Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

239. Bölüm Her Zaman Kurtarmaz (2)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Onu öldürmeyi başarabildin mi?'' Berinne meraklı bir şekilde, sessizce sordu Zend'e. Genç kızın renkli gözleri, camdan yansıyan ay ışığı ile birlikte parlıyor ve Zend'in, odaklanacağı bir yer oluşmasını sağlıyordu. Onun gözlerine odaklanmış bir şekilde konuşmaya başladı Zend.

''Elbette, tek saldırıma dayanabildi. Ancak son anda onun sürücüsü aracından indi ve enerjimin yarısıyla kararsız bir aura dalgası yaymak zorunda kaldım.'' Zend hızlı bir şekilde anlatmaya başlarken, bir yandan da süre tutuyordu. ''Geri dönerken Aena ile karşılaştım, hakkını vermek gerek, gerçekten de çok hızlı bir şekilde arabadan inip yanıma gelmişti. Ancak kılıcımı çoktan yüzüğüme koymuştum ve yolun kenarındaki çalılıkları kullanarak onu atlatmayı başardım, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ne yetişemedi. Ben olduğumu anlamasına imkan yoktu yani, merak etmene gerek yok. Plan son derece başarılı tamamlandı, ayrıca biraz sonra aşağı ineceğiz. Ovaur'un öldürüldüğünü gördüğün zamanda da şok içine girmiş gibi davranışlar sergilemeyi de unutma, şüphe falan çekme sonra.'' dedikten sonra on saniye kadar bekledi Zend. ''Gerisini yolda konuşuruz, hadi inelim.'' 

Berinne Zend'in söylediklerini nefesini tutarak soluksuz bir şekilde dinlemişti, özellikle Aena kısmını duyduğu zaman heyecandan kalbi teklemişti ama sorunsuz bir şekilde hallolduğunu duyduğu zamanda da son derece rahatlamıştı. Ancak Zend'in konuşmasının hemen ardından, kendi kendine söylenmeden edememişti. 'Enerjinin yarısı mı? Saf irade gücünden oluşan aura dalgan sayesinde, şu anda hareketlerim adeta yavaşladı Zend! Onu tüm enerjini feda ederek yaptığını düşünmüştüm!' diye söylenirken, hafifçe titremeye devam eden ellerine baktı. 'Gerçekten de... Bu nasıl bir öldürme arzusuydu öyle? O kadar korkutucu bir enerji dalgası ile daha önce karşılaştığımı hatırlamıyorum... Sadece yarım saniye kadar maruz kalmama rağmen ellerimin ürkmüş bir şekilde titremesi hala sürüyor.' 

Tabii fazla beklemeden Zend'i takip etti ve kafasını arabanın ön tarafından çıkarıp ona doğru bakan sürücüsüne bir bakış yolladı. ''Sen burada kalabilirsin sürücü, önemli bir şey yoktur muhtemelen. Geri döndüğümüzde hareket etmek için hazır olmana bak.'' 

Sürücü Berinne'nin söylediklerini başıyla onayladıktan sonra hemen yerine geri döndü. 

Bu sırada Berinne hemen Zend'in yanına yetmişmişti, hemen herkes biraz önceki enerji dalgasından dolayı dışarı çıkmıştı, etrafa tetikte olduğunu belli edecek bir şekilde göz atan kişilerin üzerinde gözlerini gezdirmesinin hemen ardından, Zend'e yavaşça seslendi. ''Görülmediğinden eminsin, değil mi?'' 

Zend Berinne'ye doğru gözlerini çevirdi. ''Elbette, içeride de anlattığım gibi beni kimse görmedi. Savaşırken de görülmedim, zaten savaş beş altı saniye kadar sürdü. Yani herhangi bir şey için endişelenmeye gerek yok. Ancak Berinne, eğer olur da benden bir şekilde şüphe ederlerse, sakin kalıp benim aklanmama yönelik şeyler söylemeye bakman gerekiyor. Ben sakin kalırsam eğer suçlu olma ihtimalim artacaktır, bu yüzden suçlu olmanın üzerimde yarattığı baskıyı birinci elden deneyimlemeleri, bana inanmalarını kolaylaştırır. Unutma.'' diye fısıldadıktan sonra, Ovaur'un neredeyse tanınamayacak hale gelmiş cesedinin yanına yürüdü. Arkasından Berinne'nin de ona sessizce seslendiğini net bir şekilde duymuştu tabii. ''Sen... Tam bir şeytansın Zend.'' 

