Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

236. Bölüm Prenses Yuna'nın Doğum Günü (9)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Sana kalıcı bir hasar verip, bir daha kimseye saldıramamanı şimdi sağlamak isterdim de, şansın var ki Kraliyet Sarayı'nın alanının içerisindeyiz... Şimdilik seni iyice dövmekle yetineceğim, daha sonra da Siyahlar'ın içerisindeki sıranı almak için tekrar geleceğim, unutma.'' Ovaur Zend'in karşısına geçmiş, tekniklerini hazırlamaya başlamışken alaycı bir şekilde konuşmaya devam etmişti.

''Fozre Ailesi'nin varisi Ovaur beni ölümle mi tehdit ediyor, hem de Kraliyet Sarayı'nın içinde? Ne kadar da acımasız...'' Zend alaylı bir şekilde konuşsa da, bir gülme belirtisi göstermedi ve Ovaur'un sinirinin iyice artmasını sağladı. ''Fozre Ailesi'nin şanına hiç yakışmıyor böyle şeyler söylemek, değil mi? Bir savaşçı ne olursa olsun saygılı olmalıdır, yanlış mıyım?'' Zend geldikleri, sarayın bahçesine yer kazılarak yapılmış, normal seviyeden bir buçuk metre kadar aşağıda zemini olan, Zend'e göre bir havuz olarak da kullanılabilecek, güzel, yuvarlak bir arenanın içinde gözlerini gezdirdi.  Alan epey büyüktü, şu anda Ovaur ile aralarında yaklaşık on metre vardı. Birbirlerine en uzak olabilecekleri noktada duruyorlardı elbette...

''İstersen büyülü yaratığını da kullanabilirsin, izin vereceğim. Sonuçta on birinci seviyedeki biri olarak, yedinci seviyedeki birini tek başınayken yenersem bununla nasıl gurur duyabilirim ki? Prenses Yuna'yı eğlendirebilmek için, en azından biraz dayanmaya çalış!'' 

''Gerek yok, sen büyülü yaratık ortağınla birlikte değilsin sonuçta.'' dedi Zend. ''Ayrıca, ben büyülü yaratık ortağımı kullanmam. Onunla birlikte savaşırım, aklında olsun.''

''Kendini beğenmiş seni!''Kendine son derece güveniyor gibi görünen Ovaur, Zend'e bakarak bağırdı ve birkaç tekniğini birden aktifleştirmiş olmasından dolayı, etrafına bir enerji dalgası yaydı.

''Ehh... Ovaur gerçekten de öfkelenmiş gibi görünüyor. Genellikle kendini beğenmiş biri olsa da bu şekilde öfkeli olması nadir görülen bir şeydir. Yuna, Zend onun bu öfkesine neden olacak bir şey mi yaptı?'' Prens Fintan Zend'e ve Ovaur'a birer kez baktıktan sonra kafasını Yuna'ya çevirdi.

''Hayır, Zend gerçekten de çok saygılı ve iyi biriydi bugün, herhangi bir kötü şey yapmış olduğunu sanmıyorum. Yapmış olsaydı bile, Ovaur öfkelenmeden önce muhtemelen hatasını kabul edip özür dilerdi. Ama Ovaur, sanki ona karşı uzun zamandır bir kin tutuyormuş gibi hareket etti bugün. Zend hiçbir şey yapmamış olsa bile sürekli onun üstüne gitti ve onunla alay etti, onu aşağıladı. Ancak Zend tüm bunlara rağmen son derece metanetliydi ve herhangi bir şekilde sert tepki vermedi, normal ve sakin bir şekilde cevap verdi Ovaur'a ve bu duruma yol açacak bir şey yapmadı. Yani bugün, eğer daha önceden aralarında bir şey varsa onu bilemem.'' Yuna ağabeyine anlatırken, ikilinin arasında geçecek savaşı görmek için sabırsızlanıyordu. Yine de, böyle bir savaşın doğru olup olmadığını anlayabildiği söylenemezdi. Görmek istese de, bu savaşa gerek var mıydı ki?

