Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

95. Bölüm Seviyeyi sezmek

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Anladım usta.'' Zend, ustasının dediklerini dikkate aldığında onun çok haklı olduğunu fark etti. Eğer acımaması gereken birine, onu masum sanıp da acırsa, karşılığında ödeyeceği bedel hayatı bile olabilirdi.

 ''Güzel.'' Hollis Zend ile etkili bir şekilde konuşmak için onun yanına eğilmişti, ayağa kalktı ve gerildi. ''Bugün, bunun gibi beş tane daha büyülü yaratık öldüreceksin. Bunlar, en masum görünüme sahip olanlar olacak. Hadi gel.'' Hollis ormanlık alana doğru yürümeye başladı.

''Tamam usta.'' Zend de ayağa kalktı ve öldürdüğü tavşanın içinden öz suyunu alıp cesedini geride bıraktı. Her büyülü yaratığın vücudunda kendi öz suyu oluyordu. Bu öz suyu, içinde olduğu büyülü yaratığın seviyesine göre değere binip, değersizleşebiliyordu. Doğru orantı vardı. Büyülü yaratık ne kadar güçlüyse onu öldürüp öz suyunu almak o kadar zor oluyor, ama almayı başarınca da öz suyu bir o kadar pahalı oluyordu. Aynı şekilde zayıf büyülü yaratıklarda da bu şekildeydi, büyülü yaratık güçsüzleştikçe öz suyu da değersizleşiyordu. Bu tavşan büyük ihtimalle o kadar üst seviye değildi, öz suyu çok değerli değildi ama yine de işe yarardı. 

***

Altı ay daha geçti. 

Zend, artık neredeyse profesyonel olarak büyülü yaratıkları öldürebilme yeteneğini ele geçirmişti. Artık görünüme önem vermeden öldürmesi gerektiğini düşündüğü büyülü yaratığı öldürebiliyordu. Zaten altı ay önce bunu başarmıştı, altı aydır yapmaya çalıştığı şey, yaydıkları enerji dalgalarından büyülü yaratıkların seviyelerini ölçmeye çalışmaktı. Ama bu pek kolay değildi. Bu, şu ana kadar Zend'in yapmaya çalıştığı en zor şeydi. On iki tane Vuruş Süngeri'ni patlatmak bile bu kadar uğraştırmamıştı onu. Birinin enerji dalgaları, çok kararsız olabiliyordu. Onları sadece hissederek anlamak pek kolay bir şey değildi.

Yine, Hollis ile beraber gizleniyordu Zend. Beslenmekte olan bir yaratığın seviyesini, onun enerjisini hissederek anlamaya çalışıyordu. ''Usta, bunu anlayamıyorum. Çok zor, onun enerjisini hissetmek bile beni çok zorluyor.'' 

Hollis öğrencisini motive etmek için konuşmaya başladı. ''Zend, kimse bunun kolay olacağını söylemedi. Zaten bu seni uğraştıran bir şey. Birinin enerjisinden onun gücünü anlamak kolay bir şey olamaz.'' 

''Yine de, ben hiçbir şeye bu kadar vakit harcamamıştım. Tam altı ay önce bunu denemeye başladım. Ama altı ay sonra bile, büyülü yaratıkların seviyesini anlamaya bile yaklaşamıyorum. Bu aşırı zor bir şey.'' Zend tamamen tükenmişti. Altı aydır neredeyse tüm gün çalışıyordu, ama hiç ilerleme kat edememişti. Bu da onu sıkıyordu. Tabii ki tüm gün büyülü yaratıkların enerjilerinden seviyelerini anlamak için çalışmıyordu, sürekli başka çalışmalar da yapıyordu. Ama ağırlık bundaydı. 

''Zend, zaten bu çalışarak öğrenilecek bir şey değil. Sürekli insanları ve büyülü yaratıkları görmeyle kazanılan bir şey. Bunu sana zorla kazandırmaya çalışıyoruz. Haliyle zor oluyor, pes etme.'' Hollis Zend'e cevap verdi. ''Neyse, bugünlük bu kadar yeterli.'' 

