Ay tofu geçen bölümde öyle kolayca yakalanınca hayal kırıklığına uğramıştım hala uğruyorum ama neyse iyi kurtardın kurtarman gereken bir şey de yoktu ortada ama yine neyse ??
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
202. Bölüm Şanssızlık (2)
Zend arkasından gelen bir saldırıya doğru döndüğü anda, biraz önce üstünde olduğunu hissettiği gözlerin, harekete geçtiğini hissetti.
''AH!'' Genç adam, ona saldırmaya çalışan birinin kılıcını, kenara çekilerek savuşturmuş, ardından da yan tarafından hızlıca aldığı bir başka kılıçla adamın göğsüne saldırmıştı. Kılıcın eti kestiğini hissettiği anda onu geri çekip, kanın, adamın vücudundaki kesikten dışarı fışkırmasına olanak verdi.
Bu sırada Era, Zend'in birkaç saniyeliğine tüm dikkatleri üzerine almasıyla birlikte bulduğu boşlukta büyük formuna geri dönmüş, eline kılıcı alıp Zend'in üzerine doğru koşmaya çalışan orta yaşlı birinin sırtını tek pençe saldırısında parçalamıştı. Sert bir şekilde kükredi ve biraz önce etrafta Zend'i izlediğini tespit ettiği kişilere doğru yöneldi.
Zend Era'nın hızla başka bir yere gittiğini gördüğü zaman, büyülü yaratık ortağının nereye gittiğini direkt fark etmişti. Etraftan sinsice Zend'i izleyen kişilere saldırmak için harekete geçmişti o, Zend de bu yüzden uzaktaki kişilere dikkat etmeyi bırakarak yakınında olup ona saldırmaya devam eden insanlara yöneldi. Gözüne kestirdiği kısa bir kılıcı da almayı ihmal etmedi, hala yan tarafında olan, pek çok silahı taşıyan masadan. İki tane küçük boylu kılıç ellerinde, etrafından gelecek saldırılara dikkat etmeye başladı.
Cesaretli bir şekilde ona saldıran savaşçıların hemen hepsi, çok da yüksek seviye değildi. En fazla dokuzuncu seviye birini öldürmüştü Zend şu ana kadar, ama öldürmesi gereken daha çok fazla kişi vardı çünkü yüzünü açmasıyla birlikte, onu tanımayıp kafesteki dövüşü izliyor olan insanlar da onu öldürmek istemeye başlamıştı.
Derin bir nefes aldı genç adam, sol tarafında, bir kalkan ve orta boylu bir kılıçla, kalkanı, vücudunu koruması için göğüs hizasında tutarak gelen bir adam vardı. Zend onun ilk kılıç saldırısını iki kılıcıyla birlikte savuşturmasının ardından, arkasından gelen bir saldırıyı fark edememişti.
''Ah!'' Küçük bir çığlıkla, sol ayağını kaldırıp önündeki, saldırısını savuşturduğu adamın kalkanına bir tekme attı ve geri savrulup düşmesini sağladı, ardından da hemen sağ bacağında hissettiği acıyı görmek üzere arkasına döndü, bacağını ısıran, köpek şeklindeki bir büyülü yaratığı anında fark etti. Birinin büyülü yaratık ortağı olmalıydı bu, belki de Zend'in biraz önce kalkanına vurduğu savaşçının büyülü yaratığıydı ve ikisi aynı anda, farklı yönlerden saldırmışlardı.
Zend ona arkasından bir insan saldırsa onu kesinlikle fark ederdi, çünkü şu anda etrafında çoğunluklu olarak rakibi insan olduğu için, insanların enerji dalga şekillerine odaklanmıştı. Büyülü yaratığı fark etmesi haliyle biraz vakit almıştı. Bacağını koparmaya çalışırmışçasına ısırmaya devam eden büyülü yaratığın boğazına kılıcı soktu ve kalkmaya çalışarak toparlanmayı deneyen, kalkanlı savaşçının yanına Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile giderek boynuna yaptığı bir saldırıda işini bitirdi.
Etrafındaki insanların içindeki kuşku ve korkuyu hissedebiliyordu. Onun maskesi düşeli henüz bir dakika bile olmamıştı, ama o çoktan bir büyülü yaratığı ve dört beş tane güçlü görünümlü savaşçıyı öldürmüştü. Üç yüz bin altını hak eden biri olduğu kesindi, o, tarifnamede yazdığı şekilde yedinci seviyeymiş gibi görünmüyordu hiç. Saldırıları, kalkanları ve kılıç savunmalarını delip geçiyordu, üstelik çok hızlıydı, öyle bir teknik kullanıyordu ki; bir anda başka bir yerde beliriyordu, gözle takip edilmesi bile mümkün olmuyordu.
