eline sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
168. Bölüm Chibui'ye Veda
''Hahahahaha...''
Zend'in konuşmasının ardından Ranon birkaç saniye boyunca gülmeyi kesmedi.
''Zend, gerçekten Yama Ailesi'nin lideri ile savaşabileceğini mi düşünüyorsun? Ölmeni istemiyorum, hayatta olmaz. Daha Ağır Kılıç'ı kaldırabilmek dışında başka bir şey yapamıyorsun bile.'' Dalga geçermişçesine konuşan Ranon Zend'in sinirini birazcık bozmuştu.
''Tabii ki hayır Ranon, onu yenmeyi bir kenara bırak, karşısında otuz saniye kadar bile dayanabileceğimi düşünmüyorum, sadece bu dünyadaki en iyi Ağır Kılıç kullanıcısının gücünü görmek istiyorum. Onun savaşını sadece on saniye bile izlesem, bu onun kılıcını nasıl bir türde kullanacağını analiz etmem için yeterli olur. Bir de benimle savaşıyor olursa rakibi olarak nasıl hareket ettiğini çok daha iyi anlayabilirim. Sence de bir Ağır Kılıç savaşçısıyla savaşırken kazandığım savaş deneyimi benim için oldukça yararlı olmaz mı?'' Zend aklındakileri Ranon'a anlattı, elbette seviyesini bilmiyor değildi, Yama Ailesi gibi bir ailenin liderine sadece meydan okuyabilirdi, ötesini yapamayacağının farkındaydı. Ama bu deneyimi kazanırsa gerçekten etkili şeyler başarabileceğini düşünüyordu, sonuçta ne kadar güçlense de gerçekten güçlü biriyle karşılaşmadığı sürece bu gücü savaşın neresinde ve nasıl kullanacağını tam olarak kestirebilmesi imkansızdı.
Ranon bir müddet bekleyerek Zend'i yanıtlamadı. ''Hmm,'' dedi yaşlı varlık, ''aslında daha önce hiç Ağır Kılıç kullanan birini görmediğin için onu nasıl kullanacağını temel olarak öğrenmen konusunda Yama Ailesi'nin lideri sana epey yardım edebilir. Ama dünya üzerinde Ağır Kılıç'ı kullanabilen tek ailenin Yama Ailesi olduğunu da göz önünde bulundurmak gerek, sonuçta Yama Ailesi'nin lideri karşısında Ağır Kılıç'ı kullanabilen ve kendi ailesinden olmayan birini görürse, ailevi bilgilerinin dışarı sızdığını düşünüp öfkelenebilir, sen Ağır Kılıç'ı onların yöntemiyle öğrenmedin sonuçta.'' Ranon alayı bırakıp ciddi bir şekilde durumu düşünmeye başlamıştı. Biraz öncekinin aksine şu an bunun yararlı olma ihtimalinin olduğunu düşünüyormuş gibi bir hali vardı. ''Ayrıca Yama Ailesi'nden bahsediyoruz, liderin yanına öyle kolayca giremeyeceğinden emin olabilirsin. Yılın bu vakitlerinde eğer önemli bir işi yoksa malikanesindedir, orada da malikanenin içinde, sadece odasının dışında bile onlarca koruması vardır, sonuçta Yama Ailesi büyük bir aile ve her yerde çok fazla düşmanı var. Ölümünü isteyen kişiler çok fazla yani. Onun yanına gitsen bile seni kale almayacağını düşünüyorum, özellikle ona meydan falan okursan. Fakat bir şekilde ona Ağır Kılıç kullanabildiğini gösterirsen, seni umursayabilir. Elbette bu da çok riskli. Eğer seni öldürmeye karar verirse, seni onun elinden almak için ben, üstün ve Eralkavender birlikte çalışmalıyız.''
''Sen bile onu yenemez misin?'' Zend şaşkın bir şekilde sordu, şu ana kadar hayatında Ranon'un yenemediği biri olmamıştı çünkü.
''Tabii ki yenebilirim, ama bunun bedeli çok ağır olur. Henüz bırakamayacağım kadar küçüksün, bu yüzden onunla çarpışıp sonunda bir sıkıntı yaşamayı göze alamam. Bu yüzden Gri Engerek ile ciddi bir şekilde dövüşmemiş ve sadece enerji savaşı yapmıştık, hatırlamıyor musun?''