''Tamam usta.'' Zend ustasına cevap verdi. Dokuz aydır Chibui Dağı'nın giriş kısmındalardı. Zend'in öğrenmesi gereken şeyleri öğretiyordu ona Hollis, Zend dokuz ay öncesine göre aşağı yukarı her yönden farklıydı. Artık daha acımasızdı, artık dünyaya daha farklı bir açıdan bakıyordu. Burası, öldürenlerin hayatta kaldığı bir yerdi. Buradaki kanunlar, güçlü olanı haklı gösteriyorlardı. Burada hayatta kalmak için güçlü olmak gerekiyordu.

Yemek yediler ve yattılar.

Zend sabah erkenden kalktı ve biraz gezintiye çıkmak istedi. Hala uyuklayan ustasına seslendi. ''Usta, ben biraz gezeceğim.'' 

Hollis hafifçe gözlerini araladı, kendisine seslenen öğrencisine baktı. ''Tamam, dikkatli ol.'' 

''Olurum usta, merak etme.'' Zend de ona cevap verdi. 

Mağaranın ucuna gelip aşağı atladı. Güneş yeni doğmuştu, havada geceden kalan serinlik vardı. Mağara sıcak havada soğuk, soğuk havada sıcak oluyordu. Bu dokuz ay boyunca burada kalan Zend'in, mağaranın en sevdiği özelliğiydi. Şu anda da içerisi sıcaktı, Zend de sıcak olan yerden soğuk olan yere çıktığı için birazcık ürperdi. Üzerine ustasının hediyesi olan deri yeleğini geçirmişti, biraz sonra ısınacaktı. Ama şu an üşüyordu. 

Chibui Dağı'nda ona zarar verebilecek pek bir şey kalmamıştı artık. Rüzgar Tanrısının Nefesi'nde üçüncü seviyeye geçmeyi başarmıştı. Ayrıca artık tam bir avcıydı, ona bir büyülü yaratık ya da bir insan kolay kolay fark ettirmeden yaklaşamazdı. Zend, Hollis ile birlikte dinlemeyi öğrenmişti. Bir dövüşte etrafını dinlediğin zaman, zaten sesler sana saldırının nereden geleceğini söylüyordu. En ufak hareketi bile seziyordu artık Zend. Kral Modu'nu da geliştirmiş ve ikinci seviyeye çıkarmıştı. Chibui Dağı onun için tehlike oluşturmuyordu. Zend, Kral Modu'nun birinci seviyesindeyken zaten odaklanarak bir şeyleri hassas bir şekilde duyabiliyor, hissedebiliyordu. Normal bir insanın bunları birinci seviyede yapması için Kral Modu'nu açması gerekirken, Zend'in gerekmemişti. Bunun nedenini bilmiyordu ama, Zend, kendinde bir farklılık olduğunu biliyordu. Bu Chibui Dağı'nda ortaya çıkan bir farklılık değildi. Zend kendini bildi bileli hep diğerlerinden farklıydı. Bu fark, şu an sadece bir hal almıştı. Eskiden farklılığı, sokakta olmasıydı. Milyonlarca insan sıcacık evlerinde uyurken, Zend sokakta yatıyordu. Herkesi büyüten kişi ona sevgi gösterirken, Zend'i büyüten kişi Zend'e dilencilik yaptırıyor ve onu dövüyordu. Zend'in eskiden farklılığı, insanlardan aşağıda yaşaması, onların sahip olduğu şeylere sahip olamamasıydı. Şu anki farklılığı ise, insanların çoğunluğunun sahip olamadığı şeylere sahip olmasıydı. Zend tüm hayatı boyunca farklıydı.

