Hay Allah yine tanındı tanınmasa şaşarım zaten iyilik gizlenerek girdi oraya
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
201. Bölüm Şanssızlık
Zend kendisine seslenen kişiyi görmek için arkasına dönerken içinden şansına bir küfür savurdu. Gizlenmek ve tanınmamak için uğraşıp didindikten sonra, girdiği yerdeki ilk dakikasında, hatta ilk on saniyesinde tanınmıştı. Anında ifşa olduğu için, Era'nın bir süre bu konuda dalga geçeceğinden kesinlikle emindi.
Arkasında döndüğü gibi, hayatında edindiği ilk arkadaşı ile karşılaştı.
''Selam!'' Tofu tokalaşmak amaçlı elini uzattı. ''Epeydir hiç görüşmedik.'' dedi ve Zend elini sıkınca, kalabalığın az olduğu bir yere doğru, oldukça geniş olan, depo benzeri yerin köşesine doğru yürüdü. ''Kalabalık bir yerde durmak istemediğini düşünüyorum,'' diyerek mırıldandı.
Zend de hızlıca selam verdi ve Tofu'yu, gittiği yere kadar takip etti. Alanın tam köşesinde, insanalrın en az olduğu bölgedelerdi ve bir masa ile iki sandalye bulup oturmuşlardı. ''Yüzümü ve kafamın büyük bir kısmını kapattığım için tanınmam diye düşünmüştüm...'' Zend sessizce mırıldanırken, yüzündeki, oturunca burnunun üzerinden birazcık daha yukarı çektiği kumaşı işaret etmişti.
''Enerjinin kendine özel hareketleri var, dışarıdan anlaşılabiliyor.'' Tofu gülerek konuştu. ''Tanınmak istemediğin zaman enerjini de gizlemelisin, gizlemeyeceksen de başka bir şekilde davranmasını sağlamalısın.''
Zend mahcup bir şekilde konuştu: ''Şehirde beni tanıyan çok kişi olmadığı için birine denk gelmeyeceğimi düşünüyordum aslında, ama haklısın, yine de enerjimi de gizlemem gerekirdi, hehehe...''
''Neyse ki seni gören ben oldum, başındaki ödülü almak isteyen biri değil, Zend.'' Tofu gülümsedi ve Zend'in, gözlerinin dışında bir yerinin görünmesi zor olan yüzüne baktı.
''Evet, şanslıyım.'' Zend ellerini birleştirdi ve uzun zamandır hiç görmediği Tofu'ya iyice bir baktı. Çilli yüzü hiç değişmemişti aslında. Sadece biraz daha şekilli bir yüze sahip olmuştu ve keskin yüz hatları vardı. Gözlerindeki bakış hemen hemen Zend ile ilk karşılaşmalarında sahip olduğuyla aynıydı ve zaman, o saçın bağlanma şekline hiç mi hiç etki edememişti. Boyu oldukça uzamıştı ama, Zend'den biraz daha kısa olsa da, dışarıdan bakıldığında aralarındaki boy farkı neredeyse fark edilemeyecek kadar azdı.
''Heh...'' Tofu derince bir iç çekti. ''İlk karşılaşmamızda, ikimiz de okula girmeye çalışan küçük çocuklardık, ama şimdi karşı karşıya oturduğumuz zaman, geçen zamanla değişen çok fazla şey olduğunu görebiliyorum... Seni ilk gördüğüm zaman hiçbir arkadaşı olmayan, zayıf, korunmaya muhtaç ve aciz bir çocuktun. Şimdi ise, daha yedinci seviyedeken başına üç yüz bin altın konulan bir savaşçı oldun çıktın. Ona vuran denetmenin yanına tekrar tekrar gidip ağlayarak kendini tekrar test etmesini isteyip, ona hiç öfke duymayan saf saf çocuk; artık öz suyu avcılarının kampını basıp yüzlercesini öldürüyor... Gerçekten, o gün gördüğüm çocuğun şu anki sana dönüşebileceğini söylesen daha önce, buna ancak gülebilirdim. Ama şimdi, duyunca değil inanmak, direkt olarak şaka olarak anlayacağım bir şeyin sert gerçekliği yüzüme çarpılıyor. O gün sen benim yanımda ezilip büzülen, hayatında savaşçılık adına bir şeyi yapmamış bir sokak çocuğu, ben ise birkaç yıldır eğitim gören ve yan yana getirildiğimizde gelecekte senden güçlü olacağı kolayca tahmin edilebilecek bir çocuktum. Kadere bak ki, üzerinden sadece on yıl geçtikten sonra, bu iki çocuğun diğerinden güçlü olanı, beklenen kişi çıkmadı. Hayat gerçekten de sürprizlerle dolu...'' Tofu yüzüne bir gülümseme yerleştirmiş, Zend ile muhabbet etmeye başlamıştı bile.
