Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

248. Bölüm Hollis'in İddiası

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Zend kısa bir süre içerisinde Karkan'ın odasına varmıştı, kapıyı tıklattı ve içeriden yükselen, gelmesini söyleyen bir sesle birlikte odaya girdi genç adam. İçeride Karkan vardı.

''Zend!'' Zend'i görür görmez gözleri neşeli bir şekilde parladı Beyaz Taç'ın Pounz liderinin. Zend'i çocukluktan beri seviyordu zaten, artık onun daha da güçlü bir savaşçı olduğunu görmüş olduğu için onu daha çok sevmeye başlamıştı. Beyaz Taç'ın eline pek çok koz veriyordu böylece genç adam, onun gelecekte yapacağı şeyler bile rakiplerin gözünü korkutmak için yeterliydi. ''Doğum günü nasıl geçti?'' diye samimi bir şekilde sorarken, Zend'e koltuklardan birini işaret ederek oturmasını söylemişti. 

Zend Karkan'ın masasının hemen önünde karşı karşıya duran iki koltuktan birine oturdu ve Era'nın, omzundan kucağına atlamasıyla birlikte konuşmaya başladı: ''İyiydi, genel olarak eğlendiğimi söyleyebilirim.'' 

''Kral Dustin yoktu değil mi, çok yazık, onunla görüşebilsen iyi olurdu.'' Karkan ellerini masanın üstünde birleştirmişti ve Zend içeri girince, içeride uğraşıyor olduğu kitapları kapatıp bir kenara koymuştu. 

Zend başını sallamıştı hızlıca. ''Evet, yoktu, ama çok da önemli değil. Sonuçta çocuklarıyla görüştük, zaten Prenses Yuna'nın doğum gününe giderken Kral Dustin'i görmeyi beklemek saçma olurdu.'' diye cevap verdi ve Karkan'ın söylemeye hazırlandığı şeyi söylemesini bekleyerek sessizleşti.

''Bu arada Zend, Siyahlar'ın arasında on beşinci olmuşsun,'' diye konuşmaya başladı Zend'in sustuğunu gören Karkan. ''bu beni inanılmaz derecede gururlandırdı, Beyaz Taç'taki, ciddi anlamda güçlü olarak nitelendirdiğimiz kişiler bile ilk yirmiye zor girerdi. Üstelik bu düşündüğümüz kişilerin hiçbiri de iki yüz yaşının altında değil, sen ise sadece on yedi yaşındayken önce altmış beşinci, ardından da on beşinci olmayı başardın. Gerçekten ben dün akşamdan beri, genç nesilde senin gibi birinin olmasının gururu ile yerimde duramıyorum... Sen bu yaptığınla birlikte tüm dünyadaki Beyaz Taçları gururlandırdın!'' 

''Evet, girerken kendi resmimi gördüğüm zaman bunu fark ettim zaten...'' diye mırıldandı Zend tekrardan mahcup olarak. ''Böyle bir şeye gerek var mıydı ki? Gerçekten çok utandırıcı...'' 

''Elbette gerek vardı, senin on beşinci olduğun duyulduğu zaman adeta burada kıyamet koptu...'' dedi ve aklında, dün geceyi canlandırdı Karkan...

Bir önceki gün, gece saatleri.

''Zend şerefsizi, Renkli Yıldırım Krallığı'nın küçük prensesi olan Prenses Berinne'nin kendisini Prenses Yuna'nın doğum gününe davet etmesini nasıl başardıysa, gerçekten kıskandım! Üstelik Prenses Berinne dün Yua'dan bahsedildiğinde ağır bir tepki vermişti, Zend'i kıskanmıştı resmen! İnanılmaz derecede kıskançlaşmaya başladım geçen günlerden sonra!'' Yun, oturduğu koltuğun önündek masadan içeceğini aldı ve kafasına dikti. ''Üstüne bir de gidip altmış beşinci olmuş, on beşinci seviye bir büyücüyü yenerek hem de! Bu çocuk bunları nasıl yapabiliyor ki, bir Ağır Kılıç kullanabilmeye bile başlamış... Ne demişti, iki buçuk ton muydu? Bu kadar ağırlığı nasıl kaldırabiliyor bu?!'' Yun Zend'i düşünürken hafifçe kıskançlaşmıştı, genç adamın yapabildiği şeylere baktığı zaman.

