Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

177. Bölüm Yama Ailesi (8)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend kılıcını yüzüğünden çıkarır çıkarmaz civardaki insanların içerisinde nefesini tutmayan bir kişi bile kalmamıştı.

''Bir Ağır Kılıç mu kullanacaksın?'' Emerantaos gördüğüne inanamıyormuşçasına gözlerini birkaç kere kırpıştırdı. 

''Evet, sorun nedir?'' Zend normal bir şekilde konuşuyordu ama içten içe elbette onların neden şaşırdığının farkındaydı ve bu onu fazlasıyla eğlendiriyordu aslında, bu yüzleri görmek gerçekten keyif vericiydi. Çıktığı gibi altındaki zemini çatlatarak birkaç santim aşağıya inen devasa kılıcı kolayca kaldırıp omzuna attığı zaman, arka taraflardan birkaç kişinin kalp krizi geçirip bayıldığını sandı, ama onlar Zend'in Ağır Kılıç'ındaki kudreti görüp afallayarak geri adım atmış, daha sonra ayaklarının takılmasıyla birlikte yere düşmüşlerdi gerçekte. Zend gibi, henüz yirmili yaşları geçmemiş küçük bir çocuk, yere atılmadan sadece koyulması ile bile bir göçüğe neden olan bu muazzam kılıcı nasıl kaldırabilirdi?! Kılıcın etrafa yaydığı ürpertici derecede büyük enerjiye bakılırsa o oldukça ağırdı ve onu kaldırmak için korkunç bir kuvvete sahip olunmalıydı. 

''Hiç...'' Emerantaos'un yüzündeki şaşkınlık dolu ifade yerini düşünceleriyle eğlendiğini belli edecek, garip ve gülücüklü bir ifadeye yerini bıraktı. ''Sadece ilgi çekici buldum. Yama Ailesi'nin evleri, birincil silahımızın Ağır Kılıç olmasından dolayı kırılmalara ve göçüklere dayanıklı yapılır, yerde bastığın şeyin yapımında bir Ağır Kılıç bırakıldığında yerde bir göçük olmaması için fazlasıyla çaba harcanarak yapılan malzemeler kullanılır. Senin Ağır Kılıç'ın ise sadece yerde ortaya çıkmasıyla birlikte bile yerde, normalde fazlasıyla dayanıklı olan bu malzemede küçük bir göçük oluşturdu. İşte bunu ilginç buldum.'' 

'Bulursun tabii,' Zend bir yandan düşünüyordu. 'bunu elde etmek için yıllar boyu oturup sabırla uğraştım ben, tabii ilginç bulacaksın!' Zend birkaç yıl boyunca hiçbir şey yapmayıp tekniği tamamlamak için enerji biriktirmişti ve bu da doğal olarak ona fazlasıyla sıkıcı gelmişti, bu kadar zaman uğraşmak gerçekten kolay bir iş değildi. Üstelik seviyesini artıramıyordu ve dünya çapında gücün belirleyicisi, herkes tarafından kişinin seviyesi olarak belirlenmişti. Zend bu düşünceyi kırabilecek adımı atacaktı ve yine hiç seviye olarak yükselmeden bir yıl boyunca Ağır Kılıç'ını geliştirecekti. Daha sonra turnuvaya gittiğinde ise, kaça girebileceğinden emin değildi ama dünyanın, yedinci seviye birinin de fazlasıyla güçlü olabileceğini anlamasını sağlayacaktı. Daha sonra yeterince dost ve sırtını yaslayabileceği yer bulduktan sonra seviye atlamaya başlayacaktı elbette, sonuçta seviye atlamak, insanların sadece güçlü olmak için yaptığı bir şey değildi. Bu, insanın en temel arzusu olan ölümsüzlüğe giden yoldaki belirleyici etkendi. Ölümün, peşini bırakmasını istiyorsa insan, ölümsüzlük yolunda yürüyecek ve seviye atlayacaktı. Zend ölümsüzlük konusunu hiç düşünmemişti aslında, savaşçı olmak hayaliydi ve bu yüzden bunu yapmaya çalışmıştı. Bunun hayali olmasının nedeni ise, küçükken sokaklarda geçirdiği, buz gibi soğuk ve sert kaldırımlarda oturduğu, hatta yattığı ve uyuduğu zamanlarda hiç kimse tarafından saygı görmemesiydi, bir çöp gibi bakılıyordu ona ve o hiç hak etmediğini düşündüğü, kaderin ona oynadığı bu oyundan kurtulmak istiyordu. Bunun için de en garantili yol olarak savaşçı ya da büyücü olmayı görmüştü, çünkü savaşçı ya da büyücü olup ömrünü enerjisini geliştirmeye harcayan pek az insan vardı halkın arasında, bunlar da tüm insanlar tarafından saygıyla karşılanıyordu ve Zend ne zaman bir savaşçı ya da büyücü görse, tüm insanların ona imrenerek baktığını görüp kendisi de tıpkı diğer insanlar gibi onlara imreniyordu. Üstelik savaşçı ve büyücüler, maddi açıdan oldukça yüksek bir konumda oluyorlardı, çünkü onlar değerliydi ve hem aileler, hem krallık tarafından destekleniyordu. Zend'in defalarca kez sokakta düşündüğü şeylerden biri de zamanı gelince çocuğunun olacağıydı ve Zend, bu çocuğun kendisi gibi sokakta büyümesine müsaade edemezdi, etmezdi. Bu yüzden bir savaşçı ya da büyücü olmalıydı! Olmalıydı, çünkü o kadar zaman boyunca, bir tane bile savaşçı ya da büyücü çocuğu olan bir çocuğun dilenmek zorunda kaldığını görmemişti, bir tane bile! Bu yüzden ne olursa olsun bir savaşçı veya büyücü olması gerektiğini düşünmüş, buna kendi kendine yemin etmişti. 

