Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

221. Bölüm Siyahlar'ın İçinde Bir Yer (10)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Zend büyüleri tutabiliyor olsa da, her büyüyü tutamıyordu. Örneğin çok hızlı bir şekilde hareket eden bir büyüyü yakalaması ve tutması imkansızdı. Aynı şekilde her büyüyü durdurabilecek diye bir şey de yoktu, eğer bir büyü fazla güçlüyse onu ancak başka bir yere göndermeyi başarabilirdi. Ayrıca, Chibui'de deneyimlediği üzere bazı özel büyülere etki bile edemiyordu. 

Ancak bu gibi bir yıldırım büyüsünü tutup, yön değiştirmesini sağlayabilirdi tabii. Ama yapmadı, çünkü büyüleri tutabildiğinin şu anda rakibi tarafından öğrenilmesi gerektiğini düşünmüyordu. Sadece küçük, uzaklaşmak için atılmış basit bir büyüyü tutmak zaten zaman kaybı olurdu. 

Zend bunun yerine, kılıcını tekrar aldı. Şimdilik saldırıyı savuşturmuştu ve bu saldırıdan kaçınmak için Ağır Kılıç'ını bırakması gerekmediğini, saldırı bittikten sonra ancak anlayabilmişti. O kızın büyülerinin çok da hızlı hareket edemediğini görmüştü Zend, en azından ilk attığı öyleydi. Biraz önceki büyüden genç adam elinde siyah Ağır Kılıç'ı varken bile kaçabilirdi hatta. 

Onun geri çekilmesini izledi yavaşça. Kendine bir strateji geliştirmeye çalışıyordu, kendine yolladığı saldırıya bakılırsa bu kız bir yıldırım büyücüsüydü. Ama tabii ki, bir başka elemente sahip olma ihtimali de vardı. Onunla arasında mesafe kalırsa zorlanacaktı Zend, zaten ona zarar verebilmesi için de yakınına girmesi gerekiyordu. Bu yüzden hızlıca mesafeyi kapatmalıydı, kılıcını, yeterince hızlanana kadar etrafında çevirmeye başladı!

Dönmeye devam ettikçe, kılıcı elinden fırlamayı istediğini belli edercesine Zend'e ağırlık yapmaya başlamıştı. Böyle bir ağırlıkla birlikte saldırmak bile kolay değilken, onu çevirmeye çalışmak gerçekten zahmetliydi. Zend bu hareketi uzun süreli olarak diğer, şimdi elinde tuttuğundan daha ağır olan kılıcında kullanabileceğinden emin değildi bile. 

Yeterli mesafede geri çekildiğini düşünen kız, Zend'in hareketlerini izlemeye başlamıştı. ''Ne yapıyor bu?'' diye sordu kendi kendine sessizce, büyülü yaratığı yanında yoktu ve genelde fikir veren taraf o olduğu için, ne yapacağını tam olarak bilememişti. Şu anda beyin kısmını üstlenen taraftan ayrı kalan genç kız, fikirleri arasından en mantıklısı olarak belirlediği şeyi; bekleyip büyük bir darbe için enerji toplamayı uygulamaya başladı. Onun ne yapmaya çalıştığını anlayıp öyle hareket etmeyi düşünüyordu ve bir yandan da biraz sonra yapması gerekeceğini tahmin ettiği büyük bir büyüyü hazırlamak için gerekli miktardaki enerjisini bir araya getirmeye çalışıyordu. Bu bir anda olacak bir şey değildi, belirli miktarda enerji gerektiriyordu. Bu enerjiyi de direkt olarak verip büyüyü aktifleştiremiyordunuz, çünkü henüz yeni kararlı hale getirilmiş bir enerji istiyordu pek çok güçlü büyü gibi, bu büyü de. 

Zend dönmeye devam ederken kızın enerjisini manipüle ederek beklemeye başladığını çoktan fark etmişti bile. Dönüyor olsa da, ona dikkatini verebiliyordu. Gözleriyle onu net olarak seçemiyor olsa da, enerjisiyle onu takip edebilmesi mümkündü. Yıllar boyunca eğitimle kararlı ve dayanıklı hale getirilmiş bu enerji ile yapılabilecek pek çok şey vardı. Bunlardan biri de dışarıdakileri böyle takip edebilmekti. 