''Muhtemelen aralarında başka bir şey vardır. Bu, sadece bir günde oluşacak bir kin değil çünkü.'' Fintan durumu düşünerek konuştu. Yuna onu dinledi ve ağabeyi konuşmayı bitirince, onun yanına iyice sokuldu ve diğerlerinin duyamaması için sessiz bir şekilde konuşmaya başladı: ''Ağabey, neden böyle bir şey yaptın ki? Kardeş Zend'in buraya Berinne'nin misafiri olarak gelmesine rağmen, sen onun Ovaur ile savaşmasını sağladın. Bu pek hoş bir şey olmadı, sonuçta misafir olarak gelen kişinin bir savaşa karışması uğursuzluk getirir, aynı zamanda misafiri getiren kişiye de bir saygısızlıktır. Gerçekten bunu yapmamalıydın, şimdi o ikiliden birisi zarar görürse karşılığı olarak ne diyeceğiz? Üstelik Zend ciddi bir şekilde yaralanırsa, hem Berinne'den hem de Beyaz Taç'tan özür dilemek zorunda kalacağız. Ovaur ciddi bir şekilde yaralanırsa da Fozre Ailesi'ne karşı mahcup olacağız. Ayrıca, o yaşlı adamı kim sinirlendirmek ister ki? Eğer Ovaur biraz ileri gider de dediği gibi Zend'i ciddi anlamda yaralamaya çalışırsa, şüphesiz Ölüm Yılanı onun için gelecektir.'' 

''Gri Engerek, değil mi?'' Prens Fintan Zend'e bakarak konuştu. ''Haklısın, eğer Zend ciddi bir yara alırsa o yaşlı herif harekete geçecektir, onun temsilcisine zarar vermeye kim cüret edebilir? Ancak Ovaur tam bir aptal olduğu için böyle bir şey yapabilir, baksana, karşısındakine zerre kadar değer vermeden konuşuyor. Onu ölümle filan tehdit ediyor, onu öldürdükten sonra yaşamaya devam edebileceğini düşünüyor mu ki? Ölüm Yılanı'nı ne sanıyor, gerçekten de anlayabilmiş değilim. Zend'in yanı sıra Ovaur zarar görürse de Fozre Ailesi, ne yapıp edip bir şekilde Zend'i öldürmeye, en azından sakatlamaya çalışacaktır. Böylece birisi onu, o Siyahlar'dan çekilemeden önce öldürür ve sırasını alır. Kadim Kaplan ile son derece iyi ilişkilere sahip olan bir aile için, Zend'e saldırılması çok da zor olmaz. Suikastçilerin kimliği yoktu sonuçta, Gri Engerek hedef olmadan birine saldıramaz.'' dedi ve elini, yanındaki kardeşinin omzuna koydu. ''Elbette bunlar, sadece Zend veya Ovaur'un çok büyük hasar aldıkları zaman olabilecek şeyler. Zend Ovaur'un aksine bir salak değil, yani Ovaur'a kalıcı bir zarar vermeyecektir, devamının geleceğinin farkında çünkü. O fazlasıyla bilinçli biri, merak etme. Aynı şekilde Ovaur da, en azından burada ona kalıcı bir hasar vermeye cüret etmez. O bir aptal olsa da bazı şeyleri yapamayacağının farkında, sana onu çağırmaman gerektiğini söyledim daha önce. Ama inat ettin. Ayrıca, onların savaşmasını istememin nedeni Zend'in gücünü görmek istememdi. Onun nasıl bir güce sahip olduğunu merak etmiyor musun? Gelen resmi gördün, değil mi?'' Fintan yüzüğünden Siyahlar listesini çıkardı ve altmış beşinci sıradaki kişiyi açtı, aynı zamanda da arkalarındaki duvar üzerindeki pek çok isimden birini gösterdi. Burası önemli dövüşlerin yapıldığı bir savaş arenasıydı, bazı kişiler Siyahlar'dan birine meydan okuyacağı zaman, onu buraya çağırabilirdi. Böylece onu nasıl öldürdüğüne dair kimsenin aklında bir soru işareti kalmazdı ve herhangi bir şüpheye yer kalmazdı, bu yüzden burası, geçmiş zamanda Siyahlar'da bulunmuş pek çok kişinin ölüm yeri olmuştu. Durum böyle olunca da, sürekli olarak büyüyle güncel tutulan, sadece isimden oluşan bir Siyahlar listesini de hemen arenanın yanındaki duvara koymuştu. Biri ölüp, yerine başka biri geçtiğinde bu direkt olarak bu listeye yansıyordu. Fintan Zend'in eski altmış beşinciyi öldürdüğü anı gösteren resmi parmağı ile işaret etti. Yuna ona bakarken, konuşmaya başladı. ''Elini görüyor musun? Bir kılıç tutuyor, değil mi? Ancak kılıcın ne olduğuna dair en ufak bir ayrıntı bile yok, bu da demek oluyor ki krallık, Zend'e haksızlık olmasın diye bu kılıcın görüntüsünü anlaşılamayacak bir seviyeye getirdi, bir nevi sansürledi. Buradaki kılıç Zend'in büyük güçlerinden biri ve on beşinci seviyedeki birini yenmesinin bir nedeni olması gerek. Bu kılıcı görmek istiyorum, imkanım olursa. Üstelik, ağabeyine güven, Yuna. Eğer bir tehlike olursa, bizzat ben müdahale edeceğim ve kimsenin ciddi bir hasar almamasını sağlayacağım.'' diye konuşurken, elini göğsüne götürdü ve öz güvenli bir şekilde savaşmaya başlamak üzere olan gençlere baktı. 

