Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

206. Bölüm Tigrund Ailesi (2)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Birisi var mı?'' Zend evin kapısına birkaç kere vurdu. Etrafta biri varmış gibi bir hal yoktu, sadece uçuşan birkaç kuşun cıvıltısı ulaşıyordu Zend'in kulaklarına. Buraya gelmesiyle birlikte, küçük bir nostaljiye de kucak açmıştı genç adam. Buraya ilk geldiğinde, onun için hemen hiçbir şey başlamamıştı. Dünyadan haberi yoktu, ne Kral Modu'nu biliyordu, ne de Beyaz Taç'ı. Ne bir dostu vardı, ne de bir düşmanı... Kendi halinde yaşayıp giden biriydi yani. Hayalinde kraliyete girip kralı, prensi, prensesi korumak vardı. Başında herhangi bir ödül de yoktu ayrıca, küçücük bir çocuktu ve kimse için bir tehdit oluşturmuyordu. Neye sahipti ki, birilerine nasıl zarar verebilirdi? Tabii o, buna rağmen birkaç yetişkinin elinden Emma'yı kaçırıp kurtarmayı da bilmişti. Belki de o zaman alnına çoktan yazılmıştı bir savaşçı olacağı... 

Kapı bir süre sonra açıldı ve Zend, karşısında, Tigrund Ailesi'nden olmadığı anlaşılan yaşlı biri çıktı. Muhtemelen bir hizmetçiydi, o tam evi temizlerken kapı çalmış olacaktı ki; elinde etrafı temizlerken kapıya geldiğini belli eden hafifçe tozlu ve ıslak bir bez vardı.

''Buyurun?'' diye sorarak Zend'e baktı yaşlı kadın.

''Emma Tigrund ile görüşmeye gelmiştim de, burada mı?'' Zend normal ve düz bir şekilde cevap verdi. Yüzü hala kapalıydı çünkü kendini görüp panik yapabilecek biri vardı karşısında, şimdi bunu göze alamazdı. 

Kadının gözü, yüzünün hemen her tarafını kapatmış olan karşısındaki kişiyi tutmamış olmalıydı. Gözlerini biraz kıstı ve devam etti: ''Leydi Emma ile görüşmeyi istemenizin sebebini sorabilir miyim? Üstelik, neden yüzünüzü kapatarak buraya geliyorsunuz? Tanınmayı falan mı istemiyorsunuz yoksa?'' 

''Heh...'' Era Zend'in bacağının yanındayken kafasını iki yana salladı ve bir nefes vererek, bıkkın bir şekilde kadına doğru baktı fark ettirmeden. ''Böyle insanları hiç sevmem... Sana ne arkadaşım, adamın yüzünü kapatması için geçerli bir nedeni var da o yüzden kapamış belli ki, niye inatla burnunu sokuyorsun?'' 

''Al benden de o kadar...'' Era'nın mırıltılarını zar zor duyan Zend, aynı ses seviyesiyle büyülü yaratık ortağının söylediklerine bir ekleme yaptı. Daha sonra da sesli bir şekilde karşısındaki yaşlı kadına bakarak konuşmaya başladı. ''Arkadaşıyım da, kendisi bana Chibui'den döndüğümüz zaman evine ziyarete gelmem için bir söz verdirmişti. Bu yüzden geldim.'' 

''Leydi Emma mı?'' Kadın kuşkulu gözlerle Zend'e bakmaya devam ederken, biraz insafa gelmiş olacaktı ki, ''Onun böyle bir şeyden bahsettiğini hatırlamıyorum ama bir sorsunlar bakalım.'' dedi ve yan tarafa doğru bu konuda seslenerek, büyük ihtimalle bir başka hizmetçiye Emma'yı çağırmasını söyledi. Daha sonra Zend'e döndü ve genç adamdan gözlerini ayırmadan beklemeye başladı. ''İçeride beklemenizi isterdim normalde, ama siz hiç de zararsız biri gibi görünmüyorsunuz, kusura bakmayın. Sizi kendi başıma eve almam imkansız.'' diye konuşurken Zend'e hala tekin olmayan birine bakıyormuş gibi bakıyordu.

