Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

182. Bölüm Tek Taraflı Savaş

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Era, Zend'in hemen yanında gözleri sonuna kadar açık ve dikkatli bir şekilde bekleyip etrafını dinliyordu. ''Bizimle aşık atabilecek savaşçılar ve büyücüler gelmiyor, şunlara bak, enerjilerini gizlemeye çalıştıkları apaçık ama daha bu binaya girdikleri gibi tarafımızdan hissedilmeyi başardılar. Salak herifler, gidecekleri yöne o kadar çok odaklanmışlardı ki bizim odanın içine geleceklerini resmen enerjileri bize haber verdi, on beş kişi gelmişler bir de... Acınası.'' Dışarıda, bu odaya girmeye hazırlandıkları belli olan kişiler beklerken Era'nın sesinde hiç değişim yoktu. Bu tip zayıf adamların uğraşmaya değer olduğunu düşünmüyordu belli ki, ön ayaklarını öne doğru uzattıktan sonra iyi bir gerilmiş, sonra da Zend'in koltuğunun üst kısmına yatıp uyumaya hazırlanmaya başlamıştı.

''Geldiklerinde sen halledersin.'' dedi ve gözlerini sessizce kapattı. Bu sırada Sanzirna da bu odaya odaklanmış bir şeylerin olduğunu fark etmiş olacaktı ki dikkatle Zend ve Era'nın konuşmasına kulak kabartmıştı.

''Önemsizlerse pek de dikkat etmeye gerek yok herhalde.'' diye mırıldandı. Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyordu bir an önce, bir tehlike arz etmeyen kişiler de olsa onlar geldiğinde bir havluyla yakalanmak istemiyordu. 

Kapı birkaç kere sertçe vuruldu. 

Zend onların seviyelerini tam olarak anlamak için bir süre bekledi ve kapıya doğru ilerlediğini belli edecek şekilde adımlarını sesli sesli attı.

''Bir altıncı seviye.''

''Bir yedinci seviye.''

''Hm, bu beşinci seviye.'' 

''Bu da dört.''

''Bir altıncı seviye daha.'' Zend kapıya doğru ilerlerken kapıdakilerin seviyesini ölçmeye devam ediyordu. Burada normal bir savaşçıya ya da büyücüye karşı olsalar kesinlikle kazanabilirlerdi. Sonuçta genelde çeşitli ülkelerde yüz askerin başına geçmek için sadece altıncı seviye olmak yetiyordu. Dünya kapsamında bakıldığında zayıf bir grup değildi biraz sonra karşılaşacağı savaşçı ve büyücü grubu, zaten buna güvenerek yedinci seviye bir savaşçı ve aynı zamanda Kral Modu'na sahio olan birinin odasına girmeye çalışmışlardı muhtemelen, içeride bir Ejderha, bir de Kutsal Seviye olduğunu bilselerdi nasıl tepki verirlerdi kim bilir... Bir tane sekizinci, iki tane yedinci, iki tane altıncı, üç tane beşinci ve iki tane de dördüncü seviye savaşçı, iki tane altıncı ve üç tane de beşinci seviye büyücüyle bir Kutsal, bir de Ejderha Seviye'ye karşı savaşmaları gerektiğinden haberleri olsaydı, şu an ayaklarını arkalarına vurarak kaçtıklarını görebilirdiniz. 

''Dur bi' bakalım, belki de kötü bir amaçları yoktur.'' Zend olumlu düşünmeye çalışarak kapının yanına vardı ve kapıyı açtı.

Karşısında sadece bir kişi vardı ve diğerleri Zend'in gözleriyle ulaşamayacağı şekilde kapının yan tarafına doğru saklanmıştı. Enerjilerinin gizlendiğini sandıkları için rahat bir şekilde bekliyor olmalılardı. Ama bilmedikleri şey, Zend onları hafifçe yolladığı enerji dalgalarıyla zaten görüyordu.

