Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

215. Bölüm Siyahlar'ın İçinde Bir Yer (4)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend, karşısına aniden çıkmış adamı görmesiyle birlikte niyetini daha fazla gizlemeye gerek duymadan, açık sözlü bir şekilde konuştu. ''Direkt olarak konuya girmek gerekirse, senin Siyahlar içerisindeki yerini almak için şu anda buraya geldim.'' 

''Oh...'' dedi ve kafasını, bahçenin içinde bekleyen diğer insanlara çevirdi hafifçe yaşlı görünen adam. 

''Merak etme, onlar sana saldırmayacak. Adil bir savaşa gireceğiz yani.'' Zend hemen önündeki Harbert'i rahatlatmak adına, onun şu anda görüyor olduğu kişilerin ona, Zend ile olan savaşları başlayıp bitmeden önce herhangi bir şekilde zarar vermeyeceğini anlattı. Aynı zamanda da biraz önce şehre girmeleriyle birlikte kafasına tekrar geçirdiği kapüşonunu çıkarak, kapüşonu taktığı zamanda da yüzünde kalmasını sağladığı kumaşın bağını çözdü.

''Anlıyorum,'' dedi adam, daha sonra da Zend'e çevirdi gözlerini. ''genç, bu karşımdaki kişileri görünce yerimi kaybedeceğimi düşünmüyor değilim.'' derken, yavaşça güldü. ''Sonuçta her gün yetmiş ikinci sıradaki Hollis'i, bir Ejderha Seviye savaşçıyı ve bir de Renkli Yıldırım Krallığı'nın prensesi Berinne'yi kapıma biriyle birlikte gelmişken göremiyorum; özel biri olmalısın, değil mi?'' dedi ve Zend'e bakarken, iyice gözlerini kıstı. ''Bir saniye, sen aranan biriydin, değil mi? Şu anda başında ödül olanların arasından, en kısa bir süre içerisinde en çok ödüle sahip olmayı başarmış olan kişiydin, ismin neydi tam hatırlayamadım ama bu yüzü gördüğümden eminim.'' 

''İsmim Zend.'' Zend dürüst bir şekilde cevap verirken, biraz sonra ölümüne savaşacak olduğu bir kişiye karşı yalan falan söylememesi gerektiğini düşünmekteydi.

''Evet evet, Zend'di ismin, hatırladım. Yedinci seviyeyken bana meydan okuyacak kadar deli misin diye soracaktım ama buna gerek yokmuş gibi görünüyor, sonuçta sen bu krallıkta en çok arananlardan biri olmayı başarmış bir durumdasın.'' diye Zend'in söylediğine cevap verdi adam. ''Şimdi savaşacak mıyız?'' diye sorarken, elini sırtındaki büyük baltasının sapına atmıştı. Pek düşmanca bir tavrı yoktu aslında onun, onu öldürmek zorunda olduğu için üzülmüştü biraz Zend.

''Evet, eğer senin için de sorun değilse şimdi başlamak istiyorum. Vakit kaybetmemem gerektiğini söyleyebilirim, sırana ihtiyacım olmasının sebebi de zaten başıma konulan ödülden dolayı kendimi biraz daha korumaya almamın zamanının artık gelmiş olması. Eğer ki bu sıraya sahip olup da gücümü kanıtlamazsam, başıma nasıl saldırıların geleceğini tahmin bile edemeyiz.'' dedi ve bir nefes verdi genç adam. ''Bunun için, daha önce hiç problem yaşamamış olduğum seni öldürmem gerektiği için çok üzgünüm, emin ol. Sırayı elde etmek için başka bir yolum yok, değil mi?'' diye sorarken Harbert'e bakmaya devam ediyordu.

''Hayır, tek yol öldürmek. Şu anki krallığın düşüncesi bu şekilde, birinden güçlü olduğunu ispat etmek için onu öldürmek gerekiyormuş, bence de yersiz bir uygulama ama elden bir şey gelmez.'' diyen iri yarı adam, Zend'in yanından geçerek oldukça büyük olan bahçesine doğru hızlı adımlarla ilerledi ve sırtındaki baltayı bir eliyle kavradıktan sonra hızlıca tutup çekerek, göğsünün önünde tuttu. 