''Benim için sorun yok; ancak birinin zararsız olup olmadığını görünüşüne bakarak anlayamazsınız, aklınızda olsun.'' Zend samimi bir şekilde konuşmuştu. Eskiden kendisinin de bir türlü bırakamadığı, dış görünüşe göre pek çok niteliği değerlendirme gibi bir huyu vardı. Birinin dış görünüşünden, güçlü olup olmadığını, tehlikelilik durumunu, size verebileceği zararı anlayamazdınız. Onun nasıl biri olduğunu bilemezdiniz, neler yapabileceğine dair en ufak bir fikriniz olmayabilirdi. Dış görünüşü değiştirmek kolaydı, bu yüzden dış görünüşe bakarak hareket eden kişiler, yenilmeye mahkumdu. 

''Orasını bilemeyeceğim.'' Kadın konuştu ve Zend gibi Emma'yı beklemeye koyuldu.

''Beni mi aramıştınız?'' Bir süre sonra Emma kapının arkasından göründü ve kadının yanına gelerek, Zend'e seslendi. ''Ayrıca kimsiniz acaba? İsminizi söylememişsiniz.'' 

''Evet, seni aramıştım.'' Zend elini ensesine atıp, yüzündeki kumaş parçasının bağlarını çözdü. ''İsmimi söylemeyi de unutmuş olmalıyım Emma, kusura bakma.'' diyerek güldü ve Emma'nın gözlerine baktı.

Emma'nın gözleri Zend'i görünce neşeyle dolmuş gibiydi, hızlıca konuştu ve Zend'e içeri gelmesini söyleyecek bir işaret yaptı. ''Hoş geldin Zend, ben de yüzündekinden dolayı kim olduğunu anlayamamıştım... Eh, utanç verici...''

''Yüzümde beni kimsenin tanıyamaması için bir şey varken, beni tanıman garip olurdu zaten, merak etme, sorun yok.'' Zend onu rahatlatmak için biraz işin espri kısmına kaçtı. Durduk yerde onu utandırmak istemezdi sonuçta, Emma'nın onu enerjisinden tanıyabilmesi için yeterli tecrübeye sahip olmaması, yaşına bakıldığı zaman zaten oldukça doğaldı. 

''Daha erken gelmeni bekliyordum aslında, ama sanırım birkaç işin çıktı, haksız mıyım?'' Emma Zend'e kendisini takip etmesini söyledikten sonra üst kata doğru çıkarak, muhtemelen misafirleri aldıkları bir salona doğru yönelmişti. 

''Evet, birkaç tane uğramam gereken yer vardı ve Pounz'a henüz gelebildim. Geldikten sonra da eski arkadaşlarımla hasret giderdim ve devamında da söz verdiğim gibi Tigrund Malikanesi'ni bir ziyaret edeyim dedim zaten, yani şu an gelebildiğim en erken sürede geldiğimden emin olabilirsin.'' Zend samimi bir şekilde konuştu. ''Tabii geldiğimde beni hiç beklemediğim bir sürpriz bekliyordu, orası ayrı.'' diyerek kafasındaki kapüşonu da çıkardı. Kapüşonlu olmak hiç de ona göre değildi, fazlasıyla baskı yapıyordu ve etrafını yeterince görmesini engelleyerek görüş açısını kısıtlıyordu. Bir savaşta kullanmak için kesinlikle kötü bir tercihti, bu, kişiye büyük bir dezavantaj getirirdi. 

