Sonradan gelipte biraz daha konuşsaydı ben ağızlarının payını verirdim demek kolay verseydin ya madem ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
232. Bölüm Prenses Yuna'nın Doğum Günü (5)
İçeri giren Pounz prensine doğru bakışlarını çeviren Zend, güler yüzlü bir şekilde konuşmasını sürdürdü. ''İddialılık değil de, bir savaşçının kendisine yöneltilen bir savaş davetinden kaçmasından daha kötü bir şey olamaz, değil mi? Ben de böyle düşünerek, benimle savaşmak isteyen birinin olmasıyla birlikte onu reddetmeyeceğimi söylüyorum.'' Alçak gönüllü bir şekilde konuşan genç adamın yüzünde, kendine güvendiğini belli eden bir ifade vardı. Ancak bir tehditkârlık belirtisi göstermemeye de dikkat ediyordu.
''Hahahah, aynen öyle!'' dedikten sonra Zend'e doğru yürüyüp elini uzatan iri yarı, kalıplı, vücut olarak Pounz Krallığı'nın başındaki Dustin'e benzeyen ve tam bir savaşçı olduğu her yönünden belli olan prens, bir kahkaha attı ve tekrar konuştu: ''Tebrik ederim Zend, son beş asırdaki Siyahlar'a giren en genç kişi olmayı, Siyahlar'a girmeyi ve belki de bu bir başarı olarak görülmeyebilir, ama Pounz'un en çok aranan beş adamından biri olacak kadar başına ödül koydurmayı başardığın için.''
Zend hemen kendine uzatılan eli sıkarak karşılık verdi, aynı zamanda konuştu hızlıca: ''Teşekkürler Prens Fintan, övgülerinizi hak ettiğimden emin değilim.'' Alçak gönüllü bir şekilde davranmaya dikkat eden genç adam, övüldüğünden dolayı istemsizce mutlu olmuştu. Gururu okşanmıştı sonuçta. Buna uğrayan hemen herkes, koltuklarının farkında bile olmadan kabarmasına engel olamazdı.
''Bence epey hak ediyorsun, henüz bu yaştayken bu kadar şey başarabilmiş olduğuna göre belirli bir yaşa geldiğin zaman nelere imza atacaksın kim bilir, ha, var mı öyle gözünü yükseklere diktiğini belli edecek bir hedefin?'' Prens de, şu anki Zend gibi güler yüzlü biri çıkmıştı. Bundan oldukça memnun kalan Zend, Ovaur ve Yuathra Krallığı'ndan gelen diğer elemanla uğraşmak zorunda kalacağını hissetmişti ve Prens Fintan ile de uğraşmasının gerekli olmayacağını düşünerek, biraz mutlu olmuştu. Sonuçta bir yerden sonra aşağılamaları kaldıramayabilirdi. Aynı zamanda biraz önce yan tarafından yumuşak bir şekilde, uyarı amaçlı tuttuğu Ranfan'ın kolunu bıraktı. Ovaur Zend'i aşağıladığı zaman Ranfan direkt olarak harekete geçip bir şeyler söyleyecekti anlaşılan, ama Zend burada böyle bir tatsızlığın çıkışının sebebi olarak gösterilmeyi hiç istemediği için onu kolundan hafifçe tutarak, müdahale etmemesini söylemişti genç kıza. Güneş Ailesi'nden olduğu için, Beyaz Taç'tan biri olan Zend'in kötü gösterilmesine göz yummak istememişti büyük ihtimalle. Ancak prensin gelişinin ardından muhtemelen Ovaur çenesini bir süreliğine de olsa kapayacaktı ve Zend'in, Ranfan'ı herhangi bir şey için engellemesi gerekmeyecekti. Bu yüzden de onu bırakmıştı.
''Çok büyük bir hedefim olduğunu söyleyemeyiz, sanırım en yakın hedefim seneye yapılacak olan Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası.'' Zend gülümseyerek konuştu. Başka hedefleri de vardı elbette, ancak bugün burada bahsetmesinin iyi sonuçlanmama ihtimali olan pek çok şey gibi, onlardan da bahsedemezdi. Aynı zamanda Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası'nda iyi bir şeyler elde etmek istediği de bir gerçek olarak görülebilirdi, yani bu sefer ciddi bir yalan söylemesi gerekmemişti genç adamın.
