Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

247. Bölüm Yenilmez Zend

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Tolan Şehri'ndeler, isterseniz bir haritaya sahibim.'' Zend'in yüzükleri bırakmış olduğu adam, mahcup bir şekilde konuşmaya devam etti ve tezgahının altından bir parşömen çıkardı. ''Ayrıca bunu da istersiniz sanırım.'' diyerek, bir başka parşömenin daha Zend'in gözlerinin önünde açılmasını sağladı. Zend ilk açılan parşömene bir göz attı ve bunun, Tolan Şehri'nin bir haritası olduğunu gördü, daha sonra da meraklı bir şekilde ikinci parşömene baktı. ''Yüzükleri alan kişinin bir resmi mi bu?'' diye sordu karşısındaki adama. 

''Evet efendim.'' Adam hızlı bir şekilde onayladı saygılı bir şekilde. Karşısındaki kapüşonlu kişinin sıradan biri olmadığının farkındaydı, öylesine yüzükleri ele geçirmiş olan biri sıradanlığa nasıl yaklaşabilirdi ki? O kişi kesinlikle son derece güçlü biriydi, bu yüzden onun, yüzükleri kaybettiği için kendisini öldürebileceğini bile düşünmüştü satıcı. Ancak neyse ki korktuğu şey olmamıştı ve bu adam, kendisini öldürmemişti. ''Geri geldiğiniz zaman onun bir resmini isteyebileceğinizi düşündüm ve hatırladığım kadarı ile basit bir resim büyüsü yaptım. İsmi de Tvatko idi, soyadını bilmiyorum ve arkadaşıma sorduğumda o da bilmediğini söyledi.'' 

''Tvatko demek...'' Zend konuştu sessizce. ''Tamam, teşekkürler. Biraz zora girmenize sebep oldum galiba, kusura bakmayın.'' diyerek alçak gönüllü bir şekilde de devam etti. O satıcının bir suçu yoktu sonuçta, karşı gelemeyeceği biri onun elinden bir şey aldığı zaman ne diyebilirdi ki? Üstelik dediği gibi Zend'in, yani yüzüklerin sahibinin ismini ya da hangi aileden, topluluktan olduğunu bilmediği için isim vererek karşıdakini korkutması da imkansızdı. Elinden bir şey gelmemişti yani, bu sebeple ona kızgın değildi Zend.

''Hayır hayır, asıl sizin kusura bakmamanız gerek... Boyumdan büyük işe kalkışmış gibi oldum...'' Adam mahcupluğunu sürdürürken, telaşlı bir şekilde açıklama yapmaya çalışmaya devam etti.

''Öyleyse tamam, ben gidiyorum. Haritayı ve resmi daha sonra tekrar getiririm.'' diye konuştu Zend ve dükkanın içinden çıkmak için kapıya doğru ilerlemeye başladı. 

''Pardon, ama uyarmak istiyorum, Kadim Kaplan dünyanın en büyük topluluklarından birisidir, üstelik bir suikastçi topluluğu. Oraya karşı geldiğiniz zaman hayatta kalamayabilirsiniz... Dikkatli olun lütfen.'' Satıcı tamamen iyi niyetli bir şekilde Zend'e seslendi ve uyardı. Zend de yüzündeki kumaş parçası yüzünden anlaşılamıyor olsa da, gülümsemesini yüzüne yerleştirdi ve cevap verdi: ''Endişelenmeyin, tek başıma gitmeyeceğim oraya.'' 

Adam Zend'e bir şey söylemeden kafasını salladı sessizce. Daha sonra da genç adam kapıyı açıp, dışarıya attı kendini. 

''Kadim Kaplan'a mı gideceğiz?'' diye sordu Zend'in omzundaki büyülü yaratık. ''Orası bir suikastçi topluluğu olduğu için sana cesaretli bir şekilde saldırabilirler, seni öldüren kişinin kimliği bilinmezse Beyaz Taç da Gri Engerek de bir şey yapamaz sonuçta, o adamın da söylediği gibi gerçekten dikkatli olmak gerek.'' diye Zend'e tavsiye verirmişçesine konuşurken, bir yandan da genç adamdan bir cevap gelmesini beklemeye başlamıştı Eralkavender.