''Gerçekten üzücü...'' diyen Zend, savaşa hazırlanarak elindeki kapüşonu ve siyah kumaşı bir kenara attı ve Kral Modu'nu veSavaş Tanrısı'nın Heyecanı'nı aktifleştirdi. Karşısındaki kişi kendisinden yüksek seviyede olduğu için, henüz küçükken Beyaz Taç'tan seçtiği birkaç teknikten hiçbiri etkinleşmeyecekti.  Yarı Tanrı Tekniği'nin de, karşısındaki kişiden seviye olarak daha aşağıda olduğu için çalışmayacağını biliyordu Zend. Yani elinde olan teknikler, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile birlikte bu üçüydü, bunlar dışında ek olarak ona destek olacak bir tekniği yoktu.

''Ne yazık ki öyle.'' diyen Harbert, Zend'e gelmesini işaret ederek beklemeye başlarken, birkaç tekniğini de aktifleştirmiş gibi görünüyordu. Adamın enerji dalgalanmaları artmıştı ve enerjisindeki, bir teknik kullandığını belli eden, yavaş yavaş oluşuyor olan azalma da Zend'e, karşısındaki adamın bir teknik kullanmaya başladığını göstermişti. ''Her neyse, savaşalım o halde. Zaten meydan okumalara alışığım, merak etme. Senin yerinde olsam ben de aynısını yapardım zaten, yanlış tahmin etmiyorsam yüzüncü kişiye meydan okumamanın da bir sebebi vardır; o arkadaşın ya da akraban falan mı? Sen zeki biri olmalısın, değil mi? Eğer yüzüncüye saldırmana büyük bir şey engel oluyor olmasaydı şu anda karşımda olmayacağına dair iddiaya girebilirim. Sonuçta Siyahlar'a girmeyi yeni başarmış bir çaylağı öldürmek, beni öldürmekten çok daha kolay olurdu. Aman, neyse. Kendini falan suçlama yani genç adam, Siyahlar'a girmenin en büyük bedeli nedensizce sürekli seni öldürmeye çalışmalarıdır. Üstelik yerinden kaldırılabilecek biri olarak görülüyorsan, her köşebaşında bir saldırganla karşılaşırsın. Doğrusu bundan bıktığımı söyleyebilirim, yakında Siyahlar'dan da ayrılacağım zaten. Bir miktar altın için çekilecek çile değil.'' diyerek Zend'e dikkatli bir şekilde bakmaya devam ederken, göğsüne kaldırdığı baltasının sapına ikinci elini de yolladı. Baltası, adamın ikinci eli ile buluşmasıyla birlikte üzerindeki turuncu rengi parlatarak artırdı. Normalde siyah renk olan baltanın üzerinde turuncu ve yeşil olmak üzere iki farklı renkte işlemeler vardı. İkinci elin de sapa ulaşmasıyla birlikte yeşiller olduğu gibi kalırken, turuncular Zend'in gözünü almayı birkaç saniyeliğine başarmıştı bile.

''Evet, Yua bir arkadaşım.'' diyerek cevap verdi Zend hızlıca.

Yukarıdan bir kartal sesi geldi, ama Zend birazdan başlamak üzere olduğu savaşa odaklandığı için kafasını kaldırıp yukarı bakmamayı tercih etmişti. Adamın ifadesinden anladığı üzere yukarıdan seslenen büyülü yaratık onun ortağıydı. Elbette bu savaşa karışmayacaktı, Eralkavender çoktan Zend'in omzundan atlamış ve kenara doğru, Zend ile Harbert'in yapacak olduğu savaşı dikkatle izlemek için gitmişti. Doksan dokuzuncu sırada birkaç yıldır vakit geçiren bir insanın büyülü yaratık ortağının da, bu tip sıra savaşlarında büyülü yaratıkların karışmaması gerektiğini biliyor olmalıydı. Sadece ortağına bir selam vermiş, şans yollamıştı anlaşılan. 