''Evet evet, o sürprizi hiçbirimiz beklemiyorduk zaten.'' Emma Zend'e geniş bir koltuğa oturmasını gösterirken, bir yandan da konuşmuştu. Arkasından gelen hizmetçiye bir bakış atıp fısıldayarak, babasına ve Lenia'ya da haber vermesini söyledikten sonra, Zend'e dönüp onun genç adamın oturduğu koltuğun karşısındaki koltuğa zarifçe oturdu. ''Ödül meselesi değil mi? Maddi olarak kuvvetli birini kızdırmış olmalısın ki, sana böyle bir ceza vermiş. Gördüğümde ben de çok şaşırdım, böyle bir şeyin olmasını gerçekten beklemiyordum. Sonuçta sen Gri Engerek Maızk'ın temsilcisi ve Beyaz Taç'ın bir kardeşisin, senin başına ödül koymaya kim cüret edebilir ki? Beyaz Taç demek en güçlü topluluk demek, Gri Engerek demek ise Avcı Bıçağı ve Astraclar demek, Astraclar'ın da dünya çapında en güçlü ikinci topluluk olduğunu hepimiz biliyoruz. Yani senin arkanda gerçekten tehlikeli ve güçlü kişiler var. Senin başına böyle bir ödülü koyabilecek kadar kendine güvenen kim var, cidden merak ediyorum. Ödül sistemine güveniyorsa, bu onu pek fazla korumayacaktır sonuçta. Önünde sonunda kim olduğu ortaya çıkacak ve seni öldürmeyi başarsa bile, Gri Engerek onu kesinlikle öldürecektir. Gri Engerek'ten bahsediyoruz, Ölüm Yılanı, Karanlığın Efendisi ve dünyadaki tüm liderlerin en büyük tehdit olarak gördüğü kişi. Onun temsilcisini bu şekilde onursuzca öldürmeye çalışmak da ne demek? Hangi küstah bunu yapıyorsa, gerçekten de gelip ölümün onu yakalamasını istiyor olmalı.'' Emma'nın da içerisinde, Zend'in başına koyulmuş olan ödülden dolayı iyi bir hırs varmış gibiydi. Zend'in başına ödül konulmuş olmasını zar zor hazmedebiliyormuşçasına, öfkeli bir şekilde konuşmuştu.

''Bunları ben de düşündüm, zaten bir yandan da kimin bu ödülü koyduğunu bulmaya çalışıyorum. Tüm işi Gri Engerek'e ya da Beyaz Taç'a yıkacak değilim sonuçta, ben de yardım etmeye çalışıyorum.'' Zend'in buraya geliş sebeplerinden biri de Emma'ya, Tigrund Ailesi'nin ödülle bir alakası olup olmadığını sormaktı aslında. Ama Emma'nın bu uzun konuşmasının ardından, bu düşüncesinden vazgeçmişti. En azından bunu Emma'ya sormaktan vazgeçmişti, eğer sorarsa da gidip Tigrund Ailesi'nin direkt olarak liderine sormalıydı. Çünkü belliydi ki Emma, Zend'in başına konan ödüle zaten tepkiliydi. Yani bu ödülle bir alakasının olması hemen hemen imkansızdı. Ama babası ya da aileden bir başka kişi ona söylemeden Zend'in başındaki ödülle ilgili bir şeye karışmışsa, Emma'nın bundan haberi olmaması doğal olurdu. Bu yüzden Zend, içinden bu konuyu bir de Emma'nın haberi olmadan Tigrund Ailesi'nin liderine sormayı da geçiriyordu. Eğer Emma, ödüle bu kadar tepkili olduğunu bilmesine rağmen Zend'in kendi ailesinden şüphe ettiğini düşünürse, üzülüp kırılabilirdi. Bunu istemeyen genç adam, onun haberi olmadan böyle bir şeyi yapmayı düşünüyordu. Ama Emma'nın üzülmemesini istese de, istediği şeyler arasında Tigrund Ailesi'nin alakalı olup olmadığını kanıtlamak da vardı genç adamın. Bu ödülle alakalı olma ihtimali olan çok fazla aile yoktu sonuçta, hangisinin alakalı olduğunu bulmak istiyorsa bu tür engellere takılmadan, ne olursa olsun her ayrıntıya göz atmalıydı. Ancak böyle yol katetmesi mümkündü. 

