Çok güzel gidiyor bir türkün böyle novel yazabilmesi gurur verici
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
159. Bölüm Katliam Sonrası (2)
Bir insanın boyunu en azından bir buçuğa katlayan bir büyülü yaratık kampın ortasına düşünce, etraftaki insanlar biraz paniklemişti.
Zend ise etraftan korkuyla yükselen sesleri, hatta birkaç çığlığı bile duymuş ancak umursamayarak, at arabasını bağladığı ipi çözmüş ve onu yere indirmişti. ''Merhaba!'' Elini kaldırdı ve insanların çoğunlukta olduğu bölgeye doğru bir selam yolladı.
''Bu içeri nasıl girdi?!'' Yirmili yaşlarda gibi görünen bir genç, paniklediğini fazlasıyla belli edecek bir yüz ifadesiyle birlikte hızlıca kılıcını çekmiş, eli bir yandan titrerken kılıcı Eralkavender'e doğru kaldırmıştı.
Era ise başını yavaşça ona doğru çevirmiş, daha sonra da olduğu yere çökmüş ve kafasını arkaya doğru çevirerek, tüylerinin bir kısmını yalamaya başlamıştı. Karşısında tehditkar görünmeye çalışarak ona kılıç sallayan genci azıcık bile umursadığı söylenemezdi.
''Muhafızlar nerede?! Saldırın şu büyülü yaratığa, baksanıza, ne kadar da korkunç görünüyor!'' Çadırlarından dışarı çıkan insanlarla birlikte Zend ve Era'nın olduğu alan yavaşça kalabalıklaşmaya başlamışken, kalabalığın içerisinden uzun boylu ve geniş omuzlu bir adam çıktı ve ellerindeki mızrağı ve kalkanı kaldırarak, savaş pozisyonuna geçti. Birkaç saniye içerisinde, etraftakilerden bazıları silahını çekmiş, bazıları da büyü yapmaya hazırlanmıştı.
''At arabasına bakın!'' Biri, kalabalığın arasından çıktı ve eliyle at arabasının yük kısmını gösterdi. ''Bunlar öz suları! Hem de bir sürüler, bunları tek bir kişi tek başına elde etmiş olamaz! Bu adam bir öz suyu avcısı, hemen öldürün! Üstelik orada altınlar da var... Üzerindeki kanlardan da belli ki, daha yeni birini öldürüp öz suyunu ve paralarını almış!'' diye bağırdı ve o da kılıcını çekerek, Zend'e doğru hareket etti. Belliydi ki, gözünü karartmış, durumu değerlendirmeye almamış ve direkt olarak saldırmak için harekete geçmişti.
''S-Sizler, aptallaşmayın!'' Kalabalıktan bir ses daha yükseldi. ''O büyülü yaratığın seviyesini göremiyor musunuz?! O, açıkça Kutsal Seviye'de!'' Sırtındaki kılıçla birlikte, Zend'in daha önce görmüş olduğu bir adam hızlıca artmaya başlamış kalabalığın arasından fırladı. Kamptakilerin çoğu, birinin, özellikle Era gibi yüksek seviye bir varlığın enerjisine bakarak seviyesini anlayabilecek kadar tecrübeli değildi. Doğal olarak onun seviyesini anlamadılar ve görünüşüne bakarak, onun sadece normal büyülü yaratıklara göre biraz daha güçlü olduğunu, dolayısıyla rahatça öldürülebileceğini düşündüler. Ancak gerçeklerden haberleri yoktu...
''Kutsal Seviye mi?!'' O anda, kılıç tutan eller korkuyla titremeye başladı ve birkaç kılıç yere düşmüştü bile. Kutsal Seviye! Kendilerini, Kutsal Seviye'de olan bir canlıyı görmek için fazlasıyla değersiz görmeleri bile mümkündü.
Radien'in, yani sırtında uzun bir kılıçla kalabalıktan çıkan adamın konuşmasıyla birlikte, etrafta bir nefes veriş sesi yankılandı. Gerçekten de şok olmuşlardı! Hepsi serseme dönmüştü oradakilerin, çünkü Chibui Dağı'nda onların karşı karşıya gelmiş olduğu en yüksek seviyeli büyülü yaratık en fazla onuncu seviye olmuştu, bu büyülü yaratığa da en azından elli kişiyle birlikte saldırmışlardı! Kutsal Seviye'deki bir büyülü yaratığın gücünü hayal etmeleri mümkün olabilir miydi?