''Hmm, evet, haklısın.'' Zend devam etti. ''Gri Engerek demişken, Büyük Maızk ile birlikte gitsek bir şeyler yapamaz mıyız? O varken rahatça bir karşılaşma ayarlayabileceğimi düşünüyorum.''
''Gri Engerek'in nerede olduğunu bilmiyoruz ki, belki yapması gereken önemli işleri olabilir. Ayrıca Gri Engerek dünyadaki en güçlü kişilerden biri ve tıpkı kendisi gibi dünyanın en güçlülerinden olan Yama Ailesi'nin lideri ile bir tatsızlık yaşamasını istemeyiz. Bu olay bir şekilde siyasi bir yöne kaydırılmaya müsait çünkü, Gri Engerek'ten bunu istemek doğru olmaz, o zaten seni temsilcisi yaparak sana yeterince yardım sağlıyor.'' Ranon Zend'e tekrar cevap vermişti sakin bir şekilde. Hala derin düşüncelerin arasında olduğu belliydi.
''Hmm...'' Zend bundan sonraki karar verme aşamasını Ranon'a bırakmaya karar verdi. O bu kararı en iyi şekilde düşünüp verirdi, Zend'e göre çok daha ayrıntılı şeyleri düşünebilirdi. Yaşının getirdiği deneyimden olsa gerek, Ranon bir kararı vermeden önce fazlasıyla düşünüyordu ve attığı her adımda dikkatliydi. Zend onun yaşını bilmese de, on binlerce yıl önce olan olaylara eski olarak bile bakmadığı için onun fazlasıyla yaşlı olduğunu tahmin edebiliyordu. Bazen düşünüyordu da, gerçekten Ranon hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Tek bildikleri eski ortağının Şer Tanrısı Venda ile ilişkili olduğu, kardeşlerinin olduğu, bir de ismiydi. Ne geçmişinden haberi vardı onun, ne kendine neden yardım ettiğinden, ne de neden Zend'in içinde olduğundan. Bunların hiçbirini Zend'e söylememişti Ranon, Zend onun hakkında merak ettiği bir şeyi sorduğu zaman her seferinde ona ya hiçbir şey söylemiyor ya da direkt geçiştiriyordu. Zend her ne kadar aklındaki pek çok sorunun cevabını fazlasıyla merak etse de bunları sormuyordu, çünkü biliyordu ki Ranon bunları ya kendi isteğiyle anlatırdı ya da hiç anlatmazdı. Bu yüzden hiç sormamak en iyisiydi, en azından boşa beklenti içine girmiyordu.
''Sanırım denemeye değer.'' Ranon bir süre ortama hakim olan, Zend'e, ardından gelecek cevabı merak ettiği için hiç geçmeyecekmiş gibi gelen sessizliği bozarak konuştu. ''Ben de senin bir şekilde bir Ağır Kılıç kullanıcısıyla karşılaşmanı istiyordum açıkçası, sadece bunu henüz yapabileceğimizi düşünmemiştim. Bir büyü hazırlayalım birlikte bugün, ardından da Chibui'den çıkıp, Sarı Cennet Krallığı'na gideriz. Yama Ailesi'nin sınırları içerisine girmek ise sana kalmış, tavsiyemi istersen yanlış anlaşılmaya açık bir şekilde girme, o sınırlar içerisinde canını yakabilecek çok fazla kişi var. Tabii seni almaya gelecek olan Sanzirna'yı da bir şekilde atlatacaksın, seni Lazel'in yanına götürmek isteyecektir ve kolayca vazgeçeceğini de düşünmüyorum.''
Ranon'un cevabı Zend'in hoşuna gitmişti tabii, keyiflenmişti genç adam. Sırıtırken konuşmaya başladı: ''Hehe, güzel, güzel. Ranon, direkt olarak büyümü kullanıp gitsem daha kolay olmaz mı? Geçtiğimiz zamanlarda kendi yerimi değiştirmekte çok geliştim, bildiğin üzere. Boşuna büyü hazırlamak ile uğraşmayız.''
''Hayır, o da fazlasıyla tehlikeli olur. Bir saniyeliğine yanlış bir şeyi düşünürsen kendini bir denizin dibinde, Kutsal Seviye büyülü yaratıkların içinde ya da içerisinde bulunman ölümünle sonuçlanacak, olmaman gereken bir yerde bulabilirsin. Kendi büyünü liderin yanına gitmek için kullanabilirsin, tabii garantili olması için önce lideri görüp, içeride olduğu yere bakacaksın, öyle gideceksin. Riske atmaya gerek yok. Liderle karşılaşmana da gerek yok bana sorarsan, sadece Yama Ailesi'nden biriyle küçük bir deneyim paylaşımı yapsan senin için yeterli olurdu.'' Ranon bilgili bir şekilde konuşmaya devam etti.
