eline sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
167. Bölüm Tekniğin Bitişi
Zaman, geçmiş gitmişti yine.
Chibui'nin kapılarının ikinci açılış zamanı gelmişti, Zend gözünü açıp kapayıncaya kadar. Aynı zamanda Zend Ranon'un kendisi için hazırladığı, Ağır Kılıç'ını kullanmasını sağlayacak tekniğin gereklerini yerine getirmiş ve kılıcı kullanabilecek seviyeye gelmişti. Daha doğrusu henüz gelmemişti, ama gelmek üzereydi. Bugün son günüydü, bir iki tane daha öz suyuna ihtiyacı vardı sadece. Yarın sabah da Chibui'den çıkmayı düşünüyordu, Chibui'nin kapıları bir gün önce açılmıştı ve kapanmasına henüz altı gün vardı. Bu yüzden pek de acele etmesine gerek yoktu Zend'in.
Zend yıl olarak sayılırsa yirmi yaşına basmak üzereydi, bu dünyada geçen zamana göre bakıldığında ise henüz on yedi yaşındaydı. Tabii gerçekte o manyak adamın yanında üç yıl geçirdiği için normal tarihe göre saydığ yaşına o yılları da eklemesi gerekiyordu.
''Sonunda, gidiyoruz.'' Zend mağarasının girişinde duvara yaslandı ve Era'ya doğru fısıldadı.
''Çıkınca ne yapacağız?'' Eralkavender meraklı bir şekilde sordu Zend'e. Bir yandan patisini yalarken, bir yandan da uzanmış, dinleniyordu. Zend ile tanıştıktan sonra genellikle hep yaptığı tek şey de buydu zaten.
''İlk olarak Fungyuo İmparatorluğu'na gitmeyi düşünüyorum. Ama seneye Dört Büyük Krallık Turnuvası var ve ben finalde karşılaştığım kişi olan Yua'nın maç ertelendikten sonra çekilmesinden dolayı teknik olarak birinci oluyorum ve birincilik ödülü olan Dört Büyük Krallık Turnuvası'na girmeye hak kazanıyorum. Ustam, Fun ve birçok kişi bana o turnuvayı fazlasıyla övmüşlerdi, gidip orada ne kadar güçlü insanların olduğunu görmek istiyorum. Sanzirna gitmeden önce bana Chibui'nin kapılarının açıldığında beni almaya geleceğini söylemişti, ama ilk olarak onunla gitmeyi düşünmüyorum. Bu arada Sanzirna, Lazel'in birinci sınıf elemanlarından birisi, bir nevi astı gibi.''
''Lazel mi?'' Era patisini yalamayı bırakıp Zend'e doğru hızlıca kafasını çevirdi. ''Lazel Ahindriu Horost mu?''
''Evet, şu diğerlerine düşman olan Tanrı var ya, o.'' Zend Era'nın tepkisine bakarak kıkırdadı.
''Onun seninle ne işi var peki?'' Eralkavender sakince sorularının devamını getirdi.
''Tam olarak bildiğimi ben de söyleyemem, birkaç yıl önce emrindeki üç tane savaşçıyı buraya yolladı, biri Ejderha, öteki ikisi ise İmparator Seviyesi'ndeydi. Geldiklerinde ve bir süre bana yardım ettiler, muazzam bir saygı dolu bir şekilde. Belki de bendeki yeteneği görünce, bu dahiyi yanına almak istemiştir...'' Zend kıkırdamaya devam ederek alaylı bir şekilde konuştu. Sanzirna daha önce Lazel'in Zend'i yanında istediğini ona söylemişti, ama Era'nın ilk olarak nasıl bir tahminde bulunacağını merak ediyordu sadece.
''Burnun havaya kalkmasın...'' Era da yavaşça güldü. ''Ama Lazel gibi birisinin sana o kadar değerli savaşçıları yardım için yollamasının nedeni seni kendi safında görmek istemesinden başka ne olabilir? On kere düşünüp bir kere hareket etmeliyiz öyleyse, ne Lazel, ne de arasının bozuk olduğu diğer Tanrılar kendilerine hata yapılabilecek kişiler değil. Yanlış bir hareketimizde sonucumuz ölüm olabilir, bu yüzden çok dikkatli olmalıyız ve her türlü kararda, nasıl bir şey olduğu fark etmez, yapacağımız ince eleyip sık dokumak olmalı.'' Biraz bekledikten sonra patisinin üstünü yalamaya devam etti büyük kedi. Düşünüyormuş gibi bir hali vardı.
