Evet evet yeni ve güçlü teknikler öğren artık zend tamam kullandıkların güçlü ama elinde kozun olsun dimi
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
207. Bölüm Tigrund Ailesi (3)
''Tatsızlık mı?'' Tigrund Ailesi'nin lideri, Zend'e karmaşık gözlerle baktı. ''Ne tatsızlığı? Bana anlatılmayan bir şey mi var yoksa?''
Zend adamın söylediklerini duyunca göz ucuyla kenarda oturan Lenia'ya baktı. Lenia, işaret parmağını dudaklarının üstüne götürdü ve Zend'e susmasını işaret ederek, göz kırptı. Zend kızın bu hareketinden sonra, Lord Fuo'nun, Zend'in daha önce onun oğlunu öldürdüğü ile ilgili bir şey bilmediğini tahmini tahmin ederek, durumu küçük bir yalanla kurtarmak için konuşmaya başladı: ''Tigrund Ailesi'nin kampına sonradan kapılmış bir savaşçının kollarını sakatlamıştım da, Emma'nın tepkisi biraz ağır olmuştu. Ondan bahsediyordum.'' dedi ve gülümsedi.
''Hah, sadece bunun için Tigrund Ailesi ile Beyaz Taç'ın arasını bozma ihtimali olan bir şeyi yapacağımı mı düşünüyorsun? Saçmalık. Senin başına konulan ödülde bir parmağımız olmuş olsaydı zaten şu anda seni, yani kızlarımın bir arkadaşını karşılamak için buraya gelmezdim. Ben seni bir dost olarak görüyordum ama sen başındaki ödülden bizim ailemizin sorumlu olma ihtimalini düşünüyorsun, teessüf ederim genç adam.'' Lord Fuo Zend'e bakarak kafasını iki yana salladı. Zend'in bunu düşünmüş olmasından, ona karşı hafifçe öfkelenmiş gibi görünüyordu.
''Elbette bu sadece küçük bir ihtimaldi ama her seçeneği değerlendirmem gerektiğini düşünüyorum, sonuçta bu ödülün yabana atılacak cinsten olmadığının farkındasınızdır, değil mi? Sadece her ihtimale karşı olan ufak bir önlem gibi düşünebilirsiniz.'' Zend saygılı ve nazik bir şekilde konuşmasını sürdürdü.
''Yalan söylemiyormuş gibi görünüyor.'' Eralkavender Zend'in yanında oturarak konuşanları izlerken, Zend'e, başkasının duyamayacağı bir şekilde zihninden seslenmişti.
''Bence de, yalan söylüyormuş gibi bir hali yok.'' Genç de Era'nın söylediklerine hak verirken, Fuo'ya bakarak gülümseyerek pozitif bir enerji saçmaya devam etmişti.
''Üstelik başına ödül koysaydım bunu Emma'ya nasıl açıklardım? O sana Chibui'den beri oldukça değer veren biri ve senin öldürülmen için babasının çaba harcadığını görseydi beni kesinlikle affetmezdi. Kızımı kaybetmek gibi bir isteğimin olmadığına da emin olabilirsin.'' Adamın morali tekrar düzelmiş olacaktı ki Zend'e bakarak gülmüş ve mutlu bir şekilde konuşmuştu.
''Evet biliyorum, kendisi de benim değer verdiğim kişilerden biri.'' Zend cevap verdi ve aynı zamanda, yan tarafındaki merdivenden çıkarak biraz önce oturuyor olduğu koltuğa doğru ilerleyen Emma'ya bir bakış yolladı. ''Küçükken onu kurtardığımdan bu yana görüşüp duruyoruz.''
Ancak konuşmasının ardından Emma'nın yüzünün düştüğüne tanık oldu, aynı şekilde Lenia da elini yüzüne götürmüştü.
