Ee yendi işte adamı ? dışardan bişey olacak dimi zendi durduran şey ?????
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
216. Bölüm Siyahlar'ın İçinde Bir Yer (5)
''Hislerim yanılıyor mu yoksa?'' diye konuştu duvarın içinden çıkan Harbert, Zend'e bakmaya devam ediyordu. ''Karşımdaki kişi yedinci seviyede değil mi?'' dedi, saçına dolmuş toz ve küçük taş parçalarını atmak için kafasını biraz salladı. ''Daha önce Yama Ailesi'nden biriyle savaşmıştım ve o da Ağır Kılıç kullanmaktaydı, ama onun, bu kadar fazla bir güce sahip olmadığından eminim.''
''Yanılmıyorsun, yedinci seviyedeyim.'' Zend hafifçe gülümsedi. ''Ama sadece yedinci seviyede sahip olmam gereken fiziksel güç miktarına sahip olmak zorundayım diye bir kural yok sonuçta.''
''Demek enerjini geliştirmek yerine gücüne yatırım yapmayı tercih ettin...'' Harbert baltasını kaldırdı tekrar ve Zend'e doğru bakmaya devam etti. ''Salak falan mısın sen? Fiziksel gücünü bu seviyeye çıkarmak için uğraşıp durmak yerine enerjinin seviyesini yükseltmeye odaklansaydın şu anda belki de Dünya Seviyesi'ni aşmış olurdun. Sonuçta şu anda ciddi anlamda yüksek bir fiziksel güce sahip olsan da, enerjinin pek fazla olduğunu söyleyemeyiz. Onunla birkaç saldırı yaptıktan sonra enerjin kalıyor mu ki? Ek olarak enerjinin seviye olarak yükselmesinin birden fazla avantajı var, şu anda fiziksel gücünü ne kadar yükseltirsen yükselt ölümsüzlük yolunda yürümemiş oluyorsun. Yaşlanacaksın yani, enerjini geliştirmek için uğraşmış haline göre şu anda çok daha yaşlısın, bunu birkaç sene içinde zaten net olarak anlayabileceksin. Ancak bu yaşta bu güce ulaşabildiğini de göz önüne aldığımız zaman, bu gücü elde etmek için çok da vakit geçirmiş gibi görünmüyorsun, yani enerjini geliştirmek için önünde hala çok uzun bir süre var. Bu kılıcı kullanabilecek güce sahip olmak için, aranıyor ilanında okuduğuma göre on yedi yaşındasın, on yedi yıl boyunca çalışmış olsan dahi, önümüzdeki on yedi yılda da doğal nedenlerden ölmemenin muhtemel olmasından dolayı enerjini yine hızlıca geliştirip, ek olarak bu güce sahip olman, seni yenilmez bir savaşçı yapabilecektir. Vay canına... Şimdi, neden yedinci seviye birinin başına bu kadar büyük bir ödülü koyduklarını anlayabiliyorum. Kısa bir süre içerisinde hem Ejderha Seviye, hem de bu abartılı güce sahip olan biri olabilirsin. Yani seni izlemiş olan biri, tehlikeleri görüp senin canını, sen fazlasıyla güçlenmeden önce almak istiyor çünkü rakibi olman gibi bir ihtimalin var olmasını istemiyor...'' Harbert'in uzunca olan konuşması boyunca kimse, bir diğerine saldırmamıştı. Zend sakince karşısındaki, kendisinden deneyimli olduğunu bildiği ve bu yüzden düşüncelerine önem verdiği bu adamın konuşmasını dikkatlice dinleyip, iyice aklına kazımıştı. Aslında onun geleceği pek planladığı söylenemezdi, gelişimi açısından hayat onu nereye sürüklerse oraya gidecekti ve gelişimini bu şekilde sürdürecekti. Tabii ki hedefleri vardı ama kendine, nasıl güçleneceği konusunda net bir yol çizmediği de ortadaydı. Zend'in seviye olarak yükselmemesinin sebebi, Venda ve diğer Zend'e düşman olabilecek kişilerin gözüne batmamaktı. Daha sonra fiziksel gücüne yatırım yaparken ne yazık ki Venda onu bir şekilde bulmuştu, Zend o an fiziksel olarak güçlenmeye devam etmeyi anlamsız görmüştü, çünkü bunun amacının Venda'nın onu bulamaması olduğunu düşünmekteydi ve Venda'nın da onu bulmasının ardından, bunu bırakıp seviye atlamak istemişti. Ama Ranon buna izin vermemişti çünkü zaten başladıklarını, geri dönerlerse vakit kaybı yaşayacaklarını ve Zend'in bu yaşında hiçbir vakit kaybına uğramamalarının gerektiğini söylemişti. Ayrıca fiziksel gücüne yatırım yapmasının tek nedeninin Venda'ya yakalanmamak olmadığını da söylemişti genç adama, bu şekilde ilerlemelerinin; yani Zend'in güç olarak gelişmesinin bir nedeninin de Venda'nın onu bulmasının ardından, onu birincil ve öncelikli hedef yapmaması olduğunu söylemişti. Sonuçta Venda'nın yapması gereken başka işleri de olmalıydı ve Zend'in yüksek seviyeli biri olmaya başladığını görürse onu hemen öldürülmesi gereken ciddi bir av olduğunu düşünebilirdi, bu da Zend'in peşine daha çok adam yollamasına neden olurdu. Elbette bunun sonucu olarak da Zend, bir türlü rahat edemezdi.
