Ay bu kızı geçmişi anlatan bölümlerde çok sevmiştim hala iyidir umarım
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
229. Bölüm Prenses Yuna'nın Doğum Günü (2)
'Adam Berinne'ye Prenses Yuna'nın doğum gününü kutlamak için gelen yedinci kişi olduğunu söylediğine göre, ben de sekizinciyim ve bizden önce gelen altı kişi olmuş. Bunlar kim acaba? Pek çok soylunun arasına gireceğim gibi görülüyor...' Zend saraya bakarken bir yandan da konuşuyordu.
Önünde durup biraz bekleyerek izledikleri saray, gerçekten de çok ihtişamlıydı. Son derece gösterişliydi ve pencerelerinden tutun, devasa kapısına ve sahip olduğu, gökyüzüne doğru yükselip bulutlara ulaşmaya çalışan kulelerine, her ayrıntısına geçmişte oldukça fazla para döküldüğü ortadaydı. Zend'in şu ana kadar içine girdiği en büyük yapılar, Beyaz Taç'ın Tolan Şehri'ndeki konuşlanma yerlerine dikilmiş binalardı. Yani o üç devasa bina, Zend'e büyüklüğün ne demek olduğunu öğretmişti geçmişte. Ama şimdi önündeki saraya baktığında anlıyordu ki, onlar o kadar da büyük şeyler değildi. Bu saray Kaimei'nin belirli bölgelerinden görülebilmekteydi, daha önce küçükken onu gördüğü için bugün tekrar uzaktan gördüğü zaman çok da şaşırmamıştı Zend. Ama onun yakınına geldiğinde gerçekten de hayran kalmadan edememişti.
''Oldukça büyük, değil mi?'' Onları sarayın bahçesinin girişinden alarak buraya kadar getirmiş olan adam, yani Nikadon Beremis, Zend'in hayranlıkla birlikte hafifçe genişleyen göz bebekleri ile karşılaşması ile birlikte yavaşça konuştu. ''İlk gördüğümde ben de şaşırmıştım, Kral Dustin bu tip yapılardan hoşlandığı için bu saraya oldukça fazla bütçe ayırmıştı daha önce. Pek çok şeyin nasıl göründüğüne önem veren biridir.''
Zend adamın söyledikleriyle birlikte hızlıca kafasını salladı ve ileriye doğru ilerlemeye başlamış olan Berinne'yi takip ederek, sarayın muazzam büyüklükte olan kapısının içine girdi.
Berinne içeri girer girmez, bir odaya doğru ilerlemeye başladı direkt olarak. Bu sefer sarayın içerisinde onlara eşlik etmek için bir asker ya da başka bir rehber yoktu, Nikadon onları girmeleri gereken yeri gösterdikten sonra gelecek olan diğer kişileri karşılayacağı için geri gideceğini söylemiş, Zend ile tanışmalarından dolayı duyduğu memnuniyeti tekrar dile getirmiş ve Zend ile Berinne'ye el sallayarak uzaklaşmıştı. Berinne ya da Zend'e nereye gitmeleri gerektiğini söylememişti, ama Berinne direkt olarak sarayın içerisinde yürümeye başladığı için, genç kızın gitmesi gereken yeri bildiğini düşünmüştü Zend. Bu yüzden direkt olarak onun peşinden ilerlemeye başlarken, bir yandan da sarayın içine göz atıyordu Zend. Girdikleri yerde fazlasıyla vazo, mumların konulduğu el lambaları gibi süslü eşyalar vardı. Yere üzerinde pek çok işlemeye sahip olan bir halı serilmişti ve duvarlarda da, çeşitli kılıç, büyücü, asa, savaşçı ve daha bir sürü figürün olduğu kaplamalar vardı. Her yer fazlasıyla göz alıcıydı ve Zend içeri girdiği anda, burada tek bir kir tanesinin bile olmadığını fark etmişti. Her yer tertemizdi, Kraliyet Ailesi'nin temizliğe de epey önem verdiği kolayca anlaşılabiliyordu.