''Sen onu ne zaman kurtarmıştın ki?'' Fuo Zend'e bakarak meraklı bir şekilde sordu. Aynı zamanda Emma avuç içi Zend'e bakacak şekilde ellerini kaldırmış, iki yana sallamaya başlamıştı. Gencin bu konuda bir şey söylemesini istemiyordu anlaşılan, babasına bu konudan bahsetmemiş olmaları muhtemeldi. Sonuçta o gün babası Zend'i, ortada herhangi bir suç yokken öldürmeye çalışmıştı. Üstüne üstlük bunu deneyip bir de başarısız olmuştu, kendisi de bunun farkındaydı. Zend normalde buradan yine bir yalanla sıyrılmayı denerdi, ama bu sefer böyle bir şey yapmayacaktı çünkü bu adamın; Lord Fuo'nun, küçücük, kızını kurtarmış bir çocuğu öldürme emrini vermesine neden olan şeyin ne olduğunu zaten uzun zamandır merak ediyordu. Orada Ranon olmasa kesinlikle ölmüştü ve bu adam da, minik, günahsız bir çocuğun canının alınmasına neden olmuş olacaktı.
''Küçükken, onu birkaç kişi at arabasına bindirip kaçırmaya çalışmış, ben de onların önüne geçmiş ve Emma'yı bir şekilde kurtarmayı başarmıştı. Daha sonra da kaçıp saklanmıştık, ardından da Tigrund Ailesi'nden bir büyücü gelip, bizi takip eden, Emma'yı kaçırmayı deneyip başarısız olmuş kişileri yakalamıştı. Bana gelip, Tigrund Ailesi'nin liderinin, yani Lord Fuo'nun bana para ödülü vereceğini söylediğini hatırlıyorum. Neydi ismi? Drompt muydu? Emma'nın o gün, onun ismini bağırarak durmasını istediğini, ardından da çaresizce yere çöktüğünü hatırlıyorum. Tabii para alacağımı duyup heyecanlandığım için hiçbir art niyet hissetmemiştim etrafta, ne bileyim Lord Fuo'nun para olarak algıladığı şeyin bir ateş hançeri olacağını? Üstelik ödülün de kişinin eline ya da cebine koyulacağını anlamamış olacaktı ki, beni ödüllendirmek için onu boğazıma saplamaya çalışmıştı onun emrindeki adam.'' Zend soğuk bir şekilde konuşurken, etraftakilerin renginin solduğunu kolayca görüyordu. Üstelik Lord Fuo'nun terlediği de açıktı, adam, Zend'in ağzından dökülmeye devam ederken kelimeler, önündeki sehpanın üzerinden aldığı bir mendille alnındaki terleri silmişti.
''Belki de bu yüzden, Tigrund Ailesi'nin üyelerinin her birini ödüllendirmeye, yani boğazlazlarına hançerlerimi birer birer saplamaya yemin etmişimdir!'' Zend sesini yükselterek Tigrund Ailesi'nin liderine bakarken, hafifçe hiddetlendirmişti kendini.
Kimseden birkaç saniye boyunca çıt çıkmayınca, Zend yüzündeki tehlike saçan, öfkeli ifadeyi yok etmiş, neşeli bir ifade takınmış ve üst üste kahkahaları basmıştı. ''Tabii ki sadece şakaydı, hahaha! Gerçekten ciddiye aldınız mı? Yüzlerinizin haline bir bakın, hahaha...''
''Heh...'' Lord Fuo bir nefes verdi. ''O zamanlar bir sorun yaşamıştım, evet. Ne yazık ki düzgün karar verebilme yeteneğimin önüne korkum geçmişti ve o günahsız çocuğun öldürülmesini emretmiştim, haklısın, çok büyük bir hataydı o. O gün için kendimi affedebildiğim de söylenemez, neyse ki ölmemiştin. Beni bağışlayabilecek misin?'' diye sordu ve Zend'e doğru, hafif, bastırılmış bir pişmanlığın sezildiği bir yüz ifadesiyle Zend'e baktı.
''Tabii ki efendim, sizi yıllar önce affettim.'' Zend yüzüne bir gülümseme geçirdi. ''Sonuçta herkes ani kararlarla yanlış şeyler yapabilir.'' diyerek, içinden geçirdi: 'Hah, pişmanmış... Samimi olmadığını anlamak için çok kişi görmüş olmaya gerek bile yok!..'