''Heh...'' Yuna bir nefes verdi. ''Pekâlâ'' 

''Hadi gel artık, daha neyi bekliyorsun?'' Zend ciddi bir şekilde savaş pozisyonuna geçti ve Savaş Tanrısı'nın Nefesi'ni aktifleştirdi. Etrafta Kral Modu'nu kapatmak için kullanabileceği bir şey yoktu, diğerlerine de Kral Modu'nu birkaç saat boyunca kullanabildiğini nasıl açıklayacağını da hiç bilmediği için Kral Modu'nu aktifleştirmemeye karar verdi. Devamlı bir teknik olarak sadece Savaş Tanrısı'nın Heyecanı yetecekti bu rakip için, ne de olsa Zend'in amacı onu yenmek değildi.

''Hala beni kışkırtıyorsun... Sana büyük bir zarar vermemeye çalışacağım, ama kendime hakim olamayabilirim. Umarım Prens Fintan senin ölmeni engeller, seni ezik!'' Ovaur Zend'e aşağılarcasına bakarak hızlı bir şekilde harekete geçti. En azından on teknik aktifleştirmişti biraz önce, en azından birkaç tanesi hızını artırmaya yönelik olmalıydı ki, Zend'in beklediğinden çok daha hızlıydı şu anda. Zend Ağır Kılıç'ı kullanmadığından dolayı Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanabilirdi, böylece Ovaur Zend'in tahmin ettiğinden daha hızlı çıkmış olsa bile Zend'e ulaşmayı başaramazdı. 

Zend'in silah kullanmadığını gören Ovaur, kısa bir süre boyunca dışarı çıkmayı başarmış olan kılıcını tekrar hemen yüzüğüne soktu. Zend yumruklarıyla savaşırken o kılıcı ile savaşamazdı sonuçta, bunu gururuna yediremezdi. Yumruğu Zend'e doğru hızlı bir şekilde ilerlerken, genç adam bir anda yana çekilmiş ve Ovaur'un yumruğunun boşa gitmesini sağlamıştı. Ancak Ovaur bununla pes edecek değildi tabii ki, hemen yana doğru döndü ve diğer yumruğunu Zend'in göğsüne doğru acımasızca yolladı.

Zend kendine gelen yumruktan tekrar kaçındıktan sonra, Ovaur'un yanına geçerek, o henüz yumruğunu yollamayı tam olarak bitirmemişken kolundan tutarak, göğsüne hafifçe vurdu. Bu, ona zarar vermek için değil de, onu sinirlendirmek ve hata yapmaya itmek için yaptığı bir şeydi. ''Ne o, gerçekten de çok yavaşsın. Yoksa bana karşı fazla mı merhametli davranmaya karar verdin, gerçekten çok iyi birisin Ovaur!'' diye hafifçe gülerek konuştu ve Ovaur'un, tekrar öfkeli bir şekilde ona dönmesine neden oldu.