''Merak etmeyin... Merak etmeyin... O genç daha önce bizim kampımıza katılmıştı, hatta Fozre Ailesi'nin bize saldırdığı zamanlarda, tamamını öldüren kişi de buydu. Ama onu tanıyamamanız normal, sonuçta o olayın ardından hemen hemen dört sene geçti, zaten buradakilerin yarısı da o zamanlarda henüz bize katılmamıştı. Kılıçlarınızı indirebilirsiniz. Daha doğrusu, indirmeniz daha iyi olur çünkü onlarla bir şey yapamazsınız zaten, onlar bize zarar vermek isteseydi şu anda çoktan ölü olurduk.'' Adam hızlı bir şekilde konuştuktan sonra Zend'e doğru ilerledi ve elini uzattı. Zend de onun elini sıktı ve silik bir şekilde gülümsedi, ardından da dudaklarını araladı: ''Oh, ismin Radien'di değil mi? Ne kadar da kalabalıklaşmışsınız böyle!'' Zend bir elini başının arkasına attı ve gülümsemesini sürdürdü. Etrafta, gerçekten de çok fazla insan vardı. Zend mağarasında kalıp meditasyon yaptığı ve dışarıya sadece avlaması gereken büyülü yaratıkları avlamak için çıktığı zamanlarda, dışarıdaki dünyayla ilişkisini kesmiş gibiydi. Doğal olarak da etrafındaki kamplardan haberi pek olmuyordu, onlara yaklaşmıyordu zaten.
''Evet, birçok insanı bünyemizde barındırmayı başarıyoruz. Sonuçta Tigrund Ailesi son zamanlarda çok büyük bir gelişme sergiliyor ve böylece ismi daha çok saygı görmeye başladı. Bu yüzden de aramıza katılmak isteyen insan sayısı arttıkça artıyor.'' Radien saygılı bir şekilde konuştu. Elini geri çektikten sonra onu diğeriyle buluşturmuş ve onları belinde bağlamıştı. Karşısındaki kişiye saygısızlık yapma imkanının olmadığından haberi vardı.
O, dört yıl önce bile Tigrund Ailesi'ne üstün gelmeyi başaran Fozre Ailesi'nin elemanlarını ustasıyla birlikte yenmeyi ve onlardan büyük çoğunluğunu öldürmeyi başarmıştı, kim bilir dört yıl içerisinde nasıl gelişmişti, karşısındaki gençte artık nasıl güçler yatıyordu acaba? Kendini merak etmekten alıkoyamamıştı. ''İsmimi hatırlamanızdan onur duydum.''
Radien, buradaki savaş yetkilisi gibi görülebilirdi. Tigrund Ailesi'nin Chibui'deki savaşçı ve büyücü birliklerini kontrol ediyordu ve tüm orduyu kontrol eden bir komutan gibiydi. Ancak şimdi birisinin karşısında böylesine saygılı bir tavır takınmıştı, etraftaki insanlar bir anda endişe ve gerilimle savaş pozisyonlarını bozmuş, saygılı bir duruma geçmişlerdi. Artık herkes birer hanımefendi veya beyefendi gibi durmaktaydı burada, tedirgin bir şekilde yutkunma sesleri gökyüzüne kadar bile ulaşabiliyordu. Karşılarındaki kişinin, dört yıl önce ustasıyla birlikte Fozre Ailesi'nin tüm birliklerini katleden, bu kampta neredeyse efsaneleşmiş olan kişi olacağını tabii ki tahmin edememişlerdi, bu tamamıyla normaldi. Ama şu andan sonra, hiç kimsenin hareketinde tek bir kusur bile olmamalıydı.
''Hehehe,'' Zend Radien'e yavaşça güldü. ''Emma ve Lenia burada değiller mi?''
''Buradalar, onlara da haber vermişlerdir, birazdan burada olurlar.'' Radien hızlı bir şekilde cevap verdi.
''Tamam o zaman,'' Zend mırıldandı ve indiği yere direkt oturup tüylerini temizlemeye başlamış Eralkavender'in yanına ilerledi, sonra da onun sırtına sırtını vererek yaslandı. ''ben de biraz dinleneyim bari.''
