Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

199. Bölüm Eski Dostlar (2)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Zend'in yaptığı hareketle birlikte, o an dikkati onda olan, Sanzirna hariç herkesin yüzünün rengi solmuştu. O daha önce Zend'in Ağır Kılıçları kullanmayı başarabildiğini bildiği için şaşırmamış gibiydi. Diğerleri ise Hollis'in deneyip de kaldıramadığı bu kılıcı herhangi bir tekniğin bile etkisinde değilken kaldırıp, üstelik normal bir şeymiş gibi havaya fırlatıp rahatça tutarak elinde çeviren genç adama bakarken şok içindelerdi. Oradaki herkes Zend'in oldukça güçlenerek geri geleceğini tahmin ediyor olsa da, onun bir Ağır Kılıç'ı kaldırabilme ihtimalinin varlığını bile düşünmemişlerdi.

Zend'in kılıcı kaldırmasının üzerinden yarım dakika geçmiş olsa bile kimseden çıt çıkmamıştı. Zend bu durumu gülünç bulmuştu ve gülmemek için kendini zor tutuyordu, etrafındaki insanların yüz ifadesini inceledikçe içinden bir gülme isteği geliyor, ama kimseye bir saygısızlık yapmamak için sadece gülümsemekle yetiniyordu.

''Artist, hmph!'' Eralkavender yattığı yerde öteki tarafa doğru dönerek yuvarlanırken Zend'e bakıp konuştu.

''Zend,'' Hollis bir kere yutkunduktan sonra konuşmaya başlamıştı. ''sen onu kaldırabilecek gücü nerenden çıkardın böyle?'' diye sorarken, genç adamın yüz ifadesinden anlaşılabilecek, içinde olduğu duygu yavaş yavaş şaşkınlıktan mutluluğa doğru gidiyordu, yüzüne oturmaya başlayan bir gülücük de bunun ispatıydı zaten.

Zend ustasının bu şekilde yavaşça, şaşkınlığını atamamışken konuşmasını görünce kendini tutamadı ve kıkırdamaya başladı. ''Usta, ben Beyaz Taç'tan ayrıldığımda zaten altıncı seviyedeydim ve şu an o günden beri yaklaşık yedi yıl geçmesine rağmen yedinci seviyeyim. Yedi yılda sadece bir seviye atlayıp da, geri kalan o kadar zamanı boşa geçirdiğimi sanmıyordun değil mi?'' derken gülmesini durduramıyordu. Etraftaki insanların hayalet görmüşçesine açılan gözleri ve ağızları, Zend'in iyice keyiflenip eğlenmesine neden oluyordu.

''Boşa geçirdiğini sanmıyordum da, en azından benim biraz önce ıkınarak denememe rağmen kaldıramadığım bir şeyi tek elinle fırlatıp yakalayabilecek kadar bir güç kazanabileceğini de tahmin edememiştim!'' Hollis coşkuyla konuşarak Zend'in yanına yaklaştı ve omzundan tuttu. ''Ağırlığı ne kadar bu kılıcın?'' diye merak ve ilgiyle sordu.

''Yanlış hatırlamıyorsam iki buçuk ton civarı, bir şey değil canım.'' Zend özgüvenli bir şekilde konuştu ve etraftakilerin ağzının iyice açılmasına neden oldu.

''Ejderha Seviyesi'nde olmadığından eminiz, değil mi?'' Hollis elini Zend'in göğsünün bir miktar aşağısındaki Ki havuzuna getirdi ve gözlerini birkaç saniyeliğine kapattı. ''Evet, eminiz. Peki iki buçuk tonluk bir şeyi kaldırabilecek kadar fiziksel gücü nereden bulduğunu benimle paylaşacak mısın?'' Adam öyle heyecanla dolmuştu ki, sakince konuşamıyor, gözlerini bir kere bile kırpmıyordu.

''Bu benim sırrım.'' Zend saklı bir şeyi söylüyormuşçasına fısıldadı, ama bu fısıltının sesi buradaki herkesin duyabileceği kadar yüksekti.

