Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

214. Bölüm Siyahlar'ın İçinde Bir Yer (3)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Hollis'in gelişinin ardından kısa bir süre geçmişti ki, yatağın üzerindeki genç yanlarına dönüp duruyordu. Zaten bir kere uyandırıldığı için, tekrar yatağa yattığında uyuyamayacağını biliyordu Zend ve bu yüzden, sadece yatmaya devam ederek vücudunu dinlendirmekle yetinmeyi tercih etmişti.. Hollis ise anında uyumuştu. Zend gözünün kenarıyla kanepede uyuyan ustasına baktığı zaman rahatlamış bir durumda olduğu için ince, hafif bir hale gelmiş düşüncelerinin kafasında serbestçe dolaşmasına izin verdi. Ustası geçen gece biraz yorulmuş olacaktı ki, kafasını koyduktan sonra uyuması hiç vakit almamıştı. ''Ama aslında ustam hep böyle uykucuydu...'' diye mırıldandı Zend. Ustası ile ilgili bildiği kesin şeylerden biri de, Hollis'in her yerde, her zaman ve her şekilde istediği gibi uykuya dalabilme yeteneğine sahip olduğuydu. Tıpkı Era gibiydi o da... Zend'in kıskandığı kişiler serisinde bir başka yer çoktan dolmuştu, onun bu yeteneğini öğrendiği zaman, genç adam.

Birkaç saat içerisinde hava iyice aydınlanmıştı ve bulutların ardından göz kırpan güneşin cömert bir şekilde yolladığı ışınlar, Zend'in gözlerine ulaşmayı başarmıştı. Kendini dinlendirmeye bir süredir devam ediyor olan genç adam, artık yatakta geçirmesi gereken sürenin sonuna geldiğini düşünerek hızlıca ayağa kalktı ve zaten saatler önce uyanmış olduğu için, yarı uykulu bir hale sahip olmadan koltukta uyumaya devam eden Hollis'in yanına gitti ve ona birkaç kere dokundu. ''Usta, sabah oldu, artık kalkmamız gerek. Şafak vakti çoktan geçmiş bile, baksana!'' diyerek hafifçe sesini yükseltti ve ustası yavaşça kalkmaya başlamışken, kıyafetlerini değiştirmek üzere odada diğer tarafa doğru ilerledi. 

''Sabah oldu mu?'' Hollis gerilip aynı anda esneyerek konuştu ve ellerini, şu anda oturuyor pozisyona geçmiş olduğu kanepenin oturduğu kısmındaki kenarlarına dayayarak beklemeye başladı. ''Ne çabuk...'' 

''Evet, sabah oldu usta.'' diye konuştu Zend, kafasını hızlıca çevirip ustasına baktı. ''Zaten gece üstünü değiştirmeden uykuya daldığını hatırlıyorum, şu anda dışarı çıkarken giyecek bir şeyin yok, değil mi?'' Zend ustasının kıyafetlerini incelemeyi hızlıca bitirdikten sonra kendi dolabından birkaç kıyafeti çıkardı ve ustasına fırlattı. ''Artık aramızda beden olarak çok da büyük bir fark olmadığı için muhtemelen bana olan kıyafetler sana da olacaktır.'' dedi ve ona doğru baktı.

Hollis Zend'in attığı üstü, omuzlarından tutarak kendi omuzlarına yaklaştırdı ve kendine uyup uymayacağı ile ilgili küçük bir deney yaptı. ''Tamam, bence de senin kıyafetlerin artık bana da uymaya başlamıştır herhalde.'' dedi gülerek.