Zend bir nefes daha alarak etrafa yayılmaya başlamış kan kokusunu içine çekti. Kılıçlarını, keskin kısımları aşağı gelecek şekilde tutarak, birinin işini çabucak bitirebileceği bir savaş pozisyonu aldı. Tetikteydi, bekliyordu ve saldırıların gelmesiyle birlikte, saldırıyı yapanları hızlı hızlı öldürmeye hazırdı. Gözleriyle etrafa tehlike saçıyordu ve çevresindeki pek çok insan, ona saldırmaya çekiniyordu. Bacağında bir yara bile olsa, genç adam hala aşırı derecede hızlı hareket ediyor ve takip edilmemeyi başarıyordu.
Zend bacağına göz ucuyla bir bakış daha attı. Neyse ki çok kötü bir durumda değildi, şu anda yaşadığı heyecanla birlikte acıyı hissetmiyordu ve bu yara da onun hareket etmesini engellemiyordu. Zaten Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile birlikte hareket ederken bacaklarını hareket ettirmesi gerekmiyordu, ayaklarının altındaki hava hızlandığı için kendisi aslında pozisyonunu hiç bozmadan rakibin önüne gidebiliyordu. Bu sayede rakibin karşısına çıkar çıkmaz hazır bir durumda olmuş oluyordu. Birkaç saniye boyunca kimse ona saldırmamıştı ve Zend, kısa bir süre için gözlerini Era'ya dikti. Büyülü yaratık, çevrede çeşitli masaların yanındaki insanları, cımbızla yakalarmışçasına çekip, onlar daha tepki veremeden ölmelerini sağlıyordu. O bir çitaydı ve onunla aynı gelişme miktarına sahip, aynı zamanda da onun hızına yaklaşabilecek bir büyülü yaratık, dünyada muhtemelen bulunmazdı. En azından karada olanlar arasından...
Zend, Era'nın henüz ulaşamamış olduğu, biraz önce onu izleyenlerden birinin ona doğru saldırıya geçtiğini fark eder etmez, ona doğru dönmüştü. Önüne çıkan kişinin üzerindeki kıyafetler, Yama Ailesi'nin malikanesine girdiğinde karşısına çıkan suikastçilerin üzerindeki kıyafetleri ile aynıydı. Siyah, gözleri hariç her yerini kapatan kıyafetleri vardı ve vücudundan anlaşıldığı üzere, karşısındaki bir kadındı. O gece karşılaştığı suikastçiler gibi o da elinde küçük hançerler taşıyordu ve Zend'e saldırıya geçmeye hazırdı.
'Hangi topluluk bu ya?' Zend sitemli bir şekilde içinden geçirdi, ona doğru saldırmaya başlamasına ramak kaldığı belli olan suikastçiye seslendi: ''Pardon, senin bağlı olduğun topluluk hangisiydi?''
Karşısındaki kadın birkaç saniyeliğine sessiz kaldı ve konuştu. ''Kadim Kaplan'ın çocuklarıyız. Ama endişelenmene gerek yok, tarikatımızın seninle bir sorunu yok. Bizler, sadece senin ödülünü almaya geldik.''
''Kadim Kaplan mı?'' Zend sessizce mırıldandı ve, ''Suikastçi topluluklarından bir tanesi değil mi? Sanırım ana vatanınız Sarı Cennet Krallığı'ydı. Pounz'da işiniz ne?'' diye sesli bir şekilde sordu.
''Kardeşlerimiz tüm dünyaya yayılmıştır. Sarı Cennet'te doğmuş olmamız, oraya ait olduğumuzu göstermez.'' Her yeri simsiyah olan kişi cevap verdi hızlıca. Burada fazla vaktini harcamak istemiyormuş gibiydi. ''Senin, yedinci seviyedeyken ödül listesinde en değerliler arasında işin ne?''
Zend ona yaklaşan bir enerjinin varlığını hissetti. Muhtemelen karşısındaki kişinin birlikte geldiği biri, Zend o kadınla konuşurken dikkatinin dağılmış olmasından yararlanarak saldırmak için fırsat kolluyordu.