''Seni anlıyorum, eminim başında böylesine büyük bir ödülün olması son derece kötü bir şeydir. Benim başıma hiç ödül konulmadı ve bu yüzden seni bire bir anlamam imkansız, ama bunu tahmin edebiliyorum. Üzücü bir durum... Ama sen Zend olduğun için, bunun üstesinden gelebileceksindir, bu nedenle senin için çok da endişe etmiyorum.'' Emma Zend'e güvendiğini belli ederek konuştu. Sonuçta Zend, onun yapılamayacağını düşündüğü birçok şeyi yapmayı başarmış ve Emma'nın bir nevi kendine gösterdiği örneği olmuştu. Bu yüzden, elbette genç kız Zend'in kaybedeceğini kabul etmezdi.

''Bu arada, oldukça büyümüşsün Emma. Son görüştüğümüzde de oldukça büyüktün ama şimdi görüyorum ki, artık bir yetişkin olarak görülmen mümkün. Oldukça güzel olmuşsun yani!'' Zend Emma'yı överek, kızın biraz mahcup olmasını sağladı. 

''Teşekkür ederim,'' Emma ellerini dizlerinin üstüne bastırdı hafifçe. ''sen de oldukça büyümüşsün tabii. Artık çok daha yakışıklısın, üstelik çok güçlendiğini de tahmin edebiliyorum. Sonuçta sen, birkaç yıl önce bile olmasına rağmen Hırsız Çağı gibi Tigrund Ailesi'nin saldırmayı deneyip de geri çekildiği bir topluluğu tek başına yok etmiştin. Şimdi nasıl bir seviyeye ulaşmışsındır, hayal bile edemiyorum... Üstüne üstlük o büyülü yaratığı da büyülü yaratık ortağın olarak almayı başarmıştın değil mi? Tebrikler...'' 

''Ah, teşekkürler.'' Zend de birazcık utanmadan edemedi. Bu şekilde övülmek, direkt olarak utanç sensörlerinin alarma geçmesine neden oluyordu onun. Kendini bastırabilse de, bu gibi durumlarda kendini biraz da rahat bırakmak istediği için utancının dışarıdan da bir miktar belli olmasına neden oluyordu. 

''Merhaba genç adam,'' Bu sırada merdivenleri hızlıca tırmanıp, Zend'in yanına yaklaşarak elini uzatan şık giyimli, uzun boylu bir adam çıkmıştı ortaya. ''duyduğuma göre sen Zend'sin. Kızım bana senden bahsetmişti.'' 

''Evet efendim,'' Zend saygısından ödün vermedi. ''ben Zend, siz de Lord Fuo olmalısınız.'' diyerek adamın elini sıktı ve yanına oturan adama gözleriyle eşlik ettikten sonra, onun elini sıkmak için ayağa kalktığı halini bozarak tekrar oturdu. 

''Evet, ben de Fuo Tingrund. Memnun oldum.'' Adamın sesi kalın ve baskıcıydı.

''Zend, hoş geldin.'' Birkaç saniye sonra adamın buraya, yani üst kata çıkmış olduğu merdivenlerden birkaç ayak sesi daha duyuldu ve Lenia'nın görüntüsü ile karşılaştı Zend. Kız güler bir yüzle yanına yaklaştı ve Zend'e selam verdi, daha sonra da karşı tarafına oturdu ve devam etti: ''Diğer kardeşlerimiz ve aile üyelerimiz şu anda burada değil, sadece bizimle yetinmek zorundasın Zend, kusurumuza bakmazsın artık...'' diyerek hafifçe güldü.