O kız her ne için büyü topluyorsa toplasın, Zend o gerekli miktardaki enerjisini toplamaya devam ederken saldırıya geçecekti birazdan. Kız kendini bir büyüyle geriye yollamış olacaktı ki, Zend'den ciddi anlamda çok uzaklaşmıştı. Bu yüzden Zend'in kılıcının da iyice hızlanması gerekiyordu, Zend onun yanına gitmek için aslında onu engelliyor olması gereken unsur olan, devasa kılıcını kullanacaktı! 

Birkaç saniye daha çevirmeye devam ettikten sonra, fazlasıyla hızlanmış kılıcını kıza doğru çevirdikten sonra ayaklarını yere sabitleyerek uçmamasını sağlayan, biraz önce yaptığı enerji bağlarını yok etti ve kılıcın, dönerken sahip olduğu hızla birlikte Zend'i de alıp, çevrildiği yöne doğru fırlamasına izin verdi! 

Bu onun planlarından biriydi! Başka bir kılıçla bunu yapmak şüphesiz imkansız olurdu, ama Zend'in Ağır Kılıç'ı yeterince hızlandığı takdirde, uzakça bir yere fırlatıldığı zaman arkasında tutunan birkaç şeyi de götürmeyi başarabilirdi. Zend kılıcının bu özelliği sayesinde onun kabzasına tutunmuş, serbest kalmak için çırpınacak kadar hıza sahip olduktan sonra Zend'in yer ile olan bağlantısını kesmesinin ardından uçarak büyücü kıza doğru yollanmış kılıç ile birlikte rakibine doğru büyük bir hızla ilerlemeye başlamıştı! 

Kız enerjisini toparlarken Zend'e doğru bakmaya devam ediyordu ve delikanlının uçmaya başladığını; daha doğrusu uçmaya başlayan kılıcına tutunarak büyük bir hızla hareket ettiğini görünce, adeta nefessiz kalmıştı! Çünkü bu gencin böylesine bir şeyi yapabileceği, onun aklının ucundan bile geçmemişti! ''Lanet! O kılıcını çevirmeye başlarken onu engellemem gerektiğini biliyordum!..'' diye sitem ederek kendini, gencin düşeceğini tahmin ettiği yerden uzak bir yere doğru göndermek için ayağının altında birkaç yıldırım oluşturdu ve hızla, gencin düşeceği yerden uzaklaşmaya çalıştı. Aynı zamanda da ona, havada yer değiştiremeyeceğinden dolayı küçük saldırılar yapmaya başlamıştı. Çünkü ona küçük zararlar vermiş de olsa, kâr kârdı!

Zend'e doğru gelen yıldırım parçaları, genç adamın arkasında durduğu kılıcına çarparak etrafa saçılıyordu çoktan. O kızın bu şekilde ona, o havadayken zarar vermesi imkansızdı. Zaten çok az bir süre sonra da yere inecekti...

Bam! 

Kılıç toprağa çakıldığı gibi etrafta bir toz bulutunun oluşmasını sağlamıştı. Zend tatmin olmuş bir ifadeyle yere gömülmüş kılıcını hızlı bir şekilde çıkardı, bunun işe yarayacağını tahmin etmişti o! Ayağa kalkar kalkmaz kendine birkaç yıldırım daha yollanmıştı ama bunlar, ilk seferdeki gibi düşük seviyeli yıldırımlar değildi. İçlerinde gerçekten enerji vardı ve Zend, bunlardan birini tutmaya değer olarak gördükten sonra gözlerini ondan ayırmak istemiyormuş gibi ona bakmaya devam eden kıza doğru, seçtiği yıldırımın arkasından gelen mavi ipleri yakalayıp yolladı.

