Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

347. Bölüm Zend'in Hamlesi

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Renyia, ne yapıyorsun?'' diye sordu Zend. Sesi sakin ve düz bir şekilde çıkmıştı, bir anda ona sarılan bir kız onu heyecanlandırmış olsa da, bunu bastırmayı başarmış ve bir anda üzerine doğru atılan Renyia'yı iki eliyle belinden tutmuştu farkında olmadan, geriye doğru sendelemişti çünkü. ''Bir sorun falan mı var?'' diyerek devam etti, Renyia'nın kolları şu anda onun boynunu tamamen sarmıştı, genç adamın omzunda olan Era, hızlı bir şekilde arkaya atlamış ve iki genci yalnız bırakmıştı, bu yüzden Renyia, ellerini Zend'in geniş omuzlarının üzerinden ilerletmeye çalıştığı zaman bir güçlük çekmemişti. Ancak karşısındaki erkeğin vücudu kendisininkine göre daha büyük olduğu için, parmak uçlarında durmak zorunda kalmıştı kollarını onun boynuna doladığı zaman, ek olarak Zend'in kafasının yanına, kulağına doğru kafasını yaklaştırmak için de ayrı bir sıkıntı çekiyordu...

''Zend,'' dedi Renyia, sesi biraz titremişti, o da bu durumdan heyecanlıydı anlaşıldığı üzere. Zaten mantıklı bir şekilde düşünüldüğü zaman, Renyia gibi bir kızın bir başka erkeğin boynuna bu şekilde atılması için oldukça büyük bir cesarete ihtiyacının olduğu rahat bir şekilde anlaşılabilirdi. O adım atılan taraf olmuştu sonuçta her zaman, böyle bir şeyi yapmak onun için hiç de kolay olmamalıydı... ''sana sarılmamın nedenini yanlış anlama, söylemem gereken bir şeyler var ve etrafta Kral Dustin'in yerleştirdiği onlarca gizli asker var, normal bir şekilde konuşmamız haline onların bizi duyması işten bile değil, kısık sesli bir şekilde konuş, benim bile zar zor duyabileceğim bir şekilde... Böylece duyulmayız.'' dedi, epey sessiz bir şekilde konuşuyordu kendisi de, Zend'e önerdiği gibi. Birilerinin onları duymasından endişe ettiği aşikardı. 

''Hmm...'' dedi Zend yavaşça. ''Anladım, peki sorun ne?'' diyerek devam etti, sesini, Renyia'nın söylediğine uyarak kısmıştı. 

Renyia, biraz öncekine oranla son derece sesli bir şekilde konuşmaya başlamıştı aniden. ''Seni seviyorum, Zend.'' dedi, etraftakilerin onu duymasından endişe etmiyormuş gibiydi bu sefer... ''Hislerime karşılık verebilirsen eğer, son derece mutlu birisi olacağım, sana aşığım ben...'' diyerek konuşmasını sürdürmesinin hemen ardından, kafasını iyice Zend'in kulağına doğru yaklaştırmıştı. ''Şimdi sen de bana sıradan birkaç cevap ver. Böylece şüphe çekmemiş olacağız, Kral Dustin'in bir şeylerden endişe etmesini hiç istemiyorum da...'' dedi, sesini tekrardan alçaltmıştı. 

Zend durumu anlar anlamaz, normal bir şekilde cevap verdi, onun söyledikleri de sesliydi şu anda. ''Renyia, sen çok güzel bir kızsın ancak ben, sana karşı senin bana beslediğin duyguları beslemiyorum, üzgünüm...'' dedi, sesini hüzünlüymüşçesine çıkarmıştı, aynı zamanda konuşmasını uzatmamıştı da, böylece daha çok vakit elde edebileceklerdi. 