Güneş gözünü alırken elleriyle gözünü güneşten korudu. Birazdan gözleri güneşin ışığına alışırdı. Sabahleyin oluşan tertemiz havayı ciğerlerine doldurdu, birkaç saniye soğuk ve güzel havanın tadını çıkardı, sonra nefes verdi. Yavaşça yürümeye başladı. Genellikle bu saatlerde, insan toplulukları büyülü yaratıkları avlamaya çalışıyor olurdu. Zend onların savaşlarını izleyip keyiflenmek için bulduğu yüksek bir yere çıktı. Buradan istediği gibi etrafı izleyebilirdi. Toprak yukarı doğru kavislenmiş ve yaklaşık beş metre yükseklikte bir alan oluşturmuştu. Tam olarak piknik yapmaya uygun bir yerdi. Zend oradan genişçe bir alandaki her şeyi görebilirdi, oraya oturmak için ilerliyordu ki, karşısına bir büyülü yaratık çıktı. Zend hala altıncı seviyeydi. Büyülü yaratık öldürse de, seviye atlayamamıştı. Çünkü büyülü yaratık yoluyla seviye atlamak için, onların öz sularını içmek gerekiyordu. Onların enerji merkezi, öz sularıydı. Ama Zend topladığı öz sularının henüz hiçbirini içmemişti. Hollis, ondan öğreneceği şeyleri bitirdiği zaman o öz sularını içebileceğini söylemişti. Onları içmek insanda ağırlık yapıyormuş, Hollis öyle söylemişti. İnsanın enerjisi, büyülü yaratığın enerjisiyle birleştiği için, insanın başka bir şeyi yapmaya çok enerjisi kalmıyormuş. Zend bunu zaten kitaplarda da okumuştu.

Karşısındaki büyülü yaratık, güçlü enerji dalgaları yayıyordu. Zend altı aydır buna çalışıyordu sonuçta, onun kaçıncı seviye olduğunu söyleyemese de onun güçlü olup olmadığını söyleyebilirdi. Tabii ki o büyülü yaratık, Zend'den güçlü değildi. 

''Anlayabiliyorsan, buradan git.'' Zend karşısındaki büyülü yaratığa seslendi. Bazı büyülü yaratıklar, Kutsal Seviye olmasalar bile insan dilini anlayıp konuşabiliyorlardı. Zend boşuna elini kirletmek istemiyordu. 

''Roarr!'' ayı korkutucu sesler çıkardı. Görünüşe göre Zend'i anlamıyordu ve pes etmeye niyeti yoktu. Tabii ki Zend'i anladığı halde pes etmeye niyeti olmayabilirdi de, ama Zend konuşurken ona öldürücü aurasını yollamıştı. O, Zend'in söylediklerini anlasaydı geri çekilirdi. Zend böyle düşünüyordu.

Ayı Zend'in üzerine koşmaya başladı, ama bir metre kadar ilerlemişken durdu ve Zend'e bakarak önce sağa doğru, sonra da sağa doğru yavaşça yürümeye başladı. Zend tüm dikkatini onu anlamak için onun üzerinde toplamıştı. Ona odaklanmıştı, ne yapacağını önceden anlamalıydı ve buna göre hareket etmeliydi. Onun kararsızlığını hissetti. Onun pes etmeye niyeti yoktu, ama saldırınca kazanacağından da emin değildi. Biraz önce Zend'den gelen aura dalgalarını hissetmişti. O çocuk açıkça onu öldürmek istiyordu, ya da öldürebileceğinden emindi. Zend onunla savaşmak istemediği için, ona bir aura dalgası daha gönderdi. Ama bu aura dalgası, tamamen öldürme isteği ve öfke ile doluydu. Zend bu dalgayı, onu saldırmaktan vazgeçirmek ve biraz daha uzun yaşamasını sağlamak için yollamıştı.

Büyülü yaratık bu dalgayı da alınca saldırmaktan kesin olarak vazgeçti. Zend tam onun geri çekileceğini fark ettiği zaman, arkasından bir erkek sesi geldi. ''Küçük kardeş, hemen bize doğru kaç!'' 