''Evet, bunu ilk duyuşum değil Berinne.'' Zend gülerek cevap verdi.

Prens Fintan çoktan buraya varmıştı, etrafına bir bakındığında bugün doğum gününde bulunmuş olan her asilin buraya toplanmış olduğunu gördü. Kenarda Ovaur'un Fozre Ailesi'nden almış olduğu arabasının sürücüsü baygın bir şekilde yatıyordu, Ranfan onun yanına gidip yüzüne, adamın ayılması için birkaç tane tokat atmıştı, yumuşak bir şekilde. ''Hey, iyi misin?'' diye sordu ve adamın kendine gelmesini bekledi, ancak adam henüz ayılabilmiş değildi. Bir şeyler mırıldanıyordu ama ne söylediğinin anlaşılmaması bir yana, neredeyse ağzından çıkan sesler duyulmuyordu bile.

Fintan Ovaur'un cesedinin yanına yaklaştı. Genç adamın düştüğü yerde adeta bir çukur oluşmuştu ve toprakta, merkezinde Ovaur'un vücudu olmak üzere yuvarlak bir çöküş meydana gelmişti. ''İç organları ve kemikleri etrafa saçılmış.'' diye konuştu Fintan, orta sesli bir şekilde. ''Muhtemelen acayip güçlü bir saldırıyla karşılaştı. Etrafa saçılan şeylere bak, bunun başka bir açıklamaya sahip olması imkansız.'' 

Prenses Yuna da aynı zamanda izliyordu olanları. Ağabeyinin yanındaydı ve gerçekten korktuğu belliydi, gözleri sonuna kadar açılmıştı, ağzını elleriyle kapatmıştı. Onun daha önce böyle bir manzarayla pek fazla karşılaşmamış olduğunu, sadece gözlerine bakarak bile söyleyebilirdi Zend, genç kız son derece korkunç ve kötü bir şeye bakıyormuş gibiydi. Zend içinden eğlense de, diğerlerine ciddi bir şekilde üzüldüğünü göstermesi gerektiğini düşündüğü için Prens Fintan'ın yanında beklerken, herkesin duyabileceği bir şekilde konuşmaya başlamak için derince bir nefes aldı. Gözlerinin önündeki manzaraya odaklanmış olan, birden fazla soylu vardı burada. Aena da düşünceli bir şekilde bekliyormuş gibi görünmekteydi. Gözlerini hafifçe kısarak Ovaur'a bakan genç adam, onun üzerine biraz eğildi ve ağzından, sırasını belirlemiş olduğu kelimelerin fırlamasına izin verdi. ''Aman Tanrım...'' Zend konuşmaya başladıktan sonra suratını astı ve sesli bir şekilde yutkundu. 'Bu... Bu... Ne kadar da büyük bir vahşet! Değerli kardeş Ovaur'a bunu yapmaya nasıl cesaret edebilmişler?! Hem de sarayın yanı başında... Bu acımasızlığı yapacak kadar alçalmış olan kişiler kim olabilir?! Prens Fintan, etrafa askerleri yolladınız mı? Bunu yapan kesinlikle cezasını çekmeli!'' 