Sonra da başarmıştı! O artık bir savaşçıydı ve şu anki gücüyle pek çok ülkenin arasından birinin ordusuna girip rahatça yüksek bir rütbe alabilirdi!

Zend yavaşça daldığı düşüncelerinden hemen sıyrıldı ve kafasını iki yana bir iki kere sallayarak kendine geldi. Bir iç çekti sertçe, hayalleri teker teker gerçekleşiyordu ve bu, at kuyruğu yaptığı, kafasından başlayarak omzundan biraz aşağıya kadar dalgalanarak inen saçlara sahip genç adam, ölümsüz olmasa bile hayatta istediği her şeyi yapmadan önce ölmeyecekti!

Tüm hayalleri gerçekleşmeliydi onun!

Bariyerlerin kaldırılma işlemi neredeyse tamamlanmıştı. İsteklerini gerçekleştirmeye giden yoldaki adımı, bu sefer onu dünyadaki en güçlü ailelerden birinin liderinin karşısına çıkarmıştı. 

''Burada mı olacak düellomuz?'' Emerantaos yüzüğüne Zend'in yaptığı gibi bir kere dokundu ve kılıcını dışarı çıkardı. 

''Burası oldukça geniş bence, yeterli.'' dedi Zend ve arkasını dönerek ilerlerken, biraz önce mağlup ettiği kıza bir baktı, ondan bu alanın dışarısına çekilmesini isteyecekti: ''Şey, burada biz babanla bir karşılaşma yapacağız ve burada olman, seni küçük gördüğümü düşünme ama tehlikeli olabilir, dışarı çıkar mısın?'' 

Kız Zend'in omzundaki kılıca bakarken birkaç saniye boyu nefessiz kalmıştı, ağzı ve gözleri ardına kadar açıktı. Öyle ki, Zend ona sorduğu zaman cevap verememişti bile. Zend'in, Emerantaos ile karşılaşmasında bir Ağır Kılıç kullanacağını kim tahmin edebilirdi ki?! Bu nasıl olurdu da birini şaşkınlıktan bayıltmayacak kadar az şaşırtıcı olurdu?

''T-Tamam.'' Kız ağzının açık olduğunu anlayıp bir anda eliyle ağzını kapattı ve yuvasından çıkacakmış gibi açılan gözlerinin göz kapaklarının tekrar birbirine doğru yakınlaşmasına izin verdi. O şekilde baktığı için Zend'e biraz utanmış olacaktı ki, şaşkınlığını atıp kendine geldikten sonra bir daha Zend ile hiç göz teması kurmamış, direkt olarak diğer insanların arasına fırlamıştı.

''Gerçekten güzel bir kılıç.'' Emerantaos Zend'e doğru yaklaşarak iki elini de uzattı. ''Bir inceleyebilir miyim? Sen de benimkini inceleyebilirsin tabii. Onu çalmak gibi bir şey yapmayacağım, merak etme. Bu kadar alçak biri olamam ben.'' 