''Oh...'' demişti Renyia da, sesinden anlaşılabilen net bir hüzün çıkmıştı ortaya. ''Anlıyorum, anlıyorum...'' dedi, sonra da kafasını birazcık geriye çekti ve gözlerini, Zend'inkilere dikti. 'Gözlerinde ufacık bir titreme bile oluşmadı, vay be... Ona resmen aşkımı ilan ettim, yalandan olduğunu bilse de, bir tepki gösterir diye düşünmüştüm... Ancak o azıcık bile bir heyecan göstermedi, bir kuklaymış gibi... Hisleri yok sanki, benim güzelliğimdeki bir kızın kendisine aşk ilan ettiğini duyan erkekler, en azından birkaç saniyeliğine bir duygu belirtisi gösterirdi. Ama Zend tamamen farklı gibi duruyor, gerçekten de bir duyguya sahip olmadığını düşünmeye başlıyorum, kafamızın üstündeki gecenin yıldızsız karanlığını andıran gözlerinin içerisinde, ufacık bir duygu kırıntısı dahi yok çünkü...' diye içinden geçirmişti aynı zamanda, 'Üstelik, sesini bir anda hüzünlendirdi. Mükemmel bir rol yapma yeteneği, ben duygularına sahip çıkabilen birisiyimdir, ancak ben bile yaklaşık bir saattir bu konuşmada bir hata yapmamak için deneme yapıyordum kendi kendime, o ise, birkaç saniye önce haberinin olduğu bir duruma anında uyum sağladı, tüm duygularıyla birlikte... Hayır, tüm sahte duygularıyla birlikte...' diye düşünmeye devam etmiş, daha sonra da Zend'in kafasının yanına doğru iyice gömmüştü başını. ''Öyleyse, sadece birkaç dakikalığına bu şekilde durmama izin verir misin?'' diye sordu, sesinde belli bir çaresizlik vardı, etrafta çeşitli böcekler mevcuttu ve bunların çıkardığı sesler ile karışan Renyia'nın, nezaket dolu sesi, dinleyenlerin kesinlikle üzülmesine yol açacaktı... Hatta Renyia'yı reddederek, bu şekilde üzülmesini sağladığı için Zend'e küfürler sıralayan kişiler bile olurdu muhtemelen, buradaki gizli askerlerin içerisinde böyle birileri kesin vardı şu anda, Zend, net bir şekilde nefret dalgalarına uğradığını tahmin ediyordu. 

''Tabii,'' dedi, sesli bir şekilde Zend, askerlerin kendisini rahat bir şekilde duyabilmesi için konuşmaktaydı. ''eğer bu seni tatmin edecekse, böyle durabilirsin.'' dedi ve Renyia'nın belinde olan ellerini, onun sırtına yollayarak kendisi de ona sarıldı, böylece kızı kendisine bastırmıştı tam olarak. Renyia hızlı bir nefes vermişti böyle bir hamleyi beklemediği için, şaşırmış olsa da belli etmemeye çalışıyordu, sırtında gezinen Zend'in parmakları onun nefes alış verişlerini hızlandırmıştı, kalp atışları da iyice zirve yapmıştı bu hareketle birlikte. 

''Pardon...'' dedi sessiz bir şekilde, ağzını Zend'in omzuna doğru yaklaştırdığı için, ağzını kıpırdattığı da görülmüyor olmalıydı etraftan. ''Sırtıma hiçbir erkek böyle dokunmamıştı birkaç yıldır da, biraz şaşırmama sebep oldun, alışık değilim birinin benimle fiziksel temas kurmasına...'' dedi, Zend'in kokusunu içine çekmişti birkaç saniyeliğine, onun etkileyici bir kokuya sahip olduğunu itiraf etmeliydi.

''Sorun değil.'' dedi Zend yavaşça, o da istemsizce Renyia'nın saçlarını kokluyordu, çünkü genç kızın toplanmış saçlarından düşen birkaç parça saç, kendi burnunun önüne doğru uçuşmaktaydı. Güzel kokuyorlardı... İlgi çekiciydi bu, ama pek fazla üstünde durmamıştı yapacak şeylerinin olmasından dolayı. Şu anda daha önemli bir şeyi konuşmaları gerekiyordu, Renyia'nın biraz önce söylediğine göre. ''Peki, bana söylemen gereken şey nedir?'' 

Renyia bir nefes verdi tekrardan. ''Babam bir buçuk saat kadar önce bir haber verdi, ona da bir başkası anlatmış bunu, Fozre Ailesi'nin Pounz dışına çıkmış olan askerleri bu gece Kaimei'ye ulaşacakmış, Kral Dustin, kraliyet hazinesinden harcadığı paralarla onların içerisindeki önemli savaşçı ve büyücüleri bir yer değiştirme büyüsü ile Pounz'a getirmiş çabucak, Vosu'nun tehlikede olduğunu düşünüyormuş...'' dedi, sessizleşmişti iyice.