''Merhaba,'' Zend'in karşısındaki orta boylu adam güler bir yüzle konuşmaya girmişti. Sekizinci seviye olan kişi buydu, en azından otuzlu yaşlarda gibi görünüyordu ve şu an buranın galibi olduklarını düşündüğüne şüphe yoktu. Aynı zamanda gelen gruptaki lider de bu olmalıydı, seviyesi en yüksek olan kişi buydu sonuçta. ''ben aldığım bir haber üzerine buraya geldim,'' dedikten sonra Zend'e elini uzattı. ''Ayrıca ismim Kevel ve sekizinci seviye bir savaşçıyım, tanıştığıma memnun oldum.''

''Merhaba,'' Zend de karşısındaki adam gibi gülümseyerek cevap verdi. ''Ben de Zend, memnun oldum. Nedir bu aldığınız haber?''

''Duyduğumuza göre Yama Ailesi'nden bir kılıç çalmışsınız ve Yama Ailesi de beni bu kılıcı almam için görevlendirdi, gerekirse zor kullanmamızı da tembihlediler. Kılıcı görebilir miyim?'' diyerek Zend'e bakan adam, hala kendine duyduğu güvenle birlikte gülümsüyordu.

''Tabii görebilirsiniz,'' Zend yüzündeki gülümsemenin kaybolmasına izin vermeden arka tarafta yere yatay bir şekilde yatırdığı kılıcı aldı ve kılıfıyla birlikte getirdi. Aynı zamanda etraftakileri dinlemeye devam ettiğinden, onların arasına birinin de girdiğini anlamıştı. Bu gelenin enerjisi tanıdıktı ama, Zend'in bu enerjiyi görüşünün üzerinden en fazla birkaç saat geçmişti. Çok vakit geçmeden bu enerjinin aslında kime ait olduğunu anlamıştı, bu binaya girişinde de aynı enerjiyle karşılamıştı çünkü. Ayrıca bu adama dikkat etmesi gerektiğini düşündüğü için enerjisinin dalgalanmalarına birkaç saniyeliğine dikkat kesilerek onu aklına kazımıştı. 'Hanın sahibi.' diye içinden geçirirken karşısındakine cevap vermeye devam etti: ''Siz Yama Ailesi'nden biri misiniz?'' 

''Hayır, ama onlarla pek çok bağlantım var ve bu şehirdeki şeyleri genelde bana emanet ediyorlar.'' diye iyice kendine hava verirken konuşmasını sürdürdü adam.

''Bir kılıçlarını çaldıysam neden kendi ailelerinden birini yollamadılar ki?'' dedi Zend ve içinden acımasızca güldü. Bu kılıcın direkt olarak Yama Ailesi'nin lideri tarafından verildiğinden haberleri yoktu tabii bu tiplerin, bu yüzden böyle bir yalana başvurarak güya Zend'in güçlü bir savaşçı olsa bile Yama Ailesi'ni karşına alamayarak pes etmesini sağlamaya çalışmışlardı, girişte Zend'in yüzüğündeki Beyaz Taç simgesini fark etmişti muhtemelen hanın sahibi, bu adamlara ona göre hareket etmelerini söylemiş ve Yama Ailesi'nin adına yaslanarak hareket etmelerini sağlamıştı.

''Beni de aileden biri olarak görüyorlar da, o yüzden yollamadılar.'' dedi orta boylu adam. ''Her neyse, kılıcı ver de sana bir ceza vermek zorunda kalmayalım.'' 

''Tabii vereyim,'' dedi Zend, ''nasıl verdiğim önemli mi?'' 

''Nasıl verdiğin derken neyi kastediyorsun? Benimle savaşabileceğini mi düşünüyorsun?'' Adam aşağılayıcı bir şekilde alay ederken yüzüne iyice bir gülümseme yayılmıştı. O konuştuğu anda, yan taraftaki adamlardan dört tanesi çıkarak yüzlerinde çoktan bu kılıcı kazandıklarını düşündüklerini belli eden bir ifadeyle liderlerinin arkasına geçtiler. 

