Elinize sağlık. Kim olaki bu :Dne guzel onceki bolumde yol bitti sanmistim gene uzamjs :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
188. Bölüm Pounz'a Yolculuk (2)
Zend gökteki açık mavilikle yerdeki koyu maviliğin birleşimiyle oluşan, hafifçe silik bir durumdaki beyaz bir şekilde parlayan incecik ufuk çizgisindeki; görüş mesafesindeki büyük bir alanı kapsayan siyahlığı görmesiyle birlikte birazcık heyecanlandı. Çünkü bu kadar geniş olan bir karaltı, ancak Pounz'un kendisi olabilirdi.
''Geldik mi?!'' diye kıkırdayarak mırıldandı. Hemen yanında Sanzirna vardı ve o da Zend ile birlikte ufuk çizgisine doğru bakıyordu, genç kadın Pounz'a ilk defa geliyor olacaktı ki yüzündeki ifade yolculuğun bitmesi ile oluşması muhtemel olan mutluluk ifadesi değildi, garip bir şekilde kaşlarını çatmıştı ve bununla birlikte alnında birkaç tane kırışıklık oluşturmuştu.
Zend içten içe heyecanlanarak gözlerini kıstı ve ilerideki kara parçasına bakmaya devam etti, geminin hızlı bir şekilde gitmesi için içinden dua ederken, gemiden hemen dışarı atlayıp Tolan'a doğru giden bir at arabası bulmak için aklında üst üste planlar kurmaya başladı. Tolan Şehri Beyaz Taç'ın Pounz'da olduğu tek yerdi, ülkenin merkezlerinden biriydi ve hemen hemen toprakların tam ortasında kalıyordu, bu sebeple de hiçbir denize kıyısı yoktu. Bu yüzden oraya ulaşabilmek için deniz yoluyla yapılan bir seyahatten sonra bir de kara yolculuğu yapmak gerekiyordu. İçi içine sığmıyordu genç adamın, ama bu konuda atladığı bir nokta vardı: Henüz yolculuğun ancak yarısına gelmişlerdi.
''Geldiğimizden şüpheliyim, Zend, yola çıkalı sadece birkaç saat oldu.'' diyen Sanzirna Zend'e endişeli bir şekilde baktı.
Zend Sanzirna'nın bunu kendine hatırlatmasıyla birlikte irkildi ve buraya gelmelerinin, gerçekten de sadece birkaç saat aldığının farkına vardı. Şu an henüz yolculuğun ortasında olmaları gerekiyordu! Zend gözlerini Sanzirna'dan çektikten sonra tekrar ufuk çizgisine doğru yöneltti. ''Öyleyse bir yerde mola mı vereceğiz?'' diye sordu, rotayı Sanzirna ondan daha iyi biliyordu sonuçta, bu seyahatin ayrıntılarını Lazel ona vermiş olmalıydı.
''Hayır, rotamız direkt olarak Pounz'a doğru ilerlemekti, kaptan bir yere sapmış olmalı.'' diyen Sanzirna, saçlarını hızlı bir hareketle kafasının arkasına attı. ''Gidip bir konuşalım.'' diye devam etti ve güvertede ilerleyerek kaptanın olduğu odaya doğru ilerlemek için adım attı. Gemi geniş ve büyük bir gemiydi ve yolcular genellikle bireysel odalarına çekilmişti. Güvertede iki kişi vardı, zaten bunlardan biri Zend, öteki de Sanzirna'ydı. Bu yüzden bu kara parçasını o ikisinden başka gören yoktu, Eralkavender de güvertedeydi ama o yarı uyukluyor olduğu için olan bitenden haberi yoktu.
''Tamam.'' diye Sanzirna'yı onaylayan Zend, hemen yan taraflarındaki güverteye sabitlenmiş oturma yerlerinden birinde uyku ile oynaşan Era'nın yanına gitti ve onu birkaç kez dürterek kaldırdı.