''Ne o, şaşırmadın mı yoksa?'' Zend hafifçe bozulmuş bir şekilde konuşmaya devam etti. Eralkavender'den bir övgü almak pek kolay değildi ve bunu bir kerelik bile olsa alsa çok daha iyi hissedebilirdi.
''Hayır, tabii ki şaşırmadım. Ranon'dan sonra seninle ilgili şeylerde genelde şaşırmıyorum.'' Era sakin ve düz bir şekilde cevapladı.
''Öyle olsun...'' Zend başını iki tarafa salladı ve yavaşça güldü, çünkü biraz önce Ranon'un kibirli bir şekilde, ''Hmph!'' dediğini duymuştu.
''Her neyse, bugünkü öz sularını da özümseyeyim ve bitsin artık. Daha fazla sabrım yok, o kılıcı dilediğimce savurmak istiyorum artık.'' Zend ayağa kalktı ve mağaraya atladı hızlıca, deposuna doğru ilerledi ve zaten ayarlamış olduğu iki adet öz suyunu alarak, birini birkaç saniye içerisinde içerek bitirdi. Daha sonrasında ise vücuduna akmaya başlayan enerjinin, kendi enerjisini karmaşıklaştırmasına izin vermemek için hızlıca meditasyon yapmaya başladı, son yıllarda bol bol yaptığı gibi...
***
''Sonunda!'' Zend neşeli bir şekilde bağırdı, içi içine sığmıyordu artık. Eline hemen Ranon'un ona yıllar önce hazırlamış olduğu altın yapraklı teknik kitabını geçirdi ve büyü dili ile yazanları okumaya başladı. Chibui'de geçirdiği süre boyunca büyü dilini gerçekten iyi bir şekilde öğrenmişti ve eğer büyü yapabilseydi, şu an hızlıca bir büyü yazıp onu hayata geçirebilirdi bile. Hatta şehre geri döndüğünde paraya ihtiyacı olursa büyü dilini kullanarak büyü yazıp satmayı bile düşünüyordu. Sonuçta büyü dili büyü kullanımını son derece kolaylaştıran bir dildi ve sadece bu amaçla icat edilmişti, her yerde olduğu gibi büyülerde de büyük bir güce sahip olan kelimelerin, büyülerde son derece büyük bir fark oluşturduğunu görebilirdiniz. Hem de birçok açıdan, hem süre, hem büyünün hasarı, hem dayanıklılığı ve daha nice nitelikteki etkisi...
Hızlıca teknikte yazanları yapmaya başladı. Tekniğin olayı, kişinin normalde sürekli antrenman yaparken, vücudunu geliştirirken ve öz sularını özümserken atlanması gereken seviyeyi atlamamasıydı. Ama aynı zamanda kişi, seviye atlamak için kullanmadığı enerjiyi herhangi bir yere de harcamıyordu. Vücudunda tutması gerekiyordu onu, yeterli seviyeye geldikten sonra bu enerjilerin tamamını Ağır Kılıç'a hakim olmak için gereken fiziksel güce çevirecekti ve onu kullanabilecek bir seviyede olacaktı. Zend ilk adımı tekniğe başlarken, hemen hemen altı yıl önce yapmıştı ve artık son adımı da gerçekleştiriyordu. Bundan sonra ise biriktirdiği tüm enerjisi bir anda fiziksel güce çevrilecek, daha sonra da Zend Ağır Kılıç'ı kullanabilecekti.