Zend bir iki adım atarken kılıcın dik ucunu biraz yukarı kaldırdı ve kılıcı, Kral Modu'nu açtıktan hemen sonra Kevel'in yanındaki adamlardan birinin başına indirerek henüz karşısındakiler tepki onu ezdi ve adamın kemiklerinin derisinden çıkmasına yol açarak etrafa biraz kan saçtı. Bu adam gelenler arasında dördüncü seviye olanlardan biriydi. ''Mesela kılıcı sana da böyle verebilir miyim diyorum.'' dedi ve yüzüne aşağılayıcı bir gülümseme yerleştiren taraf oldu bu sefer.

Kevel ve diğerlerinin gözü ardına kadar açıldı. Yanındakilerden biri aniden onun kulağına fısıldayarak: ''Kaptan Kevel, adam isminin Zend olduğunu söyledi! O gerçekten yedinci seviyeyken Chibui'deki Hırsız Çağı'nın liderini  ve beş yüz üyesini çıplak elleriyle öldüren kişi olmalı!'' 

''Saçmalama seni salak,'' Adam kulağına yaklaşmış olan elemanına bir tokat attı ve hafifçe geri çekildi. ''Chibui'nin kapıları açılalı daha birkaç gün oldu ve oradan buraya en hızlı gemiyle gelmek bile en az bir hafta alır. O adamın burada olmasına imkan yok.'' Şu anda Kevel'i şaşırtan şey karşısındaki gencin takımından birine saldırması değildi, bunu bekliyordu zaten, sadece, Zend'in rahatça kaldırıp hareket ettiği kılıcın sadece küçük bir mesafeden indirilmesiyle bir adamı ezmiş olmasıydı! O kılıç bir Ağır Kılıç gibiydi sanki! Bu adamın kılıcı böylesine taşıdığını görünce onun pek de ağır bir kılıç olmadığını, boyutu devasa olsa da gerçekte içinin çok dolu olmadığını düşünmüştü. Ama genç onu indirdiği gibi bir kişiyi çoktan ezmişti!

''Demek savaşmak istiyorsun ha!'' diyerek Zend'in parlamaya başlamış gözlerine bakan adam yüzüğünden bir kılıç çıkardı ve onun üstüne atıldı. 

Zend üzerine gelen saldırıdan hemen kaçınarak kapıdan dışarı çıktı ve kılıcını, takımlarından birinin anında öldürülmesiyle şok içine girmiş, kapının yanında olan savaşçılardan ikisini hedef alarak yatay bir şekilde savurdu. İki savaşçı üzerlerine gelen kılıca karşılık veremeden koridorun köşesine doğru uçarak ilerlemiş, önce birbirlerine, sonra da duvara girmişlerdi. 

''Saldırın şuna!'' Kevel paniklemiş olacaktı ki bağırarak takımındakilere emir vermeye başlamıştı. Sadece birkaç saniye içerisinde üç adamının öldürülmesini kendine mantıklı bir şekilde açıklayamamıştı. Bu hasara bakıldığında o gerçekten de bir Ağır Kılıç'tı... Daha önce Yama Ailesi'nden birilerinin bir Ağır Kılıç'ı kullandığını tabii ki görmüştü, bu gücü başka bir şekilde de açıklayamıyordu zaten... Ama bu adamın Yama Ailesi'nden olmadığını da biliyordu, peki o nasıl bir Ağır Kılıç'ı kullanmayı başarmıştı?! 

''GÜM!'' Kılıcın birkaç saniye içerisinde iki adamına daha çarptığını ve bu iki adamın da saniyesinde hayatını kaybettiğini görmüştü. Burada kazanan olması gereken tarafın savaşçılarıyla, şu anda kaybetmesi gereken kişi tarafından bir katliam yapılıyordu.

