Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

346. Bölüm Renyia'nın Hamlesi

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Bu arada...'' dedi Zend, eve doğru gitmeye başlamıştı ancak bu savaşın gerçekleşmesini sağlayan asıl nedeni unutmuş değildi. Kafasını geriye doğru çevirdi ve gözleri tam olarak açıkken, tehditkâr bir şekilde arkasına baktı, gözleri küçük erkek kardeşinkilerle buluştuğu zamanda da konuşmaya başladı. ''Yabancılarla saygısızca konuşmaya çalışmak bir gün sana gerçekten de dilini kaybettirebilir, dikkatli ol küçük adam.'' dedi, kız ile konuşurken samimiydi, bu yüzden insanlar kısa bir süre sonra onun yanına yaklaşmak için fırsat bulabilirdi. Ancak bunu istemiyordu genç adam, bu sebeple de, soğuk bir tehditle konuşmasını sonlandırmıştı. Daha sonra da yürüyüşüne devam etmiş, ancak kişilerin ne düşündüğünü merak ettiği içi adımlarını yavaşlatmıştı biraz. 

 

Genel olarak konuşulan, Zend'in müthişliğiydi... Ancak çoğu kişi, onun alaya alınabilecek birisi olmadığını da fark etmişti, Zend'in son söylediği ile birlikte.

 

Zend dışarıda konuşulanları yeterince dinlediğini düşünmüştü. İçeri geçti ve karşılaşmadan önce oturuyor olduğu sandalyeyi tekrar hedef olarak belirledi, hızlı bir şekilde ilerlemişti oraya doğru, daha sonra da oturmuş ve tatminlik duygusunun da vücudunun her yerine ulaşmasıyla birlikte, yavaşça rahatlamıştı. Yua'nın kalabalığın arasında birileriyle gururlu bir şekilde konuştuğunu görmüştü, bu yüzden bir süreliğine yalnız kalacağını düşünüyordu.

 

''Güzel kazandın.'' dedi Era, Zend'in yanından ayrılmamıştı zaten, ancak konuşmaya yeni başlamıştı. ''Tam bir gösteriş savaşıydı, şimdi sana atılan iftiraların neredeyse tümü yerin dibini boylamış olacak, on beşinci olmayı kendi gücünle başarmadığını söyleyen çok fazla kişi var sonuçta...'' dedi, gülümsemişti hafifçe.

 

''Aslında onlar tam olarak iftira sayılmaz, muhtemelen o gün Lurgus Nata beni yenebilirdi.'' Zend ise iyice gülmüştü, çünkü o kadar uzun zamandır kendisinin on beşinci koltukta olduğunu insanlara anlatıyorlardı ki, artık neredeyse gerçeği bile unutmuşlardı. Kendi oluşturdukları yalana inanmışlardı bir nevi... Ancak başka seçenekleri yoktu elbette, sonuçta Zend buraya geçmeyi kendisi istememişti, zaten on beşinci olabilecek kabiliyetlere sahip değildi o zamanda da. Lurgus Nata onun biraz önce yaptığını elbette yapamazdı, sonuçta havayı yönlendirmek gerçekten yüksek bir güç gerektiriyordu. Zend'in ona bu yönden üstünlük sağlayabileceği kesindi, sonuçta kendisi tamamen fiziksel gücüne yatırım yaparak gelişmişti. Ancak Lurgus Nata'nın ona başka türlü konularda üstünlükleri olurdu büyük ihtimalle, Zend onu bu yönden yenebiliyor olsa da, o, Zend'i yenmek için daha fazla alana sahipti. ''Ama insanlar benim on beşinciliği hak etmediğimi değil, direkt olarak Siyahlar'ı hak etmediğimi düşünüyor, ben birazcık güç gösterince de on beşinciliği hak ettiğime anında ikna oluyorlar. Aslında bu benim işime yarıyor, eğer birilerine on beşinci olduğum konusunda üzerimde bir şüphe olmaması için bir kanıt göstermeye çalışsaydım epey sorun yaşayabilirdim.'' 

