HHahhagagah bunun başına bela açıcağı belliydi ouuf gözlerimden uyku akıyor ama yine olay oldu ???
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
240. Bölüm Katil Kim?
''Ne?'' Ranfan ona yaklaşıp sordu. ''Bir daha söyle.''
''Bariyerler... Sizi... Her zaman... Kurtarmaz... Değerli... Ovaur...''
Adamın ağzından aynı kelimeler döküldü tekrar. Tam olarak ayılmış olduğu söylenemezdi, gözleri düşüp duruyordu ancak aşağı yukarı bilinçli bir şekilde konuşmayı başarabilmişti.
''Bunu kim söyledi?!'' Fintan, adama yaklaşarak sesli bir şekilde sordu.
''Prens Fintan, buyurun.'' Buraya gelip etrafı kontrol etmeye başlamış olan asker grubundan bir kişi, Fintan'a top şeklinde mavi, parlak bir taş uzattı ve konuştu. ''İstediğiniz gibi getirdik, Mavi Su Topu'nu.''
''Tamamdır, sağ olasın.'' Fintan yanındaki askerin ona saygılı bir şekilde uzattığı büyülü eşyayı aldı. ''Kraliyet Askerleri'ne haber verin, saraydakiler direkt olarak harekete geçsin ve sarayın çevresini, çok geniş çaplı olmak üzere bir aramaya tabi tutsun. Çok dikkatli olsunlar, katilin, yani aradıkları kişinin bir profesyonel olduğunu söyleyin, mümkün olduğu kadar tek başlarına savaşmamaları gerektiğini de ilet, ikili gruplar halinde ilerlesinler ve asla, iki kişi birden bir işe dalmasın. Büyülü yaratıkları da getirin, özellikle katilin izini sürmek için av kurtlarını getirmeyi unutmayın.'' Fintan hızlı bir şekilde biraz önceki, ağırlıklı olarak Aena'nın konuşmuş olduğu tartışmalarında edindiği bilgileri toparlayarak askerlerin yapmasını gerekeni hızlıca belirledi, emrini verdi. Daha sonra da askerin saygılı ve çabuk bir şekilde onaylamasının ardından önüne dönüp elindeki Mavi Su Topu'nu Fozre Ailesi'nin sürücüsünün kafasının üstünde tuttu, birkaç saniye içerisinde ondan fışkırmaya başlayan sular, sürücünün kafasını baştan sona ıslatmıştı bile. ''En soğuk seviyeye getirdim, bu büyülü eşyanın onu kendine getirmesi gerekiyor. Sonuçta sadece bir şok dalgasıyla bayıldı, ciddi bir şey yok.'' diye konuştu. Daha önce arabalardan su getirip sürücünün yüzünü yıkamayı denemişti elbette diğerleri, ancak Mavi Su Topu'nun içerisinde bulunan su büyülü bir suydu ve iyileştirici bir etkiye sahipti. Bayılan bir kişiyi baygınlık durumundan çıkarmak için dünyanın pek çok yerinde de kullanılıyordu.
Taşın içerisinden çizgi şeklinde fışkıran su, sürücünün kısa bir süre içerisinde gözlerini tam olarak açmasına ve hızlıca nefes alıp vermeye başlayarak, yan taraftan ona uzatılan bir suyu içmişti. Korku içinde etrafına baktı ve Prens Fintan'ın ona sakin olmasını söylemesiyle birlikte, nefes alıp verişlerinin düzene girmeye başladığını görmüştü Zend. Sürücü kendine gelmiş gibi görünüyordu, ancak bir sorun yoktu, çünkü Zend'i tanıyamayacaktı. Tek sıkıntı... Onun söyledikleriydi! Eğer o bu cümleyi Zend söylerken duymuşsa, tekrar söylediği zaman birincil şüphelinin Zend olmasını sağlayacaktı. ''Bariyerler sizi her zaman kurtarmaz, değerli Ovaur.'' Bu sıralanan, Zend'in Ovaur'u öldürmeden hemen önce ona söylediği kelimelerdi. Aynı şekilde bunu ona bugün, arenada da söylemişti ve bunu herkes duymuştu! Yani Zend'in bunu daha önce söylemiş olduğunu bildikleri için, Ovaur'u öldüren kişinin de bunu söylediğini duydukları zaman, doğal olarak Zend'in onu öldürdüğünü düşüneceklerdi!