''Merak etme Era, o satıcıya da söylediğim gibi tek başıma gitmeyeceğim.'' Zend elindeki parşömenlere son bir kere daha baktıktan sonra onları yüzüğüne koydu. Daha sonra üzerinde beyaz bir taç bulunan, yıllar önce Beyaz Taç'a ilk gelişinde aldığı ve hala sahip olduğu yüzüğünü Era'nın görebileceği bir şekilde kaldırdı. ''Bu yüzüğün üzerindeki taç simgesi boşuna orada durmuyor sonuçta, bizim de dostlarımız var. Değil mi?'' diye konuştu ve yavaşça gülerek, Beyaz Taç'ın binasına doğru ilerlemeye başladı. Aynı zamanda geçtiği sokakları gördükçe geçmişte Beyaz Taç'ta ve Jongtham'da geçirdiği vakitler aklına geliyordu genç adamın, sürekli olarak bir nostaljinin içine girmesine sebep oluyordu bu da.

''Beyaz Taç'tan yardım mı alacaksın?'' Era meraklı bir şekilde gözlerini açtı ve Zend'e seslendi tekrar. 

''Tabii ki, bana bu konuda yardım edeceklerinden eminim. Artık on beşinci olduğuma göre, üzerime daha çok titremeleri gerekiyor.'' Zend gülümsemesini sürdürürken cevapladı ortağını. Başka bir topluluğun ana binasına kendi başına girmeye cüret edebilirdi, aslında Kadim Kaplan'ın ana binasına da tek başına girebilirdi, çünkü çok zor bir durumda kalmış olsa dahi büyüsü onun yardımına yetişirdi. Ancak büyüsünün açığa çıkması, aynı zamanda genç adamın büyük bir kozunu kaybetmesi demek oluyordu. Bunu istemiyor olan genç adam, elinin altındaki fırsatlardan kullanmayı düşünmüştü ve böyle yapacaktı.

''Demek öyle... Pekâlâ.'' Era daha fazla şey söylemeden, Zend'in istediği şeyleri yapmasına fırsat tanıyarak gözlerini kapadı ve ne olur ne olmaz diye, Zend'e olası bir saldırıda bulunacak gibi bir enerji yayan birinin yakına yaklaşıp yaklaşmayacağını gözlemlemek amaçlı etrafına enerjisinden küçük parçaları hafifçe yaymaya başladı. 

Birkaç dakika içerisinde Zend, çoktan Beyaz Taç'ın önüne varmayı başarmıştı bile, ancak kahverengi, ana binayı görmeye başladığı andan itibaren üzerinde büyük bir utanç duygusu belirmişti. Çünkü...

Beyaz Taç'ın ana binasının üzerinde, tüm binayı kaplayacak şekilde Zend'in devasa bir resmi asılıydı! 

''Bunu niye asmışlar ki?..'' Zend başını eğerek yürümeye devam ediyordu, çünkü kendi resmine ne kadar bakarsa, o kadar utanıyordu. Beyaz Taç'ın binasının üzerine neden kendi resmi asılıydı?! Bu fazlasıyla utandırıcı bir şeydi, üstelik bunun için yeni bir resme bile ihtiyaç duymamışlardı, Zend'in aranıyor ilanındaki resminin bire bir aynısıydı! ''Bari yeni bir resim bulsaydınız...'' diye söylenmeye devam ederken Beyaz Taç'ın bahçesinin kapısını araladı ve içeriye doğru ilerledi. Bu saatte okul vardı ve tatil de değildi, bu yüzden burası pek dolu olmamalıydı. Ancak Zend Saga, Fun ya da Hollis'ten birine ulaşabileceğini düşünüyordu, eğer kimseyi bulamazsa Jongtham'a gidip bir bakacaktı. Kapıya ulaşmasının ardından maskesini ve kapüşonunu çıkararak sıcak havadan dolayı bunalmış bir şekilde, derince bir nefes aldı genç adam.

Beyaz Taç'ın içine girdiği gibi, burada, tahmin ettiği gibi birkaç kişiden fazlasının olmadığını gördü. Bunun ana sebeplerinden biri, Beyaz Taç kardeşleri, okulu bitirince genellikle dünya çapındaki görevlere çıkıyor, kendini geliştirmeye devam ediyordu. Bu yüzden bu ana binaya en çok uğrayanlar henüz Jongtham'a devam edenler oluyordu ve okul saatinde burasının kalabalık olduğu, hemen hiçbir zaman görülmüyordu. 