Bu sırada büyücülerden biri öfkeli bir şekilde Zend'e doğru arka taraflardan hızlı bir şekilde bir büyü yollamıştı. Kadının ellerinde ikişer tane kıvılcım oluşmuştu önce, daha sonra da kırmızı bir renk belirmiş, turuncuya dönüşerek bir ateşi meydana getirerek ortamı iyice aydınlatmış ve biraz daha bekledikten sonra kılıcı çekmiş, Zend'e doğru elleri titreyerek bakan bir savaşçıya doğru ilerleyen Ağır Kılıç'a sahip bir savaşçıya doğru yollanmıştı. 

Zend kendine gelen iki adet ateş büyüsünün etrafındaki mavi çizgileri görmekte zorlanmamıştı. Kendine korkak gözlerle bakan savaşçıya doğru ilerlemeye devam etmektense kılıcı yanındaki duvara doğru savurup onu parçalayarak duvarın içine soktu ve bıraktı, burada bir yere kaybolmazdı kılıcı. Daha sonra kendine gelen iki adet ateş büyüsünün altından geçip hızlıca onları yakaladı, hemen yanında kılıcıyla ona bakan Kevel'e doğru Savaş Tanrısı'nın Heyecanı ile ilerleyip etrafa saçılmış mavi ipliklere sahip ateşlerden birini onun yüzünün yan tarafına yönlendirerek gitmesini sağladı. Yüzüne ateşi yolladığı adamın çığlığını duyarken diğer ateşi ise kendine diğer bir büyücü tarafından yollanan bir yıldırım parçasına doğru yollayıp havada çarpışmalarını sağladı. 

Ardından yıldırım büyücüsü kendine doğru ilerlemeye başlayan Zend'e hemen bir büyü daha yapmış ve ince bir hat üstünde Zend'e doğru gelen mavi bir yıldırım oluşturmuştu. Zend hemen yana geçip büyüden sıyrıldıktan sonra arka tarafındaki mavi iplikleri yakaladı ve büyüyü ona dikkatlice bakmaya devam eden, biraz önce kendine iki adet ateş yollayan büyücüye yönlendirerek, takım arkadaşının elinden çıkan yıldırımın onun göğsüne çarpmasını sağladı. Kadın bu saldırıyı vücuduna alınca anında yere yığılmıştı.

Aynı zamanda geri kalan büyücüler hep birlikte bir büyü yapmaya başlamış gibi görünüyordu, dördü de bir araya gelmiş, bir çeşit toplu büyü yapmaya başlamışlardı. Zend onlara bakarken savaşçıların içinden yedinci seviye olan bir tanesi Zend'e doğru hızlıca çektiği kılıcıyla saldırıya geçmişti.

''ÖL!'' diye bağırdıktan sonra bir savaş narası attı ve diğer bir arkadaşının boynunu kırmakla meşgul olan Zend'in omzunu, yukarıdan hızlıca inen kılıcıyla ziyaret etti. 

''BAM!'' Kılıç Zend'in derisine çarpar çarpmaz, deri Peong Kaplumbağası'nın kabuğu gibi bir görünüşe sahip olmuştu ve kılıç, direkt olarak geri sekmişti. Zend kılıcı ona savuran savaşçıya doğru döndü ve elindeki kılıç havaya doğru sekmişken onun koluna hızlıca bir yumruk attı ve kılıcı bırakmasını sağladı, ardından kılıcı dik kısmı aşağıya bakacak şekilde tuttuktan sonra onun boynunun hemen yanından içeri soktu. Atardamarı kesilen adamın kanı, Zend'in kılıcı tekrar çekmesiyle boynunun hemen yanından fışkırarak karşısındaki gencin üstünü boyamaya başlamıştı.

''G-Gerçekten--'' Kevel yüzünün yarısını eliyle kavrarken bir yandan da korkulu gözlerle karşısındaki gence bakıyordu. O, kılıcını bırakmışken bile birkaç tane savaşçı ve büyücüsünü saniyeler içinde öldürmeyi başarmıştı. ''Gerçekten... B-Bu adam,'' Kevel kekelemesine engel olamıyordu. ''Hırsız Çağı'nı tek başına yok eden kişi...'' 