Ancak Venda'nın birkaç yıldır neden Zend'i öldürmeye çalışmadığını, Ranon da Zend de anlamlandıramamışlardı. Yine de başladıkları yoldan devam etmek, şüphesiz en kârlı olan seçenek olarak görünmüştü ikisine de.
''Anlıyorum...'' dedi Zend. ''Tavsiyeler için teşekkürler,'' diyerek alçak gönüllü bir şekilde teşekkür ettikten sonra kılıcını tekrar savaş pozisyonunda, iki eliyle sıkıca kavrayarak tutmaya başladı.
''Rica ederim, ne demek...'' diyerek biraz önceki savaş pozisyonuna geçti Harbert. ''Bu sefer de ben geleyim o zaman!'' diye sesli bir şekilde konuştuktan sonra bir savaş narası atarak, Zend'e doğru koşmaya başladı.
Zend adamın saldırısını beklerken tamamen tetikteydi. Onun nereden saldıracağını tahmin edebiliyordu, çünkü bu tip saldırılara kendi Kadonsu'nda da, o manyak adamın Kadonsu'nda da pek çok kez maruz kalmıştı ve artık, kendisine nereden saldırılacağını kestirebilme gibi bir yeteneğe sahip olduğu söylenebilirdi. Baltasını tutuş şekline bakılırsa, adam Zend'e sağ tarafından saldıracaktı.
Bam!
Zend Harbert baltasını savurmadan hemen önce, onun saldıracağını tahmin ettiği yere kılıcını göndermiş ve neredeyse uzun bir kalkan genişliğinde olan kılıcının onu korumasına izin vermişti. Harbert'in baltası geriye doğru savrulurken, Zend de kılıcını tekrar göğsünün önüne doğru getirmişti. Ancak bu sefer, Harbert'in saldırısını tahmin etmesi mümkün olmamıştı çünkü adam zaten Zend'in yakınındayken, baltayı öyle bir hızla göndermişti ki, Zend ancak ayağından güç alarak kendini geri atmayı başarabilmişti.
Bir nefes verdi Zend. Biraz önce Harbert bir teknik kullanmıştı göründüğü üzere, bundan önceki saldırılarında o kadar hızlı hareket etmiyordu çünkü. Üstelik şimdi enerjisinin dalgalanmaları da artmıştı ve bir tekniği kullanmaya başladığını, bu şekilde Zend'e kanıtlamıştı.
Harbert hiç vakit kaybetmeden baltası azıcık geride kalırken Zend'e doğru koşmuş ve Zend'in göğsüne doğru, baltasının ortasındaki sivri kısmı yollamıştı bu sefer.
Zend ise, birkaç saniye içerisinde göğsünün biraz altından akan kanları görmeyi başarabilmişti. Kılıcı yüzünden çok hızlı hareket etmesi mümkün olmuyordu ve Savaş Tanrısı'nın Heyecanı ile Kral Modu'ndan gelen hız bile en azından yarıya iniyordu. Bu kadar ağır bir nesneyle birlikte hızlı hareket etmesi zaten mucizevi bir şey olurdu. Üstelik adamın, sağdan, soldan ya da üstten saldıracağını düşünürken onun, baltasının ortasındaki diken benzeri kısmı kullanarak saldıracağını tahmin edememişti.