 

''Bu önemsenemeyebilecek bir şey.'' Era kafasını salladı iki yana. ''Eğer yeterince fırsat kollasaydın, eminim Lurgus Nata'yı bile yenebilirdin, o ara. Fiziksel gücünün fazlalığını kullanarak bir şok etkisi yaratabilirdin, umduğundan çok daha güçlü bir saldırı yaparak direkt olarak büyük bir hasar almasını sağlayabilirdin. Aynı şekilde, ben Gecenin Parıltısı'nı öğrendikten sonra Lurgus Nata'yı yenmeyi de bir şekilde başarabileceğini düşünüyorum. Daha önceden sürpriz bir saldırıyla onu öldürmeyi başarabilirdin, ama şimdi savaş biraz uzasa, sen de sürpriz saldırı ihtimalini kaçırmış olsan dahi onu öldürebilirsin, hareketlerinin kısıtlanması, bir savaşçının ya da büyücünün en son beklediği şeydir. Buna maruz kalan kişi son derece şaşırır ve bu da senin eline gerçekten büyük bir avantaj geçmesine neden olur, çünkü bir savaş esnasında, hareketlerinin birden yavaşlaması beklediğin son şeydir. Enerjin yeterlidir, hızın vardır, tekniklerin aktiftir, ancak bir anda hareketlerin yavaşlar ve özel bir teknik kullanmak üzereysen, hareket kabiliyetinin düşürülmesi bu tekniği yapamamana neden olabilir. Üstüne üstlük rakibe büyük bir açık bile verebilirsin, olayı anlama safhasını önemsemeyerek direkt olarak savaşa devam etmek pek kolay değildir, kişinin aklı orada kalır genelde, zaten sen de bu açık sayesinde o an rakibine büyük bir darbe indirebilirsin. Lurgus Nata'nın güçlü olduğu doğru, ancak çok da büyük birisi değildi. Onu gözünde büyütme...'' Era uzun bir konuşma yaparken, Zend'in kendisine iyice güvenmesini sağlamıştı. Gecenin Parıltısı'nı öğrendikten sonra iyice güçlenmişti genç adam, görünüşe göre artık İmparator Seviye bir savaşçıya bile kafa tutması mümkündü... ''Zend, sen çok hızlı gelişiyorsun. Daha önce bir savaşçının nasıl aralıklarla güçlendiğini ve seviye atladığını göremedin, bu yüzden net bir şekilde bilemiyor olman normal, gelişme hızının diğerlerine göre çok daha üstün olduğunu. Ancak ben fark edebiliyorum, daha önce dağlarda eğitim yapan, gelişmek için çabalayan pek çok savaşçı ve büyücü gördüm... Onları yıllar sonra da gördüm tabii, ne kadar geliştiklerinin tam olarak farkındaydım. Senin gelişimin ise onlarınkine göre çok farklı... Bir çalışmadan tam verim alabiliyorsun, yaptıklarının tam anlamıyla farkında oluyorsun, bu da senin hızlı bir şekilde gelişmeni sağlıyor, algı yeteneğin çok güçlü. Yani şimdi birini yenemiyorsan, hatta ona ulaşmak için dağları aşman gerekiyormuş gibi geliyor olsa da, emin ol o kişiye ulaşman çok uzun bir süreyi bulmaz. Bu yeteneğin biliniyor olsaydı, muhtemelen insanlar kıskançlığı dibine kadar hissederdi. Hatta sana imrendiklerinden dolayı ölenler bile olabilirdi, o kadar söylüyorum... Sen, sıradan ve güçlü bir savaşçı değilsin. Senin ayrı bir yolun, gelişme yöntemlerin var. Diğerlerininkilere göre tamamen bambaşkalar...''

