Vay be son beş asırdaki en genç siyah he? Kendi oğlummuş gibi duygulandım şuan ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
227. Bölüm En Genç Kişi!
Kısa bir süre içerisinde Tolan Şehri'ne vardılar.
''Ben biraz dinlenmek istiyorum. Yarın Berinne ile birlikte Prenses Yuna'nın doğum gününe gideceğiz, enerjimin yenilenmiş bir halde olması gerektiğini hissediyorum. Oraya yorgun bir şekilde çıkamam değil mi?'' Zend sohbet ederek geçirdikleri yolculuğun ardından hedeflerine varmalarıyla birlikte derin bir nefes alıp arabadan atladı. Ardından Hollis, Berinne ve Sanzirna'nın da inmesini bekleyerek yüzünü arabaya doğru döndü.
Hollis Zend'den sonra arabadan ilk olarak inen kişi olmuştu. Zend'e bakarak bir zafer işareti yaptı ve, ''Daha sonra konuşacağımız şeyler var, bana şu yetenekleri nasıl edindiğinden bahsedeceğin zamanı sabırsızlıkla bekliyorum, hehehe.'' diyerek gülümsedi.
''Heh...'' Zend bir nefes verdi ve başını salladı. Berinne araba yolculuğu sırasında bir de Hollis'in Harsis'ten haberinin olmasını sağlamıştı. Ranon'a göre, onların varlığından olabildiğince az kişi haberdar olması gerekliydi. Çünkü ne kadar kişi onu bilirse, Ranon'un söylediğine göre Zend o kadar fazla tehlikeye girerdi ve Ranon da elbette bu tehlikeden payını alırdı. Hollis tabii ki yabancı değildi, dünya üzerinde Zend'in en çok güvendiği kişilerden biriydi o. Ama yine de ona Ranon'dan bahsetmek, daha fazla kişinin Ranon'u öğrenme ihtimalini artırıyordu. Olur da Hollis yanlışlıkla birine bahsederse ya da birinin sır tutabileceğini düşünerek bunu, yani Ranon'u anlatırsa, daha sonra da bu kişi yine aynı şekilde birine güvenerek ya da kazara bu sırdan bahsederse, Ranon'u bilen ve kazara ağzından kaçırma ihtimali olan kişilerin sayısı git gide artacaktı. Berinne Harsis'ten bahsederken muhtemelen orada yabancı olmadığını düşünmüştü ama gerçekten de bir hata yapmıştı. Üstelik Zend, çok sevdiği ustasından bir şeyler saklamak istemiyordu. ''Peki usta.'' diyerek kısaca cevap verdi kafasını sallamasına ek olarak.
''Berinne, sen yola çıkmadan önce yarın sabah beni uyandırabilir misin? Hazırlık falan yapmama yetecek kadar bir zaman sağlayacak şekilde tabii ki.'' Zend rica edercesine arabanın içinden, gökyüzünün kızıllığından anlaşılacağı üzere artık batmakta olan güneşe bir selam vermek için çıkan kıza bir bakış attı.
''Elbette, sen, senin de dediğin gibi dinlenmelisin. Ben sana haber vereceğim.'' diye, gülümseyerek nazikçe Zend'in sorusuna cevap verdi Berinne.
Zend hızlıca teşekkür etti ve arabadan inip yanına doğru ilerleyen Sanzirna'ya baktı. ''Sanzirna, hadi gidelim.'' diye konuştu hızlıca, Era çoktan omzuna atlamıştı ve Sanzirna ile yan yana olan odalarda kaldıkları için, onunla birlikte gitmeyi tercih etmişti genç adam.
''Tamam.'' diye cevapladı Sanzirna, kendisi yorgun olmasa da, Lazel'in ona verdiği emre göre genç kadının görevi Zend'in yanında olmaktı. Bu yüzden de onunla birlikte hareket ediyordu; hemen Zend'in söylediğini kabul ederek kalacakları yere doğru ilerlemeye başladılar. Berinne de onlarla birlikte geliyordu.