''Hadi giyin de çıkalım usta, hızlıca yemek yeriz ve Harbert'in yanına gideriz.'' Zend sabırsız bir şekilde konuştu. Kıyafetlerini giyinmeyi çoktan bitirmişti ve yerinde duramıyordu çünkü çok heyecanlıydı, ona dışarıdan bakan biri; gencin ciddi anlamda heyecanlı olduğunu her halükarda anlardı. Zend şu an enerjisinin dinçliğinden kaynaklı, çok enerjik hissediyordu ve yerinde durmak istemiyordu. Kafasında gece boyu Harbert ile nasıl savaşacağını kurmuştu, onun baltasını ve Berinne'nin planındaki gibi, ondan nasıl kaçacağını hayal ediyordu. Daha önce o üç yıl içerisinde, baltalı kişilere karşı savaştığı söylenebilirdi. İki elle kullanılan ağır baltaları savuran kişiler, genellikle onu savurduktan sonra kısa bir süre hareketsiz kalıp, saldırıya açık bir hale geliyordu. Zend gece kendi Kadonsu'nda yapay bir Harbert oluşturmuş, onun hareketlerini tahmin etmiş ve kendi kendine devamlı olarak onu yenmiş ve yarınki karşılaşmasına zihinsel olarak kendisini hazırlamıştı.

''Bakıyorum da çok isteklisin.'' diyerek güldü Hollis. Zend'in bu hevesli tavrı, onun hoşuna gitmiş gibi görünüyordu. ''Uzun zamandır seni bu kadar hevesli bir şekilde görmüyorum, en son o sokakta sana Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni öğreteceğimi ve Büyülü Yaratık Sıradağları'ndan Chibui Dağı'na gideceğimizi söylediğimde bu kadar heyecanlanıp heveslenmiştin galiba. Hahaha, nostalji.'' Hollis de Zend'in eskiden sık sık takındığı bu heyecanlı ve istekli tavrını özlemiş gibi görünüyordu. 

''Evet, ben daha küçükken, değil mi?'' dedi Zend. Hollis kıyafetlerini giymeyi bitirmişti ve biraz önce omzuna doğru atılmış olan Eralkavender'in de, omzuna doğru kafasını çevirerek baktıktan sonra orada olduğunu anlayan genç adam, hazır olduklarını düşünerek kapının dışına doğru ilerledi. 

''Küçükken, evet...'' diye mırıldandı Hollis, sonra Zend'in önden gittiğini görünce hemen ekledi: ''Geldim, geldim.'' 

''Günaydın Berinne,'' diyerek koridorda ilk yüzünü gördüğü kişiye bir selam verdi Zend. Ardından, ''sana da günaydın Sanzirna, iyi uyudun mu?'' diye Sanzirna'ya da selam verdikten sonra, merdivenlerden aşağı ilerlemeye başladı. 

''Günaydın.'' Berinne ve Sanzirna, aynı anda Zend'e cevap verdiler. ''Evet, iyi uyudum. Sana bir şey olursa diye hazırda beklemeye hazırım her an.'' diye devam ettirdi konuşmasını Sanzirna, kendine güvenen tavrı, her zaman olduğu gibi yine üstündeydi. 

''Sen hazır mısın?'' diyerek Zend'in omzuna dokunan Berinne, hemen sordu. ''Harbert gibi deneyimli sayılabilecek bir savaşçıyla daha önce savaşmış mıydın?'' diye de sorularının devamını getirdi.

''Hazırım, sorun yok.'' dedi Zend, ardından; aklından geçmişte savaşmış olduğu kişileri geçirmeye başladı. Hırsız Çağı'nda deneyimli biriyle savaşmış olmalıydı, değil mi? Oradakiler elbette güç olarak Pounz'un en güçlü yüz kişisinden, Siyahlar'dan birine denk olamazdı ama sonuçta çok zayıf oldukları da söylenemezdi. Sonuçta yıllar boyunca aranmış; fakat yakalanmamış ve kaçmayı başarmış olan Hırsız Çağı'nın liderini de çok zorlanmadan öldürmeyi başarmıştı. Üstelik silahsızken... Şimdi Ağır Kılıç'ı yanındayken, o kişi tarafından yenilmesi imkansız bir hale gelmiş sayılabilirdi. Kendine böyle bakıyordu yani Zend. ''Onun kadar deneyimli biriyle savaştım mı tam olarak bilmiyorum ama deneyimli olduğunu düşündüğüm kişilerle savaştığımdan emin olabilirsin.'' diye devam etti Berinne'ye bir bakış atıp.

''Peki, planımızı hatırlıyorsun değil mi?'' diye bir soru daha ekleyen Berinne, bugün hiçbir aksiliğin yaşanmasını istemiyormuş gibi görünüyordu.