''Aynen aynen, dün söylemedim ama Prenses Berinne buradayken adeta ortamın güzellik katsayısı artmıştı! O sadece bana bir kere baktığında bile adeta kalp krizi geçirecektim, o bir Tanrıça olmalı! Normal bir şekilde yaratılmış olamaz, Tanrı onu yaratırken tüm yeteneklerini sonuna kadar kullanmış olmalı! Ama Zend iti, istediği gibi onunla konuşabiliyordu! Onun kim olduğunu başta anlamamıştım, şimdi düşünüyorum da sadece dış görünüşüne bakarak bile onun normal biri olmadığını fark etmiş olabilirdim! Zend böyle bir şeyi düşünmüyordu bile... Ne ara bu kadar samimi olmuş olabilirler ki, lanet olsun!'' Pindlack da bardağındaki içeceğini yudumlarken Zend'i düşünmüş ve kıskanmaya başlamıştı.  ''Hep Chibui'ye gittiği için!'' 

Onlara, hemen yan taraflarındaki Bournaz karşı çıkmıştı birazcık. ''Hadi ama, Pindlack, Yun, Zend'e haksızlık ediyorsunuz. O, kendi emeğiyle çalıştı ve başardı. Onun bir dahi olduğunu kabul edin, son beş yüzyılda Zend kadar büyük bir dahi gelmemişti Pounz'a. Onunla yarışabilecekler vardı elbette, ancak Siyahlar listesini açın ve altmış beşinci sıraya bakın, kardeşimiz Zend'in yüzünün üzerinde yazan şey ne? Son beş asırda Siyahlar'a girmiş en genç kişi olduğu, değil mi? O bizim yaşıtımız, yani on yedi yaşında ve yedinci seviyede, ama on beşinci seviye birini yendi ve imkansızı başardı! Bu gerçekten de onun sınırı olmalı, ama bu sayede Zend'in ne kadar güçlü olduğunu görmüş olduk. Onu kıskanacağınıza tebrik edin ve çalışmaya bakın! Belki siz de onun kadar güçlü olursunuz gelecekte, hahaha...'' 

''Kes sesini, Bournaz!'' Pindlack kıskançlığın sınırlarını zorluyordu o anda... ''Eğer Chibui'ye gitseydik biz de öyle olurduk, eminim!''

''Ben de dedim Chibui Dağı'na gidelim, eğitim yapalım diye, ama Fun'a dinletemedim ki! Baksana çocuğa, gittiği zaman daha karşı cinsin varlığından haberdar değildi, ama geri geldiği zaman yanında dünyanın en güzel kızlarından biri vardı! Bir de bize bak, lanet...'' Yun imrenmiş bir şekilde söylenmeye devam ederken, onun arkasından yaklaşmış olan Fun, ensesine hafifçe vurmuştu. 

''Zend'in bunları başarabilmesinin nedeni Chibui'ye gitmiş olması değil,'' dedi ve masanın öteki tarafında oturan Hollis'e doğru baktı. ''eğer benim ona o Chibui'ye gitmeden söylediğim gibi Jongtham'da kalsaydı, yine bu kadar güçlü olduğunu görecektiniz. Çünkü o Zend, şu an güçlü ve birçok şeyi elde edebilmiş olmasının nedeni Chibui'den bağımsız, Zend olmasıyla alakalı bir şey. Bu yüzden boşa onu kıskanmayı bırakın ve ona yetişmeye çalışın, Yun, yakında Jongtham'dan mezun olacaksın ama daha dokuzuncu seviyede sürünüyorsun!''  Yeşil gözleri parlarken siyah sakalını okşayan adam, Yun'u azarlayarak, yan tarafında kalan koltuklardan birine oturdu. 

''Dokuzuncu seviyedeysem n'olmuş, Zend de yedinci seviyede ama Siyahlar'ın içerisinde altmış beşinci olmayı başardı! Bu sıra Hollis'inkinden bile yüksek!'' Yun savunmaya geçerken hafifçe sesini yükseltmişti.