''Tabii, olur.'' Zend'in içinde zaten Emerantaos'un tıpkı kendisininki gibi oldukça güçlü görünen kılıcını incelemek için bir istek vardı, üstelik kılıcıyla ilgili bir şeyi artık gizlemediğinden dolayı kılıcını ona vermekte bir sakınca görmüyordu. Sonuçta Emerantaos'un şu an kullanacağı kılıç bile kendi kılıcı kadar değerliydi, o kendisine kılıcı tekrar vermeyecek bir adam değildi zaten, olsa bile kendi kılıcını da Zend'e verdiği için burada Zend'in kaybedeceği bir şey olmazdı. Emerantaos dünya üzerindeki en güçlü Ağır Kılıç savaşçısıydı ve onun kullandığı bir kılıç kötü olabilir miydi?

''Ah, çok teşekkür ederim.'' dedi Emerantaos ve kendi kılıcının kabzasını çevirerek Zend'e uzattı. 

Zend, ''Rica ederim, ne demek.'' diyerek Emerantaos'un ona uzattığı kılıcı aldı ve kendi kılıcını da omzundan kaldırarak yan tarafa çevirdi ve kabzasını Yama Ailesi'nin liderine doğru tuttu. Emerantaos da fazla beklemeden kılıcı aldı ve hayatta en sevdiği şeylerden birine bakıyormuşçasına neşeli bir şekilde takındığı ifadesini kuşanıp, kılıcın üstündeki çizgilere ve demirine bakmaya başladı. ''Siyah Gökyüzü değil mi bu siyah renkli metal?'' diye mırıldandı. ''Çok kaliteli bir ham maddedir, aynı zamanda fazlasıyla nadirdir de.'' 

''Evet, Siyah Gökyüzü. Ustam vermişti.'' dedi Zend ve elindeki kılıcı incelemeye koyuldu, karşısındaki adam gibi. Eline aldığı kılıcın kabzasında yukarı doğru ilerleyen bir ejderha vardı ve kabzanın, metal başlamadan önceki geniş kısmında alevler saçarak yukarı çıkıyordu. Kırmızı renkli bir metalden yapılmıştı kılıç ve en azından Zend'in kendi kullandığı kılıç kadar ağırdı. İnanılmaz derece asil duruyordu ve kılıcın metal kısmının üzerindeki yazılar, işlemeler göz alıcıydı. ''Gerçekten kaliteli bir şeymiş.'' diye fısıldadı Zend, kendi kendine.

''Sen mi yaptın bunu?'' Emerantaos kılıcın demir kısmını incelerken bir yandan sordu.

''Evet, Chibui Dağı'nda.'' Zend basitçe cevap verdi.

''Bu enerji... Sen bu kılıcı yaparken bir büyülü yaratığı mı kullandın yoksa?'' Emerantaos kılıcı incelerken eğdiği başını hiç kaldırmadan gözlerini hafifçe yukarı çekti ve Zend'e baktı. 

''Evet, Zehirli Güneş Akrebi'nin zehir keselerini ve kuyruğunu kullanarak yaptım onu.'' dedi Zend bir yandan yüzüne gururlu bir gülümseme yerleştirmişti.

''Zehirli Güneş Akrebi mi? Sadece Kutsal Seviye değil, aynı zamanda Kutsal Seviye büyülü yaratıkların arasında bile çok kıdemli bir konuma sahip olan bir büyülü yaratığı mı kullandın yani? İnanılmaz... Bu kılıcı yaparken onun zehrini kullandığın için kılıcın aynı zamanda zehir özelliği de var! Zehrini kullanmak sana epeyce enerjiye mal olur ama eğer kullanırsan vurduğun kolay kolay kaçamaz... Mükemmel bir kılıç.'' Emerantaos büyülenmişçesine kılıca baktı ve konuştu, o bakarken aynı zamanda kılıcın ayrıntılarını görmek için kafalarını kaldırıp birbirlerinin üstünden görmeye çalışan, Yama Ailesi'nin liderinin arkasındaki savaşçı ve büyücüler Zend'in dikkatini çekmemiş değildi. ''Al bakalım.'' dedi ve Zend'e onu geri verdi. Zend de onun kılıcını ona iade etti.

''Ben savaşa girmeden birkaç büyü kalkanını kuşanacağım, beklersen büyücülerim sana da aynılarından yapabilir.''