''Bu soruyu ben de kendime soruyorum.'' Zend hızlıca cevap verdi ve ona doğru yaklaşmaya devam etmiş, hemen arkasına varmayı başarmış olan kişiyi öldürmek için hazırlandı. ''Belki de, Sarı Cennet Krallığı'nda Emerantaos'un malikanesinde, suikast için gelmiş, senin topluluğundan birkaç kişiyi,'' dedi ve yumuşakça zıplayarak ayaklarının altındaki havayı, onu arkasında döndürecek bir şekilde hızlandırdı. Arkasına döndüğü gibi, Savaş Tanrısı'nın Heyecanı ile Kral Modu'ndan aldığı hız ile birlikte sinsice ona yaklaşmaya çalışan, tıpkı şu an arkasında kalan; biraz önce konuşuyor olduğu kadın gibi siyah kıyafetlere bürünmüş, bir başka suikastçinin yanına ilerleyip, o panikleyip geri çekilmeye çalışırken omzundan içeri kısa kılıcını sokmuştu. ''tıpkı bu arkadaşını öldürdüğüm gibi öldürdüğüm içindir!''
''Ödül benimdir! Artık yorulmuş olmalı, baksanıza, yaralı!'' Bir savaşçı, Zend'in bacağını işaret etti ve sırtındaki iki kılıcı çekti. Zend'in sağ tarafından olacak şekilde harekete geçti ve onun yaralı bacağına bir saldırı daha yapmaya çalışarak, kılıçlarını Zend'in bacağına doğru yöneltti.
Zend elbette buna izin veremezdi, eğilip koşarak hızlı bir şekilde bacağına doğru gelen savaşçıdan sağ bacağını kurtarmak için onu hızlıca geriye doğru çekti ve sol ayağından aldığı güç ile kendini, ona doğru gelmeye devam eden savaşçıya doğru itti. Savaşçı deneyimli biri olmalıydı ki, Zend gelirken kılıçlarını, karşısındaki kişinin, hayati bölgelerine saldırması için geçmesi gereken yerlerde tutmuş, Zend'in ona yeterince yaklaşıp büyük bir hasar vermesini engellemişti ve Zend, onun yan tarafından sıyrılarak geçmek ve sağ elindeki kılıcını, adamın sağ elindeki kılıcıyla çarpıştırmak zorunda kalmıştı. Ama elbette, sadece çarpıştırıp geçmemişti orada.
Adam kendine güvendiğini belli eden bir yüz ifadesiyle birlikte doğrulurken, Zend'e bakıp hafifçe gülümsemişti. Yüzündeki gülümsemenin, biraz sonra sağ kolunun dirseğinin üstündeki bir bölgeden itibaren aşağıya düşmesiyle birlikte silineceğinden, henüz haberdar değildi... Önce kılıcının yarısı düştü yere, ardından da kolu.
Zend adamı, kenarından geçerken kılıcını onun koluna yollamıştı. Normalde bu saldırının o kılıcı kesip adamın koluna ulaşmaması gerekiyordu, evet, normal şartlarda böyle olmalıydı. Ama Zend son anda kılıca birkaç yıldır azar azar çalıştığı Gerçek Ki'yi aktarmıştı ve inanılmaz derecede keskinleşen kılıcın etrafındaki enerji, metaller birbirine çarpışmadan önce diğer kılıcı çoktan kesmişti bile. Tabii ki Zend, saldırısını başarıyla sonlandırdıktan sonra enerjisini direkt geri çekti. Kimsenin, biraz önce yaptığını anlayacak kadar yüksek kademeli biri yoktu etrafta, bunun nasıl yapıldığını anlamamaları için, işini bitirdikten sonra anında enerjiye son verdi. Gerçek Ki'yi, Ranon'un söylediğine göre şu anlık hiçbir yerde kullanmamalıydı. Bu yüzden Zend'in, etraftakilerin, kendisinin Gerçek Ki'yi kullandığını görmesine izin vermek gibi bir niyeti yoktu.
Adamın kolunun yere düşüp bol miktarda kanın vücudundan saçılmasının ardından, bacağındaki kıyafetinin üzerinde de bir miktar kan belirmeye başladı ve adam bunu fark ederek yere çöktü.
Ayağını gördükten sonra şaşkınca, karşısındaki, duygu kırıntısı bile barındırmayan, sert ve sakin olan simsiyah gözlerle onu izleyen gence baktı adam. Gözlerinde, Zend'inkilerin aksine korku vardı. ''Bacağıma... Ne ara... Saldırdın?..'' diye sorarken sesi titriyordu.