İçerideki kişiler Zend'in girişini gördükten hemen sonra heyecanlanmış bir şekilde ayağa kalkmıştı. ''Zend, hoş geldin!'' diye bağırdı bir adam hızlıca Zend'in yanına giderek, Zend onu daha önce Beyaz Taç'ta birçok kere görmüştü ama pek konuşmuşlukları olmamıştı. O Zend'in son zamanlarda kazandığı ün ile birlikte Zend'i iyice tanımış olmalıydı, çünkü Beyaz Taç'ta yakın bir aile ortamı olsa da, hala birbirini tanımayan birçok üye vardı burada. 

''Hoş buldum.'' Zend sakin bir şekilde, ona selam veren adama gülümsedi ve cevap verdi. ''Yine buralar boş galiba.'' diye konuştu ardından, içerideki diğer kişiler de Zend'in konuşmasıyla birlikte oturduğu yerden kalkarak genç adamın yanına doğru ilerlemeye başlamıştı. 

''Kardeş Zend!'' diye, coşkulu bir şekilde bağırdı biri daha. Ona doğru ilerleyen genç görünümlü bir kadın, Zend'e doğru yaklaşmış ve ona elini uzatmıştı. Zend dikkatli biri olduğu için geçmişte, Beyaz Taç'ta olan hemen herkesin yüzünü ezberlemişti. Ana salonda oturduğun zaman zaten mecburen girip çıkan kişileri tanımaya başlıyordun, bu yüzden Beyaz Taç'a son yedi yıl haricinde girmiş olanların hemen hepsini tanıdığını söyleyebilirdi. Tabii Savaş Konseyi haricindekileri, Beyaz Taç'ın Pounz kolundaki Savaş Konseyi'nin üyeleri, genellikle her zaman bir görevde ya da başka bir yerde olurdu, kendi evleri oluyordu. Meşgul olmalarından dolayı neredeyse hiçbir zaman da ana binaya uğramadıklarından dolayı, Zend de doğal olarak onlarla karşılaşacak fırsatı bulamamıştı daha önce. ''Beni hatırladın, değil mi? En son görüşmemizin ardından epey zaman geçti ama ben seni hatırlıyorum, hahaha. Gerçi, artık seni hatırlamayan kalmadı tüm şehirde.'' Kadın tekrar konuşarak Zend elini sıkarken, genç adamın yüzüne bakmıştı gülümseyen bir yüzle birlikte.

Zend de gülümseyen bir yüzle kadının yüzüne bakarken, eskiden dersine girmiş olan birinin yüzüne baktığını anladı bir anda. ''Öğretmen Hefrols, değil mi?'' diye sorarak gülümsemesini sürdürdü Zend de. ''Büyülü Eşyalar dersine giriyordunuz, yanlış hatırlamıyorsam.'' diyerek konuşmaya devam etti. ''Üzerinden yedi yıl geçtiği için ancak tanıyabildim, kusura bakmayın.'' dedi ve güldü.

''Evet evet, ben Hefrols.'' diye konuştu kadın, mutlu bir şekilde. 

''Hiç yaşlanmamışsınız Öğretmen Hefrols.'' Zend kadının yüzünü inceledi, o bir büyücüydü, bu yüzden görünüşü yavaş yavaş değişiyordu muhtemelen.

''Ah, teşekkürler.'' Kadın teşekkür ederek gülümsedi tekrardan. ''Bu arada Zend, hepimiz seninle gurur duyuyoruz artık!'' diye coşkusunu tekrar eline alarak konuşmaya devam etti. ''Sen Beyaz Taç'ın yetiştirdiği en büyük dahilerden biri olacaksın ve bunu kimse engelleyemeyecek, bundan eminim.''

''Eh...'' Zend bu şekilde övüldüğü zaman utanıyordu genellikle. Bu yüzden hafifçe kızarmasına engel olamadan başını birazcık eğdi ve cevap verdi: ''Bunu ana binanın üzerine asılmış resmimden anladım zaten.'' 

''Bir çocuk düşünün, henüz yedinci seviyede ve sadece on yedi yaşında, ama bir Kraliyet Şövalyesi'ni öldürebildi! Bunu normalde düşünmek bile pek zor olurdu ancak sen gerçeğe çevirdiğin zaman, bizlerin adeta dili tutuldu! Güneş Ailesi'nin lideri olan Tarini Güneş bile seni tebrik etmek istiyordu geçenlerde, normalde yapmadığı bir şekilde ve Jongtham'a gelip seni sordu! Gerçekten, eskiden gördüğüm o küçük çocuğun böylesine birine dönüştüğünü düşündükçe şaşırıp kalmadan edemiyorum...'' Hefrols Zend'i överek konuşmaya devam ederken, Zend tekrar konuşmuştu. 