''Zaten saldırı aldıktan sonra savaşa devam edebileceğimi sanmıyorum, merak etme, böyle sorun yok.'' Zend kılıcını iki eliyle kavradı ve savaşa hazır bir şekilde beklemeye koyuldu.

''Peki o zaman, saldırabilirsin.'' Emerantaos bir eliyle Zend'e gelmesini işaret etti.

Zend'in Kral Modu zaten açıktı, bunun üzerine Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'nı da aktifleştirdi ve kafasını kenara çevirerek, çoktan omzundan atlamış ortağına bir göz kırptı. ''Lord Emerantaos, bana karşı hızınızı ve gücünüzü çok fazla kullanmamanızı rica edebilir miyim? Sonuçta bu maçtaki amacım Ağır Kılıç'ı nasıl kullandığınızı görmek.'' 

''Tamamdır.'' Emerantaos gülümseyerek cevap verdi.

''O halde geliyorum!'' Zend savaşta kullanmayı planladığı her şeyi aktifleştirmesiyle birlikte harekete geçti. 

Emerantaos Zend'in saldırısını, bir yere hareket etmeden bekliyordu. Adamın etrafında da Zend'in şu an sahip olduğu gibi kırmızı bir katman oluştu, ama Zend'inkine oranla rengi çok daha koyu bir kırmızıydı. 

'Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'nın seviye yükselmiş hali olmalı,' Zend düşünürken, çoktan adamın yanına ulaşmış ve kılıcını havaya kaldırıp sertçe savurdu. 

BAM!

Devasa kılıçların çarpışmasıyla birlikte havaya birkaç kıvılcım saçılmış, muazzam bir ses çıkmıştı. 

''Ne çarpışma ama!'' Zend gülerek geri çekildi, saldırısı doğal olarak Emerantaos'ta hiçbir etki oluşturamamıştı. 

Zend geri çekildiği zaman elindeki kılıcı tüm gücüyle tutarken, ona hafifçe bakmıştı. 'Sarı mı?!' diye geçirdi içinden istemsizce, kılıcı sarı renge bürünmüştü ve Emerantaos'un kılıcında, Zend'in biraz önce vurduğu yerde küçük, sarı lekeler kalmıştı. 

''İşte bundan bahsediyordum.'' Emerantaos kılıcında darbenin gelmiş olduğu yerdeki izlere baktı. ''Zehirli Güneş Akrebi'nin zehri bu.'' 

'Ben o zehri nasıl harekete geçirdim ki?!' Zend şaşkınlık içerisindeydi, üstelik enerjisini kontrol ettiğinde, bir önceki saldırısının enerjisinin beşte birini götürdüğünü görmüştü! 'Ne çok enerjimi yemiş bu saldırı!' Kılıcına tekrar baktığında, kılıcın tüm yüzeyini kaplamış altın sarısı, yavaşça soluklaşmış ve yerini siyaha bırakmıştı tekrar. Zend saldırıya geçtikçe mi bu oluyordu?

''Hahaha, genç, senin o birkaç tonluk kılıcı kaldırabildiğine oldukça şaşırdım, üstüne onu malzeme yapılmak için avlanan, son derece nadir ve gizli olan Zehirli Güneş Akrebi'ni kullanarak yaptığını duyunca daha da şaşırdım, ama onu acemice sallayarak, kılıcı yeni kullanmaya başladığını belli etmene rağmen tek saldırıda zehri harekete geçirmeyi başarmana daha da çok şaşırdım! Bunun fazlasıyla enerjini yediğinin farkındasındır ama gerçekten çok üstün bir hasarı var.'' Emerantaos Zend'e baktı. ''Bu sefer ben saldırayım o zaman.'' dedi ve ona doğru harekete geçti.

Zend kılıcın zehrinin nasıl çalıştığını anlayamasa da başıyla onayladı ve onun söyledikleriyle içine dolan tatminlik duygusunu bastırdı. Dikkatini toplayarak enerjisini gözlerine verdi ve onun gelişini takip etmeye çalıştı.

Emerantaos, harekete geçmesinin hemen ardından Zend'in önünde belirmişti ve Zend, hızlı refleksleri sayesinde kılıcını kaldırıp üzerine doğru savrulmuş devasa ağır kılıca karşılık vermişti.

BAM!