''Ne kusuru canım, önemli değil. Zaten sizinki gibi asil bir ailenin iki kızı ve lideriyle yan yana olmak benim için yeterli bir iltifat, bu yüzden endişelenmenize lüzum yok.'' Zend alçak gönüllü bir şekilde konuşarak, gözlerini sırayla Emma'nın, Tigrund Ailesi'nin liderinin ve Lenia'nın üzerinde gezdirdi.

''Bak sen, oldukça alçak gönüllüsün de, ha?'' Zend'in biraz yan tarafına oturmuş Lord Fuo, Zend'e bakarak hafifçe gülümsedi.

Adamın yüzünde birkaç kırışıklık vardı, bunun dışında genç bir görünüme sahipti. Kaşları yukarı doğru kıvrımlanıyordu ve gözleri keskince bakıyordu, Emma'nınki gibi beyaza yaklaşacak kadar sarı bir saçı vardı ve teni de, yine Emma'nınki gibi beyazdı. Gözleri ise farklı renkliydi ama, açık kahverengi gözlere sahipti bu adam. Yüzündeki, hemen her soyluda olan, adamın kendine güvendiğini belli eden bakış da direkt dikkat çekiyordu elbette.

''Alçak gönüllü olmayı hak edecek bir şey söylemedim ben, asıl siz, sokaktan geçerken size uğrayan, kızınızın bir arkadaşı ile görüşüp oturmaya gelecek kadar alçak gönüllüsünüz, Lord Fuo.'' Zend Tigrund Ailesi'nin liderini hafifçe överken, adamın bunlara karşılık ne tepki vereceğini merak ediyordu.

Bunlara alışıkmışçasına gülümsemekten başka hiçbir tepki vermeyen orta yaşlı adam, Zend'e bakarken devam etti: ''Emma, kızım, mutfaktakilere Zend'in nelerden hoşlandığını söyleyip gelir misin? Ona göre getirilecek yemekler belirlensin.'' 

''Kahvaltı edeceksiniz, değil mi?'' Fuo, konuşmasının hemen ardından Zend'e sormuştu.

''Tamamdır baba, hemen gidip kahvaltı işini halledeceğim.'' Emma ayağa kalktı ve gülümseyerek, keyifli bir şekilde merdivenlerden aşağı doğru ilerledi. Zend'in bir yemek seçmeyeceğinden haberdardı, ama onun yıllarca et yediğini ve bıkmadığını bildiği için etten hoşlandığını tahmin ediyordu ve Zend'in Chibui'de kendi kampına ziyaretçi olarak geldiğinde yediği şeyleri düşündüğü zaman, aklına yine ilk olarak et gelmişti. Bu yüzden bu konuda hafif etli bir şeylerin hazırlanmasını söyleyecekti aşçılara.

''Eğer siz teklif ediyorsanız, reddetmem mümkün değil.'' Zend buraya yemek yemeden geldiği için karnının azar azar kazındığını hissediyordu bir yandan, bu yüzden kendine yöneltilmiş bir yemek teklifini reddetmek gibi bir amacı yoktu. Emma hızlı bir şekilde aşağı inince, Zend nazik ve saygılı bir şekilde Tigrund Ailesi'nin liderine döndü, orta yükseklikte bir ses ile konuşmaya başladı: ''Lord Fuo, direkt olarak canımı içten içe sıkan bir konudan bahsetmek istiyorum... Korkarım başıma bir ödül konulmuş ve benim, Pounz'da iletişim içerisinde olduğum çok az aile var. Doğal olarak da başıma bir ödül koyma ihtimali olan kişilerin de bu ailelerden birinin içerisinden çıkması gerekiyor... Kabalık olarak algılamayın ama sormak istiyorum, Tigrund Ailesi'nin, başıma konulmuş ödülle bir ilgisinin olması ihtimali var mı? Sonuçta birkaç yıl önce, Chibui'de bir tatsızlık yaşamış sayılabiliriz.

***

1935