''O tek bir kişiydi.'' Aena, kendi arabasına binmesiyle birlikte rahatlamak için açmış olduğu kızıl saçlarını tekrar toplayarak bağladı. ''Arka tarafımda tehlikeli şeylerin olduğunu fark edip direkt olarak arabamdan atladığımda, çoktan etrafa o aura dalgası yollanmış ve Ovaur öldürülmüştü. Ancak katili hala onun yanındaydı, beni görmesiyle birlikte,'' Aena konuşmaya devam ederken eliyle yolun kenarındaki çalılıkları gösterdi. ''şu bitkilerin arasına girdi ve tüm enerjisini birden sildi. Onu hem gözlerimle, hem de hislerimle takip etmeye devam edemedim. Yüzü ve vücudu kapalıydı, geceye karışıyordu resmen. Sadece gözlerini görebildim... Simsiyah gözleri vardı, gecenin karanlığına sahip iki gözü görmeyi başarabildim ancak...''

''Enerjisini sildi mi?'' Prens Fintan Aena'nın söyledikleriyle ilgileniyormuş gibi görünüyordu, genç kızı pürdikkat dinlemeye başlamıştı. ''Bu nasıl olmuş olabilir ki?'' dedi ve biraz bekledi. ''Enerjisini nasıl sildi?'' diye sorarak sorularını devam ettirdi.

''Yani enerjisini gizledi demek istiyorum, ancak enerjisini öyle bir gizledi ki, onun o çalıya girmiş olduğunu gözlerimle görmüş olmasam, orada birisinin olduğunu kesinlikle fark edemezdim. Muhtemelen varlığını o yüzden anlayamadık o harekete geçmeden önce, ayrıca Prens Fintan, onu bulmamız oldukça zor, en iyi adamlarınız gitsin sadece. Diğerleri onu yakalasa bile ancak boş yere ölmüş olacaklar, o Kardeş Ovaur'u tek saldırısı ile bu hale getirdi. Ne kullandığını göremedim ama böyle bir gücü uygulayabildiğine göre oldukça yüksek seviyeli olmalı. On birinci seviyedeki birisi ona karşı sadece birkaç saniye ölmeden durabildi, onun gizli bir saldırı yapmamış olduğu açık. Eğer öyle olsaydı ve Kardeş Ovaur kılıçlarını çıkaracak zamanı bulamamış olsaydı bunun bir suikast olduğunu ve normal savaşçıların onu rahatça öldürebileceğini söylerdim; fakat ne yazık ki Kardeş Ovaur kılıçlarını çıkarmadan önce ona saldırmamış, yani bu da onun karşısına kolay kolay çıkamayacağınızı gösteriyor. Üstelik öyle bir gizlenme yeteneği ile birlikte, onu aramaya giden zayıfları teker teker avlayıp kimsenin bir şeyin farkına varmamasını bile sağlayabilir.'' diye konuşurken, son derece sakin görünüyordu Aena. ''Ayrıca, çevik adamları yollayın lütfen. Onun saldırısını karşılamak pek imkanlı gibi görünmüyor, Kardeş Ovaur'un kılıçları, onun silahı ile karşılaştıktan sonra parçalanarak sahibinin yüzünü yaralamış, baksanıza, kılıç kırıklarından dolayı yüzünü görmek bile çok zor bir halde.'' 

''Kılıçların ikisini birden parçalayarak Ovaur'un resmen düz bir şekil almasını sağlayabilecek kadar güçlü bir saldırı yapılmış, evet... İnanılmaz bir fiziksel gücü var yani, öyle mi?'' Prens Fintan elini çenesine götürüp düşünceli bir şekilde Ovaur'un cesedine bakarken, iç çekerek sormuştu. ''Bu çok büyük bir bela olacak.'' 