Ranon'un ona ilk olarak tembihlediği şey, Ağır Kılıç'ı kullanabilmesini sağlayan tekniği, hiç kimseye; kendi ustasına dahi anlatmamasıydı. Çünkü bu, Zend'i dünya çapında tehlikeye sokabilecek bir şeydi. Diğer insanlara bu tekniği Yama Ailesi'nden aldığını söylemesini tavsiye etmişti Ranon, ama Zend böyle bir şeyi Yama Ailesi'nden yüksek kademeli insanlara söylemeden yapamazdı, onların adını, bu olaydan haberi yokken kullanmak genç adama göre pek doğru olmazdı. Eğer Ağır Kılıç'ı Yama Ailesi'nden bağımsız olarak kullanabildiği haberinin de yayıldığı takdirde hem Yama Ailesi'nin dünya çapındaki değeri azalırdı, ki Yama Ailesi'ni düşman edinmek gibi bir niyeti yoktu Zend'in, hem de pek çok güçlü kişi gelip Zend'den bu tekniği isterdi ve vermemesiyle birlikte de canı tehlikeye girerdi. Bu yüzden, Yama Ailesi'nden bir onay almadan önce kimseye bu kılıcı nasıl kullanmayı başardığıyla ilgili bir bilgi vermiyordu Zend. Bu, çok tehlikeli bir şey olurdu.

''Umutlandırıp söylemiyorsun ama!'' Hollis sitemli bir şekilde yüzünü astı. ''Böyle bir şeyi Yama Ailesi'nin teknikleri olmadan kullanabiliyorsan, dünyadaki en zengin ve değerli kişilerden biri olabilirsin evlat!'' derken tekrar mutlu bir ruh haline girmişti.

''Evet, sonra da Yama Ailesi'nin beni çeşitli yollardan öldürmeye çalıştığı bir senaryoyu izlersiniz.'' Zend de gülerek cevap verdi. ''Onların elindeki bir şeyi yapmayı başarıp da yaydığımı düşünsene usta, bunu yapanı öldürmek için her şeyi yapmazlar mı? Basit bir mantık bu. Beni korumasına alan krallıklar olacaktır, evet farkındayım. Ama ben, ensemde ölümün nefesini hissederek yaşadığım bir hayatta olmak istemiyorum, bu yüzden bu benim sırrım.''

''Eh, haklısın şimdi.'' Hollis başını salladı bir kere, aşağı yukarı. ''Ama risk alıp yeryüzündeki fazlasıyla zengin insanlardan biri olmak yeterince cezbedici. Ben olsam yapardım, ama seçim senin tabii.'' dedi ve bir nefes verdi adam. ''Her neyse, sonuçta bunu kullanabiliyorsun. Önemli olan bu. Düşmanlara çok açık olduğunu düşünmüştüm, başındaki ödülü almak isteyen ödül avcıları yüzünden biraz endişelenmiştim doğrusu. Ama endişem boşunaymış, hahaha!''

''Evet, bence de.'' Zend başıyla onayladı ustasını. ''Artık savunmaya muhtaç eski çocuk değilim.''

''Ayrıca bu, kudretli, güçlü, yüce ve Kutsal Seviye'de olan Büyük Era ile nasıl ortak olabildiğini de açıklıyor, demek bu sayede seni kabul etmesini sağlayabildin.'' Hollis bir elini çenesine, diğer elini de beline götürmüştü.

''Yani, sayılır.'' Zend gülerek cevap verirken, Yun'un konuşmasıyla birlikte hemen ona dönmüştü.

''Kutsal Seviye'de olan Era mı?'' Yun'un yüzündeki şaşkınlık bir zerre bile azalmamıştı. ''Şu hani başıboşları geldiği zaman bir şehrin ayağa kalktığı ve alarm verdiği, bizim bildiğimiz, büyülü yaratıkların erişebildiği en üst seviye olan Kutsal Seviye mi? Kenarda yuvarlanan küçük kedi mi? Önce Zend'in tonlarca ağırlıktaki bir kılıcı hiçbir şeymiş gibi fırlatması, sonra bu minik ve sevimli kediciğin Kutsal Seviye'de çıkması...'' Yun kendini bir sandalyenin üstüne bırakmıştı. ''Sanırım okulda yememem gereken bir şey yedim ve zehirlendim, şimdi de hayal görüyorum. Bunların gerçek olmasının imkanı yok. Evet evet, bunların tamamı hayal ürünü... Şu, benim boyum kadar olan devasa kılıcı kürdan gibi taşıyabilen Zend aslında hiç var olmadı, bunlar benim hayal gücüm.'' diyerek gözlerini ovuşturmuş, daha sonra da bir süre boyunca gözünü açmamıştı. ''Bournaz, şimdi beni uyandırabilirsin. Hastanede gözümü açmaya hazırım.''

Genç adamın dile getirdiği şeyler aslında herkesin aklında olan, ama kimsenin söyleyecek kadar sakinleşemediği şeylerdi. Hemen herkesin aklında bu olsa da, bu iki şoku üst üste kaldırmaya mecbur bırakılan diğer insanlar hala kendine gelememiş ve sessizce beklemeye devam etmişti.