''Ne?!'' diye şaşkınlıkla keskin bir şekilde refleksleriyle Zend'in ona yolladığı büyüden kaçan kız ağzını aralamıştı. ''Büyülerimin yönünü değiştirebiliyor mu?!'' diye sordu cevap beklemeden. Daha sonra kendini sakinleştirdi ve kısa bir süre bekledikten sonra; ''Bakalım hangi büyülerin yönünü değiştirebiliyor.'' diye mırıldandı tam olarak doğrulup. Büyüsü için enerji toplamaya devam ediyor olsa da, aynı zamanda başka büyüleri de kullanıyor olduğu için planında olan büyük büyü için topladığı enerjiyi artık çok yavaş bir şekilde toplayabilmeye başlamıştı. Sonuçta bir yandan büyü yaparken, bir yandan da enerji biriktirmenin oldukça zor olduğu söylenebilirdi. Bir büyü yaparken hızlı bir şekild enerji toplayabilmeyi, dünyadaki profesyonel büyücülerden pek azı ancak ustalıkla yapabilirdi. 

''Bunun da yönünü değiştir bakalım!'' diyerek biraz öncekilere göre biraz daha fazla enerji kullanarak bir büyü yolladı genç kız. Yine yıldırım tipi bir büyüydü yolladığı.

Zend kıza ulaşmak için hareket etmeye devam ederken onun ayaklarının altındaki minik kıvılcımları gördü. Muhtemelen bunlar sayesinde epey hızlı hareket edebiliyordu. İkinci bir elementi varsa da, henüz göstermemişti Zend'e. 

Şu anda onun başka bir elemente sahip olup olmadığını bilmek ne kadar da iyi olurdu! 

Eğer yıldırımın dışında bir elemente sahipse Zend ona saldırmak için yaklaştığı zaman, onu iki elementle birden saldırarak cezalandırabilirdi. Zend beklemediği bir elementin saldırısıyla karşı karşıya kalmak istemiyordu. Bu yüzden kafasına göre saldıramıyordu da... Ama pek de geri kalmak gibi bir seçeneği yoktu. Sonuçta on beşinci seviyedeki bir savaşçıya göre enerjisi çok daha hızlı bitecekti ve savaş uzadıkça, Zend'in kaybetme ihtimali artacaktı. Bu kişi Zend ile arasındaki mesafeyi sürekli olarak koruyordu, hiç beklenmedik bir şekilde Zend kılıcıyla onun yanına uçtuğunda bile yeterince erken tepki verip Zend oraya ulaşmadan önce kendisine yeterli mesafe kazanmaya yetecek kadar zaman bırakmış, hemen kaçmıştı ve kaçarken de sürekli olarak Zend'e sinir bozucu küçük saldırılarını yönlendirmişti. 

Genç adam onun yanına yaklaşmaya devam ederken, bu sefer kılıcını fırlatmayı tercih etmişti. Kılıcını onun gidiş yönüne doğru tüm gücüyle fırlattıktan sonra, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanarak ayaklarının altındaki havayı hızlandırdı ve kılıcını fırlattığı yere gidip, kızın gidiş yolunda karşısına çıktı. 

Henüz arkasına bakıp Zend'in nerede olduğunu görmeye çalışan genç, Zend'in birden kaybolmasıyla birlikte enerjisini etrafa yaymış ve Zend'in, hemen rotasının üzerinde, onun bir saniye kadar sonra olacağı yere gittiğini fark etti. Zend'in yine kılıcının arkasına tutunacağını tahmin ettiği için o devasa kılıca odaklanmıştı ve kılıcın arka tarafında onu görmeye çalışmıştı ama ilk olarak seçememişti, ne olur ne olmaz diye enerjisinin bir kısmını feda ederek etrafına yollamıştı... İyi ki de yollamıştı! Yoksa bu onun sonu olabilirdi.

Zend, ondan habersiz bir şekilde ona gelen kıza doğru bakıp enerjisini tamamen gizledi. Onun, Zend saldırıya geçmeden önce genç adamın nerede olduğunu anlamasını istemiyordu, ama kız, tam Zend'in önüne varmışken enerjisinin bir kısmını etrafına yolladı ve Zend'i fark etti! 

Ancak Zend elbette öylece saldırısından vazgeçecek değildi, kılıcı burada olmasa da yumrukları buradaydı ve Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi sayesinde, kıza sürpriz bir saldırı yapmayı başaracaktı az daha! Fakat ne yazık ki fark edilmişti... Yine de yumruğunu kendine doğru ilerlemeyi henüz kesememiş olan kızın karnına doğru yolladı.