''Hayır, sadece o kadar da değil.'' Aena yavaşça kafasını salladı. ''Bugün Kardeş Ovaur'un Zend ile savaştığı zamanda hepimizin gördüğü gibi, onun üzerinde yaklaşık beş altı tane koruma bariyeri vardı. Katilin tek saldırısı, bu bariyerlerin tamamının birden kırılmasına neden oldu. Yani, gücü tüm tahminlerimizin bile ötesinde olmalı. Aynı şekilde, katil, düşündüğümüz seviyenin çok ilerisinde bir hıza da sahip. Hem bu güce, hem de bu hıza sahip olmayı nasıl başardığını tam olarak anlayabilmiş sayılmam, ancak o, biraz önce bahsettiğim gibi o çalılıklara girip kendini gizledikten sonra, ben onun ne yapacağını tahmin ederek yolunu kapatmaya çalışmama rağmen henüz hareketimi bile yeni başlatmışken bir anda çalıların içinden çıkıp, gözlerimin önünden muazzam bir hızla geçti gitti. Ancak gözlerimle onu takip edebildim, onun hareket hızına vücudumun yetişmesi söz konusu bile değildi. Ben bir büyücü olduğum için fiziksel hızımın çok yüksek olmadığı doğru, ancak yine de normal birine karşı o sırada hareket edebilmeyi başarmam gerektiğini düşünüyorum. Yani gerçekten hızlı olmayan adamları yollarsan, hiçbir şey değişmeyecek. Hızına kim güveniyorsa onu yolla.'' 

''Bir büyülü yaratık ile karşılaştın mı peki? Bir ortağa sahip miydi o?'' Fintan daha fazla bilgi almak istiyor olacaktı ki, Aena'yı iyice soru yağmuruna tutmaya başlamıştı.

''Hayır, etrafta ondan başkasının enerjisi yoktu.'' diye hızlıca cevap verdi Aena da.

Zend onları dinlerken, Aena'nın gözlem kabiliyetinin gerçekten yüksek seviyeli olduğunun farkına varmıştı çabucak. Onun söylediği hiçbir şey yersiz değildi, Zend'in sahip olduğu hız ve gücün kabaca tanımını yapmıştı birkaç dakikada adeta. Zend yüzündeki üzüntü izini sildi ve kaşlarını çatarak Prens Fintan'a baktı, ''Ben giderim, onu yakalayabilirim!'' diye öfkeli bir şekilde konuştu. ''Era ile birlikte oldukça hızlı olabiliriz!'' dedi ve omzundaki ortağını gösterdi.

''Hayır, sen bu iş için yeterince güçlü değilsin Zend. Askerler gelene kadar ben onu takip edebilirim, Prenses Aena, onun nereye gittiğini söylemiştiniz?'' Berinne Zend'in arkasından ilerleyerek, hızlıca konuşmaya başladı. ''En azından onun kimliğini tespit edebilirsek, Fozre Ailesi'nin geri kalanını yapabilmesi için onlara fırsat tanımış oluruz.'' 