''KEVEL! Ne oluyor, onu kesinlikle öldürebileceğini söylememiş miydin?!'' Hanın sahibi kendini geriye atmış, korkuyla, karşısına çıkanları devamlı olarak öldüren Zend'e bakarken can havliyle bağırmıştı, Zend o bağırmaya başlarken ona dönmüştü çünkü.

Zend, devasa bir ateş topunun kendine geldiğini görür görmez hızlıca tepki vererek zıpladı, ateş topunun onu ıskalamasına izin verdi. Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'ndan ve Kral Modu'ndan aldığı hız sayesinde bu tür büyülerin onu vurmasına imkan yoktu. 

Ateş topunun altından geçmesinin hemen ardından Zend tekrar tavanda tutunduğu, meşalelerin konulması gereken yerlerden birini bıraktı ve topun arkasına düşüp, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile bir araya gelmiş büyücülerin yanına gitti. 

Yumrukları can alıcıydı... Sert darbelerle karşılaşan her bir büyücü, ağzından dışarı ilerleyen bir miktar kanla birlikte hayatını kaybetmişti. Zend'in fiziksel gücü oldukça yüksek olduğu için kılıcı olmasa bile yumrukları yeterince tahrip gücüne sahip oluyordu. 

Kendine saldıran, Kevel hariç herkesin öldüğünü gören Zend, derin bir nefes aldı ve muhtemelen hareket edememesinin sebebi korkudan ipi çözülmüş dizleri olan han sahibinin yanına doğru ilerledi. ''Onları hiç çağırmamalıydın.'' diye fısıldadı, aynı zamanda biraz önce savuşturduğu ateş topu bir kapıya çarpmış, alev almasını sağlamıştı.

''Ö-Özür-'' diye kekeleyerek konuşmaya çalışan han sahibi boyundan yakalayıp,  yanından geçtiği Kevel'in bir dizine tekme atıp kaçmasını engelledikten sonra odasının içine girdi ve pencereye doğru ilerledi. 

''Ne çok gürültü çıkardın Zend, üç beş eziğe karşı hala savaşı bitiremedin mi?'' Era yatış pozisyonunu değiştirerek söylendi.

''Bitirdim, bitirdim. Neredeyse kimse kalmadı artık.'' Zend eliyle zafer işareti yaparak Era'ya baktı. Sanzirna da üstünü değiştirmiş, yatakta oturmuştu. ''Bu ne rahat ya, sanki hayatına kast edilen kişiyi hiç tanımıyorsunuz, yardım etmeye gerek duymuyorsunuz!'' diye küçük, esprili bir sitem etti Zend.

Sanzirna ona doğru kafasını çevirip, ''Seni tanıdığım için yardım etmeye gerek duymadım aslında, hahaha.'' diyerek güldü. Zaten tetikteydi daha önce kadın, ama müdahale etmeye gerek bile duymamıştı. Çünkü Zend oradaki herkesi teker teker öldürmüştü ama hiçbir zarar görmemişti, zaten bu tek taraflı bir savaştı, karışmaya gerek var mıydı?

Zend pencerenin yanına varmışken cevap verdi: ''Sanzirna, en azından yan odalardan birinin kapısındaki yangını söndür. Senin gibi Ejderha Seviye biri için bu zor değildir herhalde!'' Hafifçe iğneleme yapan genç, elinin altındaki adamı açık pencereden, kekeleyerek özür dilemeye devam etmesine aldırmadan aşağı attı.

Daha sonra da sürünerek kendini başka bir odanın içine atmaya çalışıyormuş gibi görünen adamın yanına yaklaştı.

''Hey, Kevel miydi? Hayatını bağışlamam karşılığında benim için bir şeyler yapar mısın?'' 

***

1944