Zend yüzünü silmişti ama kıyafetleri ve teni tamamen kan içerisindeydi. Biraz önce bir katliamdan çıkmıştı sonuçta, orada herkese yumruğunu sallarken, fışkıran kanların hedefi olmaması ya da onları savuşturması imkansızdı. Her yerine bulaşmış olan kan, teninde hafifçe kurumuştu ancak kıyafetleri tamamen ıslaktı. Birilerinin kanının henüz üstüne bulaşmış olduğu açıkça belliydi, etraftakileri en çok tedirgin eden şey de buydu zaten... Burnuna metalik bir koku geliyordu, kıyafetlerinin kuruması vakit alacak gibi görünüyordu.
Birkaç dakikalığına gözlerini kapadı ve dinlenmeye başladı, enerjisini toplaması gerektiği ortadaydı. Vücudunun her yerinden yorgunluk akıyordu sonuçta...
Yaklaşık üç dakika içerisinde, Emma çoktan görünmüştü bile. Zend onun aurasını sezince gözlerini araladı ve oturduğu yerden kalkarak ona doğru döndü. Genç kızın üzerinde mavi bir elbise vardı, dirseklerinden ve diz kapaklarından aşağısına mavi kıyafetinden sarkan beyaz tüller uzanmaktaydı. Beyaza yaklaşan sarı saçları omzunun altına kadar uzamış, kafasının arkasından dökülüyordu. Belirgin elmacık kemikleri, Zend'i görmesiyle yüzüne net bir şekilde oturan gülümsemesi ile birlikte kendini daha çok belli etmeye başlamış, aynı şekilde gülümsemesiyle ortaya çıkan dişleri, beyazlığıyla parlamaya başlamıştı. Mavi elbisesi gözlerinin rengini açığa çıkarmıştı adeta. Şu an bir büyücüden çok, bir hanımefendi gibi görünmekteydi ve Zend, birkaç saniye boyunca onun vücudunu süzmekten kendini alamadı. İtiraf etmeliydi ki; Emma gerçekten nefes kesici bir vücuda sahipti.
''Zend!'' Emma'nın neşeli sesi Zend'in kulağına ulaştı.
''Emma!'' Zend yavaşça gerildi.
Emma Zend'in yanına yaklaştı ve kollarını açtı, genç adama usulca sarıldı.
''Dur dur, üstüm kanlı!'' Zend hızlı bir şekilde uyarmış olsa da, Emma onu dinlememiş ve sıkı bir şekilde sarılmıştı.
''Önemli değil!'' Emma sesli bir şekilde konuştuktan sonra mırıldandı: ''Üzerinde zehir olsa bile sana sarılabilirim.''
Zend sesini kısarak gülümsedi Emma'nın kendinden ayrılmasıyla birlikte, kızın artık kırmızı, mavi karışımı olan elbisesine bakıp birazcık sorumlu hissetti.
''Önemli değil, yıkanınca geçecektir.'' Emma gülümsemesini sürdürdü. ''Hem bu kadar kan nasıl üstüne bulaştı ki? Bu arada, Slen, Zend'e uygun kıyafetler getir!'' Genç kız arkasını döndü ve bir el işaretiyle, bir gencin kalabalığın arasına girip, Zend'e kıyafetler getirmek üzere kayboldu.
''Ah, beni mahcup ediyorsun.'' dedi Zend, yanakları biraz kızarmıştı.
Zend ile Emma'nın bu samimiyetini gören etraftaki insanlar, bir kere daha serseme dönmüşlerdi. Emma genellikle ciddi biriydi, gülümserdi ama bunun, gerçekten sevindiği için yüzüne yerleşmiş olan bir gülümseme olmadığını tahmin edebilirdiniz. Onun gerçekten mutlu olarak gülümsediğini gören insanlarsa, bu an karşısında şaşkına dönmüşlerdi.
''Bir elbisenin lafı olmaz canım,'' Emma konuştu. ''açsan hemen birkaç yemek de hazırlatabilirim.''
''Gerek yok, tokum,'' Zend nazikçe reddetti ve buraya geliş sebebini, daha fazla vakit harcamadan anlatmaya karar verdi. Daha sonra, belki de biraz daha burada kalabilirdi. Sonuçta geri dönmek için acelesi yoktu, bugünün meditasyonunu yapmış ve Ağır Kılıç kullanabilmesi için Ranon'dan aldığı tekniğin gereklerini yerine getirmişti. ''aslında buraya geliş sebebim, birkaç savaşçı ile büyücüyü sınıra doğru gönderdiğim insanlara korumalık etmeleri için yollamanızı istemem. Sınıra doğru ilerleyen hemen hemen yirmi kişi var, Chibui'nin kapısına ulaştıklarında Kale Muhafızları'ndan yardım alacaklardır, ancak onların oraya ulaşabildiğinden emin olmalıyım. Tabii gereken parayı veririm, yanımda öz suları ve altınlar var.'' Zend hızlıca amacını anlattı. ''Normalde ben giderdim ancak enerjim azaldı ve onlar kapıya ulaşana kadar enerjimi toparlama imkanım da olmayabilir.''