''Ne?'' Zend, ani bir tepki verecekti az daha, kendisini zor tutmuştu. ''Ne demek geliyorlarmış?..'' diye sordu bir kere daha, ''Dustin'in niye böyle bir endişesi var ki? Nasıl düşünmüş bunu?..'' diye, kendi kendine sorduğu soruların sayısını artırdı. 

''Bilemiyorum.'' dedi Renyia, dışarıdan bir şey belli etmemeye çalışıyordu hâlâ. Zend'in ise böyle bir sorunu yokmuş gibiydi, hiç uğraş vermiyormuş gibi görünüyordu, tepkisiz bir şekilde kalmak için. ''Ancak böyle olmuş işte olaylar, babam, o askerler gelmeden Vosu'yu öldürmeye çalışacağını tahmin etmişti daha önceden, sonra da bunu doğrulamış. Eğer bugün harekete geçmezseniz, bir daha Vosu'yu öldürme şansına sahip olamayabilirsiniz, Lord Zend...'' diyerek devam ettirdi konuşmasını. ''Ayrıca bir kötü haberim daha var... Kral Dustin, Sanmu Ailesi'ndeki tüm kabiliyetli büyücüleri çok önemli, hayati bir görevin olduğu gerekçesiyle krallığa çağırdı. Bunu size iletecek vaktimiz bile olmadı, bugün sabah kulağımıza geldi haber, hızlı bir şekilde gitti büyücülerimiz. Yani size destek verebilecek birisi kalmadı, ne yazık ki, Vosu'ya kendi başınıza saldırmanız gerekiyor...''

''Hay...'' Zend içinden birkaç küfür savurdu, Renyia'nın söylediklerini duyduğu zaman. Şimdi anlamıştı işte, genç kızın söylediklerini neden gizli tutmaya çalıştığını. ''Lanet, bu gerçekten çok kötü oldu.'' dedi, hiç hazırlanmamıştı bugün. Askerlerin gelmesine henüz bir iki gün daha vardı, Gri Engerek ve Tarini'den dinlediklerine göre. Aynı şekilde Fao'ya sorduğunda da benzer bir cevabı almıştı, ancak askerler bu gece mi gelecekti? Bu, kesinlikle Zend'in Vosu'yu öldürmesini engelleyebilecek bir olaydı. Bir an önce harekete geçilmesi gerekiyordu, ancak bu gece boyunca da balo sürecekti! Yani Vosu, bir sürü asilin yanı başında olacaktı. Hatta yanında Kraliyet Askerleri olacaktı, belki Dustin ile bile olabilirdi sürekli olarak. ''Şerefsiz Dustin, gerçekten iyi ayarlamış...'' diyerek mırıldandı, Dustin'in öngörü yeteneği gerçekten de emsalsizdi. Zend ne zaman bir şeylere kalkışacak olsa, Dustin daha önceden bunu tahmin etmiş ve engellemek için birkaç şey yapmaya başlamış oluyordu bile. Bu inanılmaz derecede sinir bozucu bir şeydi, Zend'in avuç içleri sinirden terlemeye başlamıştı hatta, ancak Zend, bir süre odaklanarak içinden yükselmiş olan öfkeyi bastırmayı başarmıştı, böylece tekrardan sakin bir şekilde düşünebilmeye başlamıştı şu anda. 

''Neyse, olan olmuş.'' dedi hızlı bir şekilde. ''Öyleyse planları erkene almamız gerekiyor, askerler geldikten sonra Vosu'ya ulaşmak hiç kolay olmaz, üstelik onun da zayıf biri olmadığını hesaba kattığımız zaman, onu yalnız yakalasam bile, etraftan güçlü birileri fırlayıverir hızlıca. Bu da onu öldürebilmemi engeller, bu yüzden,'' dedi ve elini yavaşça kaldırarak, kolundaki büyülü saate baktı genç adam. ''birkaç saat içerisinde bunu bitirmemiz gerekiyor. Saat zaten gece yarısına yaklaşıyor, muhtemelen iki üç saat içinde askerler Kaimei'ye varacaktır. Onlar gelmeden, Vosu'yu gebertmek şart!'' diyerek derin bir nefes almıştı, aklından birkaç planı geçiriyordu. ''İstersen başka bir yere gideyim ben, şimdi burada bir plan yapmak pek mümkün gibi görünmüyor.'' 