Bunun doğru olması da zaten Zend'in canını sıkan kısımdı...
Ancak elbette, bu Zend'i suçlamaları için yeterli bir bilgi değildi, rol yapma yeteneği ve minik yalanlarıyla, Ovaur'u öldürdüğünü gören ve kanıtlayabilecek biri olmadıkça durumdan sıyrılmayı başarabilirdi genç adam. Bu yüzden endişeli bir şekilde ona göz ucuyla bakan Berinne'ye aynı şekilde göz ucuyla bakıp, gözünü hızlıca kırparak yanıt verdi ve rahat bir şekilde beklemeye başladı. Ancak içinden geçirmeden de edemedi. 'Onu öldürmeliydim... Eğer onu öldürseydim şu anda bu kelimeleri söyleyebilmiş olmayacaktı, birazcık bile olsa diğerlerinin benden şüphe duymasını sağlıyor, lanet herif...'
''Şimdi, Ovaur'u öldüren kişiyi görmüş müydün?'' Prens Fintan sürücünün ayılarak biraz önce söylediği şeyleri tekrar etmesini beklemeden önce, direkt olarak başka, daha net bir cevap için hızlı ve sesli bir şekilde sormuştu.
''E-Evet...'' Adam kekeleyerek ve zorlanarak da olsa, bir şekilde konuşmayı başardı ve Prens Fintan'a baktı. ''O... Bir şeytandı... Hayır, bir ölüm meleğiydi! Genç Efendi Tanrılar'ı kızdıracak bir şey yapmış olmalı ki, Cehennem'den gelmiş olan o şeytan ona gönderilmiş!''
''Onun Kardeş Ovaur ile savaşını izledin mi?'' diye bir soru daha yöneltti Fintan. Hiç vakit kaybetmek istemediği çok açıktı. ''Çabuk ol, vaktimiz yok!'' Sürücünün çaresiz bir şekilde düşünerek hafızasındakileri açığa çıkarmaya çalıştığını gören Fintan, yaptığı işi hızlandırmasını söyleyerek seslendi önündeki adama.
''Tamam, tamam efendim...'' Adam birkaç saniye daha sessiz kaldı ve aklındaki, o adam hakkındaki her şeyi anlatmaya başladı. ''Onların savaşını göremedim... Arkadan gelen cam kırılma sesinin ne olduğunu merak edip Genç Efendi Ovaur'a seslendim ancak cevap vermedi, ben de merak ederek aşağı indim ve ona bir şeyin olup olmadığı konusunda endişelendim. Ancak aşağı indiğimde... Genç Efendi çoktan vahşice öldürülmüştü... İlk başta dilim tutuldu ve gözlerimin önünde uçuşan birkaç şeyi gördüm, daha sonra o adam beni fark ederek arkasını döndü. O anda bir çığlık attım istemsizce... Koyu renkli bir kapüşonu ve maskesi vardı, yüzünü de saçını da göremedim. Üzerindeki şeylere de bakmaya fırsatım olmadı. Onun gözlerini gördüğüm anda... Korkudan donup kaldım, çünkü o, sanki sadece bana bakarak bile beni öldürebilecek kadar güçlü gibiydi... Eğer bana saldırırsa beni öldürmesinin saniye süremeyeceğinin farkına varmıştım ve diz çökerek, beni affetmesi için yalvarmak istedim. Ancak bedenim hareket etmiyordu, eğilmeye çalıştığımda ne ellerim bana itaat etti, ne ayaklarım.''
Adam biraz konuştuktan sonra ara verip soluklandı ve aynı hızda devam etti: ''Daha sonra da ben onun kapkaranlık olan gözlerine baktığım anda, nefesim kesildi ve bir daha eskisi gibi olamayacağımı düşündüm... Onun biraz geri çekildiğini son olarak gördüm ve dünyanın karanlığa boğulmasıyla karşılaştım... Ardından da sizi görerek uyandım işte...''
''Onun kılıcı, tuttuğu bir silahı yok muydu?!'' Prens Fintan öfkeli bir şekilde konuşmuştu. ''Sadece bu kadar mı?!''
''Hayır, yoktu, onu gördüğümde elleri bomboştu.'' Adam gözlerini kapattı ve aklına, o adamı gördüğü anı getirdi. ''Ah, bir de şey vardı,''
''Ne vardı?!'' Prens Fintan, adam daha konuşmaya devam edemeden tekrar, hızlı bir şekilde sormuştu. Sabırsızlanıyormuş gibiydi, beklemeye dayanamadığı sadece konuşmasından bile anlaşılabiliyordu.