Bam! 

Yumruğu kızın karnının üzerine örtülmüş bir toprak katmanına çarpmıştı... Bu toprak yüzünden yumruğunun etkisi onun vücudunda pek ortaya çıkmış sayılmazdı. Kız bu katmanı son anda oluşturmuş, Zend'in saldırısındaki gücün büyük bir kısmını yok saymayı başarmıştı. Üstelik Zend'in fiziksel gücü oldukça yüksekti, yani bu yumrukla o kıza büyük bir etki oluşturmayı başaramadığına göre bu vurduğu toprak duvar, ciddi anlamda geliştirilmişti. Kız çok enerji harcayarak yapmamıştı onu, sonuçta bu toprak katmanını oluşturmak için en fazla iki saniyeye sahip olmuştu. Bu kısa sürede bile böyle dayanıklı bir şey üretebildiyse, hakkını vermek gerekliydi, o gerçekten de güçlüydü. Bu da Zend'e, bu savaşta çok dikkatli olması gerektiğini anlatıyordu zaten...

Elbette Zend'in saldırısı ciddi anlamda güçlü olduğu için, ona doğru hızla ilerleyen kızın karnına çarpmasıyla birlikte onu birkaç metre geriye fırlatmıştı. ''Demek toprağa da sahip.'' diye mırıldandı Zend, biraz önce fırlattığı kılıcını havada yakalayarak. Geçen seferki gibi dönmeye ihtiyacı olmamıştı bu sefer çünkü aralarındaki mesafe çok da fazla değildi. İlk seferde, kızın bir anda kullandığı büyüyle birlikte epeyce geriye gitmiş ve Zend ile arasına mesafe koymuştu. Bu sebeple iyice dönerek kılıcının hızlanmasını sağlamak zorunda kalmıştı genç adam. ''En azından bir elemente daha sahip olduğunu öğrendim. Başka bir elementi de var mı acaba?'' 

Zend bu kızın üçüncü bir elemente sahip olma ihtimalinin pek yüksek olmadığının farkındaydı, ama yine de tedbiri elden bırakmak istemediği için herhangi bir rahatlama belirtisi göstermiyordu. Kılıcı elinde, kıza doğru ilerlemeye başladı tekrardan.

Kız ağzının kenarından hafifçe kan sızarken ayağa kalkmıştı hızlıca. ''Son anda karnımı koruması için bir kalkan oluşturmayı başardım...'' diyerek eliyle ağzından akan kanı sildi. Ağzına yayılan metalik tadı önemsemeden, kafasından birkaç plan geçirmeye devam etti. ''O... Biraz önceden beri biriktirdiğim enerjimden harcayarak bir toprak kalkanı oluşturmak zorunda bıraktı beni!'' diye hırsla konuştu. ''Üstelik bu kalkanı da resmen hiçe saydı, o yumruğun gücü de neydi öyle... Sanki hiç yapmasam da bu kadar zarar verirmiş gibi hissediyorum.'' derken Zend'in kılıcına bakmıştı. ''Şaka bir yana, onun fiziksel gücü gerçekten de inanılmaz derecede yüksek, bir Ağır Kılıç kullanabilmesine şaşırmamak gerek. Eğer o toprak kalkanım olmasaydı büyük ihtimalle şimdi ölmüştüm. Nasıl bir gücü var öyle?! Üstelik her büyüyü de kafama göre harcayamam... O, yapmak için epey uğraştığım bir büyüyü bana geri yollarsa, ciddi anlamda dezavantajlı bir konuma girmem işten bile değil. Ama o sadece yıldırım büyülerimi tuttu, karnıma son anda koyduğum toprak kalkanını tutup çekmedi, bunu yapamadığı için mi yapmadı, yoksa sadece dikkat mı etmedi bilmiyorum. Yine de bir toprak büyüsünün yerini değiştiremedi. Görünüşe göre şimdilik, onu oyalamak için birkaç toprak büyüsü yapmam gerekiyor... Toprak askerler işimi görecektir, onlar benim için vakit kazanırken de bir başka büyü yapmak için enerji toplamaya çalışırım... Ama ondan kaçarken biriktirdiğim tüm enerjiyi harcamamam da gerekli, bana enerji toplamam için bir daha izin verecek mi bilmiyorum çünkü.'' diye içten içe plan kurarken, Zend'in duyamayacağı bir şekilde mırıldanıyordu kız.

