Ay şu fozre çocuğu meydan falan okusa da sende saldırsa keşke hem bahane olur ???
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
231. Bölüm Prenses Yuna'nın Doğum Günü (4)
Kapının usulca açılmasıyla birlikte, içeriye doğru ilerleyen kişi, Zend'in, burada olmasını hiç istemeyeceği biriydi. Onunla daha önce hiç görüşmemişlerdi, ama Zend onun mensup olduğu aileye birkaç şey yapmıştı ve biraz sonra, o da bunları hatırlayacaktı zaten. Şu anda kapıdan içeri adımını atan kişinin kim olduğuna dair bir bilgisinin olmamasından dolayı, Zend o kişiye de normal bir şekilde bakıyordu.
''Merhaba.'' Genç adam içeridekilerin üzerinde gözlerini bir dolaştırdıktan sonra hızlıca konuştu. Daha sonra da genelde diğerlerinin de yapmış olduğu gibi elini kaldırıp, bu sefer herkesten farklı olarak herkese birden selam verdi. ''Beni tanımayanlar için direkt olarak kendimi tanıtmak istiyorum, ben Ovaur Fozre. Yüzlerinizden anladığım kadarı ile hepinizi tanıyorum, bu yüzden sorun yok.'' diyerek, onu karşılamak için ayağa kalkıp ona doğru ilerlemiş olan Yuna'ya doğru yaklaştı, ''Doğum gününüzü kutluyorum, Prenses Yuna.'' dedi.
''Teşekkür ederim Lord Ovaur,'' Prenses Yuna da kapıyı kapatıp onun yakınına doğru ilerlemiş olan Ovaur'a doğru baktı ve teşekkürlerini sundu.
Tabii bu gencin ismini duyduğuna hiç memnun olmamıştı Zend. Fozre Ailesi ile arasının hiç iyi olduğu söylenemezdi, birkaç yıl önce Chibui'de Fozre Ailesi'nin liderinin kardeşlerinden birinin çocuklarından ikisini öldürmüştü, yani Fozre Ailesi'nin liderinin yeğenlerini öldürmüştü! Bu kişi de Fozre Ailesi'nin liderinin çocuğ olduğu için, Zend'in başında bir belanın daha olacağı garantiliydi.
Ovaur adlı kişinin Fozre Ailesi'nin liderinin çocuğu olduğunu,Beyaz Taç'ın kütüphanesindeyken Fozre Ailesi'ni de incelediği zamandan bu yana biliyordu Zend. Bu ailenin liderini ve onun çocuklarını, yeğenlerini, kardeşlerini ve pek çok şeyini öğrenmişti doğal olarak, ileride onların tamamını öldürmek gibi bir isteği bile vardı, çünkü yıllar önce öldürmüş olduğu Fozre Ailesi'nin çocuklarına böyle bir terbiye vermiş olan bir ailenin devamına, ona göre kesinlikle gerek yoktu. Onlar, Fozre Ailesi'nin askerlerinin de Chibui'de mevcut olmasına rağmen onlarla birlikte olmamış, Tigrund Ailesi'nin yanına gelmişlerdi. Muhtemelen bunu da o küçük çocuğun Emma'nın yanında olmak istemesinden ve ailelerinin ismini kullanarak bedava bir şekilde kendi askerlerini tehlikeye atmadan vakit geçirmek istemelerinden dolayı yapmışlardı. Bu fazlasıyla bencillik doluydu, aptallıktı resmen. Çocuklarını bu şekilde hangi aile yetiştirirdi ki? Üstelik yanlarında kaldıkları Tigrund Ailesi'ne de, Tigrund Ailesi'nden biri bile olmayan bir çocuğun onlara saldırmasından dolayı acı çektirmişlerdi. Onlara zarar veren Zend'di, Emma, Lenia ya da Tigrund Ailesi'nin bir askeri değildi. Buna rağmen, onlar Emma ve diğerlerine de zarar vermişti! Bunun bedelini ödemeleri için, yok olmaları gerekiyordu! Zend'in onları bir şekilde yok etmesi gerekiyordu! Gelecekte bunu yapıp yapamayacağını öğrenebilmek için kaynaklara göz attığında ise, Fozre Ailesi'nin hiç de zayıf bir aile olmadığını görmüştü. Pounz'daki Pounz Ailesi'nden sonraki en güçlü ailelerden biriydi bu aile, oldukça fazla paraya sahiplerdi ve her yıl genç nesillerinden, gerçekten potansiyelli çocuklar çıkıyordu. Elbette bu Zend'i bir amacından vazgeçmeye itmeyecekti ancak bu bilgiler, Fozre'ye şu anlık kafasına göre zarar veremeyeceğinin de farkına varmasını sağlamıştı.