''Yun, kapa çeneni, öğrencimin beni geçmiş olmasını yüzüme vurup durma, seni salak! Ben yakında onu kesinlikle geçeceğim! Öğrencimin benden ileride olmasını kesinlikle kendime kabul ettiremem, o altmış beşinci olarak sınırlarını sonuna kadar zorladı, ben onu geçeceğim ve bana duyduğu saygının iyice artmasını sağlayacağım, emin olun! Eğer onu sadece birkaç gün içerisinde tekrar arkamda bırakmazsam, bana bundan sonra Erkeklerden Hoşlanan Hollis diye seslenebilirsiniz, sorun yok!'' diye coşkulu bir şekilde konuştu Hollis. ''Ancak, dünyanın en güzel kızlarından birini tavlayabileceğini düşünmemiştim keratanın... O, bu yönden gerçekten de çok gelişmiş...'' 

''Hollis, yüzünden gülümseme inmiyor. Hiç de kıskanmış gibi görünmüyorsun, hahahaha...'' Karkan sesli bir kahkaha attı ve Hollis'e baktı. ''Öğrencinin Siyahlar'da senden yüksek olmasını çok kafana takmana rağmen, onun Prenses Berinne ve o güzel savaşçı ile buraya gelmiş olmasını pek umursamıyorsun, bundan memnun musun yoksa?''

''Hayır canım, öyle şey olur mu?!'' Hollis ayağa kalkıp tepki gösterdi, ancak yüzündeki gülümseme hala silinmemişti. ''Öğrencim ona verdiğim, en çok öğrenmesi gereken dersi en iyi şekilde öğrenmiş diye mutlu falan mı olacağım sonuçta, hehehehehe...'' 

''Hahahaha...'' diye bir kahkaha daha attı Karkan. ''Neyse, Hollis, bu sözünü sana hatırlatırım ama, sakın unutayım deme. Eğer birkaç gün içerisinde Zend'i Siyahlar içerisinde geride bırakamazsan, bundan sonra senin ismin Erkeklerden Hoşlanan Hollis'tir.'' 

''Tamam, Zend altmış beşinci olmak için gücünü son kırıntısına kadar kullanmış olmalı, benim için altmış dördüncü falan olmak çok da zor değil, ne olacak ki, oluveririm hemen!'' diye sesli bir şekilde konuştu Hollis Karkan'a bakarken. 

Tam o anda, Saga elinde bir Siyahlar listesi ile birlikte yüzü solgunken, nefessiz kalmayı göze alıp koşa koşa gelmiş, Hollis'in yüzünün o gece boyunca mor kalmasına neden olacak bir şey söylemişti...

Neyse, konuşmaya geri dönelim.

''Seviyeni kanıtlamış olsan da, bu, yani on beşinci olman, başındaki ödülün bir hayli artmasına, neredeyse üç katına çıkmasına neden olsa da bunu başarmış olmak bile büyük bir ödül. Daha önce Siyahlar'da ilk on beşin içerisinde on yedi yaşında birisi girmemişti, zaten yaşına göre son beş asırdaki, Siyahlar'a giren en genç kişi olmuştun altmış beşinci olduğun zaman. Artık sayfanın üzerinde, 'Pounz Krallığı'nın tüm tarihi boyunca ilk yirmiye girebilmiş olan en genç kişi' yazıyor, gördün mü? Senin potansiyelinin ne derece yüksek olduğunu artık dünya da fark etmiş durumda. Bu yüzden sana yönelik tehditler de artacak, teklifler de. Burada nasıl hareket edeceğin ise sana kalmış, sana nereye yönelmen gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunacağız elbette ancak buraya kadar kendin Chibui Dağı'na giderek güçlendin, bundan sonra da senin yoluna karışabileceğimizi düşünmüyorum. En iyi bildiğin yoldan gitmeye devam et yani.'' diye uzun olacak bir konuşmanın başlangıcını yapmış olan Karkan, Zend'in gözlerine bakmaya devam etmişti. ''Üstelik Tarini, dünya çapındaki tüm kardeşler ile birlikte yapılacak olan Beyaz Taç buluşmasında seni yönetici grubuna dahil etmemi istedi, yani bunun anlamı olarak Beyaz Taç'ın bir sonraki liderinin Zend, yani bizzat sen olma ihtimalin var. Üstelik kendisi de seni görmeye ve tebrik etmeye gelmişti, ki bunu hemen hiç kimseye yapmaz, o şu anda dünya çapındaki tüm Beyaz Taçların yöneticisi gibi görülebilecek biri, Güneş Ailesi'nin lideri olduğu için. Ancak, seni bundan başka bir konuda hem tebrik etmem, hem de azarlamam gerekiyor...'' Karkan Zend'e ciddi bir şekilde bakmaya başlamıştı.