''Tamam o zaman.'' Zend mutlu bir şekilde kafasını salladı, Yama Ailesi'nin lideri ile savaşmak istiyordu o, bir deneyim kazanmak istiyorsa bunu en iyi kazanabileceği yer, karşılaşabilme ihtimali olan kişilerin arasından en güçlüsü olmaz mıydı? Madem ciddi bir savaş olmayacaktı, sadece temel hareketleri kavramak istiyordu, bu en mantıklı seçenekti.
''Oyalanma da birkaç kağıt bulup söylediğim şeyleri yazmaya başla.''
''Tamamdır!''
***
Altı yıl kadar önce diğer tarafından içeri girdiği kapıya bakınca, duygulanmadan edememişti Zend. Girdiği zaman yanında ustası vardı ve heyecanlıydı, buradan çıktığı zamanı, yani aslında şu anı düşünerek kendi kendine mutlu oluyordu, içi içine sığmıyordu; çünkü buraya girdiğinde bir sürü şey öğreneceğini, çok güçlü biri olacağını düşünüyordu ve bundan emindi. O zamanki düşüncesine göre bakıldığında bunu başarmıştı da, ama şimdiki bilgilerine göre düşündüğü zaman anlıyordu ki; henüz çok güçlü biri olarak görülmek için çok yetersizdi. Birçok açıdan.
''Zaman ne de çabuk geçiyor böyle...'' diyerek bir iç çekti, omzundaki büyülü yaratık ortağına bir bakış attı. Evet, omzundaki.
''Eralkavender, küçülünce ne kadar da tatlı oluyorsun böyle sen, hahaha.'' dedi ve güldü Zend, Era yoğun ilgiye ve dikkate maruz kalmamak için, savaşmadığı zamanlarda diğer insanların yanında küçük formuna geçiyordu, hala bir çitaydı ama normalde dört ayağının üstündeyken uzunluğu Zend'in boyuna ulaşan kedinin, şimdiki boyu en fazla Zend'in dirseği ile bileği arasındaki mesafe kadardı. Bu da onu fazlasıyla şirinleştiriyordu, küçük vücudu, kısa kolları ve kuyruğu ile herkesin sempati besleyip sevmek isteyeceği bir hale giriyordu.
''Hahaha, çok komiksin.'' Eralkavender sessizce sitem etti ve oturur pozisyonda Zend'in omzunda kapıya doğru bakmaya devam etti. Fakat bu Zend'i daha da çok gülmeye itmişti, çünkü sesi de boyuyla ve vücuduyla orantılı olarak küçülmüş, yani incelmişti. Dolayısıyla konuşması, bir çocuğunkini andırıyordu şu an. Era'yı tanımayan, sadece şimdiki konuşmasını duyan birinin, onun aslında Kutsal Seviye, acımasız ve son derece güçlü bir büyülü yaratık olduğunu bilmesi, ihtimal dahilinde bile değildi.
Zend sadece biraz daha gülmekle yetindi ve uzatmadı.
Boyunu defalarca kere katlayan, üzerine Kale Muhafızları'ndan savaşçı ve büyücülerin bulunduğu surun yanına geldiğinde bir iç daha çekti genç adam. Tofu, ilk karşılaştıklarında Krallığın Şövalye Okulu'na alınmayan Zend'i, Kale Muhafızları'na katılabileceğini söyleyerek teselli etmeye çalışmıştı. Zend o an bunu hatırladı ve geçmişi yad ederek, tatlı bir hüzünle surun alt tarafındaki kapıya doğru ilerledi. Normalde surdaki bu açıklıkta olan demirler şu an yukarı doğru çekilmiş durumdaydı, birkaç gün sonra ise tekrar indirilecekti. Üç yıl boyunca tekrar kaldırılmamak üzere... Sırtındaki, eşyalarının içinde olduğu çantasının omzuna takılı olduğu ipi hafifçe gevşetti Zend, yüzüğüne sadece kılıcını koyabildiği için onları sırtında taşıması gerekmişti. Medeniyete geri döndüğünde bir yüzük daha alacaktı.