Zend, enerjisinden sonra hız ve güce yatırım yapmış olan bu savaşçıya karşı ayakta kalmak istiyorsa, bunu ancak onun saldırılarını tahmin ederek yapabileceğinin farkındaydı. Çünkü elindeki tonluk kılıçla onun hızına yetişmesi imkansızdı genç adamın, Ağır Kılıç ile birlikte henüz çok tecrübesi olmadığı için, onu tam olarak kullanabildiğini söyleyemezdi. Yalnızca kısa bir sürelik boşluğunda, adamın baltasının sivri kısmı çoktan onun karnına girmişti bile.
Zend karın kaslarını sıkarken, çok uzun olmasa da karnının biraz içine doğru ilerlemiş bir kısma sahip olan baltayı sol eliyle itti ve karından dışarı çıkmasını sağladı. Daha sonra ise bir baltanın dezavantajı olan, üst kısmındaki sivri olmayan yerlerden tutarak, Harbert'in baltayı geri çekmesini engelledi. Sağ elindeki kılıcını ise, tüm gücünü kullanarak Harbert'in baltasının üstüne doğru savurdu. Harbert'in gücü, o sırada baltasını ne itmeye, ne de çekmeye yetmişti. Zend sadece bir elini kullanarak onun baltasını tutuyor olsa bile, tüm vücudunun gücünü kullanarak, kısa bir süre içinde baltasını çekmeyi başaramamıştı.
Bam!
Zend'in sağ eliyle indirdiği kılıcı, Harbert'in baltasının üstüne inmişti ve artık, balta eski şekline sahip değildi.
Zend, orta kısmına vurup parçalamış olduğu baltaya bir göz attıktan sonra onu yavaşça yere bıraktı ve Harbert'in, aceleyle geri çekilişini izledi. Karnından hızlı hızlı kan akıyor olsa da, bunu önemsemek istememişti. Kral Modu'nda ilerleme katetmiş olsaydı eğer, şu anda akan kanın durmasını sağlayabilirdi. Kral Modu vücut üzerinde tam kontrol sağladığı için kan akışı da buna dahildi sonuçta. Belirli yerlerdeki kan akışını durdurmak onun sağladığı en iyi avantajlardan biriydi.
Adam kırılmış baltasına bakarken, birazcık terlemeye başlamış gibiydi. Zend'i izlerken, alnındaki teri silmişti.
'Son derece deneyimsiz...' diye geçirdi içinden. 'Birazcık daha tecrübeli olsa şu anda kesinlikle ölüydüm, onun bir saldırısının vücuduma isabet ettiğini düşünüyorum da, hiç şüphe yok, baltamı bile direkt kırabilen bir güç beni tek saldırıda öldürmeyi başarabilecektir.'
Zend içten içe tatmin olmaya devam ederken, Harbert'in düşünceli yüz ifadesine baktı. Karnına, kanamanın yavaşlaması için bir eliyle sertçe bastırırken, diğer eliyle de hafifçe yere yaslamış olduğu kılıcını tutuyordu.
''Görünüşe göre Ağır Kılıç'a pek hakim değilsin, ha?'' diye sordu Harbert, aynı zamanda da yüzüğüne bir kere dokunup, elinde başka bir baltanın belirmesini sağlamıştı. Biraz önceki gibi olsa da, ondan gözle fark edilemeyecek kadar küçük bir versiyonu gibiydi bu.
''Eh, devamlı olarak öğrenmeye çalışıyorum.'' diye cevap verdi Zend, sakin bir şekilde.
'Lanet... Karnına baltamın ucunu sokmuş olmama rağmen hiç de panik yaptığı söylenemez.' diye içinden geçirmeye devam etti Harbert, bir yandan da Zend ile konuşmaktaydı. 'Bununla karşılaşan, on yedi yaşındaki herkes şüphesiz korkudan ve endişeden ne yapacağını şaşırırdı. Ama o, karnını umursuyormuş gibi bile değil!' diye düşünürken, ağzını tekrar araladı ve Zend'e seslendi: ''Genç adam, karnına baltamın ucunu sokup sana ciddi bir zarar verdim, ama sen bunu hiç de takıyormuş gibi görünmüyorsun. Neden? Kalp atışların azıcık bile olsa hızlanmadı, buna alışkın falan olamazsın, değil mi?''