''Sen, on beşinci olurken ne düşünüyordun?'' diye sordu Karkan sert bir şekilde. ''Başında zaten bol miktarda ödül varken ve kendini yeterince tehlikeye sokmuşken, bu kadar yüksek bir sıralamaya sahip olmak da neyin nesiydi böyle?'' diyerek sorularına bir yenisini daha ekledi genç bir görünüme sahip olan adam. ''On beşinci olduğun zaman, başına konulmuş olan ödülün iyice artırılacağını düşünememiş miydin? Sadece doksanlarda bir sıraya girmiş olsan zaten bu yeterince inanılmaz olurdu, üstelik ödülün bu kadar da artmazdı. Ayrıca bir de gidip bir Kraliyet Askeri'ni öldürmüşsün, bunu nasıl yaptığına dair en ufak bir fikrim yok, ama sonuçta başardığını göz önüne alırsak Pounz'un ve Kraliyet Ailesi'nin hiç hoşuna gitmeyecek bir şey yapmış oldun. Senin başına bir de onların ödül koyması bile mümkün, bir Kraliyet Askeri'ni öldürmek cesaret ister.'' diye konuşurken Karkan, Zend'in Siyahlar listesindeki, Lurgus Nata'nın başını elinde tutarkenki resmine bakmıştı yüzüğünden listeyi çıkardıktan sonra. ''Arkanda sağlam kişilerin olması lazım, neyse ki sen Gri Engerek'in temsilcisisin ve bir Beyaz Taç kardeşisin, bu yüzden başına bir Kraliyet Askeri'ni öldürdüğün için büyük bir bela açılmayacaktır. Ama bunu hiç yapmasan daha iyiydi elbette, Pounz Krallığı sana bir şey yapmasa bile kötü bir muamele gösterebilir, riskli bir şey bu. Her neyse, bunları bir kenara bırakırsak, şu anda toplam miktar olarak bakıldığında Pounz Krallığı'nın en çok aranan adamı olmayı başardın, tebrik ediyorum seni. Bu öyle herkesin başarabileceği bir şey değildir, en başta bu ödülü kafana koydurmayı nasıl başarmıştın ki? Bir şeyi falan mı çaldın?'' Karkan meraklı gözlerle baktı Zend'e.

''Lider, ben de ne yaptığımı tam olarak bilmiyorum. Yani Chibui'de yapmış olduğum birkaç şey vardı zaten, ancak bunlardan hangisi başıma böyle bir bela açmış olabilir, hiçbir fikrim yok.'' Zend de dürüst bir şekilde konuşurken Karkan'ın gözlerinin içine bakmıştı. 

Karkan başını salladı hızlıca Zend'in cevabının ardından. ''Demek öyle... İlk başta üç yüz binle başlayan bu ödül, sen ilerledikçe arttı durdu. Üç yüz bin altın gerçekten yüksek bir meblağ olsa da, bir buçuk milyonu geçen bir ödülün yanında pek de fazla durmuyor. Bu ödül gerçekten de cezbedici, benim bile içimden bu ödülü aldığım bir geleceğe yönelmek birkaç saniyeliğine bile olsa geçtiyse, kim bilir kimler bunu ölesiye istemeye başlamıştır. Bu miktarı karşılayabilecek kadar zengin bir aile fazla yoktur. Tabii birkaç aile birleşerek bunu ödemiyorlarsa...''Karkan birkaç düşüncesinin içine dalmış gibi görünüyordu. 