''Ooh, Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası'na da katılacaksın yani? Evet evet, Beyaz Taç'ın senin gibi birini göndermeyeceğini duysaydım zaten seni bir şekilde Pounz Krallığı'nın yolladığı üyelerden birinin yerine geçirirdim, o turnuvaya katılmazsan ben bile oldukça üzülürüm yani, sonuçta sen gelecekte Pounz için bir sürü şey yapabilme umudunu taşıyorsun, hahahaha...'' Prens biraz daha gülmeye devam ederken elini, samimi bir şekilde ondan birazcık daha kısa olan Zend'in omzuna koymuştu.
''On yıl kadar önce yapılan, ödülü Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası'na girmek olan bir turnuvanın galibi olmayı başarmıştım, bu yüzden zaten Beyaz Taç'a ihtiyacım olmadan, tek başıma ve kendimin temsilcisi olarak katılacağım o turnuvaya, içiniz rahat olsun.'' Zend tekrardan dolaylı bir şekilde övülmesinin ardından birazcık mahcup olsa da, normal ve sakin, gülümseyen bir yüzle birlikte konuşmayı başarabilmişti.
''Heh, iyi o halde iyi.'' Prens de gülmeye devam ederken konuştu. ''Her neyse, sana kocaman bir pasta getirdim Yuna, çık odanın dışına bir bak bakayım!''
''Ağabey, seni çok seviyorum!'' Prenses Yuna ağabeyine hızlı bir şekilde tekrar sarıldı ve gencin yanağına bir öpücük kondurarak heyecanlı bir şekilde konuştu, kapıyı açıp dışarı çıktı.
''Siz de çıkın o zaman gençler, bu oda küçük kalır. Soldan ikinci odaya geçelim, orada devam ederiz.'' Prens herkese öncülük ederek yol göstermişti.
''Tamamdır.'' Yuathra Krallığı'nın prensi olan Jouva, Pounz prensine Zend'e karşı olduğundan bambaşka bir yüz takınmış, gülerek onun söylediklerini kabul etmiş ve odanın dışına doğru ilerlemişti. Daha sonra da onu diğerleri takip etti ve sıra halinde dışarı çıktılar.
''Vay be, harbiden büyük pastaymış.'' Zend dışarı çıkınca gözlerinin önünde duran, üstünde, süslenmiş bir karton kaplama ile birlikte farklı renkte olan kurdelelere sahip, Prens Fintan'ın boyunu aşıyor olan pastaya dikkat etti. 'Gerçi Pounz Ailesi'nin gösterişi sevdiğini söyleyebiliriz, yani bu pastadan daha azı da beklenmezdi.' diye de içinden geçirdi hızlıca. Dustin'in gösterişi seviyor olması, çocuklarını da etkilemişti anlaşılan.
''Hanren, şu pastayı ikinci misafir salonuna doğru çekiversene, sana zahmet.'' Prens gülmeye devam ederek odanın dışında, kapının yanında sırtındaki ince bir kılıç ile dikkat çekerken, gözleri kapalı bir şekilde bekleyen savaşçıya seslendi. Savaşçı gözlerini açtı ve prense baktı. ''Prensim, babanız bir Kraliyet Askeri'ni size verirken sanırım işlerinizi yapacağı konusunda da birkaç şey söylemiş, sabahtan beri ne ayak işi yaptım be...'' diye söylenerek sitem ederken adam, yine de itiraz etmemiş ve hareketli bir masanın üzerine konulmuş olan pastayı, masanın bir ucundan tutarak itmeye başlamıştı. ''Soktuğumun Nata'sı, kaybolacak zamanı bulup işi bana kitledi yine...'' diye kısık bir sesle konuşmaya devam ettiğini duydu Zend o adamın. ''Geri dönsün de, ben göstereceğim ona.''