Geleceği, daha da güçlü olduğu bir zamanı bekleyecekti...
Fozre'nin iki safkan çocuğunu öldürdüğü, elbette Fozre Ailesi'nin kulağına gitmişti. Chibui'de sırf olan bitenleri dışarı aktarmak için gizlenmiş, krallıklar ve aileler tarafından yollanmış, başka hiçbir şeye karışmayan gözcüler de vardı. Zend onlardan birkaçı ile karşılaşmıştı Chibui'de geçirdiği zaman boyunca, ama onlara zarar vermeye gerek görmemişti. Sonuçta onlar da Zend'e zarar vermek gibi bir amaç taşımıyorlardı, ancak Zend gözetlenmeyi pek sevmiyor olduğu için yaşadığı ve genellikle gittiği yerlerdeki gözcülerin, orada fazla bulunmamasını sağlamak için bir iki tanesine ciddi anlamda hasar vermişti. Böylece oralarda, Ranon'un garantileyeceği bir şekilde, Zend'i gözetleyecek kimse kalmamaya başlamıştı zamanla. Fozre Ailesi'nin de, Chibui'de gözcüsünün olması mantıksız olmazdı. Bu yüzden şu an buraya gelmiş olan kişi, buraya girdiği anda Zend'in yüzüne baktığında, çok büyük bir ihtimalle iki kuzenini öldüren kişinin yüzüne baktığının farkındaydı. Buna göre hareket etmesi de çok muhtemel oluyordu.
'Bir dakika...' Zend aklından Fozre Ailesi ile ilgili birkaç bilgi geçirirken, birden aklında bir ihtimal daha oluşmuştu. 'Benim Fozre Ailesi'nin liderinin iki yeğenini öldürdüğümü bildiklerine göre, beni bu yaptığım şeyden dolayı cezalandırmak istemezler mi?!' Zend'in aklına, başındaki bu ödülün sorumlusu olma ihtimaline sahip olan ailelerden biri, ötekine göre daha göre geçti. Tabii ki bu aile de, Fozre Ailesi idi...
'Daha sonra bunu da araştırmalıyım.' diye içinden geçirmeye devam ederken, gülümseyen bir yüzle etrafına bakmaya devam ediyordu.
''Yakına ağabeyim de gelecek, sonra da bana yaptırdığı pastadan yeriz!'' Prenses Yuna neşeli ve sesli bir şekilde konuştu.
''Prens Fintan da gelecekti, doğru ya!'' Abnea Ailesi'nden gelen prens, Prenses Yuna'nın konuşmasının ardından konuştu.
''Pasta mı?'' Zend Yuna'nın söyledikleriyle birlikte sordu yavaşça: ''Henüz erken değil mi? Daha epey kişi gelir sanıyordum. Sonuçta Pounz Krallığı'nın tek prensesi var ve bugün de onun doğum günü.''
Yuna Zend'i duyduktan sonra ona doğru baktı. Zend ile ilgili bir sorunu olmadığından dolayı ona kanı ısınmış gibiydi, Zend de epey memnundu bu durumdan. ''Dolaylı övgülerin için teşekkür ederim ama, ne yazık ki çok fazla kişi gelmeyecek. Üç dört kişi daha gelirse gelir, gelmezse gelmez. Zaten toplam on beş tane falan davet yollamıştım, doğum günüme çağırabilecek kadar tanıdığım fazla kişinin olduğu söylenemez.'' Hafifçe çekinerek konuşuyormuş gibi görünen prenses, söyleyeceklerinin son kısmında biraz mahcup olmuş olacaktı ki başını birazcık eğdi.
''Yuna epey çekingen olduğu için civar krallıklardan da, Pounz'dan da pek fazla arkadaşı yoktur, ben sosyalleşmeyi çok seven biri olmasam benimle de arkadaş olamayacaktı, hahahaha...'' Berinne Yuna'nın omzuna attı elini ve ona takıldı, aynı zamanda da Prenses Yuna sesli bir şekilde oflamış ve Berinne'ye bu şekilde karşılık vermişti.
''Sitem etme canım, gerçek değil mi ki bu?'' Berinne neşeli bir şekilde konuşmaya devam etti. ''Hem suratını asma bakayım, senin doğum gününde değil miyiz?'' diyerek, Yuna'nın yanaklarını elleriyle iki tarafa çekip genç kızın ağzını, o sanki gülümsüyormuş gibi bir hale soktu.