Normalde insanlar Chibui'den çıkarken yanlarında içeride avladıkları büyülü yaratıklardan aldıkları öz sularını bulundururdu, çünkü şehirlere geri döndüğünüz zaman bunlar oldukça para ediyordu. Kuzeyde Büyülü Yaratık Sıradağları'ndan başka büyülü yaratık yerleşim bölgesi olmadığı için, toplu halde büyülü yaratıkları yakalayarak para kazanmak pek kolay olmuyordu çünkü. Zaten Emma, yani Tigrund Ailesi de bu yüzden gelmişti buraya, tek amaçları Emma'nın ve bir iki kardeşinin eğitimi ve gelişmesi değildi sonuçta, asıl amaçları büyülü yaratık öz sularını almak ve geri döndüklerinde onları ya direkt satıp ya da iksire çevirip satıp, ailenin alım gücünü artırarak ekonomilerini güçlendirmekti; kısaca daha zengin olmaktı. Ama Zend'de böyle bir şey yoktu çünkü fazla para elde etmek gibi bir arzuya sahip değildi, yoksa buradan en çok öz suyuyla çıkan kişi zaten o olurdu. Çünkü Eralkavender sayesinde zaten her gün istese yüzlerce öz suyuna sahip olabilirdi, sadece üçüncü seviye bir büyülü yaratığın öz suyu bile binlerce altın ederken en azından yedi, sekizinci seviye olan bir sürü büyülü yaratığın öz suyuna sahip olmak, Zend'e oldukça fazla para kazandırabilirdi. Tabii daha yüksek seviyelerdeki öz sularını ele geçirmesi de imkansız değildi, sonuçta Zend Chibui'de bulunduğu süreçte iki tane Kutsal Seviye büyülü yaratığın gözlerinin önünde öldürüldüğünü ve öz suyunun kendisine bırakıldığını görmüştü, ama Kutsal Seviye bir öz suyunu özümsemek öyle kolay olmuyordu. Zend birini alıp denemişti, ama ardından iki gün baygın yatmıştı ve uyandığında da herhangi bir gelişme kat edememişti, bu yüzden bir daha denememişti bile. Bir Kutsal Seviye öz suyunu kullanarak bir iksir yapmak, onu özümsemekten bile daha zordu. Zaten etkilerini çabuk kaybettiği için, Zend Kutsal Seviye öz sularını almaya teşebbüs etmemişti. Alsa da bir şey yapamazdı onlarla, ne saklayabilirdi, ne de işine yarayacak bir şey oluşturabilirdi. Ama eğer onlardan birini satabilseydi, şüphesiz en az beş kuşak boyunca çocukları herhangi bir şeye ihtiyaçları olmadan yaşardı. Kutsal Seviye bir öz suyu aşırı derecede nadir ve değerliydi, bir Kutsal Seviye büyülü yaratığın bedeni de çok değerliydi zaten, her şeyi değerliydi. Örneğin Zend'in kılıcını oluşturmuş olduğu, Zehirli Güneş Akrebi'nin kuyruğu ve zehir keseleri dışarıda satılacak olsaydı, onlara parası yetecek çok aile olmazdı. Kutsal Seviye büyülü yaratıkların bedenleri, kemikleri ve özel, güçlü kısımları silah yapımında kullanılıyordu tüm dünyada, Zend de bu açıdan silahını bir Kutsal Seviye büyülü yaratığın bedeniyle yapabilmiş olduğu için epeyce şanslı olduğunu biliyordu.
Zend etrafa bakındı. Kapının önünde bekleyip sohbet eden insan grupları vardı, muhtemelen Chibui'den gelmesi gereken arkadaşlarını bekliyorlardı. Son güne kadar bekleyip gideceklerdi, çünkü arkadaşları hiç gelmeyebilirdi artık... Bu, kabul edilmesi zor olan bir gerçekti.
Zend insan gruplarının arasında Emma'nın ya da Tigrund Ailesi'nden birinin yüzünü aradı, ama tanıdık birini görmeyi başaramadı. Civardaki insanların tamamı daha önce hiç karşılaşmamış olduğu kişilerdi.
''Neyse, içeride yeterince zaman geçirdim zaten. Gidelim artık.'' Zend, kapının hemen yanına geldi ve dışarı adımını attı.
(YN: Evet, sonunda dediğinizi duyabiliyorum :D)
Dışarı adımını atıp bir süre etrafına bakınmasıyla birlikte, yine tanıdık bir simayla karşılaştı. ''Sanzirna!''
''Zend!''
***
1778
Magnec