''Hahaha, sen olmasan ne yapacağız biz Hanren, gerçekten hep bizi kurtarıyorsun!'' Prens önündeki savaşçının siteminden sonra bir kahkaha daha patlatıp konuşmuştu. ''Lurgus da kaybolacak zaman olarak tam da Yuna'nın doğum gününü seçti, şanssızsın cidden. Her neyse, o geri gelince aranızda halledersiniz artık!''
''Lurgus mu?'' Zend kendi kendine konuştu. ''Nata mı?''
''Evet, normalde bugün beni birincil dereceden korumayı üstlenmiş olması gereken Kraliyet Askeri idi Lurgus, tam ismiyle Lurgus Nata. Ama işten kaytardı yine herhalde, biraz haylaz biridir, ama inanılmaz güçlüdür! Bu yüzden babam onun arada sırada bu şekilde kaytarmasına göz yumuyor. Yaptığı birkaç tane Kutsal Görev bile olmuştu, Pounz Krallığı'na çok yarar sağladığı için, onu olduğu gibi kabul ediyoruz. Kaybolmayı seviyor ama kaybolmadığı zamanlarda da gerçekten çok iyi işler yapıyor.'' Pounz'un prensi olan Fintan Zend'i bilgilendirici bir şekilde konuşurken, beraberinde getirdiği Kraliyet Askeri'nin de pastayı götürmesini ve çocukların, odadan çıkıp salona doğru ilerlemesini izliyordu. ''Dur, ben de Hanren'in yanında gideyim de, tek gittim diye iyice söylenmelerini artırmasın. Hadi, sen de geç salona.'' diye konuştuktan sonra harekete geçip ön taraftan gidiyor olan Kraliyet Askeri'ni takip etmeye başladı genç prens.
'Lurgus Nata.' Zend'in aklına, direkt olarak bu sabah açıp baktığı Siyahlar listesindeki gördüğü isim geldi. On beşinci sırada olan Nata, o adam tarafından dün öldürülmüştü ama kimsenin bundan haberi yokmuş gibiydi! Siyahlar'da on beşinci olduğunu söyleyip, ardından yediği tek tokat ile kafasına veda eden o adamın gerçekten de on beşinci olup olmadığını merak ettiğini için, listeyi bir daha incelemişti Zend. Muhtemelen o manyak adamın yaptığı şeyde bir yanlışlık olmadı ve o adamın listede olduğu kesindi, ama on beşinci olup olmadığı konusunda emin değildi Zend. Sadece göz korkutmak için de söylemiş olabilirdi. Elbette birinci sırada bulunuyor da olsa, o manyak adama karşı bir şey yapması mümkün olmayacaktı ama onun kendine ciddi anlamda oldukça fazla olan güveni Zend'in dikkatini çekmişti. Genellikle çok güçlü olan kişiler, onun yaptığı şekilde karşısındakine, kendisinin kim olduğunu bilip bilmediğini sormazdı; direkt olarak gücünü gösterirdi. Bu yüzden merak etmişti Zend. Bu sabah da kontrol ettiği üzere, dün kopan kafası Zend'e fırlatıldığında genç adamın, elindeki kafanın yüzünü görme imkanı olmuştu. Bu yüz ile, on beşinci sırada olarak kaydedilmiş olan kişinin yüzü kesinlikle aynıydı. Yani o adam, gerçekten de bir Kraliyet Askeri idi ve söylediği gibi on beşinci sıradaydı. Zend, şimdi prensin söyledikleriyle birlikte daha da fazla ikna olmuştu.
''Bilmiyor, değil mi?'' Zend odanın çıkışında biraz daha bekleyip düşünmeye devam ederken, yanına Berinne'nin geldiğini gördü ve genç kız, Zend ile gözleri buluşunca konuşmaya başladı.
''Evet, görünüşe göre henüz haberleri olmamış.'' Berinne hızlıca cevap verdi.
''Berinne, şimdi on beşinci sıraya kim geçecek? Bir önceki on beşinci olan Lurgus Nata'yı öldüren kişiyi bulup on beşinci yapmaları imkansız. Öyleyse onun yerine geçirecekleri kişiye nasıl karar verecekler?'' Zend merak ettiği bir soruyu dile getirerek Berinne'ye yöneltti.