Bu yolu seçmelerinin nedeni ilk olarak Venda'nın dikkatini çekmemek için seviye atlamamaktı aslında, seviyeyi artırmak enerjiyi artırmak, enerjiyi artırmak ise üzerindeki dikkati artırmak demekti. Daha sonra Venda onu yine bulmuştu, ama artık tekniğe başlamalarından sonra çok vakit geçmişti ve geri dönmeleri imkansızdı. Bu yüzden hiç geri dönmeden direkt olarak ilerlediler ve Zend, kullanmayı da arzuladığı Ağır Kılıç'ı kullanmaya başlamak üzereydi artık. Ranon ile konuştuğunda, başkalarının bu tekniği kullanmak için yeterli enerjiyi biriktirmelerinin imkansız olduğunu duymuştu yaşlı, tok sesten, genç adam. Kendisinin nasıl yaptığını sorduğundaysa, Ranon ona, bir Raddha olduğu için normalde biriktirmesi gerekenden hemen hemen yirmi kat daha fazla enerji toplayan bir vücuda sahip olduğunu söylemişti, bu da Zend'in rahatça altı yılda bu, Ağır Kılıç'ı kullanmak için gereken enerjiyi toplayabileceğine işaretti. Eğer onun yerinde başka bir insan olsaydı, şu anda Zend'in vücudunda topladığı enerjiyi toplayabilmek için en azından yüz yirmi yılını vermesi gerekecekti. Hiç seviye atlamayacağını da göz önünde bulundurursak, bu onun ölümüyle sonuçlanırdı, çünkü seviye atlamayarak ölümsüzlük yoluna hiç adım atmamış olan insanların, yüz yılı aşkın bir hayat yaşaması bile bir mucize oluyordu.
Zend, içinde artık tutamayacağı kadar fazla enerjinin varlığından haberdardı. Bu geçen altı yılda binlerce büyülü yaratığın hayatına son vermişti. Onların tamamının enerjisi ise şu anda vücudundaydı. Sürekli enerjisini kararlılaştırmaya devam etmesine rağmen, şu anda neredeyse tam olarak kararlı olmayan bir enerjiye sahipti. Ranon'un neden ona sürekli meditasyon yapmasını söylediğini şimdi anlıyordu genç adam, eğer o meditasyonları o kadar sık yaparak enerjisine sürekli hakim olmasaydı şu anda vücudu patlayabilirdi.
Ağır Kılıç'ını kullanmadan önceki son meditasyonuna başladı Zend, bu, vücudundaki tüm enerjiyi bir anda fiziksel güce çevirmek için yaptığı bir meditasyondu. Enerjisi sürekli olarak değişime uğrayacak ve en sonunda tüm vücuduna, kaslarına yayılarak onların güçlenmesini sağlayacak, Zend'e çok ağır nesneleri kaldırması için imkan verecekti. Tabii, Zend bu meditasyona başladıktan sonra, saatler bir anda geçmiş gitmişti.
''Ah!'' Zend bir anlık acıyla ani bir çığlık attı, çünkü nefesi kesilmişti ve Ki damarlarından kollarının dışına doğru akarken sanki oraları yırtan bir şeyler vardı kollarında, damarlarını ve kaslarını bıçaklayarak dışarı çıkıyorlardı.
Birkaç saniye boyunca nefes almakta zorlandı genç. Akciğerlerine gitmemek için direniyordu sanki hava, nefes alma yolları tıkanmıştı.
''AH!'' Bir çığlık daha attı Zend, çünkü bu sefer kemiklerinin kırıldığını hissetmişti, göğüs kafesindeki kemikler içeri doğru göçüyormuş gibi hissediyordu! Kasları, her birinin yeri değişiyormuşçasına acıyor, içlerine dolan enerjiyi taşıyamıyormuş da patlayacakmış gibi bir izlenim veriyordu Zend'e. 'Umarım sonunda ölmem!' diye içinden geçirmeden edemedi genç adam, acıya alışıktı ama ani tepkiler vermek bunu sanki kolaylaştırıyordu, bu yüzden bunu yapmaya devam ediyordu. Bir nevi daha az acı çekiyordu yani.
Elbette ne kadar acıya alışık olsanız da, tüm vücudunuz yanarken, kasılırken ve ezilirken, kemikleriniz kırılıyorken, zaman oldukça yavaş bir şekilde geçiyordu. Tabii bunlar gerçekte oluyor mu bilmiyordu genç adam, ama böyle hissettiği kesindi.
Eralkavender ise şu ana kadar ilk kez görüyor olduğu tekniği ilgiyle ve merakla izliyordu, daha sonra bu tip bir teknikle karşılaşırsa diye, kullanıldığında ne olduğunu ayrıntılarına kadar öğrenmek istiyordu.
Kısa bir süre sonra ise, mağarada nefes sesleri yankılanıyordu. Zend'in her tarafı terle kaplanmıştı ve alnından aşağı hala akmaya devam eden damlalar, adeta aşağıda küçük bir göl oluşturmuştu.