Zend, Hollis, Sanzirna ve Berinne Yun'un söyledikleriyle birkaç kahkaha atmış olsalar da bir süre sonra sessizleşmişlerdi. Çünkü diğerleri henüz kendine gelememişti.

Yun konuşmaya devam ederek Eralkavender'in yanına kadar gitti ve eğilerek, ''Size küçük, minik gibi, beni öldürmenize sebep olabilecek, ölümümün önüne ise sadece yüce merhametinizin geçtiği sıfatları yakıştırdığım için üzgünüm, efendim. Beni bağışlayın.''

''Kesinlikle, bana da sadece üstüme oturmak gibi bir ceza verdiğiniz için ben de minnettarım efendim, siz kesinlikle merhamet dolusunuz ve bundan sonra sefil ağzım sizi aşağılamaya cüret etmeyecek.'' Hollis de Yun'un yanına ilişip hızlıca eğilerek konuştu.

''Hahahahahaha!'' Zend kendini tutamadı ve sesli bir şekilde bir kahkaha patlattı. Gözünden yaş geliyordu neredeyse.

''Hmph, sizin gibi eziklerin bunu anlayabilmesine şaşırdım. Her neyse, bu seferlik harika olmamın şerefine sizi affedeceğim.'' Era kafasını yan tarafa doğru çevirerek, önünde eğilen ikiliye hiç bakmadan konuştu.

Era'nın konuşmasıyla, kendini tutamayıp bir kahkaha denizinde boğulmaya başladı. ''HAHAHAHA!..'' Genç adam bir sandalyeye oturarak durmaksızın gülüyordu. Aynı şekilde gülen diğer bir isimse Berinne idi. Sanzirna ise gülmemesi gerektiğine karar vermiş olacaktı ki ciddileşmiş ve gülmeyi kesmişti.

Bir süre sonra, Beyaz Taç'ta Zend'in yanında olan herkesin kahkahası yankılanmaya başlamıştı...

***

''Era gelip ayaklarıma kapanıp ortağım olması için yalvarmaya başlayınca daynamadım tabii, acıdım, neyse dedim, ortak olarak alayım şunu yazıktır...'' Zend kollarını önündeki masaya koyup konuşuyorken, Era sözünü hemen kesmişti.

''Ne? Ben miymişim ayaklarına kapanan? İftiraya bak! Dinleyen de, dakikalar boyunca peşinde bir büyülü yaratık varken kaçıp, iki üç küçük pençe darbesinden sonra kanlar içinde yere savrulan da benim sanır.'' Eralkavender Zend'in omzundaydı yine.

''Kutsal Seviye'yken küçücük çocuğa saldıran da sensin ama!'' Zend hızlıca çıkıştı omzundaki büyülü yaratığa.

''Zend, Hırsız Çağı'na saldırışın nasıl oldu? Onu da anlatsana.'' Zend'in Chibui'deki anılarını meraklı bir şekilde dinleyen herkes sessizleşmiş, bir yandan gülerek, bir yandan önüne konulan çerezlerden atıştırıyordu ki, Berinne dinleyicilerin sessizliğini bozdu. Burada onun Renkli Yıldırım Krallığı'nın prensesi olduğunu bilen kişiler, sadece Zend, Hollis, Fun, Saga ve Sanzirna'ydı ve konuşma başladığından bu yana bu konuda bir cümle söylenmemişti. Bu yüzden normal bir şekilde arkadaş muhabbetinin içine girebilmişti genç kız, bundan da hayli memnundu ve eğleniyordu. Normalde bu tarz eğlencelere katılamazdı, çünkü herkes ona dünyanın en güçlü insanının çocuğu olduğu için temkinli bir şekilde yaklaşırdı, yanında espri yapıldığını görmesi bile çok zor olurdu. Böyle samimi konuşmalara tanık olmak için pek çok şeyini feda edebilirdi aslında...