''Övgüleriniz için teşekkür ederim, ama şu anda yapmam gereken bir şey var Öğretmen Hefrols,'' Zend minnettar bir şekilde konuştu ve Karkan'ın odasına doğru ilerlemeye başladı. ''daha sonra tekrar muhabbet ederiz.'' 

''Siz... Gerçekten de... Yenilmez olan Beyaz Taç kardeşi Zend misiniz?!'' Zend tam Karkan'ın odasına doğru ilerlemeye başlamışken, arkasından bir çocuğun sesi gelmişti. Genç adam kendine engel olamadan kafasını arkaya doğru çevirdi, bir yandan da Karkan'ın odasına doğru ilerlemeye devam ediyordu. 

Zend'e bakarken parlayan, iki tane kocaman, kahverengi göz vardı arkasında. Sağ elinde bir Beyaz Taç yüzüğü olan çocuk, Zend'e, sanki bu dünyadan olmayan birine bakıyormuş gibi bakıyordu şu anda. Kırmızı kırmızı yanaklara sahip olan bu çocuk en fazla dokuz yaşındaydı ve Zend'e hayranlık dolu bakışlar yolluyordu. ''Ben... Sizinle karşılaşabileceğimi... Hiç düşünmemiştim...'' diye sessiz bir şekilde konuşmaya devam etti. ''Siz, benim kahramanımsınız!'' Sesli bir şekilde bağırdı genç çocuk hızlıca. ''Sizin normal bir insan gibi yürüdüğünüzü hiç düşünmemiştim!'' diye de devam etti.

Zend elinde olmayarak yumuşamıştı anında. Karşısındaki çocuğun kahramanı olmak, bu Zend'i epey mutlu etmişti gerçekten de. Şu anda tüm Pounz'da isminin yayıldığını biliyordu, hatta hakkında hikayeler bile yayılmaya başlamıştı muhtemelen. Bunların tamamı da küçük çocukların kulağına gidince, Zend bir anda hepsinin imrendiği kişi oluvermişti. Şu anda o küçük çocuk, yıllar önce Zend'in Tou'ya baktığı gibi Zend'e bakıyordu... 

Bu Zend'i son derece mutlu etmişti. Bu yüzden neşeli bir şekilde gülümseyerek cevap verdi karşısındaki şirin çocuğa, muhtemelen Beyaz Taç'a yeni katılmıştı ve şu anda, Zend'in Beyaz Taç'a yeni katıldığında hissettiği şeyleri hissediyordu. ''Yenilmez olduğumu sanmıyorum, ama evet, Zend benim, küçük kardeş.'' diye cevap verdi ve durup birkaç adım geriye giderek, küçük çocuğun başını okşadı. 

''Ben de...'' diye konuştu minik çocuk, bir yandan Zend'e hayranlıkla bakmaya devam ederken. ''Ben de, sizin gibi olmak istiyorum, Yenilmez Zend!''

''Yenilmez de lakabım falan mı oldu?'' diyerek güldü yavaşça Zend. Karşısındaki çocuğun söyledikleri onu gerçekten mutlu etmişti... 

Bir çocuğun tamamen saf bir şekilde, iyi niyetle söylediği şeyler, Zend'i ciddi anlamda neşelendirmişti. Normalde kendini yenilmez gibi hissetmese de, o çocuk ona böyle söylediği zaman bir anda gerçekten yenilmez olduğunu düşünmüştü. Çünkü o çocuk, kahramanı olan Zend'in yenilmez olduğuna inanıyordu, Zend nasıl yenilirdi de onun hayallerini yıkılmasına neden olurdu? 

''Hahahah,'' Hefrols Zend ve küçük çocuğun konuşmasını duyunca sessiz bir şekilde gülmüştü. ''Zend, Beyaz Taç'ın küçük kardeşlerinin örnek aldığı bir kişi olmayı başardın bugün, artık her yerde senin ismini söyleyerek dolaşıyorlar. Okula bir gitmeyi dene istersen, nefes alamayacağın kadar küçük bir yerde sıkıştırırlar seni.'' 

Zend Hefrols'un esprili bir şekilde söylediklerini dinleyerek güldü, daha sonra da arkasını dönüp Karkan'ın odasına doğru ilerlemeye devam etti. ''Öyleyse okula hiç uğramamam gerek galiba.'' diye konuştu.

***

1751