''Elbette, gece boyu tekrar ettim, endişe etme.'' diye cevap verdi Zend. Rahat ve kendine güvenen bir ifadenin işgali altındaydı yüzü, genç adamın.

''Tamam, o halde bir sorun yok.'' Berinne kafasını salladı birkaç kere ve aklından, Zend'in savaşacağı kişiyle ilgili birkaç bilgiyi tekrar geçirmeye başladı. Bu planda bir kusur olmasını istemiyordu ve her halükarda, Zend'in bu savaşı kazanması lazımdı. ''Ustanı da gördüğüme ve şu ana kadar bana Harbert'in yerinden haberin olmadığını söylemediğine göre, şu anda aklında Harbert'in şimdi kalıyor olduğu yerin olduğunu kabul edebilir miyim?'' 

''Elbette, ustam dün gece onu Fagse Şehri'nde görmüş bile, Fagse Şehri'nin de buraya fazla uzak olmamasından sebep; bugün oraya, yani Harbert'in yanına hızlıca gitmemiz mümkün.'' dedi Zend. ''Şimdi bir şeyler atıştıralım.'' dedi ve Beyaz Taç'ın ana binasının salonundan, yiyebilecek bir şeyler bulabilecekleri bir yerlere doğru geçmeye başladılar. Salon bugün pek dolu değildi. Zaten normalde de çok üyesi olmayan Beyaz Taç'ın, sabahın böyle erken saatlerinde geleni hiç olmuyordu. Üstüne üstlük bugün tatil olduğu için, kimse bu saatte kalkmak istememiş gibi görünüyordu. ''Aç bir karna sahipken savaşmak istemediğimden eminim.'' 

***

''Ne kadar yolumuz var şu anda?'' diye soran genç kız Zend'e bakıyordu, bir atın sırtındaydı.

''En fazla on dakika sonra Fagse Şehri'nin sınırları içerisinden gireriz Berinne, merak etme.'' Hollis, yavaşça birazcık arkasına dönerek göz ucuyla sarı saçlarını yalayan rüzgara karşı inatla gözlerini açan kıza doğru baktı ve konuştu. 

''Tamamdır.'' Berinne kafasıyla onayladı ve hızlı bir şekilde ilerlemeye devam ederken, üstünde olduğu atın ipini sıkıca tutmayı sürdürdü. Şehirler arasında olan ıssız bir yolda atların üstüne atlayıp hızlı bir şekilde ilerliyor oldukları için kapüşonunu çıkarmış ve saçlarının rüzgarla zarifçe dans ederken dalgalanmasına izin vermişti. Bu şekilde hızlı bir şeyler yapmayı seviyordu genç kız, şu anda da oldukça mutluydu zaten.

Zend at binmeyi hızlıca öğrenmişti daha önce, Chibui'de birkaç kere at binmeye çalışmıştı ve ilk deneyişlerinde başarısız olup, bunun dışarıdan görüldüğü kadar kolay bir iş olmadığını anlamış olsa da, daha sonra seri seri kavramaya başlamış, kısa bir süre içerisinde tam hakimiyetle at binmeyi kavramıştı. Atlar, dünya çapında koşuya en dayanıklı hayvanlar olarak geçiyordu. Eğer bir de üstüne dayanıklılıklarının ve hızlarının artması için büyü yapılırsa, seyahat için en kullanışlı binek hayvan olarak görülmeleri çok kolay oluyordu. Zaten onlar kadar hızlı koşup devamlı olarak bunu sürdüren pek çok büyülü yaratık veya hayvan da olmuyordu. 

Bir at arabasına binmeyi tercih etmemişlerdi, çünkü Chibui'de ve dünya çapında at arabalarının birincil özelliği hızlı gitmek kesinlikle değildi. Daha çok konfora ve rahatlığa önem veriyordu insanlar. Ama Zendlere şu anda gereken şey rahatlık değil, hızlılıktı. Bu yüzden hızlı bir şekilde ilerleyebilmek için bireysel olarak birkaç at kiralayıp onlara binerek ilerlemeyi tercih etmişlerdi. Bu şekilde çok daha hızlı oluyorlardı.