Renyia, Zend'in sakin bir karar verdiğini görünce elbette itiraz etmemişti. ''Sağ tarafımızda kalan yerlerde, sarayın öteki tarafında bir han var. Orada sağlıklı kararlar vermen mümkün olabilir, bu sarayda özel kişiler konuk ediliyor genelde, bu yüzden o han epey kaliteli, büyülere karşı falan dayanıklıdır. İçeriden ses yayılmaz, ancak pencerelerden içerisi görülebilir. Ona eğer sağlam bir bahane bulabilirsen, içeride büyülerle hazırlık bile yapabilirsin. Ancak içerinin görülmesini engellemek için ciddi anlamda iyi bir nedene ihtiyacın var, yoksa Kral Dustin direkt olarak huylanır bu durumdan, onun sezgileri gerçekten de çok kuvvetli. Aklında bir şey var mı?'' diyerek konuştu Renyia, kafasını yavaşça kaldırmıştı Zend'in omzundan. 

''...'' Zend biraz sessiz kaldı, çünkü aklında, içeride olan biteni gizlemek için sunabileceği bir neden yoktu. Kafasını etrafta gezdirdi, aklına bir fikrin gelmesi için bekliyordu, böyle durumlarda gözlerini etrafındaki nesnelerin üzerine yolluyordu devamlı olarak, bu şekilde birkaç bağlantı kurabiliyordu kafasında. Bu da, hızlı bir şekilde bir yol belirlemesini sağlayabiliyordu. 

Birkaç saniye geçmiş olmasına rağmen, hala bir fikri yoktu genç adamın. Bu düşünce onu sıkıştırıyordu, ancak ne yazık ki bir neden düşünemiyordu, Dustin'in şüphelenmesini engelleyecek... O gerçekten de tilki kadar kurnaz birisiydi, onu nasıl huylandırmamayı başarabilirdi? 

''Renyia, bunda bana yardım eder misin?'' diyerek sordu Zend, sessiz bir şekilde. Kendisi de biraz önceden beri kafasını, Renyia'nın saçlarının arasına doğru sokmuştu. Çünkü ağzının oynadığının görülmesini istemiyordu, hala da çekmemişti kendisini. 

''Elbette, sonuçta Vosu'nun öldürülmesini tehdit yoluyla isteyen bizdik, sana yardım etmek, Sanmu Ailesi'nin bir genci olarak en doğal görevimdir, her şeyi yapabilirim. Ancak ne yapabilirim ki? Ben senin kadar güçlü değilim...'' dedi kız, Zend'in vereceği her türlü göreve hazır olduğunu belli etmişti konuşmasından. 

''Tamam, sadece söylediklerimi onayla.'' dedi Zend, daha sonra da kafasını kaldırıp sesli bir şekilde konuşmaya devam etti. ''Gerçekten de bana aşık mısın?'' 

Renyia, Zend'in sorduğu soruyla birlikte gözlerini açmıştı iyice, bir anda kalp atışları hızlanmıştı çünkü. Kendisine engel olamamıştı. Yavaşça dudaklarını araladı, ''E-Evet...'' dedi, daha sonra da nedenini bilmediği bir şekilde içinde ortaya çıkan başını eğme isteğiyle birlikte, kafasını aşağıya doğru indirdi. 

''Öyleyse benimle gel!'' dedi Zend seslice, daha sonra da sol elini sırtına attığı genç kızın diz kapaklarının altından, elbisesinin dış kısmından yolladığı eliyle tutarak, onu havaya kaldırdı. Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile kendisine bir yol çizmiş, daha sonra da son derece büyük bir hızla, biraz önce Renyia'nın tarif ettiği yere doğru ilerlemeye başlamıştı... Kafasını, kendi göğsüne gömmüş olan genç kıza baktı, ani bir şekilde kaldırılmasından dolayı paniklemiş olacaktı ki, ellerini göğsüne doğru çekmişti Renyia. Saçları rüzgarlı havada dalgalanıyordu, kalp atışları, teninden hissedilebilecek şekilde hızlanmıştı. Zend'in ani hamlesi onu epey şaşırtmış gibi görünüyordu... Kendi hamlesi bu kadar etkili olmamıştı, görünüşe göre, Zend'in hamleleri onunkilere göre açık ara farkla öndeydi...

''Bir kız, bir de erkek birlikte bir hana gidiyorlar... Herhalde, içerinin görülmesini engellemek için pek çok sebebe sahiplerdir.'' dedi, gülümseyerek genç adam.

***

1775