''Sağ elimdeki kılıçla koluna saldırdıktan sonra, sol elimdeki hala boştaydı sonuçta.'' Zend kısaca cevap verdi. ''Ama boyu kısa olduğu için bacağının tamamını kesememişim, görünüşe göre. Kılıç yarısına kadar ancak ulaşabilmiş anlaşılan.'' Genç adam karşısındaki, bir dizinin üzerine çökmüş savaşçıya cevap verdi.
''Bir bacağın...'' Adam Zend'in sol bacağını işaret etti. ''Y-Yaralı değil miydi? Nasıl bu kadar hızlı hareket ettin?..''
''Kendimi hızlandırırken sağ bacağımı kullanmadım ki, sol ayağımdan aldığım hız ile hareket ettim.'' Zend basitçe cevap verdi tekrardan. Aynı zamanda etrafta, kendisine saldırmaya cesaret edebilecek biri olursa diye hazırda bekliyordu.
''Bana... O hıza sadece sol ayağınla ulaştığını mı söylüyorsun?!'' Adamın gözleri açılmış, sesi kısılmaya başlamıştı.
''Evet.'' Zend kısaca cevapladı.
''...'' Adam, Zend'in söylediğiyle birlikte geriye doğru çekilerek düştü. ''Hata ettim... Özür dilerim... Canımı bağışla...''
Zend bir iç çekti. ''Yaşamaya devam et bakalım.'' Kendinden özür dileyen ve bağışlanma isteyen sıradan birini öldürecek değildi, bu yüzden böyle bir şey yapmamayı tercih ederek, biraz önce konuştuğu kadın suikastçiye doğru döndü.
''Teşekkür ederim efendim... Sağ olun...'' Adam Zend'in onu sağ bırakacağını duyunca rahatlamış gibiydi, arkasına döndü ve diğerlerine seslendi. ''Aptallık etmeyin çocuklar... Beni bile tek karşılaşmamızda öldürmek üzereydi o... Üstelik beni öldüremesin diye kılıçlarımı özel yerlere koymama rağmen. Burada onu öldürmeye gücü yetecek biri yok şu anda, hemen geri çekilin... Tabii hayatlarınızı seviyorsanız...''
Zend onu dinlerken, hafifçe mutlu olmuştu çünkü daha fazla kişiyi öldürmeyecekti. Zaten ayağının altı sırf kandı şu anda, kendi sağ ayağından akan kan ile öldürdüğü kişilerin kanı birleşmiş, küçük bir gölcük oluşturmuştu Zend'in şu anki bölgesinde.
Suikastçiyi öldürmesinin ardından toplanmaya başlayan bir miktar enerjinin iyice büyümesiyle birlikte, serice arkasına döndü Zend. Karşısında Karanlık Stili bir büyü vardı.
''Ah, bak sen. Aranıyor posterimde yazan, 'Büyücülere tavsiye edilen bir görev değildir.' uyarısını okumadın mı yoksa?'' Zend alaylı bir şekilde konuşurken, yine arkasından gelip onu gafil avlamaya çalışan bir savaşçının göğsüne doğru hızlıca kılıcını yollamıştı. ''Bu büyüden, kendine çok güvendiğini mi çıkarmalıyım?''
''İstediğini düşünebilirsin.'' Biraz önce arkadaşı öldürülen kadın hiç de panik yapmış gibi görünmüyordu. Kısaca cevap verdi ve elindeki büyüyü, Zend'e doğru yolladı.
''Yeter artık!'' Zend, karşısında bir başka Karanlık Stili büyü daha gördü. Ama bu büyü, kendine doğru yollanan, arkasındaki tüm duvarı kaplayabilecek kadar bir büyüklüğe sahip karanlık büyüsüne zıt olarak yollanmış bir karanlık büyüsüydü. Tofu'nun sesinin yankılanmasının ardından, Zend'e doğru gelen büyü aniden yok oldu.
Daha sonra yerden aniden karanlık bir şeyler taşmaya başladı salondaki herkesin ayak bileğinin seviyesine kadar yükseldi. Hareket etmeyi engelleyen bir şeymiş gibi görünüyordu, Zend ilk görüşünde böyle bir fikir edinmişti. Zend bu büyünün üzerinde Tofu'nun enerjisinin olduğunu gördüğü için, ondan kaçınmaya çalışmadı. O, Zend'i öldürmeyi deneyecek biri değildi sonuçta...
''Zend hepinizi birden öldürmeyerek zaten yeterince merhametli davrandı. Neden artık bunu kesmiyorsunuz?'' Tofu ellerindeki bağı çözerken, yere yatırılıp Tofu'nun büyüsünün içine sokulmuş birkaç siyah giyimli suikastçinin arasından çıkmıştı.
***
1801
Magnec