Yuna henüz cevap vermeden, biraz önce gelip koltuklardan birine oturmuş, ardından da kollarını göğsünde birleştirmiş olan Fozre Ailesi'nden gelmiş olan genç, sesli bir şekilde konuşmaya başlayarak Zend'e seslendi. ''Öyleyse, Zend'i de burada bulduğumuza göre bize sırrı ile ilgili birkaç ipucu verebilir mi?'' diye sorarken, ciddi bir şekilde ona bakmıştı.
''Sır mı?'' Zend kendine seslenen çocuğa, içten içe biraz gergin olsa da sakin bir şekilde döndü. ''Ne sırrından bahsediyoruz?''
''Birden fazla mı sırrın var yoksa?''
''Bir sırra sahip olduğumu düşünmüyorum.'' Zend yine biraz dürüstlüğünden ödün vermiş olsa da, sırları normal bir insanın sahip olduğu sırlar gibi değildi. Çok farklılardı, Ranon'dan, büyüsünden kime bahsedebilirdi ki bu şekilde? Doğal olarak, özellikle çok yakınında olmayan kişilerin bunlardan haberi olmamalıydı. Yoksa, Ranon'un söylediğine ve Zend'in de tahmin ettiğine göre, o andan sonraki hayatı boyunca çok acı şeylere maruz kalırdı genç adam.
''Yani, yedinci seviyedeyken on beşinci seviyedeki birini yenmenin tesadüf olduğunu mu söylüyorsun?'' Ovaur Zend'in gözlerine baktı. Keskin gözleri vardı doğrusu, güçlü görünüyordu. Ama çok da güçlü olamazdı, çünkü sadece on birinci seviyedeydi. Yirmili yaşlarda olmalıydı ve bu seviye, yaşına göre fena bir seviye sayılmasa da, eğer Zend gibi başka şeylere yatırım yapmadıysa Zend'i yenebilmesi gibi bir ihtimal, söz konusu dahi değildi. Hatta Zend onu hiç zorlanmadan bile öldürebilirdi muhtemelen, Zend kılıcını çoktan onun göğsüne yaklaştırmışken, onun henüz ruhu bile duymamış olurdu. ''Veya başına konulan bu ödül... Pounz'da, ödül miktarı olarak sıralarsak en büyük ödüle sahip olan ilk beş kişinin arasındasın. Diğerleri en azından on beşinci seviye ve üstündeyken, sen yedinci seviyede bu ödülü hak etmek için ne yapmış olabilirsin ki?'' Genç adam Zend'in gözlerine iyice odaklanmaya başlamıştı. Zend o an anlamıştı, kesinlikle Fozre Ailesi'nin, kendi başındaki ödülde bir parmağı vardı. Bu noktayı bastıra bastıra söylemesi de, onun bu sözlerinin bir kanıtıydı zaten.
''Tesadüf değil de, stratejik zeka diyebilirim.'' Zend bugün epey bir yalana başvurmak zorunda kalacaktı ama başka bir çaresi de yoktu. ''Tabii şansın da oldukça yardımı oldu.'' Yedinci seviyedeyken altmış beşinci olmayı başarmasını, diğer insanlara karşı meşrulaştırmak için epey fikirleri de olmuştu elbette. Bir şekilde eski altmış beşincinin yorgun olduğunu söyleyebilirdi insanlara, bunu da ancak onu öldürdükten sonra anlayabildiğini de eklerdi ardından. Çünkü savaşa girdiğinde direkt ona odaklanmıştı ve o kızın ne kadar enerjiye sahip olduğunu da, Siyahlar'a girmek için yapacağı ölümüne bir mücadelede ölçmeyi unuttuğunu bahane olarak kullanması oldukça normal olurdu. Bu yüzden, daha önceden de planladığı birkaç şeyi söylemeye koyuldu: ''Onunla karşılaştığımızda beni kışkırtacak birkaç şey söyledi. Elbette ben de onun sırasını da istiyor olduğum için direkt harekete geçtim ve bir Güç İspatı'nın ardından, ona saldırdım. Ancak beni kışkırtmasına rağmen enerjisinin az olma durumu varmış. Bundan haberim yoktu ve savaşmaya başladık, daha sonra enerjisinin az olmasını fark etmemle birlikte yavaşladım ve istediği takdirde savaşı sonlandırabileceğimizi söyledim; fakat kabul etmedi. Bir savaşa başladıktan sonra geri çekilmeyeceğini ve savaşmaya devam edeceğini söylediği için, onun kararına saygı duydum ve savaşı sonlandırana kadar savaştım. Kral Modu bana kazanmamda çok yardımcı oldu, üstelik o bira da zihinsel olarak yorgun görünüyordu. Yani, ne olmuş olursa olsun onun yorgunluğu benim hatam değil. Enerjisi tam değilken beni kışkırtmamalıydı.'' Zend sakin bir yüzle doğruları söylediğini ifade ederek konuşmaya devam etmişti. Yalan söylediğini hiç belli etmediğinden emindi, o adamın yanında geçirdiği sürede, onu ve birkaç başka büyülü yaratığı kandırmak için, söylediği yalanların kusursuz olması gerekiyordu. Hiçbir şey belli etmemeliydi, bu sebeple de bir süre sonra bunda ustalaşmayı başarmıştı. Artık bir yalan söylerken, konuştuğu kişilerin, Zend'in yalan söylediği ile ilgili ufacık bir bilgi kırıntısına sahip olmasına izin vermeyebiliyordu.