Zend bir anda irkildi. Dokuz aylık sürede, genellikle ona seslenecek insanların ona sesleneceğini önceden tahmin ederdi. Ancak şimdi tüm dikkatini büyülü yaratığın üstünde topladığı için, onların geldiğini fark edememişti. Yakınındaki insanları bir anda duymasıyla birlikte bir anlık korku hissetti, çünkü biraz önce onu etkileyen bir şey, onun kontrolü dışında olmuştu. Zend bunu hiç beklemiyordu. 

Arkasına döndüğünde, bir insan grubu gördü. Aşağı yukarı on kişiydiler. Önde beş tane yetişkin erkek duruyordu, birinin elinde normal bir kılıç, diğerinin elinde bir mızrak, diğerinin elinde bir kılıç ve bir kalkan, diğerinin ellerinde de büyüklük olarak ortalamanın üzerine olan iki kılıç vardı. Biraz önce ona bağıran kişi, elinde bir kılıç bir kalkan olandı. O, kendilerine dönen ve şaşkınlıkla onlara bakan Zend'i görünce tekrar bağırdı. ''Lanet olsun! Korkudan donmuş olmalı, koşun, onu ortamıza alıp koruyacağız!'' arkadaşlarına emir verdi ve Zend'e doğru koşmaya başladı. Aralarında yaklaşık beş metre vardı. Zend'in yanına geldiğinde, onu sertçe geriye doğru çekti ve tekrar konuştu. ''Küçük kardeş, o bir Büyük Cosro! Görünüşüne göre altıncı seviyede. Ama endişelenme, Hemen en arkaya geç ve kendini koru, biz onu halledebiliriz, bize bırak!'' 

Zend ellerini kaldırıp korkulacak bir durumun olmadığını söyleyecekti ki, bir el onu yeleğinin üst kısmından tutup geri çekti. ''Burada dur küçük kardeş.'' Zend'in bu sefer duyduğu, bir kadın sesiydi. Ama çocuk gibi değildi, yetişkin bir kadın olduğu belliydi.

Zend'in daha konuşmaya fırsatı olmamıştı, her şey çok hızlı olmuştu. Gözlerini hemen büyülü yaratığa dikti. Büyülü yaratık biraz önce uysallaşmış ve gitmeye karar vermişti, ama şimdi son derece kararlı bir şekilde hırlıyordu. Ya savaşacaktı, ya da ölecekti. Buna karar vermiş olduğunu hissetti Zend. O, artık canlılar hakkındaki birçok şeyi hissedebiliyordu.

Zend hızlı bir şekilde büyülü yaratığa döndüğünde, grubun yedi kişilik olduğunu gördü. Arkada bir tane de küçük çocuk vardı. Zend onun kendinden küçük olduğunu düşündü. Küçük görünümlüydü, ve görünüşüne bakılırsa da büyük ihtimalle bir erkekti.

Büyülü yaratık öfkeli bir şekilde bağırıyordu. Can havli ile saldıracaktı, ve altıncı seviye bir büyülü yaratığın saldırısı, sekizinci seviye bir savaşçının gücüne baskın gelebilirdi. Onlardan biri ölebilirdi. Grupta dört kişi ön tarafta, üç kişi de arka taraftaydı. Arkadakiler büyücülerdi. Bir büyücü, büyülü yaratığın bastığı toprağı çamur haline getirmişti. Bu, büyük ihtimal onu yavaşlatmak içindi. Ancak o yaratık altıncı seviyeydi ve bu büyü, en fazla beşinci seviye olabilirdi. Bu büyü onu çok yavaşlatmayacaktı. Bir diğer büyücü, büyülü yaratığı çarpacak bir yıldırım oluşturuyordu, diğeri de büyük ihtimal ateş büyücüsüydü. Daha bir büyü yapmamıştı, ellerinde ateş topları oluşturmuştu ama ayının saldırısını görmeden onları atmayacaktı. Bu basit bir taktikti. Zend onlara endişeli bir şekilde baktı, kayıp vermeden o ayıyı yenebilir miydiler? 