''Yok canım, sen yedi yıl önce bile seviye olarak çok yükselmiştin. Şimdi ise,'' Zend birkaç saniyeliğine dikkatini toplayarak Tofu'nun enerjisine odaklandı. ''görüyorum ki on beşinci seviyeye ulaşmışsın bile. Üstelik sen Karanlık Elementi'ne sahipsin, bu da demek oluyor ki oldukça güçlüsün. Sonuçta Karanlık Elementi hemen her kıtada en güçlü element olarak görülüyor ve sen bu elementi on beşinci seviyede kullanarak çok güçlü ve etkili büyüler yapabilirsin.'' Zend, Tofu'nun onu kendisinden daha güçlü olarak nitelendirmesini duyunca biraz utanmıştı. Tabii gururlanmıştı da, Tofu gibi biri'nden bir iltifat almak pek kolay olmamalıydı, tahminine göre.
''Bilemiyorum artık, aldığım yardımlarla ve sen henüz savaşçılıktan haberdar değilken yaptığım eğitimlerle seni oldukça ezici bir şekilde geçmem gerekirdi, ama ben senin kadar güçlü olduğumdan bile emin değilim.'' Tofu'nun yüzünde küçük bir hayal kırıklığı varmış gibiydi. Bunun normal olduğunun da farkındaydı elbette Zend, Tofu'nun yerinde kendisi olsa kendisinin de morali bozulurdu ve hayal kırıklığına uğrardı. Zend daha cevap veremeden ekledi hemen genç adam: ''Dövüşmeye mi geldin?'' diyerek, biraz önceki, arada Zend cevabını hazırlayamadan kaybolmuş soruyu tekrar sordu.
''Hayır ya,'' Genç adam hafifçe yana dönerek, şu anda savaşıyor olan, kafesin içindeki iki savaşçıya baktı.'' sadece biraz dövüş izlemeye geldim. Eski anılarımı hatırlamak için. Bir de, belki bir savaşçıya para yatırıp dövüşün heyecanını daha iyi yakalayabilirim diye.'' Zend Tofu'nun sorusuna hızlıca cevap verdi. Biraz önce cevap verecekti, ama hızlıca bu masaya ilerledikleri için söyleyecek fırsat bulamamıştı. Daha sonra da Tofu araya sorularıyla ve söyleyecekleriyle girdiği için, cevap Zend'in aklından çıkıvermişti.
''Anlıyorum.'' Tofu da Zend'in konuşmasının ardından hızla konuştu.
''Her neyse, ben kalkayım o halde. Gecenin bu saatinde bir şekilde tanınıp falan, başıma bir bela almak istemem.'' Zend oturduğu yerde biraz daha sessizce bekledikten sonra, kalkmaya yeltenerek konuştu.
''Tamam o halde,'' Tofu da ayaklandı ve çıkışa doğru döndü. ''Götüreyim seni çıkışa kadar.'' demişken, bir anda ellerinin ve ayaklarının tutularak birleştirildiğini hissetti genç adam. Ne olduğunu henüz anlayamamışken ağzına bir ip, kafasına da bir torba geçirilmişti. Zend'e seslenmeye dahi vakit bulamamıştı, tüm hareketi engellendiği zaman.
''Tofu?'' Zend, Tofu'nun onu takip etmesini beklerken, arkasından yaklaşan kimsenin olmadığını fark ederek konuştu. Yavaşça arkasını döndüğünde, Tofu'nun orada olmadığını fark etti. ''Tofu?'' diye biraz daha sesli bir şekilde tekrar seslenip Tofu'nun hala ortaya çıkmadığını görünce, sessizleşip onun enerjisini dinlemeye başladı.
''Onu, birkaç eleman aynı anda saldırıp henüz kaçmasına ya da bir büyü yapmasına imkan vermeden yakaladılar.'' Eralkavender, gözlerini kapatmış ve pençelerini yavaşça çıkarmıştı. ''Muhtemelen senin isminin söylendiğini duydular, Tofu'nun senin ismini sessizce söylemesine rağmen, gizlenip dinlemede tecrübeli olan insanların burada olmasından dolayı duyulmuş olmalı. Birazdan saldırıya uğrayabiliriz, tetikte ol ve şu kafese yaklaşıp kalabalığın arasına gir.'' Era tamamen ciddi bir şekilde konuştu ve büyülü yaratık, normalde bu durumda sakin kalınmasının çok zor olmasına rağmen oldukça sakindi. Bir panik yapmamıştı ve gözlemlerini, dikkatlice Zend ile paylaşıyordu. ''Maskeni ve kapüşonunu da sakın çıkarma. Sakince çıkışa doğru yürü.'' dedi, etraftaki enerjiyi dinlemeye devam ederken.