''Tamam, Radien, on büyücü ile on savaşçı hazırla ve Zend'in dediği şekilde onları yirmi kişilik bir kafileyi bulmaları ve Chibui'nin kapısına kadar götürmeleri için tembihle.'' Emma hızlı bir şekilde yanındaki adama seslendi. Radien ise Emma'yı duyar duymaz harekete geçti ve, ''Tamamdır!'' diyerek kalabalığın içinde ortadan kayboldu.
''Zend, bu altınlar ve öz suları da ne neyin nesi? Artık onları mağarada depolamıyor musun?'' Emma meraklı bir şekilde sordu.
''Şey, aslında öz sularımı kendi mağaramda depoluyorum evet, ama bunları daha yeni aldım. Hırsız Çağı diye bir topluluk vardı, biliyorsun, öz suyu avcıları. Buraya onların kampından geliyorum, normalde kendilerini büyülerle gizliyorlardı, ama onlardan birini yakaladım ve onunla birlikte kamplarına gittim. Daha sonra da küçük bir çatışma yaşadık, zaten yirmi kişilik grup da onların esir tuttuğu insanlardı. Onları hemen hemen yirmi dakika kadar önce serbest bıraktım.''
Zend konuştuktan sonra birkaç saniye bekledi, ama Emma'nın yüz ifadesi katılaşmış gibiydi ve değişmiyordu. Genç kız, sanki biraz önce Zend'in söylediklerine inanamamıştı.
''Ne oldu Emma, bir sorun mu var?'' Zend, Emma cevap vermeyince usulca sordu.
''Bir dakika, Zend, sen bu öz sularını ve altınları Hırsız Çağı'nın kampından mı aldın?'' Emma, gözleri ardına kadar açılmışken Zend'e sordu.
Zend başıyla onayladı ve kollarını göğsünde birleştirdi.
''Onları nasıl aldın peki? Sana vermeye pek istekli olacaklarını sanmıyorum sonuçta... Bir anlaşma falan mı yaptınız?'' Emma şaşkınlığını gizledi ve kendini gülümsemeye zorlayarak konuştu. Zend'in o insanlarla anlaşma yapacak kadar düşmüş olma ihtimalini göz önünde bulundurmuştu da, gerçekten çok kötü hissetmişti.
Burada, Era konuşmaya girdi. Emma'yı son görüşünde, ona kampına dönmesini söylemişti. Zaten sonra da Zend'i getirmiş, enerjisini toplamasını beklemişti. Sonuçta o gün ikisi de tüm enerjisini kullanmış olsalar da, Zend'in enerjisini toplama hızı Eralkavender'inki ile karşılaştırılamazdı. Zend'den daha hızlı enerjisini toplayıp mağaraya dönmesi de bu yüzden normaldi. ''Onların hepsini öldürdü. Hemen hemen bir saat kadar önce savaş başlamışken kırk dakika içerisinde, Hırsız Çağı'nın, kampta bir tane bile canlı üyesi kalmamıştı. Mm, ben bile onun bir haftadır büyülü yaratık ortağı olmama rağmen, bu yanını ilk defa gördüm, yani şaşırmanız doğal.''
''Hepsini... Öldürdü mü?'' Emma'nın ağzı, büyük ihtimalle kız farkında olmadan açılmıştı. ''N-Nasıl yani, Hırsız Çağı'nın tamamını nasıl öldürdün?!''
''Eh, beni hafife alıyorsun Emma. Fazla da güçlü değillerdi... Sonuçta enerjimin çeyreğini hiç kullanmadım bile.'' Zend hafifçe kıkırdadı.
''Hırsız Çağı, Chibui'nin en güçlü grupları arasında! Biz bile tüm adamlarımızla saldırsak onlyarı yenebileceğimizden emin değilim, ki yensen bile onlarca kayıp verirdik!'' Az daha, Emma'nın şaşkınlıktan dili tutulacaktı.
''Her neyse, oldu bitti işte.'' Zend omuz silkti.