''Ne oldu?'' Era kendine tam olarak gelememişken Zend'e sordu, daha sonra da ayağa kalkıp bir kere hızlıca silkelendi ve uykusunu üzerinden attı. ''Geldik mi?''
''Normalde direkt olarak Pounz'a gitmemiz gerekiyordu ama başka bir ülkeye geldik anlaşılan, şu anda kara görünüyor ve biz Lazel'in yanından ayrılalı en fazla beş saat oldu. Sanzirna önden gitti, ben de kaptanın yanına bir gideyim de nereye gidiyoruz öğreneyim, sonuçta zaten Tolan Şehri'ne ulaşmak için de ek olarak yol katetmemiz gerekecek. Kafasına göre niye hareket ediyor ki bu adam?'' diye söylenen Zend, Era'nın yanından hemen ayrılarak biraz önce Sanzirna'nın gittiği yere doğru hızlıca ilerledi ve kaptanın odasına adım attı.
''Onun ne olduğundan emin değilim, üzerimizdeki izleme büyüsüne göre şu anda henüz Pounz Denizi'ne bile girmemiş olmalıyız ve her tarafımızda göz alabildiğine su olması gerekiyor. Umarım büyük bir büyülü yaratığa falan denk gelmemişizdir...'' Kafasında kaptan olduğunu belli edecek şekilde bir şapka olan uzun boylu bir adam, elindeki haritaya bakarak konuşuyordu.
''Büyülü yaratıklar bize sıkıntı çıkaramayacaktır, ama karşımızdaki gibi geniş bir alanda tamamen büyülü yaratıklar mı var? Bir yere topluca göç falan mı ediyorlar yoksa? Bu tip göç yollarını bilmeden rota çizdiğinizi söylemeyin bana!'' Sanzirna odanın penceresinden dışarı doğru baktı ve sesini yükseltti.
''Belli olmuyor, oradaki her neyse hala uzağımızda kalıyor ve ne olduğunu keşfedebilmek için daha fazla yanına yaklaşmalıyız. Ama biraz daha ilerlediğimiz takdirde anlayabileceğimizden emin olun.'' Kaptan alnındaki teri silerek konuştu, Sanzirna'nın baskın ve otoriter tavrına çoktan esir düşmüş gibi görünüyordu; zira kelimlerini rapor veriyormuşçasına sıralıyordu ve baskı altında olduğu anında terlemesinden belliydi. ''Tabii ki içiniz rahat olsun, bu gemi üst üste yapılan kalkanlarla korunuyor. Orada neler varsa, emin olun bize zarar verme imkanları yok.''
''Ona şüphemiz yok tabii,'' Zend iyice zorlanıyor gibi görünen kaptana biraz destek olmak ve onu rahatlatmak için yavaşça konuştu, Sanzirna'nın baskısından dolayı eziliyormuş gibi görünüyordu adam ve söylediklerine göre de bir suçu yoktu. Öyleyse onun üzerine gitmenin de bir manası olmamalıydı. ''zaten ne olduğunu kısa sürede anlarız, kaptanın anlattığına göre onun elinden gelen bir şey yokmuş.'' diyerek ona moral verdi ve adamın, minnet dolu bakışları ile karşılaştı.
''Evet evet, bu beyefendinin de anlattığı gibi, bizimle alakalı bir şey yok. İçinizi rahat tutun lütfen.''
Sanzirna, Zend'in sözlerinden anladığı üzere daha fazla kaptana baskı yapamayacaktı, karşılarındaki eğer bir kara ya da büyülü yaratık göç yoluysa suç tamamen kaptandaydı, çünkü yılın belli zamanlarında olan büyülü yaratık göçlerini bir kaptanın ezbere bilmesi, rotayı buna göre ayarlaması ve dikkatli bir şekilde hiçbir saldırı almayacakları bölgeleri seçmesi gerekiyordu. Ama Zend ona kaptanın üstüne daha fazla gitmemesini söylüyorsa, bunu reddetmeyecekti.