Kafasını kaldırıp tavandan aşağı doğru bir zincir eşliğinde inen büyülü lambalar ile karşılaştı Zend biraz ilerledikten sonra. Onlar da ortalığın görünüşünü ciddi anlamda güzelleştirmişti. Birkaç dakikalık yürüyüşün ardından, bir merdiveni kullanmadan girdikleri katta ilerleyerek vardıkları bir odaya girdiler. İçerisi de sarayın geri kalanı kadar güzel görünümlüydü ve gösterişliydi. Berinne içeri girip elini kaldırarak selam verdiği gibi, oturduğu geniş, kol koyma yerlerinde ve oturulacak bölgelerin kenarlarında altın kaplamaya sahip olduğu anlaşılan bir koltuğun üzerinde oturmaktayken direkt ayağa kalkıp, görünüşünden dolayı Zend'in kolay bir şekilde, prenses olduğunu tahmin edebileceği genç bir kız onu karşılamıştı. ''Berinne, hoş geldin! Seni bekliyordum ben de.''
Zend şu anda ilk kez görmüştü Pounz Krallığı'nın prensesi olan Yuna'yı. Daha önce resmini görmüştü ve görünüşünden haberdardı, ancak onunla daha önce yüz yüze gelmişliği olmamıştı. Berinne de kendine seslenen kıza gülümseyerek konuşmaya başladı: ''Yuna, özlemişim seni!'' diyerek, prensese doğru ilerledi ve ona sarıldı.
Zend bu anı hafızasına kazımıştı, çünkü iki prensesin sarıldığını ve özlem giderdiğini her zaman görmüyordu normal hayatında. Bu, oldukça nadir bir görüntüydü aslında.
Prenses Yuna, Berinne'ye sarılmasını bitirdikten sonra onun omuzlarından tuttu ve arkadaşının gözlerine parlayan gözleriyle birlikte baktı. Bu sırada onun arkasından gelmiş olan kişiyi de görmüştü, ona hızlı bir şekilde dönerek gülümseyerek konuştu: ''Ah, bu yüzü gördüğümden eminim! Merhaba, Berinne'nin misafiri. Ben Yuna Pounz, Pounz Krallığı'nın şu anki prensesiyim.''
Zend'e elini uzatan genç kız neşeli görünüyordu. Zend de hemen onun elini sıktı ve konuştu, ''Merhaba prenses, ben de Zend, memnun oldum!'' dedi ve ona doğru bakan genç kızın yüzünü yavaşça incelemeye koyuldu. Prenses kahverenginin koyu tonlarındaki bir göz rengine sahipti ve yüzü biraz uzundu. Burnu kendini belli etmiyordu ve kaşları, tam olarak simetrik ve düzgündü. Tam olarak beyaz ya da esmer sayılamayacak bir ten rengine sahipti, ikisinin de ortasında gibiydi bu renk. Gözleri gibi koyu kahverengi olan, omuzlarına kadar inen, bağlanmamış saçlara sahipti ve üzerindeki açık kahverengi elbisesi ile uyum içerisinde olduğu söylenebilirdi bunların. Güler bir yüze sahipti ve beyaz, parlak dişleri direkt olarak kendini belli ediyordu. Üzerindeki asil havadan bahsetmeden de geçilmezdi, tam bir soylu gibi görünüyordu ve prenses olduğu, oldukça uzaktan da anlaşılabilirdi. Bu, Berinne'de de olan, ama oranla daha az hissedilen bir özellikti. Prenses Yuna'ya dışarıdan bakıldığında, Berinne'ye göre daha asil bir havası vardı ama Berinne'nin bunu daha az benimsemiş olması Zend'in hoşuna giden bir şeydi. Böyle şeylere çok da gerek yoktu Zend'e göre. Daha çok sıradan insanlar gibi olmayı seviyordu Zend.
''Bak sen, bu kişi, Renkli Yıldırım Krallığı'nın değerli ikinci prensesi değil mi?'' Girdikleri odada, Prenses Yuna'nın doğum gününe gelmiş olan diğer altı kişinin tamamı, Berinne ve Zend odaya girince onları selamlamak için ayağa kalkmışlardı. Daha doğrusu Berinne'yi selamlamak için kalkmışlardı muhtemelen, çünkü çoğunun gözü ağırlıklı ve doğal olarak Berinne'nin üzerindeydi. Zend beklediği gibi arka planda kalmıştı ve ona sorarsanız, bundan hiç de şikayetçi değildi. ''Hoş geldiniz, biz de Prenses Berinne gelse de bu doğum gününün değeri daha da çok artsa diye bekliyorduk. Tahmin ettiğim gibi, içeri girdiğiniz anda, güneşin sanki buraya girdiğini hissettim ve gözlerim kamaştı, ama bunu yapan sadece sizin altın sarısı saçlarınızmış...'' Biraz önce konuşmaya başlamış olan biri, Berinne'nin önüne gelmiş ve elini uzatarak Berinne'nin elini almış, daha sonra da yumuşak bir şekilde oraya bir buse kondurarak geri çekilmişti.