''Tamamdır,'' Zend de Era'nın ona seslenirken yaptığı gibi zihin yoluyla cevap verdi. Artık pek çok savaşa girmiş olduğu için bu gibi durumlar onu panik yapmaya zorlayamıyordu ve bu yüzden epey sakindi. Şansına bir kere daha küfretmeyi unutmadan, kapıya doğru ilerledi ve dışarı çıkınca yapacaklarını kafasında kurmaya başladı. Beyaz Taç zaten çok uzakta değildi, hızlıca oraya koşması mümkündü, üstelik Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi sayesinde de hızını kat kat katlayarak, peşinden gelebilecek pek çok kişiyi atlatmayı başarabilirdi. Tofu hakkında endişelenmeye gerek duymuyordu, çünkü Tofu on beşinci seviyeye ulaşmış bir Karanlık Stili büyücüydü ve bir büyüyü, sadece düşünerek bile yapabilirdi. Kendisine saldıranlar muhtemelen çok hızlı davranmıştı ve Tofu da ne olduğunu anlayamadan hareket edemiyor konumda bulmuştu kendini. Ama kısa sürede oradan kaçabileceğine şüphe yoktu.
Devam eden dövüşü izlerken kafesin etrafında toplanmış kalabalığı yararak ilerledi genç adam. Burada ona saldırılma ihtimali düşüktü, çünkü diğer insanlar ile karıştırılma ihtimali çok yüksekti ve hedef olarak seçildiğinde, diğerlerini kalkan olarak kullanabilirdi Zend. Burada biraz daha rahat bir konumdaydı yani.
Üzerindeki bakışları hissedince hafifçe ürperdi Zend. Hisleri, ona izlendiğini bağırıyordu. Bunun farkındaydı, birkaç göz onun üzerindeydi ve kalabalıktan çıkmasını bekliyordu. Zend tekniklerini bir anda aktifleştirirse etrafa çok enerji saçacağının ve onu izleyenlere, tekniklerin aktifleştirildiğinin bilgisini vereceğini biliyordu. Bu yüzden tekniklerini yavaş yavaş açmak için, enerjisini bastırdı ve kafese doğru dönerek kalabalığın içinde, kafesin içerisindeki dövüşü izliyormuşçasına dikilmeye başladı.
Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'nı açması bir dakikasını almıştı, gergin geçen bir dakikanın sonunda, etraftaki kimsenin fark etmediğinden emin olduğu tekniğini aktifleştirme aşamasını bitirmişti. Şimdi ise, yavaş yavaş devam ederek Kral Modu'nu aktifleştiriyordu.
''Bitti,'' Kısık bir sesle mırıldandı. Kral Modu'nu da açmıştı ve bu yüzden, gözlerinin parıldamasının fark edilmemesini amaçlayarak yere doğru bakarken hareket etmeye başlamıştı çıkışa doğru. Merak ettiği şey ise, şu anda onun peşindekilerin kim olduğuydu. Beyaz Taç'a rağmen onu öldürmeye mi çalışacaklardı? Bir şekilde sıyrılacaklarını düşünüyor olmalılardı, yoksa böyle bir şeye kalkışmazlardı, Zend'in düşüncesi bu yöndeydi.
''Merhaba, bir bakar mısınız?'' Zend'in yanından, boy olarak ondan biraz daha kısa, normal bir kız seslendi ve sağ omzuna dokundu. Zend normal bir şekilde döndü ve Kral Modu'nun açıklığından dolayı ona bakmamaya çalışarak, kafasını, ayaklarını görebileceği şekilde aşağıya doğru eğdi, normal bir şekilde cevap verdi.
''Buyurun, ne istemiştiniz?''
''Eh, güçlü bir görünümünüz var, savaşçı olduğunuzdan eminiz ve şu an ringdeki dövüş bitti. Kaptan size dövüşmenizi rica etmemi söyledi, normalde şu anda kafese girmesi gereken savaşçı bir aksilikten dolayı buraya gelememiş de... Sadece bir dövüşlüğüne, kafeste kalabilir misiniz? Size bunun parasını öderiz.'' Kızın görünüşü herhangi bir art niyet barındırmıyordu ve masum bir yüzü vardı.
''Hayır, teşekkürler. Paraya ihtiyacım yok ve etrafta onlarca savaşçının olduğundan eminim, onlardan rica etmeniz mümkün. Benim şimdi gitmem gerekiyor.'' Zend kibarca reddetti ve arkasını dönmeye yeltendi, ama kız tekrar omzundan tuttu ve bu sefer tutuşu daha sıkıydı.