''Hayır, siz beni dinlemiyor muydunuz?'' Aena hemen cevap verdi Zend ve Berinne'ye. ''Prenses Berinne, siz ona kesinlikle rakip olabilecek ve destek gelene kadar onu yenemeseniz bile oyalayabilecek seviyedesiniz, Dünya Seviyesi'nde olduğunuz için bunu tahmin edebiliyorum, ancak etrafınıza bakın.'' diye konuştu ve kafasını etrafta çevirdi. ''Tek bir iz görebiliyor musunuz? Onun gittiği yeri belli edecek bir ayak izi, bir oynamış ağaç dalı ya da düşmüş yaprak var mı görüşünüzün içinde? Hayır, yok.'' dedi ve ciddi bir şekilde, Berinne'ye doğru baktı. ''Bu da demek oluyor ki katil gerçekten profesyoneldi, karşımızda bir usta var. Tek saldırıda bunu yapmayı başardığına göre, epey de yüksek seviyeli. Üstüne üstlük onun, Ovaur'u öldürmek için gücünün ne kadarını kullanmış olduğunu da bilmiyoruz. Nasıl biri olduğu ile ilgili en ufak bir bilgi kırıntısına bile sahip değiliz, neyi kullanıyor, neyle savaşıyor bir fikrimiz yok. Yani tahmin ettiğimize göre bile çok daha fazla üstün biriyse, korkarım ki size sürpriz bir saldırı yaparak hayatınızı kaybetmenize neden olabilir, o hem başarılı bir suikastçi, hem de güçlü bir savaşçı. Onu düşüncesiz bir şekilde aramak ancak sizi tehlikeye atmaya yarayacaktır, üstelik yakalanmak istemediği takdirde varlığını gizleyerek Kraliyet Sarayı'nın batısındaki ormanlık alanın içinde, büyük ve karmaşık yaprakların arasında saklanabilir, kimse de onu kolay kolay bulamaz. Her şeyi bire bir bir dövüş olarak düşünmemek gerek, onu yakalamak için ondan en azından üç dört seviye yüksek olmanız gerek, eğer böyle değilseniz canınızın yandığıyla kalırsınız. Bu kuralı bildiğinizi düşünüyorum, birini aramak ve yakalamak için ondan yüksek seviye olmanız gerekecektir, çünkü kaçan kişi her zaman avantajlı konumdadır, sürpriz saldırıları kendisini arayan kişinin işini bitirebilir. Eğer kaçan ve kovalayan kişilerin ikisi de aynı seviyedeyse, kovalayan kişinin onu garantiye alabilecek tekniklere sahip olma zorunluluğu vardır, yoksa kendisini öldürür sadece. Ayrıca onun yolladığı enerji dalgasını hissetmediniz mi? Enerjisinin ciddi anlamda kararlı olduğunu söyleyebilirim, üstelik öyle duygularla birlikte yollanmış ki o enerji dalgası, vücuduma ulaştığı anda her yerimin buz kesildiğini söyleyebilirim. Bir süre durgun kalıp, kontrolümü hızlıca elime almaya çalışmış olsam da o dalga yüzünden hala parmaklarım ara sıra titriyor, aurasını bu şekilde şekillendirmeyi başarabilmiş olan birinin elinden kim bilir başka neler geliyordur. Şu anda yapabileceğimiz en iyi şey, Fozre Ailesi'nin yolladığı sürücünün o adam hakkında söyleyebileceği şeyleri dinlemek. Ben dışarı çıktığımda, o, katilin yaydığı enerji dalgasıyla birlikte bayılmıştı. Yani onu görmüş olmalı, savaşı bile görmüş olabilir. Sesini dahi duymuş olsa, bu bizim için epey büyük bir bilgi olur. Ondan bir şeyler öğrenmeye çalışacağız, hemen ayılmasını sağlamak gerek.'' Aena ciddi bir şekilde, hızlıca konuşmasını yapmaya devam ederken biraz önce Zend'in enerji dalgasıyla birlikte bayıltmış olduğu, hala baygın olan adama doğru baktı. 

''Prenses Aena söylediklerinde kesinlikle haklı, o adamdan bilgi almaya çalışalım.'' Zend Aena'nı birkaç saniyelik, nefes alma amaçlı duraklamasının ardından hızlı bir şekilde konuştu ve onu onayladığını belirtti.

''Kesinlikle.'' Prens Fintan da Aena'nın söylediklerini başıyla onayladıktan sonra, gözleri dolmuş olan kardeşinin omzundan elini çekti ve hala baygın olan adamı uyandırmaya çalışan Ranfan'ın yanına doğru ilerledi. Bu sırada saraydan çağırmış olduğu bir askeri birlik yanlarına ulaşmıştı. Şu ana kadar yanlarında sadece uzun bir kılıca sahip olan o Kraliyet Askeri vardı,

''Ranfan, hala ayılmadı mı?'' Prens Fintan yavaşça konuştu. Gözlerinin önündeki cesetten dolayı, bugün o doğum gününe gelmiş olan, Zend ve Berinne dışındaki herkes ciddi anlamda gerilmişti.

''Ayılmak üzeredir muhtemelen, onu kendine getirecek bir hap verdim biraz önce.'' Ranfan eliyle gri saçlarını kulağının arkasına attıktan sonra, Fintan'a bakarak konuştu. ''Ancak ilk etapta hala sersem olacaktır.'' 

Tam Ranfan konuşmuşken, baygın sürücünün gözleri hafifçe aralanmış ve adam, sessiz mırıldanmalarının sesini biraz artırmıştı. Ancak oradaki herkes, adamın neler söylediğini rahatça duymayı başarmıştı...

''Bariyerler... Sizi... Her zaman... Kurtarmaz... Değerli... Ovaur...'' 

***

2014