 

''Demek öyle...'' dedi Zend, Era'nın söylediklerini zaten aşağı yukarı biliyordu. Sonuçta kendisi de, kendi gelişimini izleyebilmekteydi. Normal bir savaşçıya göre hiç şüphesiz çok hızlı yükseliyordu, bunun farkındaydı. Ancak bunun neyden kaynaklandığını bilmiyordu, Era'nın da bu konudaki yorumu, Zend'in algı yeteneği olmuştu... Çalışmasından tam verimi alabiliyordu, bu yüzden de bir gün boyunca çalışması, diğer savaşçıların bir haftalık çalışmasına denk gelebiliyordu. Hatta belki de daha fazla... Zend bu konuda epey yetenekli olduğunu kabul etmek zorundaydı, daha önce diğerlerine göre çok hızlı yükselmesinde pek çok şeyin etkili olduğunu düşünmüştü, Ranon ve o manyak adam gibi, ancak şimdi düşünüyordu da, Pounz tarihindeki en büyük dahi olarak gösterilmek yalnızca şans işi de değildi. Kendi yetenekleri, hatta içgüdüleri de bunda epey rol oynuyordu, birazcık kibrin kimseye zararı olmazdı, fazlaya kaçmadığı zaman bir sorun oluşturmazdı bu... Elbette epey kontrollü olmak gerekiyordu, çünkü kibir ve kendini beğenme insanın sadece ölüme daha fazla yaklaşmasına neden oluyordu, başka bir etkileri olmuyordu genellikle... ''Evet, bence de haklısın.'' dedi Zend, başını sallayarak onaylamıştı ortağını. Aralarındaki zihin bağını kullandıkları için konuşmalarına kulak misafiri olan birisi yoktu, bu yüzden rahatlardı. Zend bir süre daha yalnız kalmayı bekliyordu ki, yanına birisi gelmişti...

 

''Merhaba, Zend.'' dedi, Zend ile son görüşmesinin üzerinden pek fazla zaman geçmemiş olan genç kız. ''Nasılsın?'' diyerek devam etti, onun yanındaki sandalyeye oturmuştu. Zend'in olduğu bölgeye biraz öncekinden daha da fazla dikkat çekilmeye başlamıştı, çünkü artık, o bölgede dikkati topluyor olan tek kişi Zend değildi...

 

Kendisine son derece yakışmış, teni ile son derece güzel bir şekilde uyum sağlamış olan, uzaktan bakan iradeli kişilerin bile kendisinden birkaç saniye boyunca gözlerini çekemediği birisi de vardı çünkü şu anda, burada. Renyia'nın bu tip bir baloda acayip dikkat çekiyor olması normaldi, zaten kız çok güzeldi, her şeyi uyumluydu neredeyse; bir de güzelliğini muazzam kıyafetlerle artırdığı zaman gözünüzü bile geri alamadığınız birisi haline geliyordu... Zend bile onun güzelliğini takdir etmişti, ki Zend o manyak adamla geçirdiği üç seneden sonra hislerini tam olarak bastırabilmeye başlamıştı ve birisini epey beğenmiş olsa bile, dışarıdan hiç beğenmemiş gibi görünmeyi başarabilirdi, birkaç saniye boyunca Renyia'ya baştan aşağı bakmıştı oturduğu sandalyede. Kendisini durdurmak istememişti aslında, sonuçta her gün Renyia kadar güzel bir kızı görmüyordu, açıkçası; sadece ona bakmak bile insanın iyi hissetmesini sağlayan bir şeydi. Kızın bal rengi gözleri, saçlarının rengiyle uyumlu bir şekilde parlıyorken hafifçe küçük olan yüzü, insanın ona şefkat beslemesine neden oluyordu bir anda. Aynı zamanda kaşları ince ve düzgündü, sanki Tanrı tarafından özenle oraya yerleştirilmiş gibilerdi. Dudakları ise eskisine göre çok daha güzel görünüyordu, renkleri her zamankinden daha belirgindi, aynı zamanda topuz yapılmış olan saçından aşağıya doğru kasıtlı olarak dökülmeye terk edilmiş olan bir tutam, daha da güzel görünmesini sağlıyordu. 

 

''İyiyim Renyia, sen nasılsın?'' dedi Zend, Renyia'ya gülümseyerek bakmıştı. Onun dikkatleri buraya fazlasıyla toplamış olması pek hoşuna gitmemişti ama bu konuda bir şey söylemek de istememişti, sonuçta Zend'in müttefikiydi artık o kız. Özellikle herkesin arasında yanlış bir şey söylemesi, hoş olmazdı...