''Sadece, beni öldürmeyi istemenize yol açacak şey neydi, efendim? Bunu oldukça merak ediyorum... Kinci olduğumu düşünmenizi istemem, ama gerçekten de bu kararı vermenizde neyin etkili olduğu sorusunu bir türlü cevaplayamamıştım. Nedeni neydi?'' Zend, etrafta rahatlamaya başlamış yüz ifadeleri ile karşılaşmaya başlayınca yumuşak bir şekilde, Tigrund Ailesi'nin liderine bir soru daha yöneltti. Şu anda riskli bir konumda olmadığından kesinlikle emindi genç adam, sonuçta Tigrund Ailesi'nin, Beyaz Taç ile aşık atabilecek kadar büyük ve güçlü olmadığından kesinlikle emindi. Beyaz Taç'ın bir kardeşini öldürmeyi göze alabilecek kadar cesaretli olmaları imkansızdı, bu sebeple; Tigrund Ailesi ile aralarında bir düşmanlık ilişkisi oluşturmamaya dikkat ederek istediği soruları sormasında sakınca yoktu.
''Bana o günleri hatırlatarak kendi kendime utanmamı sağlıyorsun genç...'' Adam hafifçe esprili bir şekilde konuştu. ''Ama demek merak ediyorsun, anlatayım.'' dedi ve Zend'in gözlerine doğru baktı. ''O zamanlar pek çok aile ile aramızda büyük bir rekabet vardı, hala da var ama eskisi kadar canlı ve büyük bir rekabet değil. Tam o günde de, Emma'nın, yani Tigrund Ailesi'nin liderinin kızlarından birinin üç beş çapulcu tarafından kaçırılıp, yanlış anlama, yüksek seviyeli ailelerden birinden gelmeyen bir çocuk tarafından kurtarıldığı haberinin yayılması ailemin ve benim itibarımızın alçalmasını sağlayacaktı, bu konuda kimseye bir şey anlatmamasını yedi yaşındaki bir çocuğa tembihlesem de söylediklerimin bir işe yaramayacağının farkındaydım. Bu yüzden seçeneklerimin arasında, tek seçebileceğim onu öldürmekmiş gibi gelmişti. Tekrar özür dilerim, şimdiki aklım olsa kesinlikle öyle bir şey yapmayıp, seni aileme alırdım. Ama herkesin toyluktan çıkmak için belirli bir zamana ihtiyacı olur, benim bu sürecimin bitmesinin üzerinden de çok zaman geçmedi.''
''Anlıyorum.'' Zend Lord Fuo konuşurken hafifçe başını sallayarak söylediklerini dinleyip onayladığının dışarıdan da anlaşılmasını sağlamıştı. Tigrund Ailesi'nin liderinin gerçekten bu tip düşüncelerinin olduğu belliydi. Tam olarak doğruları söylemediği ve aslında çok da büyük bir pişmanlık yaşamadığı fazlasıyla belliydi, ama adamın içinden gerçekten de bir pişmanlık geçtiğini de anlayabilmişti Zend. Bu yüzden ona yönelik olan düşünceleri bir nebze olsun daha iyi bir hale gelmişti. ''Her neyse, eskilerden konuşmanın anlamı yok.'' diye devam ediyordu ki, yan taraftaki merdivenleri birinin daha tırmandığını duydu.
''Kahvaltınız hazır.'' Bir hizmetçi hafifçe eğilerek Zend ve diğer Tigrund Ailesi üyelerine seslendi. ''Buyurun.'' dedi ve kendilerini takip etmelerini istermişçesine, yavaş bir şekilde arkasını dönüp aşağıya doğru ilerledi.
***
Kahvaltı bitti.
Zend yavaşça ayağa kalktı ve üstünü çırptı, ardından, ''Yemek için teşekkürler, lezizdi.'' diyerek teşekkür etti, daha sonra da tekrar oturdu.
''Afiyet olsun, benim işlerim var ve şimdi gitmem gerekiyor, sizler birlikte zaman geçirin.'' Lord Fuo Zend'in teşekküründen birkaç saniye sonra ayağa kalktı, hızlıca konuştu ve kapıya doğru ilerleyerek veda etti.
''Görüşmek üzere.'' Zend de gülümseyerek veda etti ve herkesin yemeği bitince, teker teker ayağa kalkıp yürümeye başladılar. Bahçede biraz daha dolaşıp çıkmayı düşünüyordu Zend. Emma'ya direkt olarak veda edecek değildi sonuçta.