Birkaç dakika içerisinde, ana binaya hiç uğramadan kendi odasına ulaşmayı başarmıştı genç adam. Zend bayıldıktan sonra uzun bir süreyi baygın bir şekilde geçirmişti muhtemelen, çünkü şu anda saat oldukça ilerlemiş durumdaydı. Yun ve diğerleri okuldan dönmüş olmalıydı, Zend'in Siyahlar'da bir yer almak amaçlı buradan ayrıldığını bildikleri için onu tekrar gördüklerinde, Zend kesinkes bir soru yağmuruna daha maruz kalacaktı ve bu sefer kurtulması için, en azından bir saatini feda etmesi gerekecekti. Bunu hiç istemediği için, arkadaşlarını şimdilik erteleyerek ana binanın önünden ayrılmıştı. Daha sonra kendi odasının önüne doğru ilerlerken, Berinne ve Sanzirna'ya, biraz önce aşağıda Hollis'e yapmış olduğu gibi veda ederek odasına daldı. Bugün yaptığı savaşlardan dolayı yıpranmış ve o adam tarafından kesilen kolundaki kan akışını durdurmak için yırttığı parçadan dolayı iyice kötü görünmeye başlamış kıyafetini seri bir şekilde çıkartarak yatağına doğru ilerledi. Bugün yaptığı savaşlarda enerjisi bir hayli azalmıştı. Sadece iki savaşa girmişti ama enerjisinden geriye çok fazla bir şey kalmamıştı. Bir Ağır Kılıç'ı kullanmak ciddi anlamda enerjiden yiyordu ve ayrıca o kızı yenmek için yaptığı şey, onun, enerjisinin dibine vurmasına neden olmuştu adeta. Meditasyon yaparak enerjisini yenilemeyi tercih ederdi normal bir durumda, ama şimdi uykusu bastırmıştı ve tek enerjisi değil, bedeninin dayanıklılığı da azalmıştı. Bu sebeple kendini direkt olarak yatağa attı.
''Sadece iki savaşa girdim ama vücudum hemen yoruldu, ha?'' diye mırıldandı genç adam. Genellikle savaşlarda hızlı bir şekilde yorulmazdı ama tüm tekniklerini üst üste kullanıp, üstelik o kılıcı kullanarak her açıdan kendisini zorlaması onu ciddi anlamda hızlı bir şekilde yormayı başarmıştı. ''Çok daha fazla dayanıklı olmalıyım...'' diyerek mırıldanmaya devam etti, kafası, son zamanlarda Chibui'de hiç bulamamış olduğu yumuşacık yastığına gömülürken. ''Sadece iki savaşta enerjim bitiyorsa, halim harap.''
***
''Zend, uyan hadi.'' Genç bir kız, Zend'in yanından seslenerek bir parmağıyla genci omzundan dürttü.
Zend'in gözleri aralanırken, ilk gördüğü şey yan tarafında sallanan, uzun ve parlak, sarı saçlar olmuştu. Birisi onun perdesini açıp içeri güneşi davet ediyordu o anda!
''Berinne?'' Zend gözlerini birkaç kere kırpıştırarak penceresinin önünde duran kişiye baktı. ''Sen misin?'' diye hızlıca sordu ve yatıyor olduğu yatağından kalkıp, doğrularak gerildi. Aynı zamanda, camdan aşağıya doğru bakıp henüz Zend'e dönmemiş olan genç kız da, hızlıca Zend'e doğru dönmüştü.
''Evet, tanıyamadın mı yoksa?'' diye konuştu ve hızlı bir şekilde gülümsedi. ''İnsan bir perdelerini açar, bu ne böyle, içerisi gün doğmuş olmasına rağmen kapkaranlık kalmış.'' dedi ve diğer pencerenin de perdelerini açmak için odanın içinde ilerlemeye koyuldu.
''Unutmuş... Olmalıyım.'' Zend konuşmaya başlamışken esnemesine engel olamamıştı. ''Sen nasıl girdin odaya?'' diye ekledi.
''Sabah kalktığımda Saga diye bir kadınla konuştum ve bana odanın anahtarını verdi. Ben de bir sakınca olmadığını düşünerek içeri girdim, rahatsız mı oldun?'' Berinne dürüst bir şekilde konuşurken Zend'in bu durumdan şikayetçi olup olmadığını merak etmişti.