Tek başınıza yapamayacağınız veya gerçekten de zorlanacağınız işleri yapmak için büyülü yaratıkları veya hayvanları kiralayabileceğiniz yerler dünya çapında mevcuttu. Kiralayacağınız hayvanın kalitesine ve seviyesine göre artıp azalan ücretler vardı, eğer ciddi miktarda bir parayı gözden çıkarırsanız, birini öldürmesi için bile bir büyülü yaratığı kiralayabiliyordunuz. Bu gibi yerler şehrin hemen her yanında oluyordu ve biraz dolaşıldığında, bu tip, hayvanları ve büyülü yaratıkları kiralayabilineceği yerlerle karşılaşılması zaten garantiydi.

''Şehrin girişi burada.'' Hollis atının iplerini hafifçe çekerek hayvanın yavaşlamasını ve daha sonra da durmasını sağladı ve eski gibi görünen bir kapıyı gösterdi eliyle. ''Harbert'in olduğu yer ise buradan daha ileride, şehir merkezine doğru biraz daha gideceğiz ve onu evinde yakalayabileceğiz. Daha sonra Zend ona meydan okuyacak ve öldürebilirse öldürecek, öldüremezse de onu da alıp buradan gideceğiz şimdilik. Zaten Zend'i, yüzü kapalı olsa bile dışarı çıkarmak oldukça tehlikeliydi. Tolan'ın içerisinden geçerken biri fark edecek ve olay çıkacak diye çekine çekine ilerledik, şimdi bir de Fagse Şehri'nin içlerine doğru ilerlemeyelim. Eğer gittiğimizde Harbert'i bulamazsak, geri gelebileceği bir vakte kadar bekleyelim ve geri gelmezse de zorlamayıp dönelim yani. Eğer bizi gören olduysa, birilerine haber verip buraya gelmeleri, ufak bile olsa bir risk doğurur.'' Hollis uyarıcı bir şekilde konuşurken, durduğu yerde atının biraz dinlenmesine olanak sağlıyordu. Sürekli koşacak değildi hayvanlar, onlar da zorlanıyordu ve onlardan devamlı olarak koşmaya devam etmelerini istemek de zaten canilik olurdu. Hollis yanına aldığı birkaç parça yiyeceği atına verdi ve etraftakilere de böyle yapmasını söyledi, keyifli bir şekilde yemeği yiyen atın, yemeğini bitirdiğini görmesiyle birlikte atını gösterdiği kapıya doğru sürmeye başlamıştı tekrardan.

''Doğru söylüyor.'' dedi Berinne Hollis'i onaylayarak. 

Sanzirna da başını salladı ama sessiz kalmayı tercih etti.

Yükselmeye devam eden güneşin altında koşturan atların üzerindeki kişiler, kısa bir süre sonra, şehre yaklaşmaya devam ederken bir anda atını durdurmuş, inmişti. ''İşte burası Zend.'' diye parmağıyla, iki katlı, geniş bir binayı gösterdi Hollis.

Zend heyecanını bastırmaya çalışarak, derin bir nefes aldı ve tüm kötü ya da herhangi bir umut kırıcılığı taşıyan düşüncelerini yok etti. ''Şimdi gidip onunla savaşacağım.'' dedi ve evin kapısına doğru ilerlerken, etrafında bir göz gezdirdi. Harbert çiftlik tarzı bir yerde yaşıyordu anlaşılan, etrafta tek tük evler vardı ve her yer genellikle tarla, ot ve garip bitkilerden oluşmaktaydı. Bu Zend'in işine geliyordu aslında, gözden ırak olmanın Zend'e hiçbir zararı olmazdı, bu net bir şeydi.

Kapıya ulaşır ulaşmaz, birkaç kere vurdu Zend. Kapının açılmasını beklerken, evin çatısından biri aşağı atladı ve sırtındaki büyük baltasıyla etrafa tehlike saçarak, üzerinde parlayan zırhı aracılığıyla güneşten aldığı ışınları Zend'e yollayan bir adam, genç adamın karşısına geçti. ''Ne için gelmiştiniz?'' 

***

1640