''Ah, iyi ki aklıma getirdin.'' Zend Berinne'ye bakarak gülümsedi. ''Bir gün Eralkavender avlanmaya çıkmışken, adamın biri geldi. Yüzüğünde Beyaz Taç simgesi vardı ve Kral Modu'na sahip olduğunu söylemişti, ağarmış saçları vardı, orta boyluydu ve kafasının üstünden boynuna kadar ulaşan bir yara izine sahipti. Yaranın hemen yanından geçtiği sağ gözü diğerine göre biraz daha kapalıydı. Renkli Yıldırım Krallığı'nın Beyaz Taç'ından geldiğini söylemişti yanlış hatırlamıyorsam, benden, biriktirdiğimi gördüğünü söylediği öz sularını istedi. Ben de vermedim, üstelik Beyaz Taç'ın ismini böyle lekelediği için öfkeyle doldum ve bu adamın içinde bulunduğunu söylediği öz suyu avcısı kampını yok edeceğime kendi kendime yemin ettim! Beni yenebileceği konusunda kendisine fazlasıyla güveniyordu, ama sadece tek yumruğumu yedikten sonra, konuşma yetisini kaybetti ve kanlar içinde savrulmaktan başka bir şey yapamadı. Daha sonra da ondan, beni kampına götürmesini istedim. O da beni Hırsız Çağı'nın ana kampına götürdü ve ben de kampa girdiğim gibi, gerekeni yaptım. Onlardan aldığım yüzükler var, satacağım yakında. Onlar gibi alçak insanların yüzüğünü kullanmak istemediğim için hiçbirine ellemedim bile, ama bana iyi para kazandıracak gibi görünüyorlar.'' Zend konuştu. ''İşte, kampa girdiğimde kapının kapalı olduğunu gördüm ve onu açmak için, elimi kalbine soktuğum bir Hırsız Çağı üyesinin bedenini kullandım. Fırlattığım zaman ciddi anlamda hızlandı ve kapı parçalandı, ardından Era'nın geldiğini gördüm, Hırsız Çağı gibi toplulukları avlıyordu Chibui'de o da, Hırsız Çağı da Chibui'deki en büyük topluluk olduğu için, hedeflerinin arasından biri de doğal olarak burasıydı. Ama ondan karışmamasını rica ettim ve Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'nı, bir de Kral Modu'nu kullanarak, tek başıma henüz bir silahım bile yokken kampa girip, karşıma çıkıp bana saldıran herkesi öldürdüm. Böyle oldu işte.'' Zend bir iç çekti ve konuştu.

''Sözünü kesiyorum ama, anlattığın Beyaz Taç üyesi yıllardır Renkli Yıldırım Krallığı'nda aranan biriydi. Başında elli bin altın vardı, yanlış hatırlamıyorsam.'' Berinne söze girdi. ''Üstelik o adam krallıktan kaybolduğunda on birinci seviyedeydi, o kaybolduktan sonra da şu ana kadar en azından on yıl geçmiştir. Yani o on birinci seviyeden kesinlikle güçlü biriydi ama senin karşında, tek yumruğunu yedikten sonra dayanamamış anlaşılan.'' Berinne hafifçe güldü. Zend'in seviyesine aldanmaması gerektiğini, Harsis'in uyarılarıyla öğrenmişti. Zaten Ranon'un içerisinde bulunduğu kişi, hiçbir şekilde zayıf olamazdı.

''Hadi ya, tüh!'' Zend Berinne'ye baktı. ''Bu kötü oldu işte, onu öldürdüğümü kanıtlayabilecek hiçbir şeye sahip değilim.''

''Şanssızlık.'' Berinne sakince konuştu, ama bu iki gencin de fark etmediği şey, etraftakilerin, bugün defalarca olduğu gibi yine şok içinde olduğuydu.

''Zend, sen iki tane Tanrı Tekniği'ne mi sahipsin?'' Yun masumca sormuştu. Kendisi daha nasıl tekniklerle cebelleşirken, Zend iki tane Tanrı Tekniği'ni birden mi biliyordu yoksa?

''Evet, birini ustamdan öğrendim, diğerini de Yua'yı izleyerek öğrenmiştim. Bu arada, Yua nerede? Aslına bakarsanız onu da özlemişim biraz...'' Zend aklında Yua'nın yüzünü canlandırdı. Eskiden araları çok kötü olsa da, Gri Engerek ile birlikte geçirdikleri zamanda Yua ile aralarındaki buzlar birazcık erimişti. Altı yedi yıl kadar önce araları fena sayılmazdı yani. Bu yüzden Pounz'a dönünce onu da görmek istemişti. ''Tou'nun öğrencisi mi hala acaba?''

''Yua senin eski sevgilindi değil mi?'' Hollis gülerek Zend'in omzuna vurdu. ''Kerata, kimi merak edeceğini de iyi biliyor. Maızk onunla birlikte birkaç ay geçirdiğini söylemişti de inanmamıştım, demek doğruymuş, hahahaha...'' diyerek Zend'e takılmıştı. Hollis'in konuşmasının hemen ardından da, biraz önce gülüyor olan Berinne ciddileşerek sormuştu: ''Hmm, Yua mı, o kim ki?''

***

1801