''Arabadan aşağı inip, önce arabanın sol tarafındaki camından içeri bakmıştım ve içeride kimsenin olmadığını görünce, yol tarafına çıkmak için arabanın sağına doğru yürümeye başladım. İçeri baktıktan sonra öteki tarafa gitmek için ilk adımımı atmıştım ki, birinin bir cümleyi söylediğini duydum... O adam, 'Bariyerler sizi her zaman kurtarmaz, değerli Ovaur.' dedi, zaten bu da daha çok endişelenip hızlanmama neden olan şey olmuştu... Başka hatırladığım hiçbir şey yok...'' Adam tüm dürüstlüğüyle konuşurken, ellerinin titremesine engel olamadığı için onları yumruk yapmış, bacaklarına bastırmıştı biraz.
''Demek öyle demişti...'' Fintan hafifçe ayağa kalkıp, gözlerini yan tarafındaki Zend'e çevirdiğinde, Zend ortamdaki tüm gözlerin onun üzerinde toplandığını hissetmişti.
'Heh... Sakin kalmamış gibi yapmak iyi olur galiba.' Zend yavaşça konuştu kendi kendine. 'Berinne'ye söylediğim gibi, ben sakin kalamamış rolüne girdiğim anda o sakin bir şekilde ortada olan şeyleri değerlendirerek Zend'in suçsuz olduğu yalanını ortaya çıkaracak. Böylece kurtulmuş olacağız, ben de suçlu görünmekten panik yapmış gibi görüneceğim için, suçsuz olarak kabul edilmem kolaylaşacak.'
''Kardeş Zend, sen bugün Kardeş Ovaur ile bir karşılaşma yapmıştın ve Kardeş Ovaur, benim de kabul ettiğim üzere sınırı biraz geçmişti. Ancak, böyle bir şey, senin bu işin içinde bir parmağının olmasını sağlamaz, değil mi?'' Fintan Zend'e bakarak sordu hızlı bir şekilde.
''Demek... Sendin! Seni burada öldürmem gerekli, Ovaur'un intikamı için!'' Yuathra Krallığı'nın prensi olan Jouva, Fintan'ın Zend'e olan sorusunu duymasının hemen ardından, korkmuş ve ürkmüş bir şekilde eğildiği arkadaşının cesedinin yanından kalkarak kalın, turuncu rengiyle birlikte gecenin karanlığında parıldayan bir kılıcı yüzüğünden çıkardı ve Zend'e doğru tuttu.
Tabii o bunu yaptığı zaman, Fintan, kılıcıyla birlikte Zend'e doğru ilerlemeye başlamış olan Jouva'yı omzundan tutup geri çekilmesini sağlamıştı. ''Prens Jouva, sakin olun. Sadece bir soru sordum, henüz hiçbir şeyi düşünmüş değiliz.''
Zend'in ilk başta göz kapakları iyice açıldı ve Prens Fintan'ın söylediklerine inanamıyormuşçasına, ona doğru bakarak konuşmaya başladı. ''Asla... Ben... Böyle bir şeyi asla yapmam! Sadece bir dövüşten dolayı, Kardeş Ovaur'a bunu yapmış olabileceğimi nasıl düşünebilirsiniz? Böyle bir şeyi ihtimali bile yok! Hem ben... Çıktıktan sonra hep Berinne'nin yanındaydım, ona sorun! Hem ben en öndeki arabadaydım, çıkıp da en arkadaki araba olan Fozre Ailesi'nin arabasının yanına gelene kadar sizler tarafından fark edilmez miydim?'' Etraftaki herkesin dikkati Zend'in üzerine toplanmıştı çoktan, Zend'in bunu Ovaur'a söylemiş olduğunu bildikleri için şu anda bunu yapmış olma ihtimali en yüksek olan kişi konumuna taşınmıştı genç adam.