''Zend, babamla düşman olacaksınız diye ödüm koptu...'' dedi Emma ve Zend'e doğru baktı.
''Yok canım, Tigrund Ailesi ile düşman olmayı isteyecek biri değilim. Bu ailede sen varsın sonuçta, değer verdiğim bir arkadaşımın ailesiyle ilgili ileride kötü anılara sahip olmak istemem. Tek hoşnutsuzluğum seni kurtardığım günde olanlarla ilgiliydi, baban da zaten o olay için yeterince üzgün olduğunu dile getirdiği için sorun kalmadı.'' Zend samimiyetle konuşarak Emma'nın gözlerinin içine baktı, Lenia şu anda yanlarında yoktu, genç kız odasından bir şeyler alacağını söyleyip içeri gitmişti.
''Babama senin o çocuk olduğunu söylememiştik daha önce, sorun yaşanmaması için. Senin, babamla karşılaştığın zaman o çocuk olduğunu söyleyeceğini tahmin edememiştik. Özür dilerim, babamdan gerçekleri saklayarak bu tatsızlığın üstüne kapatabileceğimi düşünmüştüm. Sana danışmadan böyle davrandığım için bana kızdın mı?'' Emma dürüst ve masum bir şekilde konuşurken, Zend'e ürkek bir şekilde bakmıştı. Onun kızmış olması ihtimalinden çekiniyormuş gibiydi.
''Kızmadım, endişelenme.'' Zend onu rahatlatmak için mutlu bir şekilde konuştu. Bu konuda onu azarlayacak değildi tabii ki, bu hiç de gerekliliği olan bir şey değildi.
''Oh, rahatladım o halde.'' Emma bir nefes verdi ve sakince beklemeye başladı.
''Bu arada, kardeşinizle yaşadığım şeyi babana söylemediğiniz için çok teşekkür ederim, eğer ondan haberi olsa oldukça can sıkıcı şeyler yaşamamız mümkündü.'' Zend teşekkür ederek, başını hafifçe eğdi. Kafasında kapüşonu, yüzünde geçenlerde satın almış olduğu kumaş parçası yoktu şimdilik. Burada bir tehlikede olduğunu düşünmüyordu. Sanzirna'ya sabah tekrar gelmemesini söylediği için, eğer şimdi yine bir saldırıya uğrarsa, Sanzirna'ya karşı mahcup olurdu. Onun gelmemesini, bir tehlikenin olmadığını bahane ediyordu yalnız kalmak için, eğer saldırıya uğrarsa Sanzirna'ya olan bahanesi yok olmuş olacaktı.
Emma kafasını salladı. ''Evet, ablam Lenia bu konuda sessiz kalmamız gerektiğini söylediği için babamın bundan haberi olmadı. Teşekkür edeceksen öncelikle ona etmelisin.''
''Ona da ederim.'' Zend kısaca cevap verdi.
''Burada kalacak mısın?'' Emma da kısaca sordu tekrardan.
''Şimdilik gitmem gereken daha önemli yerler var Emma, buraya geliş sebebim,'' Zend dürüstçe devam ediyordu ki, Emma'nın, Zend'in buraya ödülü sormak amaçlı gelmiş olduğunu bilmiyordu, ona söylemediğini birden hatırlayınca, hızlıca, ''sana verdiğim söz üzerine Pounz'a döndüğümde bir yanınıza uğramak için sana vermiş olduğum sözü boşa çıkarmamaktı, şimdi sözümü tuttuğuma göre, Beyaz Taç'ta yapmam gereken bir şey var mı diye bir kontrol edeyim. Onlara da çok vakit ayıramadım zaten.'' Zend Tigrund Ailesi'ne geliş sebebinin sonlanmasıyla birlikte, daha önce uzun süre birlikte olamadığı Beyaz Taç'taki tanıdıklarıyla birlikte olmak için geri dönmeyi istiyordu. Aynı şekilde kütüphanede geçirmesi gereken bir zaman dilimi de vardı, okuması gereken şeyler vardı onun. Yeni birkaç tekniğe göz atmayı da unutmayacaktı.
***
1625
Magnec