Zend hafifçe mırıldandı. ''Öyleyse bu savaşı ciddiye almalıyım.'' Yüzüğüne iki kere vurdu ve Hollis'in ona yeni verdiği Ruh Silahı ile aynı yerde olup birkaç saniye sonra elinde belirecek olan kızıl kılıcını beklemeye başladı. Elbette bu savaşta direkt olarak birincil kılıcını kullanmayacaktı. Sonuçta onunla saldırdığı zaman Zehirli Güneş Akrebi'nin zehri ortaya çıkıyordu ve Zend'in her bir saldırısı, enerjisini fazlaca harcamasına neden oluyordu. Bunu nasıl engelleyip aktifleştireceğini bilemediği için, şimdilik en son çare olarak onu kullanmaya karar vermişti. Zaten bu kılıcı da oldukça iyiydi, öyle sıradan bir kılıç değildi. 

Berinne'nin planına göre, aslında bu kılıcı şimdilik çıkarması bile gerekmiyordu. Çünkü ilk olarak ona saldırdıktan sonra, geri çekilip saldırıları yapan tarafın karşı taraf olmasını, yani enerjisinin azalmasını; dolayısıyla da hareketlerinin ve her türlü niteliğinin azalmasını sağlaması gerekiyordu. Ama Zend, o adama savaşmayı teklif ettikten sonra bir de kılıcını çıkarmamasının saygısızlık olacağını düşünmüştü. Onunla dalga geçmek gibi bir amacı yoktu sonuçta. Kılıcı saldırılardan kaçınırken taşıması onu çok da rahatsız edecek bir şey değildi. Çünkü Ranon, onun için, bir Ağır Kılıç'ı kullanmasını sağlayabilecek olan tekniği hazırlarken Zend'in Siyah Gökyüzü'nü kullanarak yaptığı kılıcı baz almıştı ve bu kızıl kılıç da diğerine göre daha hafif olduğu için, Zend'e göre taşıması kolay bir şeydi. Kılıcını çıkarmayıp karşısındakini hafife aldığı ve onunla alay ettiği izlenimini vermektense enerjisini biraz harcamayı tercih ediyordu genç adam.

''Bir Ağır Kılıç mı kullanacaksın?'' Harbert savaş pozisyonunu azıcık bozarak biraz doğruldu. ''Gerçekten mi?'' dedi. Sesinden akan inançsızlık ve sesin her tonunda olan hafif alay Zend'in fark edebileceği seviyeye çoktan ulaşmıştı.

''Evet, bir sorun yok değil mi?'' diye samimi bir şekilde cevapladı genç adam. Sağ elindeki kılıcının kabzasına sol elini de attı ve iki elini de kullanırken, rakibini izlemeye başladı. Ağır Kılıç'ı elinde bulundurduğu, kaldırdığı bir durumdayken Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanamadığı için Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'ndan ve Kral Modu'ndan aldığı hız ile yetinmeliydi şimdi. 

''Yok canım, sorun falan yok.'' diye konuşurken tekrar biraz daha eğilerek tam savaş pozisyonunu aldı Harbert. Zend'e keskin bir şekilde bakıyordu. ''Sadece ilginç geldi, Yama Ailesi'nden falan mısın yoksa?'' diye sordu. Zend'in soyadı, aranıyor posterinde yazmıyor olduğu için onun hangi aileden olduğunu, onu gerçek hayatta tanımadığı halde bilen biri yoktu. Zaten onu gerçek hayatta tanıyanların da tamamı gencin soyadını bilmiyordu.

''Bu çok da önemli değil, haksız mıyım?'' dedi Zend. Şimdi bu işin içine girerse çıkamayacağının farkındaydı. ''Geliyorum!'' dedi derin bir nefes aldıktan sonra ve savaşı başlatmak için rakibine doğru ilerlemeye başladı. Bu savaşta deneyim avantajı kesinlikle karşı taraftaydı ve Zend, bu sebeple çok dikkatli olmaya çalışacaktı.

