti.

''Evet, sen bayıldıktan hemen sonra kayboldu. Bizim bir şey söylememiz için ya da bize bir şey söylemek için beklemedi bile. Eğer biraz bekleseydi ona birkaç şey sormak istiyordum.'' diye konuştu Berinne Zend'e bakarken. ''Onun hakkında birkaç şey öğrenmek iyi olurdu.'' derken hayal kırıklığı ile başını eğdi.

''Oh...'' Zend rahat bir nefes aldı. ''O varken rahat edemiyorum.'' diye konuşarak tam olarak doğruldu. Ona bakıp konuşan Berinne'ye döndü ve ağzını aralayarak birkaç parça kelimenin sırayla dışarı çıkmasına neden oldu genç adam. ''Berinne, onu Qiawshi ile karşılaştırdığını iyi ki o duymamış... Yoksa sana diyeceği şey, sadece bu olurdu:'' dedi Zend ve sesini, o adamın sesine benzetmeye çalışarak bir taklit yaptı: ''Beni öyle bir böcekle yan yana koyabilecek kadar alçaldın mı?! Sonra da iyice öfkelenirdi ve bu karşılaştırmayı yaptığın için kendine ancak defalarca küfür edip kızmayı başarabilirdin. Ama için rahat olsun, onun hakkında hiçbir şey öğrenemezdin zaten, merak etme. Daha önce bir şeyler öğrenmeyi denedim ama emin ol, onun kim olduğuyla ilgili hiçbir şey öğrenemedim. Üstelik ona bunu sormak, onun daha fazla kızmasını sağlıyor ve kızdığı zaman yapabileceği şeyleri bilseydin tek yapabileceğin şok içinde bayılmak olurdu.'' Zend o adamın gücünün seviyelerini biliyordu, onun gücünün tamamını görmediğinden kesinlikle emindi ve onun kuvvetinin sadece Zend'in gördüğü kadarı bile, bu dünyadaki en güçlü kişiyi saniyeler içinde öldürmek için yeterliydi. O çok farklı biriydi, onu hayal edebileceğiniz biri ile karşılaştıramazdınız çünkü bu ona bir hakaret gibi olurdu.

''...'' Berinne biraz sessiz kalıp beklemişti. ''Öyleyse öğrenebileceğimiz bir şey yok, yazık oldu...'' dedi ve hızlıca hazırda bekleyen atına atladı. ''Şehir merkezine gidelim ve bir at arabası bulalım. Zend'in Beyaz Taç'a kadarki yolu bir de at sırtında çekmek istemediğinden eminim, hem dinlenip hem bugün hakkında konuşabileceğimiz kapalı bir alanımız olmuş olur.'' diye konuşarak atının hareket etmesi için ayaklarını ona birkaç kere yumuşakça vurdu. ''Hadi atlarınıza atlayın, yolda konuşuruz. Burada daha fazla kalmayalım. Sonra o adam yine bizi bulmasın.'' dedi gülerek.

''O kaçabileceğin biri değil Berinne, ama bence de bir at arabasına binmemiz gerek. Bu enerji ile uzun süre at sürebileceğimden emin değilim.'' diye ekledi Zend Berinne'nin söylediklerine. 

''Demek öyle...'' dedi Berinne. ''Neyse, ayrıntıları dinlemeyi bekliyorum.'' dedi ve atını sürmeye başlayarak çiftliğin dışına doğru yol almaya başladı.

Kısa sürede de herkes atına atlayıp Berinne'yi takip etmeye başlamıştı. bu sırada Era Zend'in kucağına atlamış, ona bir göz kırpmış ve güven verici bir şekilde, ''Ortak, artık Siyahlar'ın içinde altmış beşinci sıradasın, tebrikler. Hollis bir iki gün içerisinde krallığın bunu öğrenip Siyahlar listesine seni ekleyeceğini söyledi.'' 

''Altmış beş demek...'' diye mırıldandı Zend. O kız altmış beşinci sıradaydı öyleyse, Zend, Pounz'un en güçlü altmış beşinci kişisini yenmeyi başarmıştı!  Üstelik tek kolu yokken! ''Bir saniye, krallığın bundan haberi nasıl olacak? O kızı öldürdüğüme dair bir kanıtı falan götürmem gerekmiyor mu krallığa?'' diye sordu Zend atına atlayıp ilerlemeye başlamışken. 

''Yok canım, krallığın Siyahlar'ın üzerinde büyüsü var.'' diyerek Zend'in sorusuna cevap vermeye başladı ustası. ''Kişi öldüğü zaman bu büyü aktifleşir ve yirmiden fazla Kutsal Seviye büyücünün bir araya gelip yaptığı bu büyü, kişinin nasıl ve kimin tarafından öldürüldüğünü resmederek krallığa yollar. Böylece kişinin katili ve yerinin bir sonraki sahibi ortaya çıkmış olur. Bu büyüyü yakında senin üzerine de yerleştirecekler.'' Hollis atını sürerken zafer işareti yaparak Zend'e baktı.

''Anladım.'' diye kısaca cevap verdi Zend Hollis'e. ''Usta, bir dakika, sen yetmiş ikinci sıradasın değil mi?'' diye sordu hızlıca Hollis'e bakarken. ''Ben de altmış beşinci sıraya geçtim, yani artık krallık beni senden güçlü olarak mı görüyor? Hahahahaha, usta, seni çoktan geçmişim! Belki de artık bana Büyük Zend demelisin, hahahahaha!..'' diyerek ustasına baktı Zend, çoktan birkaç kahkahayı patlatmıştı. 

Zend'in konuşmasıyla birlikte Hollis'in gözleri açılmıştı. ''Ne?!'' diye sordu cevap beklemeksizin, ''Nasıl yani?! Bu olamaz, benim öğrencim Siyahlar'da beni geçmiş olamaz! Ben seni öğrenci olarak alalı sadece on yıl oluyor, bu gerçek olamaz!'' diye bağırarak gittiği yere doğru baktı. 

''Hahahaha...'' Zend bir kahkaha daha atıverdi. ''Usta, sadece on yılda senden güçlü olacağımı kim tahmin edebilirdi ki?'' Genç adamın keyfi iyice yerine gelmişti. Normalde doksan dokuzuncu olacağını düşündüğü için ustasından daha ileri bir konuma ilerleyeceğini bir kere bile düşünmemişti. Ama şimdi, gerçekten de ustasından daha güçlü olarak görülüyordu krallık tarafından!

''Böyle işin ben...'' diye başlayarak birkaç küfür savurdu Hollis. ''Bu şerefsiz çıkmasa ne vardı ki, ne güzel doksan dokuzuncu olacaktın! Lanet olsun, öğrencimden daha aşağıda olduğuma inanamıyorum! Kısa zamanda derhal altmış dördüncü olmak için harekete geçeceğim, bu yaştayken öğrencimden aşağı bir rütbede olmak benim için bir hakarettir!'' Genç adam küfürlerini sıralamaya devam ederken, aslında öğrencisi için oldukça mutluydu da.

***

1636