''Muhtemelen krallık, on beşinci sırayı elde etmek için yapılacak olan bir yarışma düzenleyecektir, büyük bir yarışma değil elbette, küçük. Sadece on beşinci sıra için savaşacak olan kişilerin kabul edileceği, izleyiciden arınmış bir arenada, gelen kişilerin on beşinciliği ele geçirmek için yarışmasını sağlayacaklar. On beşinci sıra olduğu için, katılan kişilerin güç seviyesi yüksek olacaktır ve direkt bir savaş yapılmayacak olursa, krallık da bu sıra için oldukça güç bir görev verecektir. Bir şeyi ele geçirmek gibi olabilir, pek çok farklı şey olabilir. Ancak yüzüncü sıranın elde edilmesi için yapabilecekleri bir yarıştan çok daha zor ve tehlikeli olacağı kesin, sonuçta Siyahlar'da yukarılara doğru ilerledikçe güç ortalaması oldukça fazla yükseliyor. Bu yüzden burayı elde etmek istiyor olan kişilerin de bunu hak etmesi gerekiyor. Bu hemen her krallıkta böyledir.'' Berinne, aralarında çok bir boy farkı olmamasına rağmen, yine de daha kısa olduğu Zend'in kulağına doğru ulaşmak için parmak uçlarına basıp yükseldi ve söylediklerini başka kimsenin duymaması için sesini alçalttı.
''Anladım.'' Zend hızlıca onayladı ve salona doğru ilerlemeye yeltendi, ama kolunun Berinne tarafından tutulduğunu gördüğü gibi durdu, kıza doğru döndü.
''Jouva için üzgünüm.'' diye konuştu Berinne, alt dudağını hafifçe ısırmıştı. ''O aptal, beni gördüğü her seferinde böyle davranır. Sana ettiği hakaretler benim oldukça canımı sıktı ama senin onurunu kırmamak için müdahale etmedim.'' dedi ve Zend'in gözlerinin içine baktı. ''Ayrıca Zend, herkese karşı inanılamayacak derecede sakin dursan da, bazı şeylere içten içe sinirlendiğini de fark ettim. Teşekkür ederim, benim misafirim olarak katıldığın için beni zor duruma sokacak bir şeyi söylemek istemeyerek sessiz kalıyor ve onlara bir karşılık vermiyorsun, gerçekten minnettarım, ama eğer sınırı aşarlarsa cezalarını vermemek için de kendini sıkma. Çünkü böyle aptalca şeyler söylemeye devam ederlerse, sonunda kendimi tutamayıp öfkelenerek saldıracak kişi ben olacağım. Özellikle Fozre Ailesi'nden gelen küstah çocuğun söylediklerine karşı nasıl sakin kalmayı başardın bilemiyorum ama o senin ailene doğru bile ilerledi, eğer Pounz Prensi Fintan girmemiş olsaydı onun ağzının payını ben verecektim, o adeta seni öldürmeye çalışıp yerini almak istediğini bile söyledi! Utanmaz herif!'' Berinne de Zend'e söylenenlere karşı epey sinirlenmiş gibi görünüyordu. ''Ona karşı nasıl en ufak bir öfke belirtisi göstermedin, gerçekten hiçbir fikrim yok. Sabır seviyenin bu kadar yüksekte olması, üstelik kendini böylesine kontrol edebilmen takdire şayan, bravo genç adam.'' diyerek övgülü kelimelerle cümlesini süsleyen Berinne, Zend'in sırtına birkaç kere yumuşakça vurdu. ''Üstelik senin savaşını izlemiş biri olarak söylüyorum ki, Jouva da, Fozre Ailesi'nden gelen küstah çocuk da sana karşı bir dakikayı bile zar zor geçirir. Onları yenmek için, tek elini kullanmana bile gerek yok yani! Büyük ihtimalle seviyeni düşük görüp bu şekilde şeyler söylüyorlar, ama seninle biraz savaşacak olsalar ne ile karşılaştıklarına şaşırıp şok içinde kalırlar!''
***
1713
Magnec