''Hahaha...'' Emma küçük bir kahkaha atmıştı. ''Gerçekten de, neden şaşırdım ki? Sen dört sene önce zaten neler yapabileceğini göstermişsin, o gücünün üstüne dört senelik gelişimi daha koyduğun zaman, doğal olarak Hırsız Çağı'nın kampını tek başına yok edebilecek güçtesindir. Daha yedinci seviyede Kutsal Seviye bir büyülü yaratık ortağı bulmayı bile başardın. Bunları nasıl yaptıysan, Hırsız Çağı'nın kampını da o şekilde yok edebilmişsindir. Ben, senin onlarla anlaşma yapmış olma ihtimalini düşündüğüm için utanıyorum... Bahse varım bir silah bile kullanmadın. Haksız mıyım?'' Emma, daha önce Zend'in Ağır Kılıç'ı kullandığını görmemişti. O gün Zend Eralkavender ile mücadele ederken, Lenia ile birlikte mağarada kalmayı tercih etmişlerdi. Merak etseler de, onların peşinden giderek takip etmek, pek akıl işi gibi görünmüyordu.
Etraftaki kalabalık iyice artmıştı ve fısıldaşmaları taşıyan rüzgar, tüm kampta dört dönmekteydi.
''Silahsız bir şekilde, Hırsız Çağı'nın tüm üyelerini öldürmüş mü?! Bu nasıl mümkün olabilir, bu gerçek olamaz!''
''O daha kaç yaşında ki? Tüm Hırsız Çağı'nı tek başına bitirmeyi nasıl başarmış? O bu yaştayken bunu yapabiliyorsa kesinlikle gelecekte bir ülkenin en büyük güçlerinden biri olacaktır! O Kutsal Seviye büyülü yaratık ile daha yedinci seviyede ortak olabilmesine şaşmamak gerek...''
''Genç Efendi Emma'nın onunla nasıl konuştuğuna bakılırsa, söyledikleri kesinlikle yalan değil. Üstelik o at arabasındaki torbalar içerisindeki yüklere bir baksanıza, o çocuk bunları Hırsız Çağı'ndan almadıysa nereden almış olabilir? Millet, ileride, onun ismi tüm dünyaya yayıldığı zaman onu daha önceden görmüş olduğunuzu söyleyerek insanlara hava atabilirsiniz, ben söylüyorum...''
''H-Hey, sence Genç Efendi'den sonra onunla en azından sohbet etmemiz mümkün olur mu?''
''Aptallaşma, Genç Efendi Emma'nın söylediklerini duymadın mı? O yedinci seviyede olmasına rağmen, bizim tüm kamp olarak başarmamızın çok yüksek ihtimale sahip olmadığı bir şeyi tek başına, üstelik çıplak elleriyle yapmış! O, seninle konuşarak kendini alçaltır mı sanıyorsun? Baksana, yedinci seviyedeyken bile Kutsal Seviye bir büyülü ortak bulmuş... Bahse varım birkaç sene içerisinde adeta bir yıldız gibi yükselecek ve parlayacaktır... Umarım bizim ülkemizde olur... Hey, belki de şimdi bir şekilde anlaşırsak ailemizden bir kızı kendi evine almasını sağlayabiliriz ve eşi olmasa bile teknik olarak bir yakınlık bağımız olmuş olur... Onunla yakınlık kuran her aile kesinlikle çok güçlenecektir!''
Bunlar, ve daha niceleri, etraftaki kalabalığın içerisinde yayılıyordu... Zend onlara hafifçe kulak kabarttıktan sonra, koltukları kabarmış bir şekilde devam etti.
''Henüz bir silahım olmadığı içindi sadece...'' Gülümsemesini sürdürdü genç adam. ''Ancak bir sene içerisinde, geçen sefer gördüğün kılıcı kullanabilecek seviyeye geleceğim. O zaman, kılıcımı kullanabiliyor olduğum zama--''
''Evet, tahmin edebiliyorum. O zaman, neler yapacaksın kim bilir...'' Emma sözünü kesti Zend'in. ''Zaten on beş on altı ay kadar sonra kapılar açılacak, o zaman Chibui'den ayrılacaktın değil mi? Evet, ben de seninle birlikte çıkacağım o dönemde. Zend, Pounz'a döneceksin değil mi? Babama bir mektup yollamıştım, seni malikanemizde ağırlamayı tüm kalbiyle istiyormuş. Babamla ne zaman tanışmak sana uygun olur?'' Emma ellerini, oldukça ince olan belinin ön tarafında bağladı. Yüzündeki kızarıklık, o başını eğse de belli oluyordu.
***
2176
Magnec