''Yani zayıf birine saldırıp da bu pozisyonu elde ettin, üstelik onursuz bir şekilde bunu kabul ettin, öyle mi?'' Fozre Ailesi'nin en büyük olan oğlu olan Ovaur, yüzündeki ciddiliği alaycılığa çevirerek Zend'e baktı. ''Gerçekten de bu kadar alçak mısın ki? Yazık, ben de seni en azından rakip olmaya değer biri olarak görmüştüm. Ancak sen, seninle değil rekabet etmeme, arkamdan ağlarken bile dönüp bakmama değmeyecek biriymişsin. Belki ailen de böyledir de, söylemeye çekiniyorsundur ve ailenin olmadığını söylüyorsundur, ha, ne dersin?'' Aşağılayıcı bir şekilde konuşurken, bundan oldukça zevk alıyormuş gibi görünüyordu Ovaur. Zend'in bir hayli sinirine dokunsa da söyledikleri, genç adam rahat ve sakin bir şekilde, bunu neden yaptığını tahmin edebildiği için normal bir yüz ifadesi takındıktan sonra Fozre Ailesi'nden gelen Ovaur'a doğru bakmaya devam etti. Zend, ailesine de hakaret edildiği için biraz öncekine göre epeyce daha fazla kızmıştı. Kendisine bir şey söylendiğinde, yani kötülendiğinde ve aşağılandığında bu onun pek umrunda olmuyordu. Ancak ailevi değerlerine hakaret edilmesi, Zend'in tepesini attıran bir durumdu.
Elbette, burada ne olursa olsun bir taşkınlık yapmayacak ve Berinne'nin, Zend'i buraya getirdiği için pişman olmasını engelleyecekti. Ona böyle de bir söz vermişti zaten, bunu bozması uygun olur muydu? Bir savaşçı için, olmazdı. Özellikle Zend gibi, savaşın gerçekten de bir onuru ve şerefi olduğuna inanan bir savaşçı için kesinlikle olmazdı. Genç adam sakinliğini koruyarak, gözlerini Ovaur'dan ayrırmadı ve konuşmaya devam etti: ''Söylediğim gibi, savaştığımızda onun enerjisinin az olduğunun farkında değildim. Daha sonra da savaşı durdurmak istedim, ancak o durmak istemedi. Benimle alakalı bir durum yok ortada. Burada birine hakaret etmeniz de, gerçekten hiç hoş değil.''
''Neyin hoş olup olmadığını, inan bana sana soracak değilim.'' Ovaur Zend'e bu sefer biraz tehditkâr bir şekilde bakmaya başladı. ''Öyleyse sorun yok, hatta benim işime bile gelir. Sonuçta senin başına konduğu andan itibaren, o ödül bana çok cazip gelmişti. Şimdi bir de o sırada olması gereken kişiden daha zayıf olduğunu görüyorum, eğer gerçekten de söylediğin gibiyse, o sıraya yerleşmek benim için epey ilgi çekici. Sonuçta altmış beşinci sırada, normalde orada olmak için yeterince güçlü olmayan biri olursa yerine hızlıca göz dikilir, değil mi?''
Zend, Ovaur'un söyledikleriyle birlikte hafifçe gülümsedi. ''Elbette. Sonuçta bu sıraya geçtiğim zaman sürekli olarak meydan okumalarla karşılaşmayı da göze almıştım. Eğer altmış beşinci olmak isteyen varsa, buyursun, beklerim.'' Ancak tabii ki saygısını bir kenara bırakmamıştı.
''Oh, iddialısın ha!'' Bu odanın kapısı uzun süre kapalı kalmaya alışık değildi muhtemelen, ikide bir açılıp durmaktaydı. Biraz sonra Yuna'nın, ağabey olarak seslenip sarılacağı ve selamlayacağı kişi, kapıyı yavaşça araladı.
***
1865
Magnec