''Gelin, on beşinci seviye toprak askerleri!'' diye bağırdı ve içinde bulundukları çiftliğin toprağından, üç tane büyük, güçlü görünümlü toprak askerinin çıkmasını sağladı. Bu askerlerin her birinin elinde bir kılıç, bir de kalkan vardı ve normal bir insanın boyundan biraz daha uzunlardı, yapı olarak da daha genişlerdi. İri yarı, yapılı askerlerdi bunlar...

Zend kendine doğru yaklaşan askerlere bir bakış attı. ''İşte bunu sevmiyorum...'' diye fısıldayarak bir küfür savurdu. ''Bu gibi büyüleri tutamıyorum, çünkü bunlar artık büyü olmaktan çıkıp cisimleşmişler! Vücutlarından çıkan tek bir enerji ipliği dahi yok!'' dedi. ''Aynı zamanda bunlarla savaşırken, o arkada enerji toplayacak... Sinir bozucu şeyler!'' 

Zend kılıcını iki eliyle tuttuğu gibi hızlı bir şekilde ilk toprak askere vurdu. Ancak asker hemen geri çekilmişti ve Zend'in saldırısı ona ulaşmamıştı.

Bunun üzerine Zend, saldırısını hiç sonlandırmadan bir kere kendi etrafında dönmüş, adımını genişçe atarak kılıcını biraz önce ondan kaçmış olan askerin kalkanına yapıştırmıştı.

BAM! 

Sert toprakla çarpışan demirin sesi, epey uzakta kalmış olan Hollis'e kadar gitmişti muhtemelen. Aynı zamanda toprak askerinin kalkanı kırılmıştı ve kendisi de, en az beş metre uçmuş, yere yığılmıştı. Biraz sonra kalkacaktı muhtemelen, Zend, o geri gelmeden diğer ikisininden birini daha yollayıp, ardından sona kalanı öldürmek istiyordu. Göz ucuyla vurduğu askerin kalkanına baktı, parçalanmış kalkan yavaşça birleşerek eski haline gelmeye başlıyordu. Onların kılıç ve kalkanı kendini yenileyebiliyordu muhtemelen, Ki havuzlarını vurup onları öldürmek işe yaramalıydı Zend'in düşüncesine göre. 

Zaman kaybetmeden, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni çember haline getirip bir kere zıpladı ve dönmeye başlarken, kılıcını askerlerden birine daha yolladı. Biraz öncekinin yaptığı gibi ilk saldırıyı savuşturan asker, ikincil saldırıyı da kalkanıyla bloklamış ve ötekiyle aynı kaderi paylaşmıştı.

Zend diğerine döndüğü anda hızlıca ilerledi ve kılıcını, onun  kafasına indirdi bu sefer. Böylece kalkanına çarpsa bile saldırısı, onu ileri fırlatmayacaktı ve birkaç saldırı daha yapabilecekti aynı zamanda.

Tahmin ettiği gibi oldu ve yukarıdan yolladığı ilk saldırısında, askerin kafasına yolladığı kılıç onun kalkanına çarptı ve kalkan parçalanırken, askerin koluyla birlikte kenara doğru düştü. 

Zend bir savaş narası attı ve tüm gücünü kullanırken, yere oturmuş olan askerin kafasına ayağının altıyla vurarak, onun sırtının da yere gelmesini sağladı ve kılıcını, hızlıca askerin Ki havuzuna indirdi. 

BAM! 

Asker anında ölmüştü.

Zend aynısını yapmak üzere, ilk vurduğu ve şimdi geri gelmiş olan askere doğru döndü. Eğer vakti olsaydı, şu anda direkt olarak asıl rakibine saldırmayı tercih edecekti. Ancak birinin işini bitirdiği anda öteki geri gelmişti, bu yüzden göz ucuyla bakarken geri çekilip, Zend ile arasına mesafe soktuğunu gördüğü kıza saldıramadı. 