''Karşıdan gelen büyülü yaratıklar var!'' Eralkavender güvertedeki gözlemlerini sonlandırmış olacaktı ki Zend ve Sanzirna'nın yanına geldikten hemen sonra hızlıca konuşarak onları uyardı.
''Büyülü yaratıklar mı?!'' Sanzirna hemen cevap verdi ve daha sonra kaptana döndü, ''Eğer bir büyülü yaratık göç yolundaysak kendini ölmüş bil.'' diyerek ona ölümcül bir tehdit yolladı, kaptanın renginin iyice solmasına neden oldu. Eğer suç ondaysa, ki Sanzirna suçun tamamen kaptanda ve rotayı belirlemesine yardımcı olan kişilerde olduğunu düşünüyordu, Zend de muhtemelen ona durmasını söylemeyecekti. Genç adamın biraz önce yumuşak bir şekilde kaptanı savunmasının nedeni bu durumun onun kabahati olmadığını düşünmesi olmalıydı, yoksa Sanzirna iyi biliyordu ki Zend öyle yumuşak biri değildi. Yani onun gördüğü Zend böyleydi, acımasızdı ve mantıklı kararlar verirdi. Üstelik yanındakilerin ne yapması gerektiğine en iyi şekilde karar verebilecek kadar da iyi bir liderdi, lider ruhluydu genç adam. Hırsız Çağı'ndaki tüm insanları tek başına öldürmesi de bunun kanıtıydı zaten...
Sanzirna ve Zend hızlıca dışarı çıktılar. Zend Kral Modu'nu açmadan da yararlanabildiği, Kral Modu'nun özelliklerinden birini kullanarak gözlerine enerjisini yöneltti ve görüşünü kuvvetlendirdi. Bunu yapmak için illa ki Kral Modu'na sahip olmak gerekmiyordu, ama Kral Modu'na sahip olan kişilerin enerjiyi manipülasyonla vücuda dağıtmakta daha iyi olmasından dolayı, bunu yaparken daha rahat oluyorlardı.
''Evet, ben de gördüm.'' Zend gözlerini ufuk çizgisinin biraz altına doğru indirdi. Onlara doğru hızlıca ilerleyen ve aynı zamanda zaman zaman suyun üstüne zıplayan büyük, dişleri bu kadar uzaktan bile fazlasıyla belli olan büyülü yaratıklar, hızlarından taviz vermeden devam ediyordu. ''Savaşmamız mı gerekecek?'' diye sordu.
''Lanet kaptan...'' Sanzirna mırıldandı. ''Bizi bir büyülü yaratık göç yoluna sokmuş. Şimdi savaşmak zorunda kalacağız.''
''Kaçamaz mıyız?'' Zend Sanzirna'nın konuşmasını bitirmesinin hemen ardından sordu.
''Hayır, imkanı yok. Artık çoktan görülmüş durumdayız.''
''Anladım...'' Zend de mırıldandı ve önüne dönerek enerjisini gözlerinden çekti.
''Ben saldırıya geçiyorum hemen, sen bekle Zend, gemiye gelirlerse sen de saldırırsın.'' Sanzirna hemen ekledi ve yüzüğüne bir kere dokundu, ellerinde, üzerindeki simsiyah zırhıyla aynı anda ortaya çıkmış olan iki kılıç vardı. Elindeki bir parşömene büyü dilinde birkaç şey söyledikten sonra ayaklarının altından yayılmaya başlayan bir büyü enerjisi ile birlikte, gemiden aşağı atladı ve denizin üstünde koşarak, büyülü yaratıklara doğru ilerledi. Büyülü yaratıklar henüz yaklaşamadan enerjileri orada olduklarını ve seviyelerini bağırdığı için, Sanzirna Ejderha Seviye bir savaşçı olarak tek başına ortaya girmekten çekinmemiş gibiydi. Zend'in hissetme yeteneği Sanzirna'nınki kadar geniş kapsamlı olmadığı için, henüz seviyelerini ölçememişti o büyülü yaratıkların. Seviye atladıkça hissetme yeteneğinin de artmasından dolayı Sanzirna Zend'den çok daha geniş bir algılama alanına sahipti, büyülü yaratıklarda bu alan iyice genişliyordu, bu yüzden henüz Sanzirna fark edememişken, aslında aynı seviyeye tekabül eden Kutsal ve Ejderha Seviyeler'in birinde olan bir büyülü yaratık, Ejderha Seviye'deki savaşçının hissedemediğini hissetmeyi başarmıştı.
