Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

244. Bölüm Kraliyet Sarayı (3)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Bak sen...'' Berinne kafasını birazcık yana eğerken, Zend'e bakarak fısıldadı yavaşça. ''Fungyuo Kralı'nı niye öldürmek istiyorsun peki?'' diye meraklı bir şekilde sorarken, yüzünde bunu öğrenmeyi çok istediğini belli eden, Zend'i yumuşatmak amaçlı oraya getirildiği açıkça belli olan şirin bir gülümseme oluşmuştu.

Zend henüz Berinne'ye doğumu ile birlikte ölen annesini, Fungyuo Kralı'nın Zend henüz bir bebekken, onun öldürülmesi için emir verdiğini, aslında Fungyuo'dan olarak sayılabileceğini anlatabileceğini düşünmüyordu, çünkü bu kadar yakın hissetmiyordu şimdilik, karşısındaki, ona ışık dolu gözlerle bakan genç kıza. Üstelik kendi ailesini hiç tanımamış olduğunu söylemişti daha önce, yani şimdi böyle bir şey söylerse daha önce yalan söylediği anlaşılırdı ve Berinne, henüz Zend'in tam olarak yakın bir arkadaşı konumuna gelememiş olduğu için, ondan uzaklaşabilirdi. Bunu istemediği için, Fungyuo Kralı'nı neden öldürmek istediğini de söyleyemezdi. ''Öyle baktığın zaman yumuşamıyorum, aklında olsun. Kralı öldürmek istememin sebebini ise Daha sonra söylerim belki, şimdi olmaz.'' diye cevap verdi kısaca.

''Hmm, sonra söylersin demek... Bir dakika, nedenyalan niye söylemedin ki? Bende küçücük bile bir şüphe parçası uyandırmayacak olan on tane yalanı art arda söyleyebilecek potansiyel var sende.'' Berinne, merak ettiği şeyi genç adamdan duyamamış olduğu için hafifçe suratını astı birkaç saniye, ama ardından tekrar gülerek konuşmaya devam etti ve Zend ile birazcık alay etmek istedi.

''Ha, ha ve ha, ne kadar da komik.'' Zend Berinne'nin esprili konuşmasını pek komik bulmadığı için, somurtkan bir yüz ifadesiye konuşmuş ve omuzlarını aşağıya doğru indirmişti yavaşça.

''Gerçekten,'' dedi Berinne ve sesini kalınlaştırarak, Zend'in sinirlendiği ya da kararlı olduğu bir anda genellikle yüzüne yerleşen ifadeyi taklit etti. Kaşlarını çattı ve ağzını düz bir çizgi haline getirdi. ''mesela şöyle demeni beklerdim bak, 'Ben, adaleti fazlasıyla bozduğu için Fungyuo'dan hoşlanmıyorum ve ölmelerini istiyorum!' ya da, 'Kral yaptığı yanlış ve saçma hareketlerle, onu öldürmemi hak ediyor!' gibi şeyler söyleyebilirdin, anlarsın ya!'' dedi ve Zend'in taklidini yapmayı keserek gülmeye başladı. Birkaç saniye sonra, eğlenmesinden ve fazla sesli olmayan kahkahalarının sonunun gelmemesinden olacak ki, beyaz teninin hakim olduğu yanaklarının üzerinde iki kızarıklık çıkmıştı.

''Hadi ama, ben bu kadar ciddi biri değilim ki, ne zaman böyle şeyler söylüyorum?'' Zend de Berinne'ye eşlik ederek biraz güldü ve konuştu.

Bunun üzerine Berinne, Zend'in taklidini yapmaya tekrar başlarken gülmesini bir süreliğine kesti. ''O eğer böyle yaptıysa, kendi seçimlerinin sonucuna katlanarak cezalandırılmayı kabul etmelidir!''

''Hahahaha...'' Zend Berinne'nin konuşurkenki haline baktığı zaman istemsizce kahkahayı bastı, ''Berinne, taklit yeteneğin berbat!''

''Ne dedin sen? Eğer bana böyle seslenmeye cüret ettiysen, hadi kapışalım da daha sonra seni gizlice öldürebilmemin mümkün olup olmadığına bakayım!'' Berinne sesini kalınlaştırmaya çalışsa da, sesi normalde bir kız sesi olarak ince olduğu için, oldukça başarısız oluyordu ve bu da, Zend için oldukça komik bir durumun yaratılmasını sağlıyordu. Kendini tutmakta başarısız olmuştu genç adam.