''Beni utandırıyorsunuz, Prens Jouva.'' Berinne elini öpen gence nazik bir şekilde gülümseyerek cevap verdi.
''Sen de Zend'sin, değil mi? İsmini duymuştum, şu henüz yedinci seviyede olmasına rağmen Pounz'daki en güçlü yüz kişinin arasına girmeyi başarmış olan çocuk. Eh, sanırım bir başarı olarak görülebilir, ancak bunu geçip Prenses Berinne'nin misafiri olmayı nasıl başardıysan artık, bunu düşünerek mutlu olmalısın. Onun misafiri olmasan seninle selamlaşmaya ihtiyaç duymazdım muhtemelen,'' dedi ve Zend'e doğru küçümseyici bir bakış atarak, muhtemelen etraftakilere ve Berinne'ye saygısızlık olmaması için elini uzattı. ''sonuçta Pounz'un en güçlü yüz kişisinin arasına girmek çok da bir marifet olmamalı, değil mi''
Zend sakin bir şekilde onu dinlerken, konuşmasını bitirdiğini görmesiyle birlikte ona uzatılan eli, saygısızlık olmaması için sıkmıştı. 'Ne kadar da kaba...' diye geçirdi içinden. 'Bana aşağılayıcı şekilde davranması pek önemli değil de, Pounz'un en güçlü yüz kişisinin arasına girmenin zor olmadığını söyleyerek Pounz'u, yani Prenses Yuna'yı aşağıladı. Hiç de hoş bir şey değil, onun doğum gününe gelmişsin sonuçta... Fazlasıyla şımarık yetiştirilmiş.' Zend'in aklındaki düşünceler hiç iyi yönde olmasa da, Berinne'nin misafiri olarak yanlış bir hareket yapmamaya çalışarak, gülümseyerek cevap vermişti. ''Evet, ben Zend. Ancak sanırım kendinizi tanıtmayı unuttunuz.'' dedi ve yüzündeki gülümsemeyi bozmadı bile. Elbette karşısındaki uzun boylu, turuncu ile karışık sarı bir renk ile boyanmış saçlara, beyaz bir tene ve bir savaşçıya ait olduğu belli olan kalıplı, üzerindeki kasların kıyafetinin ardından görülebildiği bir vücuda, belirgin yüz hatları ve geniş gözlere sahip olan gencin, kendisini tanıtmamasının nedeninin farkındaydı. Hemen herkesin birbirini tanıdığı bir yerde, giren kişilerden ikisine de selam verip, tanımadığı kişiye kendisini tanıtmamıştı. Üstelik ilk konuşan kişinin kendisi olmasına, karşısındaki kişinin de ismini biliyor olmasına rağmen... Bu, direkt olarak konuştuğu kişiye ilk olarak kendisini tanıtmasının gereksiz olduğunu düşünmesinden kaynaklanırdı sadece, yani o, Zend'i, kendisini tanıtacak kadar önemli biri olarak görmemekteydi.
''Ah, unutmuş olmalıyım, haklısın! Kendimi tanıtmama gerek olacak birini görememiştim de bir anda, kusura bakma, geç fark etmişim, hahahaha!..'' diye alaycı bir şekilde bir kahkaha attı genç. Aslında çok sinir bozucuydu ama Zend bunu umursamamaya kararlıydı. ''Ben Yuathra Krallığı'nın ikinci prensi, Jouva Yuathra.''
''Memnun oldum Prens Jouva.'' Zend gülümsemesini sürdürdü ve Berinne'ye baktı göz ucuyla. Genç kız o sırada diğerleriyle selamlaşıyordu.
''Hmm, kime bakıyorsun?'' Hala Zend'in hemen karşısında durmaya devam ediyor olan prens, Zend'in göz ucuyla arka tarafa baktığını görünce, sadece nezaket amaçlı da olsa tanışmalarının ardından duyduğu memnuniyeti dile getirmeden, direkt bir soru sordu. ''Bu odadakilerden izin aldın mı, bakabilmek için?'' diye devam etti ve Zend'e biraz daha yaklaşarak fısıldadı. ''Özellikle Berinne'den?''