''Hm? Büyülü yaratık göç yollarından birine mi denk gelmişiz?'' Zend ellerini geminin dış tahtasına doğru azıcık sarkıtmış Sanzirna'nın hareketlerini izlemeyi bekliyordu ki, yanından ince bir ses yükseldi. Kafasını hiç çevirmeden odaklanmış bir şekilde karşıya doğru bakmaya devam ederken, bir yandan da cevap verdi.
''Hiç sorma ya, kaptan bir sorun yaşamış sanırım, büyülü yaratıkların ortasına sokmuş bizi herif.''
''Ezik herif, bu gemiye binmemem gerektiğini biliyordum, Sarı Cennet Krallığı'nın kaptanları hep böyledir işte, yeteneksiz, kabiliyetsiz adamlar.'' Zend'in oturup ellerini sarkıttığı yerin bir yan tarafına doğru ilerledi ses, gencin arkasından.
''Her insan hata yapar canım, ne yapalım, bir kere girdik işin içine; söylenmek bizi kurtarmayacak. Başa gelen çekilirmiş. Hem çok ciddi bir şey olacağını da sanmıyorum. Arkadaşım gitti, belki büyülü yaratıklar geminin kalkanlarına saldıracak kadar yaklaşamaz bile. Güçlüdür o, onları yenebileceğini düşünüyorum.'' Zend yanına doğru geçtiğini fark ettiği figüre, işaret parmağı ile Sanzirna'yı gösterdi.
''Ha, gördüm onu. Çok güçlü sayılmaz ama güçsüz olmadığı da açık, Ejderha Seviye'ye ulaşmış sonuçta, on dört ve on beşinci seviyelerden oluşan büyülü yaratıklara karşı yenilecek kadar zayıf değildir umarım.'' Zend'in yanındaki kişi, genç adamın gösterdiği yer olan Sanzirna'ya doğru baktı.
''Hiç de zayıf değil, sen merak etme.'' Zend, Sanzirna'nın hafifçe de olsa iğnelenmesini istemediğinden dolayı birazcık çıkışmayı tercih etti.
''Senden zayıf olamaz, haklısın. Kaç yaşına gelmişsin ama yedinci seviyesin sonuçta... Ama kafan çalışıyor, takdir ettim. Sonuçta kahramancılık oynamaya çalışıp da yedinci seviyedeyken büyülü yaratıklarla savaşmaya falan kalkışmadın, sana düşeni yapıp güvertede oturuyor ve senin için savaşan arkadaşını izleyerek deneyim kazanmaya çalışıyorsun. Hiç de fena değil! Belki de yüzyıl kadar sonra iyi, güçlü bir savaşçı olabilirsin. Bu pek yüksek bir ihtimal olmasa da fena bir ihtimal değil yani, canını sıkma.'' Çok ince olmasa da ince olarak sayılabilecek sesin sahibi, Zend'in yan tarafında otururken Zend ile resmen alay etmiş ve bunları söylerken de aralarda sürekli gülmüştü.
''Aramızda bir problem mi var?!'' Zend yanındaki kişinin Sanzirna'dan sonra bir de kendisini hor gördüğünü görünce biraz tetiklenmiş bir şekilde ona döndü. Ancak, dönmesiyle birlikte kısa bir süreliğine sersemledi.
***
1550
Magnec