Ovaur bir savaş narası atarak, Zend'e doğru ilerlemesini sürdürmüştü. Bu sefer daha öfkeli olsa da, biraz öncekinden daha hızlı değildi. 

Saldırısı Zend tarafından rahatça savuşturulmuştu tekrar.

''Zend'in eline saldırmak için iki fırsat geçti, ama ikisinde de Ovaur'a zarar vermeyi denemedi. Amacı ne acaba?'' Prenses Yuna Zend'e bakarken mırıldanıyormuşçasına sordu. 

Kimseden cevap gelmemişti, herkes dikkatli bir şekilde savaşı izlemekle meşguldü. 

Ovaur aynı şekilde, tekrar saldırmayı denedi. Ancak saldırısı, yine Zend tarafından savuşturulmuştu. Bunu art arda on kere, hatta daha fazla sürekli olarak denemesine rağmen Zend'e bir kere bile vurmayı başaramamıştı ve Zend, onun saldırılarını savuşturduktan sonra, bazen onun sırtına bile dokunup onunla alay etmeye cüret etmişti.  ''Tüm gün kaçıp duracaksın herhalde!'' dedi ve ona doğru öfkeli bir şekilde döndü. 

''Hm, bana karşı aynı saldırıları yapıyorsun devamlı olarak. Aynı şeyi yaptıktan sonra farklı bir sonucu neden bekliyorsun ki, kaçınabileceğimi artık öğrenemedin mi? Yoksa on birinci seviyeye ulaştırmış olduğun hızın ile birlikte yedinci seviyedeki birini yakalayamıyor musun? Biraz önce kendinden oldukça emin görünüyordun halbuki...'' Zend içinden soğukça gülüyor olsa da, dışından bir şey belli etmemeye kararlıydı. 

''Sen...'' Ovaur, Zend'e öfkeli bir şekilde bakmaya devam ederken, Zend'in söylediklerini gururuna yedirememiş olacak ki, ''Sen istedin bunu!'' diye bir haykırış yolladı ve bir tekniğini daha aktifleştiriyormuş gibi bir pozisyon aldı. ''Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi!'' diye konuştuktan sonra, Zend'e doğru ayaklarının altında bir yol çizdi ve alaycı bir şekilde ona baktı. 

''Ovaur Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanabilmeye başlamış mı?!'' Prens Fintan, kaşlarını çatarak savaşan ikiliye doğru baktı. 

Aynı zamanda, Ovaur Zend'in önüne doğru gitmeye çoktan başlamıştı bile. Ancak beklemediği bir şey olmuştu...

Zend Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanarak, o gelmeye devam ederken kendine yuvarlak bir yol çizmiş ve onun arkasına geçmişti. ''Sadece birinci seviyede misin yoksa?'' diye sordu ve hafifçe havaya yükselerek ilerlerken, gözleri ardına kadar açılmış olan Ovaur'a baktı.

''Tüm yatırımını hıza yapmış demek ki...'' Ovaur Zend'in de Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullandığını gördüğü gibi, gerçekten de şaşırmıştı aslında. Şaşırmasının sebebi onun Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanabilmesi değildi, onun, şimdiye kadar Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanmamış olmasıydı! ''Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanabiliyordun demek...'' diye mırıldandı sessizce. ''O halde niye şimdiye kadar kullanmadın? Beni yenmek için kendine güvendiğini falan söyleme, sen tüm hayatın boyunca hız için uğraşmış olsan da hala kozlarım var, sonunda seni yakalamayı başaracağım! Seni rezil, ölürsen eğer suç benim değil!'' dedi ve Zend'in üzerine doğru koşmaya başladı tekrardan. 

'Evet, evet... Tüm kozlarını kullan hadi.' Zend basitçe geri çekilerek onun saldırılarını savuşturmaya devam ediyordu. ''Şimdiye kadar kullanmadım mı? Yok canım, savaş başladıktan sonra kullanmaya başlamıştım zaten.'' diye konuştu ve Ovaur'a alaylı bir şekilde baktı. ''Yoksa fark edememiş miydin?'' 