''Evet, Zend nasıl buraya gelsin ki? Ayrıca, o Ovaur'u nasıl tek saldırıda böyle bir hale getirebilecek kadar büyük bir güce sahip olabilir? Bunu yapmak için bir usta olmak gerektiğinin farkındasın, değil mi Prens Fintan? Zend gibi on yedi yaşındaki birinin yapabileceği bir şey değil bu.'' diye konuşan Ranfan, Zend'e bir kere baktıktan sonra gencin endişeli yüz ifadesini görmesiyle birlikte Fintan ile konuşmaya başlamış, daha sonra da eliyle Ovaur'un yerdeki cesedini göstermişti. ''Zend'in yetenekli ve güçlü olduğunu, hatta bir dahi olduğunu kabul ediyorum ancak bu kadar da değil. Sadece on yedi yaşındayken Ovaur'un hem özel bariyerlerini, hem de kılıçlarını tek saldırıda kırabilecek kadar güçlenmeyi nasıl başarmış olabilir ki? Üstelik Zend'in böyle bir tarzı olsaydı, eski altmış beşincinin kafasını kesmek yerine onu da tıpkı şu an yerde yatıyor olan Ovaur'un uğradığı tarzdaki bir saldırıya maruz bırakarak kemiklerinin ve organlarının etrafa saçılmasını sağlardı. O böyle savaşan biri değil sonuçta, eğer öyle olsaydı, kolunu bile feda ettiği bir savaşta kesinlikle onu da kullanırdı.''
''Zend'in ne yapabileceği konusunu düşünüyorsak, onun altmış beşinci ile olan savaşını izlemiş biri olarak söylüyorum ki; Zend'in savaş tarzı bu şekilde parçalamaya ve ezmeye yönelik değil. Ayrıca dediği gibi, eğer o en öndeki arabadan yola çıkarak en arkaya gidip, ardından da sürücünün çığlığını duyduktan sonra direkt olarak tekrar en öne gelecek ve kimse de bunu fark etmeyecek mi? Prenses Aena, katilin önüne çıktığını söyledin. Öyleyse yedinci seviyede olan biri, sana böylesine fark atabilecek kadar hızlı olmayı nasıl başarmış olabilir ki? Bu gerçekten de saçma olmaz mıydı? Muhtemelen bunu yapan sarayın içinden biriydi.
''Evet, evet, eğer ben Kardeş Ovaur'a bunu yapabilecek kadar büyük bir güce sahip olmuş olsaydım, bunu Siyahlar'daki sırayı elde etmek için yapardım. Sadece bir rastlantı olmalı!'' Zend ellerini yukarıya doğru açarak, Prens Fintan'ı ikna etmek için konuşmaya devam etmişti endişeli bir şekilde. ''Başka şeylerle suçlanabilirim, ama böylesi onursuz bir şeyle suçlanamam! Birine gece vakti yaklaşıp saldırmak, ha? Hiç bana göre değil! Savaşçılığa uymuyor ki!..''
''Kardeş Zend, zaten Ovaur'u öldüren kişi de ona kılıçlarını çıkarabileceği kadar vakit vermiş. Yani onursuzca yapılan bir hareket yok, normal bir şekilde karşılaşmışlar ve Ovaur, güç farkından dolayı kaybetmiş.'' Aena sakin bir şekilde etrafını izleyip düşünerek olayı değerlendiriyor, Zend'in suçlu olup olmaması konusunu düşünüyorken, genç adamın kendini savunmasıyla birlikte konuşmaya başladı. ''Biraz önce anlattım ya, tam dinlememiş miydin?'' diye devam etti.
''Ah...'' Zend Aena'nın söylediklerinin ardından, hafifçe dudağını ısırdı ve üzgün bir şekilde başını eğdi. ''Doğru ya, şimdi aklıma geldi...'' diye hayal kırıklığına uğramış bir şekilde devam etti.
Aena cevap verirken, Zend'e doğru bakmaya devam etmişti. ''Prenses Berinne, eğer Zend o kişiyse, nasıl fark ettirmeden en öndeki arabadan en sondaki arabaya gitmeyi başardıysa, aynı şekilde geri dönmeyi de başarabileceğinden eminim.'' diye konuştu ve biraz bekledi. ''Dikkat ettiyseniz, Kardeş Ovaur kaçmayı denememiş. Sizce neden?'' diyerek Prens Fintan'a doğru döndü. ''Neden kaçmak yerine üzerine gelen saldırıyı karşılamayı tercih etmiş olabilir?''
Fintan elini çenesine göndermişti tekrar. Anlaşılan yine düşünmeye başlamıştı, kısa bir süre sonra Aena'ya bakarak konuşmaya başladı. ''Karşılayabileceğini düşündüğü için mi?''