''Nasıl hissediyorsun Zend?'' Era sessizce oturan gence hızlı bir şekilde bir soru yöneltti. Hava çoktan kararmıştı ve etrafta, gece ortaya çıkan böceklerin sesleri vardı.
Zend terden dolayı zar görüyordu, bu yüzden serice koluyla alnını ve gözlerini sildi. Kolları adeta kendinin değilmiş gibiydi artık, onların sanki başka bir seviyede olduğunu hissediyordu Zend.
Yavaşça kafasını Era'ya doğru çevirdi ama boynu son derece ağrıyordu ve kafasını çevirmek bile onun için fazlasıyla zor olmuştu şu anda, her yanında vardı bu ağrı. Tüm kaslarının tamamına yayılmıştı.
Zar zor ağzını araladı ve kelimelerin, ağzından dökülmesine izin verdi. En azından dili yorgun değildi... ''Fazlasıyla yorgun hissediyorum, biraz önce de canım acayip yandı.''
''Bu, tekniğin başarılı olduğunu gösteriyor Zend, o kadar enerjinin birden vücuduna aktarılması elbette sana sıkıntılı anlar yaşatacaktı. Tekniğin son aşamasını güle oynaya geçmeyi düşünmüyordun değil mi? Ki Havuzu'nda topladığın enerjilerin tamamını fiziksel güce çeviriyorsun sonuçta, bu hiç de kolay bir iş değil, bu kadar kısa sürdüğüne göre şanslısın bile.'' Ranon bu sefer hafif bir acımasızlıkla Zend'e seslendi, Era da duymuştu tabii.
''Bu kadar kısa sürdüğüne mi? Dört Büyük Krallık Turnuvası herhalde haftayadır diye düşünmeye başlamıştım artık ki bitti!'' Yavaşça sitem etti genç adam, ama mutsuz değildi, sadece içindeki küçük huysuzluğu atıyordu dışarı. ''Yani güle oynaya yapmayı beklemiyordum ama zaten altı yıldır pek kolay olmayan bir şey yapıyordum ve en azından son aşaması bu kadar ağır olmasaydı iyiydi!'' diyerek sitem etti genç adam.
''Küçük ayrıntılara takılma,'' Ranon yavaşça güldü. Bu Zend'i tatlı bir sinirin biraz sarmasına neden olsa da, umursamamayı tercih etti. ''artık fiziksel olarak bambaşka bir seviyeye adım atmış durumdasın. Hadi, dene bakalım, yorgunluğun pek kısa sürecektir.''
Zend yavaşça ayağa kalktı. ''Nerede deneyebilirim ki?'' Gücünü test edebileceği bir yerin varlığını düşünmüyordu o an.
''Ah,'' Ranon mırıldandı. ''Aslında bu kısmı ben de düşünmemiştim, dışarıdaki büyülü yaratıkları tavsiye edebilirdim ama sana göre zayıf kalırlar. Bir İmparator Seviye büyülü yaratık bulmak Chibui Dağı'nda samanlıkta iğne aramak gibi olur. Dağın etrafındakilerin yanına git desem, o da fazla riskli olur, Kutsal Seviyeler'in ne yapacağı hiç belli olmaz, boşa riske atmayalım bir şeyleri şimdi.'' diyerek sessizce güldü.
''Ranon, Ağır Kılıç kullanan başka kişiler de var değil mi?'' Zend Ranon'a seslendi ve parmağındaki yüzüğüne bir kere tırnağıyla vurarak, içerisinden Ağır Kılıç'ını çıkardı. Artık her şeyi kaldırabilirmiş gibi hissediyordu sonuçta, sanki kolları güçten patlıyormuş gibiydi, yerinde duramıyorlardı. ''Yanlış hatırlamıyorsam Yama Ailesi'ydi, onlar Ağır Kılıç kullanıyordu.'' Kılıç ortaya çıkar çıkmaz onu kabzasından tuttuğu gibi mağaranın girişine doğru yan bir şekilde tuttu ve yarım saniye içerisinde onu kendi etrafında döndürdü. Onu kolayca çevirebilmiş olanın özgüveni ile her şeyi yapabileceğini düşünmüştü bir an. ''Bir şekilde Yama Ailesi'nin lideri ile bir karşılaşma yapabilir miyim?''
***
1721
Magnec