''Hayır, rahatsız olduğumdan değil, sadece merak ettim.'' Zend hızlıca cevap verdi ve gözlerini ovuşturdu. Daha sonra odanın banyosuna doğru ilerleyerek yüzünü yıkadı, Berinne'yi kovmak istemediği için kıyafetlerini de burada değiştirdi. Zend'in dairesinin sadece bir odası vardı, Beyaz Taç'tan istediği takdirde daha çok odaya sahip olan bir daireye taşınması da mümkündü ama Beyaz Taç'a ilk geldiğinde bu odada kalmış olduğu için burayı değiştirmeyi şimdilik istemiyordu. Çünkü burasının onda manevi bir değeri vardı, ilk sahip olduğu oda bu oda olmuştu ve burada uyumayı seviyordu. Daha büyüğüne de ihtiyacı olduğunu düşünmüyordu zaten...
Biraz önce cevap verdikten sonra kıyafetleri ile birlikte direkt olarak banyoya girdiği için kendine cevap verememiş olan Berinne, Zend yeni kıyafetleriyle banyodan çıktıktan sonra ona bir bakış attı ve konuşmaya başladı: ''Bu arada, saraya vardığımızda görgü kurallarını unutmayacaksın, değil mi? Bir beyefendi gibi olabileceğini düşünüyorum, Pounz'un Kraliyet Ailesi'ne bir saygısızlık yapmak istemem şimdi. Geri döndüğümde babam beni iyice azarlar yoksa... Yani yanlış bir şey yapmamaya dikkat et.'' Genç kız gözlerini hafifçe kenara kaçırdı. Zend'e bir şeyi yapmasını söylemeyi tam olarak başarabileceğini düşünmemiş gibiydi. 'Bunu söylemem gerekiyordu,' diye geçirdi içinden. 'onun bir hata yapacağını zaten düşünmüyorum ama ne olur ne olmaz, işin ucunda babam var...'
''Merak etme, yapacağım yanlış bir hareketin seni zor duruma düşürebileceğini biliyorum. Dünyanın en şanlı prensesi ile gidiyoruz, asıl senin itibarını benimle birlikte oraya gitmek sarsmasın?'' Zend biraz gülerek konuştu. ''Sonuçta sen dünyanın en güçlü ülkesinin bir prensesi olarak, Pounz'da aranıyor olan biriyle birlikte bir saraya gideceksin. Eğer vazgeçmek istersen sorun olmaz, hahaha.'' Zend bunu esprili bir şekilde anlatıyor olsa da, aklından gerçekten de geçen bir düşünceydi bu. Berinne'nin bir itibarı olduğunu biliyordu ve dünkü konuşmalarında da, babasının ondan pek çok şey beklediğinin farkına daha da çok varmıştı. Zend ile birlikte sıradan bir doğum gününe gidebilirlerdi, sorun olmazdı ama yine başka bir prensesin doğum gününe gidecekleri için, bu dünya tarafından garip karşılanabilirdi. Yüksek insanlar, yüksek kişiler ile birlikte olmalıydı. Dünyanın kuralı bu olduğu için, Berinne şimdilik tek başına gitmek isterse onu anlardı. O dünyadaki hemen herkese değerliliği kanıtlanmış biriyken, Zend dünya çapında sıradanlıktan çok da uzaklaşmış biri değildi. ''Bu beni kırmaz, cidden, ben olsam böyle yapabilirdim bile. Seni anlarım yani.'' Zend birazcık ciddileşerek samimi bir şekilde konuşmaya devam etti.
Berinne Zend'e dönerek, derin bir nefes ile tanıştırdı ciğerlerini. ''Eğer yeni tanıştığım kişi bir başkası olsaydı dediğin gibi yaparak, onun beni küçük düşüreceğini ya da yanlış hareket edebileceğini düşünürdüm ve yalnız başıma gitmeyi tercih ederdim.'' dedi ve Zend'in siyah bir şekilde parıldayan gözlerine baktı. ''Ama sana güveniyorum, sorun yok.'' diyerek güldü.