''Kesinlikle.'' Aena bir parmağını şıklattı ve konuşmasını sürdürdü. ''Kardeş Ovaur, bu saldırı yapmış olan kişinin saldırısını karşılayabileceğini düşünmüş olmalı. Eğer böyle olmasaydı, kılıcını çekmesi için ona verilmiş olan sürede ya direkt olarak kaçmayı denerdi ya da avazının çıktığı kadar bağırırdı ve yanı başında olan Kraliyet Sarayı'ndan birinin ona yardıma gelmesi için dua ederek kaçmaya başlardı. Ancak o kılıçlarını çekip çarpışmayı tercih etti, onun pek zeki biri olmadığını kabul ediyorum, ancak bahsettiğimiz kişinin pek çok yönden son derece güçlü olduğunu biliyoruz. Eğer ki Kardeş Ovaur, o kişi ile kafa kafaya çarpışabileceğini ya da onu yenebileceğini düşünmüş olmasaydı kesinlikle savaşmazdı, bu kadar da aptal değil. Sonuçta on birinci seviye bir savaşçı ve pek çok savaş sezgisine sahiptir, yenemeyeceği kişi ile savaşmayı tercih etmez. Bu soruya açıklık getirmeye çalışırken iki cevap buldum, birinci cevap; Kardeş Ovaur'u öldüren kişi, son derece güçsüz görünen ama bir anda, henüz o tepki bile vermeye vakit bulamamışken onu öldürebilecek güce sahip olan biriydi. İkinci cevap ise, Kardeş Ovaur'u öldüren kişi onunla daha önce savaşmış, yenilmiş veya Kardeş Ovaur tarafından güç seviyesi bilinen biriydi. Daha doğrusu Kardeş Ovaur'un, güç seviyesini bildiğini sandığı bir kişiydi, ancak onun düşündüğünden çok daha fazla bir güce sahip olduğu için Kardeş Ovaur bağırmaya veya kaçmaya çalışmamışken, onu direkt olarak öldürebildi. Kardeş Zend'i suçlu olarak düşünürsek, tüm bu düşüncelerime mantıklı bir açıklama gelmiş olur.''
''Prenses Aena, bir hatanız olmalı...'' Zend gözleri dolmuş bir şekilde ona doğru döndü ve sessiz, umutsuz bir şekilde konuştu.
''Ancak, şöyle de bir gerçek var ki eğer Kardeş Zend bu kadar soğuk kanlı bir katilse, neden etraftaki tehlikeleri baştan sona biliyor olmasına rağmen, duyulma ihtimalini göze alarak bugün kurmuş olduğu bir cümleyi tekrardan, Kardeş Ovaur'u öldürmeden hemen önce söylesin? Ayrıca Kardeş Zend'in söylediklerini dinlerseniz de, henüz konuyu bile tam olarak kavramamış olduğu için Kardeş Ovaur'un cesedinin görünümüne bakarak, ona bir savaşma hakkı verilmeden öldürüldüğünü düşündü ve bu cinayetin onursuzca yapıldığına karar verdi, kendini böyle savundu. Eğer Kardeş Ovaur'u öldürmüş olan kişi o olsaydı, bu ayrıntıyı fark ederdi ve böylesine saf bir şekilde kendini savunmaya çalışmazdı. Bu konuyu düşündüğüm zaman ise, şöyle bir cevaba ulaştım. Kardeş Ovaur'u öldüren kişi Kraliyet Sarayı'nın içinden biriydi. Onu öldürürken, Zend'e suçu atmak için bugün Zend'in ona söylemiş olduğu şeyi söyleyerek ona bir komplo hazırladı. Böylece sorunlarımız da çözülmüş oluyor,'' dedi ve Zend'e baktı bir kere daha. ''baksanıza, onun resmen tüm rengi soldu. Böyle bir şeyi nasıl yapmış olabilir ki? Sadece suçlanmak bile onu kötü hissettirmeye fazlasıyla yeter. Her halükarda Zend, o adamı öldürecek kadar güçlü değil. Bunu kabul edebiliriz. Bunu yapmış olan kişi, en azından bir Kraliyet Askeri'ni öldürebilecek güçte olmalı.''