''Hahahaha...'' Dün Yuna ile olan konuşmasını Berinne'nin de dinlediğini biliyordu genç adam, Era onun varlığını Zend'e söylemişti saatler önce. Muhtemelen o da Zend'in başına bir şeyin gelmesinden endişe etmiş ve uyumamayı tercih etmişti. Gülmeye devam ederken, aklına gelen bir şeyle birlikte ara verdi Zend. ''Ah, bu arada Berinne, dün gece için teşekkürler. Renkli Yıldırım Krallığı'nın prensesi konumunu kullanarak herkesi direkt olarak konuyu kapatmaya zorladın ve beni kurtardın. Sen olmasan oldukça zor bir duruma girebilirdim, sağ olasın.'' diye konuştu ve minnettar bir şekilde Berinne'ye baktı.

''Bak, istediğin zaman samimi bir şekilde gülmeyi başarabiliyormuşsun!'' Berinne sitemli bir şekilde gülerken, aynı gülümsemeyle Zend'e bakmıştı. ''Yoksa bu da aslında bir palavra mı?!''

''Yok yok, gerçekten samimiyim.'' Zend mahcup bir şekilde gülümsedi. ''Berinne ile birlikteyken birçok şeye bahane bulup yalan söylemek zorunda kalmış olduğu için, Berinne onu pek çok şeyde sahte yüz ifadelerine başvuran biri olarak görmüştü muhtemelen.

''Oh, iyi o halde...'' dedi ve bir nefes verdi genç kız. ''Beni suçlama, hemen her şeyde kendini gizliyorsun ve yüzüne bir maske çekiyorsun, istediğin takdirde baştan sona sahte olabiliyorsun. Üstelik düşündüğünden farklı şeyleri söylesen bile hiçbir şey belli olmuyor. Doğal olarak karşımdaki kişi Zend mi, çıkara yönelik oraya çıkarılmış, Zend ile alakası olmayan biri mi bilemiyorum, bu da oldukça sinir bozucu bir şey. Örneğin dün seni kurtardım mı? Tabii ki hayır, seni öyle bir durumdan kurtaramam ben. Benim tek yaptığım, konunun erken kapanmasını sağlamaktı. Eğer ben karışmasaydım bile, sen ne yapıp edip Prens Fintan'ı masum olduğuna inandırırdın, oradaki kimse senin yalan söylediğini çözemezdi. Hatta bir başkasının üzerine suçu bile atardın, kimse buna engel olamazdı. Sadece biraz vaktini alırdı o kadar...'' dedi ve gülmeyi bırakıp, Zend'e doğru baktı Berinne.