Zend karşısındaki kişinin hareketleriyle birlikte çoktan bir şeyi anlamıştı bile. 'Bu eleman epey gereksiz biri anlaşılan, başımıza bela olacak iyice, belli oldu.' diye düşünürken, ağzını araladı. Böyle kişilerle karşılaşacağının farkındaydı, ailesini söylemeye gerek duymayan biri olduğu için ona ailesinden bile bahsedemeyen, bahsetmeye cesareti olmayan biri olarak bakanlar elbette olacaktı. Bu yüzden çok şaşırmadı genç adam. ''Prens Yuathra, buraya Berinne'nin davetiyle birlikte katıldığım için buradaki kişilere en azından bakabileceğimi düşünüyorum, haksız mıyım?'' Saygısından ödün vermeden cevap vermeyi sürdürdü Zend. Şu an Berinne'yi temsil ediyordu ve eğer saygısızlık yaparsa Berinne'nin yerine de yapmış olacaktı.
Zend'e bakarak, öfkelendiği belli olsa da şu anda sarayda olduğu için bir şey yapmamayı tercih ediyor olan genç, dudağını ısırmıştı yavaşça. ''Öyle olsun, Berinne senin gibi ailesi belirsiz birini davet ederek bir hata yapmış ama bu hatanın uzun sürmemesini sağlayacağımdan emin ol.'' dedi ve arkasını dönüp, Zend'in cevap vermesine bile fırsat vermedi. Daha fazla ileri gidememiş olmalıydı, çünkü Zend en basitinden Gri Engerek'in temsilcisi olduğu için ona dünya çapında, birkaç sözlü saldırıdan başka bir şeyi kolay kolay yapabilecek biri yoktu. Tabii Zend'in kendi isteğiyle girdiği dövüşler, başka bir konuydu.
'Hahahaha, sakin kaldığımı görünce muhtemelen kendi kendini sinirlendirdi.' Zend kıkırdamak istiyordu ama bunu gerçekleştirmeden, buradaki diğer kişilere birer selam vermeye başladı. Odada Prenses Yuna ile birlikte dokuz kişi vardı ve dokuz kişiden Berinne ve Zend de dahil olmak üzere beşi kız, dördü erkekti. Ona baktığını fark ettiği kişilere gülümseyerek karşılık verdi ve birer birer kendini tanıttı.
Şu anda odada tanışmadığı tek bir kişi kalmıştı, o da Berinne ile selamlaştıktan sonra odadaki koltuklardan birinin bir kenarına tekrar oturup, Zend'e henüz bakmamış olan kızıl saçlı bir kızdı. Yüzünden ve gözlerinden anlaşılabiliyordu ki, o kesinlikle bir Fungyuo üyesiydi. Zend'in daha önce görmüş olduğu Fungyuo'nun prensesi olan Yinza ile yüz yapıları oldukça benziyordu, bu kişi onun ablası olmalıydı. Onun dışında odada, Tenore Krallığı'ndan gelen bir erkek, Yuathra Krallığı'ndan gelen Prens Jouva, Mahendra Krallığı'ndan gelen bir kız, Naketa Krallığı'nın bir prensesi, Prenses Yuna, Abnea Ailesi'nin prensi ve son olarak da Berinne vardı. Jouva hariç hiç kimse Zend'e öyle fazla özel bir muamele göstermemiş, Zend'i aşağılamamış ya da hor görmemişti. Bundan memnundu Zend.
Aynı zamanda tahmin ettiği gibi, şu anda buraya Prenses Yuna'nın doğum gününü kutlamak için gelmiş olan kişilerden her biri, önemli krallıklardaki önemli bir pozisyondaydı. Bu yüzden hafifçe mahcup olup sessizleşmiş olsa da genç adam, kendisine bir soru yöneltildiğinde konuşuyordu. Tanışmadığı tek kişinin de yanına yaklaşarak, yavaşça elini kaldırdı. ''Merhaba, ben Zend. Sizinle de tanışmak istedim.'' diye gülümseyerek kızıl saçlarıyla dikkat çeken, Zend'e sanki yüzünden dolayı tanıdık gelen kıza seslendi.
''Ben de Aena Fungyuo, memnun oldum.'' diye konuştu kız, daha sonra da henüz ayağa kalkmamışken cevap verdi. ''Ancak sormama izin verin, neden ailenizin ismini söylemiyorsunuz?''
***
1789
Magnec