''Birkaç aile mi? Böyle bir şey mümkündü, değil mi?'' Zend bu ihtimali daha önce birkaç kere aklına getirmişti, ama birkaç tane aileyi kızdıracak kadar bir şeyler yapmamış olduğunu düşünerek bunun mantıksız olduğunu düşünmüştü. Ancak şimdi düşündüğü zaman, belki de gerçekten bu ödülün onun başında olmasına neden olan sadece bir kişi, yani bir aile değildi.

''Elbette, biriyle aynı kişinin ölmesini istiyorsanız, paranızı birleştirip ilan verebilirsiniz ve o kişi öldüğünde, ikinizin de isteği gerçekleşmiş olur. Para miktarının bu kadar artmasına bakıldığında, bu miktarı karşılayabilecek olan kişilerin sadece bir aileye mensup olmadığını düşünmeye başladım. Üç yüz bin altını soylu sayılabilecek hemen her aile karşılayabilir, ancak bu bir milyon altınla birlikte o öz sularını karşılamak için, ciddi anlamda zengin olmak gerek. Bu arada kusura bakma, ödülü koyanların kim olduğunu çözmekte başarısız oldum... Ödül ilk konulduğunda bunu kaldırmaları için ödül sistemini ayarlayan Kanen Ailesi'ni bir ziyarete gittim ve bu ödülü koyanların kim olduğunu öğrenmek istedim, ancak ne yazık ki bana bir bilgi vermediler. Ödülü koyan kişi veya kişiler, kimliğini gizli tutmak istiyormuş. Doğal olarak tabii, tutmasalardı zaten şu ana kadar hayatlarına devam etmeleri mümkün olmazdı. Maalesef bu ödüllere saygı göstermemiz gerekiyor, bu yüzden Beyaz Taç olarak ciddi bir hamle yapamıyoruz, çünkü bu tüm dünya çapında kabul edilen bir şey. Eğer ki güç kullanmaya çalışırsak, ileride bu ödül sisteminden bizim de yararlanmamız gerekirse çaresiz kalırız. Beyaz Taç'ın bile desteğe ihtiyaç duyduğu zamanlar olabiliyor maalesef, Tarini ile bu meseleyi konuştuğumda kendi başımıza, sadece oluşturduğumuz görevlerle bu işlerin üstesinden gelemememe ihtimalimizin var olduğunu söyledi. Risk alamayacağız yani, senin yanına Ejderha Seviye birkaç tane koruma vermenin daha mantıklı olduğuna karar verdi. Ne dersin?'' Karkan Zend'e bakarak bir teklifte bulundu.

''Koruma mı?'' Zend birkaç saniye düşündü. Korumaya ihtiyacı var mıydı? Bir koruması olarak zaten Sanzirna vardı, eğer bir şey olursa müdahale edecek isim o olurdu. Aynı şekilde Era da her an yanında oluyordu ve Zend'i yalnız bırakmıyordu, Sanzira Ejderha, Eralkavender ise Kutsal Seviye'deydi, daha fazla korumaya ihtiyacı olduğunu sanmıyordu genç adam. Bu yüzden reddetmeye karar vermişti. ''Başkan, zaten şu anda yeterli korumaya sahibim, daha fazlası ancak beni yavaşlatmaya yarar, bence gerek yok. Zaten hızlıyımdır, eğer gerekirse hiçbir şeyi düşünmeden kaçmayı başarabilirim. Bu yüzden bu şekilde devam edeyim ben.'' diye konuştu ve kendi isteğini dile getirdi. ''Ancak istediğim bir şey var, bugün Beyaz Taç'ta olan birkaç güçlü savaşçı ya da büyücü var mı?'' Kadim Kaplan'a tek başına gitmek istemediği için yanına birkaç güçlü kişi alabilirse iyi olacaktı.

Karkan Zend'e parlayan gözlerle baktı anında. ''Destek mi lazım oldu? Elbette, her zaman Beyaz Taç'ta güçlü insanlar ve büyülü yaratıklar olur, eğer gerekiyorsa hemen onlara sana yardım etmeleri konusunda bir emir verebilirim.'' 

***

2091