''Efendim, lütfen. Kaptan sizin dövüşmenizi istiyor ve maçın sonunda kazandığınız para ne kadar olursa olsun iki katını vaat ediyor. Kaptanın istediği şeyleri yapmayanların sonu pek iyi olmaz, bu yüzden lütfen reddetmeyin. Yoksa,'' dedi genç kız ve Zend'in kolunu, birazcık daha sıkarak reddetmemesi gerektiğini vurguladı.
''Yoksa ne?'' Zend kolunu sıkarak konuşmayı bırakmış olan kıza sordu.
''Yoksa, kaptan sizi muhtemelen öldürecektir. Buraya girişler ücretsiz ve hiçbir karşılık vermeden savaşları izleyebiliyorsunuz. Girişte yazıyor, buraya giriyorsanız, seçilip savaşmayı da göze almanız gerek. Yani, reddetmemeniz sizin için daha uygun, bay savaşçı.'' Kızın gözlerinin içindeki masumiyet hala oradaydı ama söyledikleriyle, yüzünden anlaşılan saflık tamamen farklıydı.
'Lanet, kapıdaki şeyi okumam gerektiğini fark etmiştim.' Zend içinden geçirdi. Etrafını kontrol ettiğinde, onu çeşitli yerlerden izleyen gözlerin hala orada olduğunu gördü.
''Buyurun, bir silah seçin ve kafese girin.'' Kız gülümseyerek devam etti.
''Eğer oraya girmemi gerçekten istiyorsa, seni yollamak yerine kendisi gelmeyi tercih etmeliydi.'' Zend konuşur konuşmaz, arkasından kalın ve tok bir ses yükselmişti.
''Eğer isteğin buysa, işte geldim.''
Sesin ardından, birkaç tekerlek sesi yankılandı ve etraftakilerin dikkati, kafesten çekilip buraya toplanmıştı. ''Bu masanın üzerindeki silahlardan birini seç ve kafese gir.'' diyerek emrivaki bir şekilde konuştu. Silah masası, Zend'in yanındaki insanların yerini alarak, genç adamın sağ tarafına gelmişti.
Zend şansına bir küfür daha savurdu kıza doğru, ani bir adım attı. Kız, Zend'in ani adımıyla birlikte anında, bunu bekliyormuş gibi tepki vermiş ve panik yaparak elini belinin arka tarafına götürmüştü. Oradaki silaha ulaşmak için bunu yaptığı çok açıktı, ama bilmediği bir şey vardı ki; maalesef Zend ona saldırmak için atmış olsaydı bu adımı, onun eli beline ulaşmadan çoktan can vermiş olurdu. ''Pekala, demek savaşmamı istiyorsunuz.'' Zend kısaca konuştu ve ardından, yan tarafındaki masadan rastgele, eline ilk gelen kabzayı aldı ve eline gelen şeyi hızlıca inceledi. Normal bir hançer gibi görünüyordu elindeki. ''Era, sen bekle. Eğer beklemediğim bir saldırı gelirse harekete geç.'' diye Era'ya seslendi, ardından da kafasını kaldırarak karşısındaki kızın gözlerine, şu ana kadar hep kaçırdığı, karanlık bir şekilde parlayan gözlerini dikti. ''O halde savaşabilirim,'' dedi ve kafasındaki kapüşonu ve yüzünü kapatan kumaş parçasını çıkardı. Şu andan sonra her şekilde kimliği belli olacaktı ve burada, daha fazla yüzünü gizlemesine gerek yoktu. Kızın yüzünün rengi hızla solarken, ona bakarak soğukça konuştu: ''Evet, küçük hanım. Şok içindeyken belindeki silaha uzanıp onu bana karşı kullanabilmen, tabii ki imkansızdır. Ayrıca,'' diyerek, ona doğru azıcık yaklaştı. Gözlerini sonuna kadar açtı ve kızın, korku içindeki bakışlarına aldırış etmeden, ''omzuma bu şekilde dokunulmasını hiç sevmem.''
Karnının biraz altından başlayan, siyah, eğilmiş ağaç dallarına benzeyen şekiller, Zend'in kollarına ve bileklerine doğru ilerlerken, genç adam çoktan Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile kendine yuvarlak bir yol çizmiş ve arkasına dönerek, biraz önce ona seslenen kişi olduğunu tespit ettiği kişinin çenesinin altından masadan aldığı hançeri sokmuştu bile. Hemen sonra arkasındaki kıza döndü, canavar görmüşçesine ona bakan kişiye bakarak güldü. ''Benimki de, sizinki de, sadece şanssızlık...''
***
1849
Magnec