Tek saldırıda, Zend'in kolunu oldukça zorlamıştı Yama Ailesi'nin lideri. Zend Ağır Kılıç'ı kullanırken oranla fazla olacak şekilde sağ kolunu görevlendiriyordu ve vuruşun kuvveti onun sağ koluna yüklenmişti, kolu anında uyuşmaya başlamıştı ve Zend saldırıyı karşılarken dayanmak için enerjisinin bir kısmını daha kaybetmek zorunda kalmıştı.

''Genç adam, sen çok iyisin!'' Emerantaos geri çekildi ve Zend'in gözlerinin içine baktı, gözleri parlıyordu. 

''Eh...'' Zend biraz bekledi ve derin bir nefes çekti içine, daha sonra da cevap verdi: ''Teşekkürler.'' Ardından enerjisini toparlayarak tekrar saldırıya geçti, ama bu sefer kendini tamamen serbest bırakmayıp biraz tutmuştu. Bunu yaparkenki amacı, Zehirli Güneş Akrebi'nin zehrinin, Zend'in enerjisini tamamen kullanıp kullanmaması olup olmadığını öğrenmekti. 

Kılıç tekrar bir anda parlayarak altın rengine dönmüş, Yama Ailesi'nin liderinin kılıcına çarparak, o kılıçta biraz daha sarı lekelerden oluşturmaya başlamıştı ve enerjisi, hatırı sayılır derecede azalmıştı yine. ''Lanet, bu zehirli saldırılar aşırı fazla enerjimi harcıyor.'' Zend kılıcı kullanmaya başladıktan sonra bir iki büyülü yaratığın üzerinde kullanmıştı kılıcı ve ne enerjisi bu kadar azalmıştı, ne de kılıcının metal kısmı tamamen altın rengine bürünerek zehir yaymaya başlamıştı. Üstelik Era ile savaşırken kullandığında da böyle bir şey ortaya çıkmamıştı.

''Daha kontrol edemiyor musun?'' Emerantaos sordu yavaşça, bu küçük savaş tabii ki onun için hiç yorucu değildi.

''Ne yazık ki...'' Zend suratını hafifçe astı. ''Bunun yüzünden enerjimin yarıdan fazlası bitti bile.'' 

''Rahatla, yakında öğrenirsin.'' diyerek onu teselli etti Emerantaos. Daha sonra harekete geçti ve onun üzerine doğru ilerledi.

''Otuz saniye oldu bile!'' Etraftan biri aceleyle konuştu, etraftaki herkes daha savaşın başlamasının üzerinden beş saniye ya geçmiş ya geçmemiş gibi şaşırdı, savaşa kendilerini kaptırdıkları için zamanı tutamamışlardı ve çoktan otuz saniye olduğunu, Lord Emerantaos'un tam hızını ve gücünü kullanmamasına rağmen Zend'i daha saf dışı bırakamamış olmasını gördüklerinde, iyice şok olmuşlardı.

'Tüm hızını kullanmamasına rağmen fazlasıyla hızlı...' diye geçirdi içinden Zend. Refleksleri sayesinde kılıcını yönlendirebiliyordu.

BAM!

'Ah,' Zend bir iç çekti. Sadece otuz saniyede enerjisinin beşte dördü harcanmıştı, dünyanın en güçlü savaşçılarından birine karşı savaşmanın pek de kolay bir şey olmadığını görmüştü. 'enerjimin neredeyse tamamını kaybettim ama sorun değil, onun kılıcı nasıl tuttuğunun tamamen farkındayım.' diye geçirdi içinden, son kalan enerjisini topladı ve Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanmayı düşündü. Eralkavender ile savaşırken kullandığı üçlü saldırıyı tekrar kullanacaktı tüm enerjisini birden buna vererek, zaten sonraki vuruşunda her türlü enerjisi bitecekti, bu yüzden Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile kendini bir vuruştan sonra iki kere daha dönerek vurmak zorunda bırakacak, iki saldırıyı ek olarak enerji harcamadan yapacaktı. Böyle, saldırılarının çok fazla enerji harcadığı bir durumda bu şekilde ek iki vuruş ona çok muazzam bir katkı yapardı.

Hızlıca, hareket etmeyip Zend'in sıradaki saldırısını bekleyen Emerantaos'un yanına gitti ve nefesini tutarak zıpladı! Giderken Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanmamıştı çünkü bu kılıcı kullanırken teknik yer değiştirmek için işe yaramıyordu. 

Havada yan döndü ve ayaklarının altında, tekrar tekrar dönmesini sağlayacak şekilde bir yuvarlak oluşturdu. 

BAM!

BAM!

BAM!

***

2137