''Merak etme onlar altıncı seviye bir büyülü yaratığın icabına bakabilir.'' Zend'in yanındaki küçük erkek konuştu. ''Asıl sen iyi misin?'' Zend'in endişeli olduğunu anlamış gibiydi. Ancak Zend'in endişesinin ne yönde olduğundan kesinlikle hiçbir fikri yoktu.

''Bir sorunum olmadığından eminim.'' Zend basitçe konuştu. ''Ancak onlar bir kayıp vermeden can havliyle dövüşen bir büyülü yaratığı yenebilirler mi, ondan emin değilim.'' 

''Haha, merak etme, onlar güçlülerdir.'' çocuk tekrar konuştu.

Ama bilmiyordu. Büyük ihtimal onlar da bilmiyordu. Bir büyülü yaratığı takımca öldürecekken, onu tamamen köşeye sıkıştırmazdın. Ona, bir kaçış umudu verirdin. Böylece hayatını ortaya koyarak tehlikeli saldırılar yapmazdı, yaşama umudu olduğunu düşünürdü. Ama onların pozisyonu çok hatalıydı. Büyülü yaratığın önünü tamamen kapatmışlardı. O ayının arka tarafı boşluktu, ön tarafında da onu öldürmek için bekleyen insanlar vardı. Tamamen çaresizdi. Tek çaresi ölümüne savaşmaktı. Bu çocuk da onlar gibi, canını ortaya koyan altıncı seviye bir büyülü yaratığın neler yapabileceğini bilmiyordu. 

Zend artık, dağa gelmeden önceki haline göre çok daha acımasızdı, bu bir gerçekti. İnsanların büyülü yaratıklar tarafından yenişini görmüştü. Ancak yine de, insan hayatını boşa atmayı düşünemezdi bile. Durum kurtaracağı bir şeyse, bunu yapardı. Onların ayaklarının duruşundan, profesyonel olmadıkları belli oluyordu. Bire birde hiçbiri o büyülü yaratığı yenemezdi. Hatta ikiye birde, üçe birde, dörde birde yenmeleri bile neredeyse imkansızdı. Ancak şimdi sayıca fazla olduklarından bir umut vardı. Yine de kesin değildi, sadece bir umuttu.

Zend'e bağıran kişi bir savaş narası atarak büyülü yaratığa doğru koşmaya başladı, arkasından da üç arkadaşı geliyordu. Arkadaki büyücüler uygun mesafedeydi. Eh, en azından bir şeyler biliyorlardı.

Büyülü yaratık öfkeyle savaşmaya başladı, güçlü pençelerini ona saldıran adamın kalkanına geçirdi, adamın kalkanı içe doğru göçtü. Kolu sıkıştı ve acıyla inleyebildi. Diğer üçü de onun gibi savaş narası attı ve saldırdı. Büyülü yaratığın, diğerlerinin saldırmasıyla dikkatinin dağılmasından faydalanıp hemen geri çekildi adam. Kalkanına baktı, konuştu. ''Bu nasıl olur?! Tek darbede demir kalkanımı içeri büktü!'' adam acıyla elini kalkanından çıkarmıştı. Zend gizlice kahkaha attı. 'Hahaha! Enerjisiyle kalkanını güçlendirmeden saldırdı ve fiziksel gücün kalkanına kolayca işlemesine izin verdi! Ne acemice! Bir de kaç yaşına gelmiş...''

İki kılıcı olan adam o anda bağırdı. ''Kaptan, belki de geri çekilmeliyiz!'' O da kaptanının kalkanının içe bükülmesinin ne demek olduğunu biliyordu, o saldırı diğerlerine gelirse, büyük ihtimal sonları pek iyi olmazdı. 

Kalkanlı olan adam kan içinde kalmış eline baktı. Kalkanda kolunu soktuğu yerler kolunu kesmişti. Şu an durumları pek iyi olmayabilirdi, o ayı beklediklerinden güçlüydü. ''Tch...'' kararsızlıkla düşüncelere daldı.

''Tch mı? Kusura bakmayın ama, bunu söylemesi gereken kişi bence benim.'' Zend ayağa kalktı.

***
1995