''Gel bakalım!'' diye cevap veren Harbert, çoktan baltasını Zend'in saldırısını karşılayacak bir şekilde tutmaya başlamıştı.

Zend olabildiği kadar hızlı olarak, Harbert'in önüne fırladı ve kendine göre biraz geride kalan kılıcını hızlıca çekerek, adamın vücudunu korumak üzere üstüne kaldırılmış baltaya, pek fazla gücünü harcamadan vurdu. Sonuçta birincil amaç o adamı yormaktı. Onu yormaya çalışırken kendisi yorulursa, planlar bozulmuş olurdu.

Bam! 

Metallerin çarpışmasıyla birlikte etrafa hızlıca saçılan kıvılcımların gözden kaybolması uzun zaman almamıştı. Zend planlandığı üzere kılıcını bir kere savurduktan sonra geri çekilerek karşı tarafın saldırıya geçmesini beklemeye başlamıştı ki, Harbert'in konuşmasını duydu.

''Vay anasını...'' dedi adam sitem edermişçesine. ''Tüm gücünü kullanmayıp benim enerjimi bitirmem için ilk saldırıyı yapmış olsan dahi, şu Ağır Kılıçların gücünden dolayı normalde bana tüm gücüyle saldıran insanlarınkini karşıladığım zamankinden daha çok ağrıdı kollarım. Gerçekten hayvansı bir güç var ortada...'' 

Zend onun söyledikleriyle birlikte şaşırıp kalmıştı. ''Daha ilk saldırımı yapmışken tüm gücümü kullanmadığımı nasıl fark edebiliyorsun?'' diye sorarken, gözleri hafifçe açılmıştı.

''Kullandığın kılıca bir bak, onu böyle kolayca savurabildiğine göre tüm gücünle saldırdığında da ciddi anlamda büyük bir hasar verebilecek kadar fazla bir güce sahip olman gerekiyor. Ama sen saldırdığında ve ben tüm gücü baltamla karşıladığımda, kollarımdaki uyuşukluk çok da fazla değildi. Yani kendini tutarak saldırdığın açıktı, üstelik ben enerjime fazla yatırım yapmadığım için savaşırken enerjimi çabucak tüketiyorum. Genelde bana karşı kurulan planlar da ilk olarak bir saldırı yaptıktan sonra benim saldırmama izin verilecek şekilde geri çekilinmesi, ardından da benim saldırıp enerjimi bitirmeme yönelik oluyor. Yani bu plana alışkınım, kollarımdaki uyuşukluktan ve senin saldırıdan sonra geri çekildiğinden, senin de bu planı uygulamaya çalıştığını fark edebiliyorum, açık bir şey yani bu.'' Harbert, kollarına ve baltasına hızlıca göz gezdirdi ve Zend'e cevap verdi. ''Evlat, senin planlamadığın kadar deneyimliyim ben, bu unsuru sakın unutma. Yoksa öldürülebilirsin. Benim yerime çevik ve ölümcül birine karşı böyle yapmış olsaydın, senin geri çekileceğini tahmin edip, sen kendini geri atmışken göğsüne kılıcını veya bıçağını, sen daha ne olduğunu anlamadan sokabilirdi.'' Öğüt verircesine konuşuyordu adam.

''Anlıyorum... Teşekkürler.'' Zend karşısındaki kişiye bakarak samimi bir şekilde teşekkür etti ve tekrar saldırmaya hazırlandı. Sonuçta artık adam Zend'in nasıl savaşacağını çözmüş durumdaydı, Zend bu tecrübeye hayran kalırken, keşfedilmiş taktiği ile daha fazla devam edemezdi. 

''Ne demek...'' diyen adam Zend'in ikinci saldırısını beklemeye başladı.

Zend, adamın saldırmaya niyetinin olmadığını görünce saldırması gerektiğini iyice kendine kanıtladı ve tekrar atağa geçti.