''Sanırım Aena haklı...'' Fintan bir nefes vererek konuştu. Son saatin içerisinde pek çok kere Aena'nın konuşmalarını dinlemişti ve ona hak vermişti, şimdi de haksız olduğunu düşünmüyordu. Zend onu öldürmüş olsaydı, onu ele verecek bir şeyi neden söylemiş olabilirdi ki? Bu çok saçmaydı... Üstelik onun, bu kadar güçlü olmadığını da biliyordu. O bir dahiydi, ama nasıl bu kadar kısa sürede böylesine güçlenirdi? Bunun imkanı basitçe yoktu. ''Öyleyse arabalarınıza geri dönün arkadaşlar, bugünlük sarayda kalmanızı isteyeceğim, kahvaltıya kadar kalın ve sonra, size eşlik edecek korumalarla birlikte gidebilirsiniz. Şimdi sizi bu şekilde gönderip, Kardeş Ovaur'un başına geleni yaşama ihtimalinizi göze almak istemiyorum. Buyurun, içeri geçin.'' diye konuştu ve arkasındaki asker birliğine döndü. ''Hanren, bugün Kraliyet Sarayı'nda olan her bir askerin, bir tane bile istisna olmadan, rütbesine bakılmaksızın her bir askerin nerede olduğunu öğren, bana rapor ver. Sen de dahil, seni de ben kontrol edeceğim. Hiç kimseyi atlamak yok!''
''Prens Fintan,'' Fintan'ın yanındaki, uzun kılıcının kabzasına elini yollamış olan Kraliyet Askeri Hanren, Fintan'ın ona emir vermesinin hemen ardından bir süredir öfkeli bir şekilde bakıyor olduğu Zend'e bakmaya devam ederek kinli bir şekilde konuşmaya başladı ve prense seslendi. ''Sizden... Zend'i öldürmek için izin istiyorum! Öldürülmem sorun değil, Renkli Yıldırım Krallığı'nın beni yakalayıp öldürmesini göze alıyorum, sadece onu öldürmem için bana izin verin!''
Fintan şaşkın bir şekilde bakışlarını çevirmişken, ''Hanren, sorun nedir? Zend'in suçlu olduğunu düşünmüyorsun, değil mi? Prenses Aena yeterince durumu açıklamadı mı? O, Kardeş Ovaur'u bu şekilde öldürmek için çok güçsüz. Prenses Aena'nın da dediği gibi, Kardeş Zend bunu yapabilmek için en azından bir Kraliyet Askeri'ni öldürebilecek güçte olmalıydı.'' dedi ve hafifçe, ortamı yumuşatmak için gülerken, Kraliyet Askeri'ne bakmaya devam etti.
''PRENS FİNTAN,'' Hanren kılıcını kınından çıkardı ve sesini sonuna kadar artırdı. ''onu öldürmek istememin sebebi, Ovaur Fozre'yi öldürmüş olması değil, bu umrumda değil! Onu öldürmek istememin sebebi,'' diye konuşurken adam öfkeli bir şekilde, elini cebine soktu ve bir siyahlar listesi çıkararak, içini karıştırdı. ''onun, dün bir Kraliyet Askeri olan Lurgus Nata'yı öldürmüş ve Siyahlar'ın içinde on beşinci sıraya geçmiş olmasıdır!'' diye bağırmaya devam ettikten sonra, Zend'in, elinde Lurgus Nata'nın kafasını tutarkenki bir resminin olduğu sayfayı açıp Prens Fintan'a gösterdi.
***
2512
ÇOK GÜZEL YERDE BIRAKMADIM MI YA ACAYİP EĞLENDİM ŞU AN SDFGDSFG
Ayrıca arkadaşlar, bu bölümlerin herkese ücretsiz olarak açılmış olmasının nedeni, sitedeki normal süreli üyelik ile argentanın süreli üyeliğinin birbirini nötrlemiş olması. Yani birini aldığınız zaman öteki aktiflikten çıkıyordu, bunu düzeltmek için uğraşacağız ve muhtemelen 1 2 güne, o zamana kadar sitede ikişer bölüm ücretsiz olarak açılmaya devam edecek sitede, wattpada da daha önce söylediğim gibi siteye gelenin yarısı kadar bölüm gelecek.
Ayrıca endişeniz olmasın, süreli üyelik - argenta'yı satın almış olan arkadaşların bu süreçte kaybettiği günler, bu ayın hesabına eklenecek. Yani dondurmuş gibi olacağız bu sürede üyelikleri, bir haksızlık olmayacak.
Magnec