 

''İyiyim ben de, teşekkürler...'' dedi Renyia, kafasını yavaşça eğmişti. ''Bu arada, biraz ön bahçeye çıkmak ister misin? Sanırım biraz önce bir savaştaydın, izleme fırsatım olmadı ancak direkt olarak içeride yayılmaya başlamış olan fısıltılardan, muazzam bir şekilde kazanmış olduğunu anlayabildim...'' dedi, daha sonra da yavaşça dudağını ısırdı. Zend'in bunu kabul etmesini istiyormuş gibi görünüyordu, birisine bir yere birlikte gitmeyi bir baloda teklif etmek farklı yerlere çekilebilecek bir eylemdi, ancak karşıdaki bunu kabul etmezse durum iyice kötü bir hal alabilirdi. Bunun olmamasını umuyormuş gibiydi genç kız. ''Savaşırken iyice hava alabildiğini sanmıyorum, zaten biraz soluklanmak istersin diye düşünmüştüm.'' diyerek devam etti, Zend'i bahçeye çağırmıştı!

 

Tabii bu, çok da abartılabilecek bir şey değildi... Sonuçta birisine, yalnızca onunla birlikte bir yere gitmeyi teklif etmek, biraz rahat olan ve birbirini tanımayan iki insan arasında bile kolayca gerçekleşebilecek bir şeydi, özellikle Renyia ve Zend gibi, birbirlerini tanıyor olan iki kişi için bu çok da anormal değildi. Ancak etraftakiler tarafından biraz farklı karşılanmıştı bu teklif, Renyia gibi, ülkenin en güzel kızları arasında gösteriliyor olan birisini Zend'in istemesi normal karşılanırdı, aynı şekilde genç adama bir bakıldığında da, onun ne kadar nitelikli birisi olduğunu görmek mümkündü. Yani Renyia da onu isterdi doğal olarak, yoksa o ikisinin gelecekte eş olma ihtimali var mıydı? Bu tip konuşmalar, Renyia'nın yalnızca Zend'in masasına oturup bir selam vermesiyle birlikte baloda bulunan, yaş farkı olmadan, birkaç tanesi haricinde tüm kadınların arasında yayımlaya başlamıştı... Biraz önceki karşılaşmada bile bu kadar heyecanlanmamışlardı! Genel olarak onların doğasında olan bir şeydi, bu yüzden fazla kurcalamamak en mantıklısıydı. Yoksa zarar gören siz olabilirdiniz...

 

''Tabii, hadi gidelim.'' dedi Zend, onu burada tutan bir şey yoktu ve Renyia'nın bir art niyeti olmadığını fark etmişti, hatta kelimelerinin arkasında bir istek gizliymiş gibiydi sanki, Zend onun başka bir şeyleri söylemeye çalıştığını bile düşünmüştü ilk başta. Ancak onu daha fazla bekletmemek ve bu teklifi iyice, her yönden düşünmüş, yani tamamen çıkarcı birisi gibi görünmemek için kabul etmişti hızlı bir şekilde. Renyia'nın gözlerinde birkaç soru varmış gibiydi, ağzından çıkan sorulardan başka bir soruya sahip olduğunu söyleyebilirdi onun, Zend. Artık anlayabiliyordu bu tip şeyleri... Bu yüzden de, hızlıca kabul etmeyi tercih etmişti.

 

Kısa bir süre içerisinde bahçeye çıkmış, hatta birlikte yürümeye başlamışlardı bile. Zend bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı, çünkü Renyia'nın adımları gereksizce hızlıydı. Normal ve sakin bir şekilde Zend'in yanında yürüyebilirdi genç kız, ancak hem adımları, kalp atışları hızlanıyordu; hem de bacakları çarpıklaşıyordu. Ya Zend'e delicesine aşık olmuştu ve onun yanında yürümek bile heyecanlanmasına, yürüyüşünün dahi bozuklaşmasına neden oluyordu ya da başka bir olay vardı... 

 

Renyia, balodan biraz uzaklaşmalarından sonra Zend'in boynuna atlamıştı birden... Dudakları ise, son derece hızlı bir şekilde açılmıştı.

 

*** 

 

1655