Bam! Bu sefer kullandığı gücünü biraz daha artırdı ve biraz önceki gibi yukarıdan gerçekleştirdiği saldırının hemen ardından, kılıcını sol tarafa kaydırdı ve soldan bir saldırı gerçekleştirdi. Ağır Kılıç'ın gücü, gerçekten de çok uzaklardan anlaşılabiliyordu. Berinne, Hollis ve Sanzirna, Zend'in kullandığı kılıcın etkisini çoktan fark etmişlerdi. 

''Onu bıraktığımda, bir sonraki karşılaşmamızda böylesine bir güce sahip olabileceğini aklımın ucundan bile geçirmiyordum.'' diye konuştu Hollis, Zend'e bakarken. ''Saldırılarının güç seviyesi o kadar fazla ki, onu savurmasıyla etrafa yayılan enerji dalgaları buraya kadar geliyor. Bu kadar kısa bir sürede aramızdaki güç farkı böylesine kapandıysa, onun geleceğinde ne olacak, dünya üzerinde onunla birlikte en çok vakit geçiren kişi olan ben bile tahmin edemiyorum.'' 

''Kesinlikle.'' diye Hollis'e hak verdi Berinne. ''O siyah kılıcı Beyaz Taç'ta çıkardığında ne olduğunu tam olarak anlayamamıştım ve Zend'in onu gerçekten de kullanabiliyor olduğuna bir kanıt bulamamıştım, ama görünen o ki; Zend bir Ağır Kılıç'ı, Yama Ailesi'nden olmamasına rağmen kullanabiliyor. Üstelik bu kılıcı, sanki kendi gücünün yettiğinden daha aşağıdaki bir şeyi tutuyormuş gibi tutuyor, baksana. Onu iki eliyle savuruyor ve kılıç bu boyutuna ve muhtemelen hepimizin içinde şaşkınlık oluşmasını sağlayacak kadar fazla olan ağırlığına rağmen, aşırı derecede hızlı hareket ediyor. Gerçekten garip...'' 

''Zend her zaman sürprizlerle dolu bir çocuktu zaten. Hiç beklemediğim bir şeyi çoktan başardığına pek çok kez tanık olduğumu söyleyebilirim, bu Ağır Kılıçlardan ikincisine bile sahipmiş...'' Hollis Zend'e bakarak keyifli bir şekilde konuşmaya devam etti. 

''...'' Berinne sessiz kalıp Zend'i izlemeyi tercih etmişti. Sanzirna zaten dikkatli bir şekilde gözleriyle Zend'i takip ediyor olduğu için, Hollis ve Berinne'nin sohbetine katılma girişiminde bulunmamıştı bile.

Bam!

Zend'in kılıcı tekrar baltayla çarpışmıştı ve Zend'in saldırısının bitmesiyle birlikte başlayan kısacık bir boşlukta, Harbert'in baltasındaki yeşil işlemelerin de parlamasıyla birlikte balta, Zend'e doğru ilerlemeye başlamıştı.

Zend güç olarak Harbert'ten üstün olduğunun çoktan farkına varmıştı. Dolayısıyla onun yaptığı saldırıyı güç uygulayarak durdurabileceğini düşünüyordu, kendini hafifçe geri atıp baltayı Zend'in sol tarafından ona doğru savurarak uç kısmının gence denk gelmesini sağlamaya çalışan adamın içine, ellerini Ağır Kılıç'tan çektikten sonra girdi. Daha sonra da iki eliyle, baltanın sapındaki, Harbert'in ellerinin olduğu bölgenin üzerindeki bir yerden tutarak tutarak, sırtını Harbert'e doğru döndü ve baltayı, kendi soluna doğru tüm gücüyle çekti. 

Baltayı bırakmayan Harbert, Zend'in onu savurmasıyla birlikte bahçesini çevreleyen duvarlardan birine doğru uçarak ilerledi ve büyük bir toz bulutunun kalkmasına neden olarak, duvara çarptı.

Zend tatmin olmuş bir şekilde, yerde bir göçük oluştururken Zend'in bıraktığı yerde duruyor olan kılıcını aldı, galibiyeti almış gibi hissediyordu.

Ama biraz sonra, hiç beklemediği bir şeyle birlikte bu adamı yenmekten çok uzaklaşacaktı...

***

1991