İlk vurduğu askerin ona savurduğu kılıcı, biraz geriye çekilerek savuşturduktan sonra onun kalkanına bir saldırı yapmaya gerek duymadı ve zıplayarak, kafasına bir tekme indirdi ve yere düşmesini sağladı.

BAM!

Asker yere düşer düşmez, anında onun Ki havuzunu da parçalamış ve ölmesini sağlamıştı. Bir nefes verdi genç adam, ardından, en son askere doğru döndü. O da gelmişti buraya hemen... Bunlarla uğraşmak gerçekten sinir bozucuydu. ''Heh...'' 

Birkaç saniye içerisinde, olabildiğince az zaman kaybetmek amaçlı, onun kafasına saldırıp yere düşürmek yerine kılıcını bir kenara bıraktı ve askerin ona savurduğu kılıcını atlatıp, göğsünün önünde tuttuğu kalkanını bir eliyle açarak onun Ki havuzuna bir yumruk indirdi. Eli, toprak askerin içine girmiş, onun parçalanmasını sağlamaya başlamıştı. 

Bu kadar fiziksel güce sahip olmasaydı, kesinlikle onun kalkanının yerini değiştirmeyi başaramazdı...

''İşte bu kadar!'' Zend derin bir nefes almışken, arkasındaki kızın neşeli bir şekilde ellerini yukarı, gökyüzüne doğru kaldırmış olduğunu gördü. ''Yeterli vakti kazandım, teşekkürler askercikler!'' diyerek güldü ve ellerinin arasından, bir yıldırım çıkarmaya başladı.

''Yıldırımın Öfkesi!'' diye bağırdı ve ellerinin arasından çıkıp, direkt olarak Zend'e yönelen ejderha benzeri bir yaratığı serbest bıraktı! 

''Hahaha...'' diyerek gülümsedi ve biraz önce bıraktığı kılıcı henüz geri almadan, gelecek olan saldırıyı bekledi genç adam. ''Bu büyünün her yeri... Onu tutmama olanak sağlayacak enerji iplikleriyle dolu!'' dedi ve ona doğru hızla ilerleyen büyüyü, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanarak atlattı. Ardından o, yanından geçerken onun mavi ipliklerinden tuttu ve hızlı bir şekilde kıza yönlendirmek için ters çevirmeye çalıştı.

Ancak bu büyü öyle kolay yönlendirilebilecek bir büyü değildi, fark etmişti Zend. Sonuçta onu tutup savurmaya çalışmasına rağmen yönü değişmemişti! 

Biraz daha uğraştıktan sonra daha fazla vakit kaybetmek istemeyen genç adam, ''Öyleyse yere gir!'' diye bağırdıktan sonra, onu hemen yanındaki toprağa doğru soktu. Normalde bu saldırıyı rakibine yollamak güzel olurdu, ama her büyüyü istediği gibi kontrol edemiyordu Zend. Bu sebeple daha fazla çabalamayı göze almamıştı.

''N... N-Ne?'' Büyüyü mutlu ve neşeli bir şekilde yollamış olan kız Zend'e bakarken, gözlerindeki umutsuzluğu herkese belli edebilecek kadar artırmıştı.

''Bu tip büyüler, bana ulaşamaz.'' diye konuştu Zend, yüzündeki gülümseme, zaferin yaklaştığını hissetmesiyle birlikte ona gelen mutluluğun bir iziydi.

Ama bu iz fazla kalmamıştı...

''Bu resmen haksızlık!'' diye bir bağırış yankılandı ve Zend, gözlerinin önünde iki adet siyah gözün belirdiğini gördü. ''Sen onun büyüsünü tutuyorsun Zend, hile yapmayı kes! Adaleti yok ediyorsun!''

Kulaklarının içine dolan bu konuşmaların ardından, Zend sağ kolunun koparıldığını hissetti. ''AH!'' diye hiç beklemediği bir şeyle karşılaştığı için bağırırken, tekrar bir şeyleri daha duymuştu: ''Heheheh, evet, şimdi adaletli oldu... Ben yine adaleti sağladım, hadi dövüşmeye devam edin! HAHAHAHAHAHA!!!''

***

2520