Ovaur gözlerini hafifçe kapatarak Zend'in biraz önceki hareketlerini canlandırdı kafasında. Kesinlikle, o Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanmıştı. Ancak... O söyleyene kadar Ovaur bunu fark etmemişti bile! Çünkü öyle hızlı bir şekilde kullanmıştı ki Zend, Ovaur'un aklına bile gelmemişti bu... 'Kaçıncı... Seviyeye geçmiş?!' diye hiddetli bir şekilde düşünse de, bunu dile getirmedi ve onu yenmek için, nasıl hareket etmesi gerektiğini daha da fazla düşünmeye başladı. 'Öyleyse ona Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile de yetişemeyeceğim...' diye içinden geçirmeye devam etti genç adam. ''O zaman, ben de haplarımı kullanırım!'' diye bağırdı ve yüzüğünden çıkardığı beş tane yeşil hapı, birden ağzına attı.

'Oh oh, demek haplara başvuruyorsun ha?' Zend kendi kendine konuştu ve Ovaur'u izlemeyi sürdürdü. Şu anda inanılmaz derecede öfkeli olan Ovaur'un, başka bir kozu yoktu muhtemelen. Ama yine de bunu garantilemek için, ondan birkaç dakika boyunca daha kaçacaktı ve saldıracaktı. Eğer onun bir hız kozu varsa, şimdiden kullanmalıydı! 

Ovaur ona doğru büyük bir hızla gelmişti muhtemelen. Zend, kendi üstüne doğru son derece hızlı gelen Ovaur'un yumruğunu, onun altına doğru eğilerek savuşturdu ve genç adamın göğsüne, bir yumruk savurdu. 

Ovaur Zend'in yumruğuyla karşılaştığı anda, geri çekilerek gülmeye başlamıştı. ''Hahahaha... Tüm yatırımını hıza yaptığının farkındaydım ama keşke azıcık güce de yapsaymışsın...'' dedi ve tekrar odaklanarak, Zend'e saldırmak için harekete geçti.

Zend, onun saldırısı bir kere daha savuşturduktan sonra, yumruğunu bu sefer onun sırtına doğru yönlendirmişti. Ancak aynı tekrar aynı sonucu almıştı ve genç adam, Ovaur'a zarar verememiş olan yumruğunu geri çekmişti yine.

Daha sonra bunu, tekrar tekrar yaşadılar. Ovaur'un bir yumruğu bile Zend'e isabet etmemişti, ancak Zend'in en azından yirmi yumruğu Ovaur'a isabet etmiş; fakat hiçbir etki yaratamamıştı. Bunu izleyenler de şaşkındı elbette...

''O da neydi?'' Yuna ağabeyine sordu. ''Zend'in saldırısı neden hiç hedefe ulaşmamış gibi oldu, Ovaur'un zarar görmesi gerekmiyor muydu?'' 

''Ovaur şerefsizi...'' Prens Fintan konuştu sessizce ve eliyle, onun üzerindeki bir enerji tabakasını gösterdi. ''O, üzerine birkaç tane koruyucu bariyer takmış. Muhtemelen Zend'in vuruşları güçsüz değil, ama onların hiçbirinin işlememesinin nedeni bu. Bu resmen hileye giriyor, ama Zend itiraz etmediği için karışmayacağım! Bana, bu savaşa girmeden önce, ciddi bir hasar oluşmadıkça ve kendisi pes ya da itiraz etmedikçe, ondan kaynaklı bir durumda savaşı durdurmamamı söylemişti Zend. Bırakalım da devam etsinler bakalım, ama Ovaur'un bu yaptığı Fozre Ailesi'nin değerini göstermiş oldu!'' 

''Hayır,'' Savaşı izleyenlerden bir diğeri olan Fungyuo Prensesi, Zend'i işaret etti ve Prenses Yuna ile Prens Fintan'ı bilgilendirircesine konuştu. ''Zend'in saldırıları sizce gerçekten de saldırı mı?'' diye sordu ve elini yumruk yaparak, parmaklarının dış katmanını gösterdi. ''Zend'in ellerine baksanıza, sanki onlarla hiç yumruk atılmamış, değil mi? Eğer tüm gücünle bir enerji bariyerine yumruk atarsan, zarar versen de vermesen de elin de zarar görür ve en azından şişer. Ancak Zend'in ellerinde, ufacık bir savaş belirtisi bile yok. Hahaha, çok açık, o genç sadece ellerini Ovaur'a dokundurup geri çekiyor.'' 

***

2115