''O kadar çok masken var ki, yüzüne geçirdiğin kumaş parçalarından bahsetmiyorum, görünmeyen, ama gerçekten de var olan ve birçok farklı çeşide sahip olan, yüzünden o kumaşları çıkarsan bile onları asla çıkarmadığın maskelerden bahsediyorum. Her an farklı biri olmayı başarabilmeni sağlayan maskelerden... Mesela Ovaur Fozre seni döverken bambaşka biriydin, senden şüphelenildiğinde farklı, on beşinci olduğun anlaşıldığında farklı... Ovaur ölmeden hemen önce senin hangi maskenle karşılaştı, inan merak ediyorum.'' dedi ve Zend'in yüzüne doğru yaklaştı. ''Daha doğrusu merak etmemin sebebi, o an bir maskeye sahip olmadığını düşünmem. Birisini öldürmeden hemen önce ona sahte bir ifadeyle bakmaya devam etmezsin, değil mi? Aslında kıskandırıcı bir şey, Ovaur Fozre gibi biri bile, senin yüzünü, hiçbir maske yokken görebildi. Ancak ben o gerçek yüzü görebildiğimi sanmıyorum! Sana ne zaman baksam, Zend'in yüzünü görmeyi başaramıyorum. Kapkara olan gözlerinin arkasında aslında ne hissettiğini göremiyorum yani, anlatabiliyor muyum? Gerçekte üzgün müsün, mutlu musun, kırgın mısın, intikam mı istiyorsun, öfkeli misin, nasıl duygulara sahipsin; hiçbir şeyi anlayamıyorum. Kendini bu kadar gizlemene neden olacak kadar ne yaşadın, onu da bilmiyorum. Fakat biliyorum, öyle şeyler yaşamışsın ki, gerçek Zend olmaktan uzaklaşmadığın sürece rahat edemeyeceğini fark etmişsin. Bu yüzden de böyle yapıyorsun ve yüzündeki maskelerin sayısını, hemen hiçbir zaman sıfıra indirmiyorsun. Devamlı olarak bir rolün içerisindesin, kendin olmuyorsun, istediğin şeyi değil, iyi şeyler elde edebileceğin şeyi yapıyorsun. Yirmi yaşında olduğunu söylemiştin, ama henüz beş gündür tanıyor olduğum bu adam sanki upuzun çağları görmüş geçirmiş birine benziyor, genellikle birazcık bile neşeye sahip olmayan, tamamıyla soğuklukla dolu, buz gibi olan bu gözler, yirmi yaşındaki birinin gözleri olamaz. Onlarla ilk karşılaştığım anda bir nevi fark etmiştim, sahibi neşeli de olsa, üzgün de, öfkeli de, bunlar hiçbir zaman kendisi gibi olmayı başaramıyordu, her zaman sanki olanlara yabancıymış gibi, hiçbir duygu kırıntısı bile barındıyormuş gibiydi gözler. Bu yüzden onlar kendini bulduğu zaman mutlu olacağım, senin, maskelerini bir kenara bırakıp bana bir bakış atacağın günü bekliyorum. Gözlerinde aslında o an olan, gizlenmemiş olan hisleri görmek için, sen beni öldürmeden önceki son anımı yaşıyor olmam mı gerekiyor?'' Berinne uzun bir konuşma yaparken, mavinin en açık tonlarında gezinen gözlerini Zend'in gözlerine doğru yakınlaştırmıştı iyice. ''Ama o gün gelecek, eminim.'' diye devam etti kız, bir nefes aldıktan sonra. ''Bu gözlerin altındaki gerçek Zend'i görebileceğim gün elbette gelecek, bekliyorum. Beni geç, sen, kendin olmayı sevip bunu yapmalısın, bu senin için gerekli bir şey! Aksi halde benim konuşup anlaştığım kişi Zend olmayacak, sahte bir dost olacak. Bir savaşçı olarak böyle davranmanı anlıyorum, ama ara sıra kendin olmayı da hatırlaman gerekiyor! Ayrıca, teşekkür etmene gerek yok. Biz arkadaş değil miyiz, hehehehe...''

Zend Berinne'nin bir anda söyledikleriyle birlikte şaşırmış olsa da, bir süre boyunca hiçbir şey söylememiş ve aklının derinliklerinde, Berinne'nin söylediklerini düşünmeye başlamıştı. 'Heh, gerçekten de, ben ne zaman sürekli kendini gizleyen biri oldum ki? Daha dün, ustamla birlikte en içten kahkahalarımı atıp savaşçı olma hayalleriyle birlikte etrafta dolanıyordum, bir de şimdiki halime bak... Sıyrılabilmek için şekilden şekle giriyorum, gerçekte hissettiğim şeyleri ikinci planda tutarak çıkarlarıma öncelik veriyorum. Bir savaşçının da, eğer iyi yerlere gelmek istiyorsa böyle yapması gerekir çünkü, kendini gizleyebilirsen, yüzündeki sahte ifadeye inandırabilirsen, rakibini kandırmayı başarabilirsin. Rakibini kandırırsan da bu sana direkt olarak zaferi getirir. Ben yıllar boyu bunu öğrendim, daha da yanılmadım. Ancak... Berinne'nin de dediği gibi ara sıra her şeyi bırakıp Zend olmaya bakmam gerekiyor galiba...' diye içinden geçirirken, Berinne'ye bakıp en içten şekilde gülümsedi genç adam... Yaşlı Dilenci'nin, zorlandığı anlarda yapması gerektiğini söylediği şeyi yaptı, kalbiyle birlikte gülümsedi, Yaşlı Dilenci'nin de deyişiyle tüm kötülüklerin ondan kaçmasını sağladı!