''Aslında alışkın olmadığımı söylemek yanlış olur...'' dedi Zend, hafifçe güldü. ''Neyse, tekrar geliyorum!'' dedi ve bu sefer Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni de kullanmayı aklına koyarak, Harbert'in önüne ilerledi. 'Biraz önceki yarayı deneyimsizliğimden dolayı aldım, baltanın ucuyla saldıracağını düşünememiştim... Ama bu bir kere daha olmayacak!' diye düşünürken, Zend'in saldıracağını düşündüğü yere doğru baltasını kaldıran Harbert'e bakıp, ayaklarının altında iki sütun oluşturup onları yuvarlak bir hale getirdi. Bu sefer havada yapmayacaktı dönme işini, yerde yapacaktı!
Bam!
Zend'in bir saldırısı, Harbert'in baltasına çarparken, onu adeta yamultmuştu!
''Büyülü demirdi bu!'' diye hızlıca konuşan adam, daha baltasına odaklanamadan Zend'in ikinci saldırısına maruz kalmıştı.
BAM!
Bu sefer Zend'in, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile dönerken yaptığı ikinci saldırısı direkt olarak onun baltasını un ufak etmiş, üstelik ona ulaşmış ve sol kaburgalarını kırarken, onu da yan tarafa doğru uçurmuştu.
Zend savaşın bir iki saldırı içerisinde biteceğini tahmin ediyordu, çünkü o adam artık o kemiklerle daha uzun süre savaşamayacaktı, kemiklerin parçalanma sesini Zend ta nereden duymuştu, o bunlarla birlikte savaşmaya devam mı edecekti? İçinden üzülse de genç adam, hala sakindi. ''Ah...'' diye mırıldanırken, sağ omzuna baktı. Bir hançer omzuna girmiş gibi görünüyordu, devasa kılıcıyla birlikte yaptığı saldırıyı henüz sonlandırmıştı ki kan, sadece göğsünün alt taraflarından değil sağ omzundan da akmaya başlamıştı. ''Ben ona vururken o da omzuma bir hançer mi soktu?'' diye konuştu, ''Gerçekten hızlıymışsın.'' diyerek de devam etti, Harbert'e bakarken.
''Ah...'' Harbert, zar zor ayağa kalkıyordu şu anda. Bir eli sol kaburgalarında, Zend'e doğru bakarken sırtını, düştüğü yerin arkasında duran kulübenin tahta duvarlarından birine vermişti. ''Sen... Kazanabilecektin genç adam... Eğer Ağır Kılıç ile, benimle savaşmadan önce bir ya da iki savaşa girmiş olsaydın, ben şu anda kaybeden taraf olmuştum... Bundan eminim...'' diye konuşurken, derin bir nefes aldı ve kaburgalarına baktı. ''Zend, eğer biraz daha güçlü savursaydın o kılıcı, şu an kesinlikle ölmüştüm. Ama genç adam, sonraki hayatında aklında olsun; karşındakinin küçük silahlarında, kişiye girdikten sonra onu otuz saniye içerisinde öldürebilecek zehirler olabilir, dikkatli ol...'' dedi ve Zend'in omzundaki hançeri işaret etti.
Zend, ''Otuz saniye mi?'' dedikten sonra hiçbir şey söylemeden öylece bekledi.
''Saydığıma göre altmış saniye oldu.'' dedi ve elini yüzüne götürmüş, Zend'in hala ayakta durduğunu görmesiyle birlikte ne yapacağını anlayamamış gibi görünen, çaresiz bir şekilde bekleyerek, kirpikleri titrerken öleceğini düşünmeye başlamış olan adama baktı. ''Karşındaki kişinin öldüğünden emin olmadan ona bir ölü muamelesi yapmamalısın, Harbert.'' dedi ve gülümseyerek hançeri omzundan çıkarttı. ''Zamanında bu gibi zehirlere fazlasıyla çok maruz kalmış olduğum için, şu anda beni etkilemediklerini söyleyebilirim.''
***
1742
Arkadaşlar, son dönemde tercih olaylarından dolayı biraz yoğunum ve yazmaya vaktimin olmadığı zamanlar oldu. Bu yüzden dün bölüm gelmedi, ama büyük bir sıkıntı olmadıkça bu şekilde devam edeceğiz. Bir de ben genellikle gece 3-4 civarı uyuyan biriyim ve o gün gelecek olan bölümü, 23.59 a kadar atmayabilirim, geceye sarktığı da olabiliyor bölümlerin ve 3, 4'e kadar bölümler gelmeye devam edebilir.
Magnec