''Heh...'' Zend bir nefes verdi. ''O halde sorun yok, güvenini boşa çıkarmamaya çalışacağım.'' dedi ve düşünmeye başladı. Onun üzerinde gerçekten bir baskı oluşuyordu muhtemelen, Zend'i bir anlık düşüncesizlikle bu doğum gününe çağırmış bile olabilirdi ve Zend'in bir yanlış yaptığını düşünerek kötü hissediyor olması da büyük ihtimalliydi. Zend bu yüzden böyle bir teklifte bulunmuştu zaten, ama Berinne Zend'e güvendiğini söylemişti. Eğer durum böyleyse, Zend, gururu sonuna kadar ayaklar altına alınsa, kişiliği ve sahip olduğu değerleri aşağılansa bile sabırlı hareket etmeyle yükümlüydü artık. Bir yanlış yapmamak zorundaydı, çünkü Berinne'nin ona olan güvenini sarsmak istemezdi.
''Öyleyse güzel!'' Berinne gülerek konuştu tekrardan ve ekleyerek, ''Hadi bir kahvaltı yapalım, sonra da yola çıkarız.'' dedi, arkasını döndü, gitmeye hazırlanırken birden durdu. ''Bu arada, şuna bir göz at bakalım. Bu sabah Beyaz Taç'a getirilmiş, hehehe...'' diye konuştuktan sonra da hızlıca aşağı doğru ilerlemeye başladı.
Zend Berinne'nin fırlattığı küçük kitapçığı yakaladı havada, ne olduğunu çoktan tahmin edebilmişti. Keyifli bir şekilde araladı sayfalarını ve hızlıca, ortalara doğru ilerledi.
''Altmış, altmış bir... Altmış üç, altmış dört...'' diye sayfaları çevirirken numaraları okuyordu, son olarak altmış dördüncü kişiye geldiği anda biraz duraksadı, Siyahlar listesinin içerisinde. Yutkundu ve yüzüne yayılan sıcak gülümsemesine engel olamadan, altmış beşinci kişinin olduğu sayfayı açtı.
''Hahahahaha!'' Bir kahkaha patlatmadan edememişti. Neden bilmiyordu ama eskiden altmış beşinci sırada olan o kızın kafasını, kılıcıyla kestikten hemen sonraki anda, sahip olduğu tek eliyle tuttuğu kılıcın onun boynunu geçip havayı yararak ilerlerkenki resmini görüyordu şu anda. Küçük bir resimdi bu, onun hemen altında ise, direkt olarak yüzünü gösteren büyük bir resim vardı. Bu resim daha önce aranıyor posterlerinde de mevcuttu, Zend'in bu resmiyle kaçıncı karşılaşmasıydı bu, kim bilir... Resminin altında yazanları okumaya başladı sesli bir şekilde.
''Zend. Soyadı bilinmiyor, dün, Siyahlar'ın altmış beşinci sıradaki üyesi olan, on beşinci seviyedeki büyücü Tankoroa Melvus'u öldürerek Siyahlar'a girmeyi başardı. Yedinci seviyede, savaşçı. On yedi yaşında olduğu biliniyor.''
''ÇOK HAVALI OLMUŞUM!'' Zend kendini tutamayarak, sesinin odanın içerisinde yankılanmasına izin verdi. Hayallerinden birini gerçekleştirmiş olduğu için, inanılmaz derecede mutluydu şu anda. Listede yazan başka bir şey yoktu, zaten genellikle hemen herkeste az ve öz bilgiler vardı. Bu şekilde düşünüyorken genç adam, resminin üzerindeki, biraz önce resimlere ve kendi bilgilerinin yazıldığını gördüğü yere odaklandığı için fark etmediği bir kısma odaklandı. Yüzünün resminin hemen üzerinde bir yazı daha vardı! Üstelik bu yazı, Zend'i iyice gaza getirmeyi başarmış bir yazı olmuştu!
''Son beş asırdaki, Siyahlar'ın içine girmeyi başarmış en genç kişi.''
***
1634
Magnec