''Hahaha, işte budur!'' diyerek coşkulu bir şekilde güldü Berinne. ''Sanırım bu, uzun zamandır gördüğüm, içerisinde en çok Zend olan gülüştü! Aynı zamanda, diğerlerine oranla en güzeli de buydu! Başkalarına karşı olmasa da, en azından benimle konuşuyorken kendin olmaya çalış, eğer rakip olmazsak elbette... Normal konuşmalarımızda yani, gerçek, genellikle o sahte gülüşlerin arkasında olan Zend'i görmek hoşuma gitti!'' diyerek, Zend'e mutlu bir şekilde bakmaya devam etti. ''Bu arada, cidden niye bahane bulmayıp daha sonra söyleyeceğini söyledin ki? Aklıma takıldı...'' diye de sordu devamında.

''Bilmiyorum,'' diye konuşmaya başlarken, elini kafasının arkasına attı ve konuşurken saçlarını karıştırmaya başladı genç adam. ''Sanırım sana yalan söylemek istemedim.''

''Oh, bu çok iyi! Büyük bir adım atabilmişiz anlaşılan...'' diyerek güldü Berinne. Sesinden, Zend'e biraz takıldığı anlaşılıyordu.

''Ayrıca, sen niye benim odamdasın?'' Zend Berinne'nin odasına girmesinin nedeni olarak, şafakla birlikte yola çıkacaklarını ve Berinne'nin de bunu söylemeye geldiğini düşünmüştü, ama Berinne henüz böyle bir şey söylememişti ve söyleyecek gibi de görünmüyordu, ne için gelmişti o halde?

''Değerli arkadaşım Zend'e bir zarar gelir diye uyumak istemedim, ardından onun Prenses Yuna ile konuştuğunu duydum ve Ovaur Fozre'yi öldürdüğünü ona neden söylediğini merak ederek odasına gittim, onun gelişini bekledim.'' Berinne hızlıca cevap verdi ellerini iki yana açarak.

''Ha, anladım.'' Zend de kısaca konuştu. ''Prenses Yuna'ya söylememin sebebini fark etmişsindir, bana ona söylediklerimi bir başkasına iletmeyeceği konusunda söz verdi. Aramızda kalacaktı ve sadece bilmek istiyordu, ben de söylemekte bir sakınca görmedim.''

''Zend, sana söz verdi veya yemin etti diye söylediği şeyi yapacağını mı sanıyorsun?'' diye sordu Berinne direkt olarak, kafasını birazcık yana eğmişti ve bunu oldukça garip bulmuştu anlaşılan. ''Eh... Sen birilerini kandırmakta epey iyi olduğun için, kandırılma konusunda da bilinçli olursun diye düşünüyordum. Ancak birine bir mühürle birlikte söz verdirmediğin zaman, sözünü istediği gibi bozabilir. Sonuçta sözünü çiğnediği zaman bir şey değişmiyor, sözünde duracağı konusunda ona neden inandın? Bu büyük bilgileri almak için en çok kullanılan yollardan biridir, kendini masum olarak göster ve bilgiyi öğren. Daha sonra da bilgiyi veren kişinin başına devasa belalar açılır, ancak elden bir şey gelmez artık, laf ağızdan çoktan çıkmıştır.'' diye konuşarak, Zend'i azarlamaya başlamıştı genç kız. ''Yuna'yı tanıyorum ve o benim iyi bir arkadaşımdır, sözünün arkasında duracağını biliyorum. Ancak eğer görevi senden bilgi almak olan bir başkası olsaydı onun yerinde, ne olacaktı? Bu gelecekte sana oldukça fazla bela getirebilir, bir daha asla yapma. Sözlere güvenmemen gerektiğini en iyi senin bilmen gerek.''

Zend hafifçe başını eğerken, karşısındakinin haklı olduğunu biliyordu. ''Biliyorum da, söyleyesim geldi işte, kendimi engelleyemedim...'' diye mahcup olarak hatasını kabul etmişti.

''Bir daha olmasın!'' Berinne kaşlarını çatmıştı. Zend'e sinirlenmişti anlaşılan... ''Şaka değil, ölümünle sonuçlanabilecek bir şey bu!''

***

1712