Elinize sağlık. Aha sonunda emma yıda gormüs olduk bi basta gosterilip kaybolmustu kız :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
96. Bölüm Hayranlık
Önde kalan üç savaşçı, bir anda geri çekilmeye başladı. O büyülü yaratık çok güçlüydü. Ondan alacakları bir darbe en iyi ihtimal ile kılıçlarının kırılmasına, en kötü ihtimal ile ölmelerine neden olurdu. Onların çaresizliklerini gören Zend, ayağa kalktığı gibi Savaş Tanrısının Heyecanı'nı ve Kral Modu'nu etkinleştirdi, Rüzgar Tanrısının Nefesi'yle de büyülü yaratığın önüne bir yol çizdi. Aslında bunları tamamen açmasına gerek yoktu, sadece Savaş Tanrısının Heyecanı'nı aktifleştirerek bile o büyülü yaratığı öldürebilirdi, ama şimdi onu kurtarmaya çalışan insanlara biraz hava atmak istiyordu.
Kafasındaki yolu tam olarak çizdiğinde, Rüzgar Tanrısının Nefesi onu bir anda ayının önüne yolladı. Onun önüne geldiğinde, parlayan siyah gözleriyle ayağa kalkmış olan büyülü yaratığın gövde kısmına bir yumruk attı, büyülü yaratık tam geriye doğru uçmaya başlamışken, Zend tekrar Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni kullandı ile onun arkasına gitti. Şu an son derece hızlı bir şekilde Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni kullanabiliyordu. Onun arkasına geçtiğinde, büyülü yaratık arka tarafa doğru uçmaya devam ediyordu. Henüz Zend'in ona ilk vuruşunu yaptığı yerden çok uzaklaşmamıştı. O gelmeye devam ederken, Zend hızlıca zıpladı ve havaya yükseldi, büyülü yaratığın birkaç saniye içinde onun altından geçeceğini tahmin etti ve bekledi. Büyülü yaratık onun altına geldiğinde tüm gücü tekrar topladı ve onun kafa tarafına bir kere daha yumruk attı. Büyülü yaratık yumruğun gücüyle bir anda yere yapıştı ve kafasında büyük bir iz oluştu, kafasında olan her delikten kan akmaya başladı. Zend rakibini alt ettiği için mutlu olmuştu. O kadar yetişkin insan büyülü yaratığın gücüne karşı koyamazken, Zend onu iki yumrukta öldürebilmişti. Gururla doğruldu. Biraz önce geri çekilmeye çalışan insanlara baktı, Zend'in tahminine göre onlar böyle bir şeyi kesinlikle beklemiyordu.
Zend tam olarak arkasına döndüğünde, tahmininin doğru olduğunu fark etti. Karşı tarafında kapalı olan tek bir ağız bile yoktu. O gruptaki herkesin gözleri sonuna kadar açılmıştı ve şaşkınlıkla Zend'e bakıyorlardı. Zend de enerji harcamamak için Kral Modu'nu ve Savaş Tanrısının Heyecanı'nı kapattı. Normal bir şekilde konuştu. ''Öz suyunu siz alabilirsiniz.'' Onlar Zend'i korumaya çalışmışlardı, başaramasalar bile, bu öz suyunu hak etmişlerdi. Zend onlardan bu küçük ödülü almayacaktı.
O grup, on saniye kadar hiç konuşmadı. Yaklaşık on saniye sonra ise, Zend'in toparlanıp gitmeye başladığını gördüler, ve onunla konuşmak istedikleri için ona seslendiler. Daha doğrusu, sadece biri seslendi. Diğerlerinin kaptan diye seslendikleri adam, elindeki içe göçmüş kalkanı bir kenara bırakmayı ve Zend'e seslenmeyi başardı. ''K-Küçük kardeş!''
Zend gitmeye hazırlanıyordu ve aşağı tarafa inmek için yanlarından geçiyordu ki, diğerlerinin kaptan diye seslendikleri adam Zend'e seslendi. Zend de doğal olarak ona baktı. ''Efendim?'' Zend aslında onun söyleyeceği şeyleri tahmin edebiliyordu. Büyük ihtimalle onu övecek, ya da çok güçlü olduğunu, hangi aileden geldiğini soracaktı. Ama Zend'in gücünün ailesiyle ilgisi yoktu, yine de çok güçlü olan ailesi ile uyumluydu. O da yaşına göre gayet güçlüydü sonuçta.
Adam ne diyeceğini bilemedi, o çocuk on yaşlarında gibi görünüyordu, ama biraz önce altıncı seviye bir büyülü yaratığı perişan etmişti. Onu iki vuruşta yenmişti. Adam kendinden utandı. O, yirmi beş yaşında olmasına rağmen, o büyülü yaratığın tek saldırısıyla neredeyse yenilmişti. Ama o çocuk o kadar hızlı hareket etmişti ki, yenilmeyi bırak, büyülü yaratık ona saldırı bile yapamamıştı. Yapsaydı da, yaptığı saldırının o çocuğa zarar vereceğinden şüpheliydi. Çocuğun biraz önce kullandıklarını görmüştü o, şaşırmaması elde değildi. ''K-Küçük kardeş, siz hangi aileden geliyorsunuz? Kaç yaşındasınız? Ben hayatımda çok yüksek yerlerdeki insanlarla, ya da onların çocuklarıyla çok fazla karşılaşmadım. Ancak sizin gibi on yaşında böyle bir üstünlüğe sahip olan birini ne gördüm, ne de duydum. Biraz önce gözleriniz parlıyordu. O Kral Modu'ydu değil mi? Yüzüğünüzde de beyaz bir taç var. Beyaz Taç'ın bir kardeşi olmalısınız. Üstelik, biraz önce etrafınızda olan kırmızı enerji... O... O enerjiyi elde etmek için kullandığınız teknik... O... O teknik, Savaş Tanrısının Heyecanı mıydı? Biraz önce sahip olduğunuz hızı da gördüm. Daha doğrusu göremedim, çünkü görebileceğim bir hız değildi. Savaş Tanrısının Heyecanı'nı bu kadar geliştirip, öyle bir hıza sahip olmanız... Bu kelimelerle anlatılamayacak bir şey! Size hangi krallığın en büyük dahilerinin içinde olduğunuzu sorabilir miyim?'' adam hayranlık dolu bir şekilde sordu. Savaş Tanrısının Heyecanı'nın ismini söylediğinde, tüm gruptakilerin birden sert bir şekilde nefes aldığını duydu Zend. Savaş Tanrısının Heyecanı'nın ismi, o insanların yüreklerini ağızlarına getirmişti. Onlar şimdi Zend'e daha da hayranlık dolu bir şekilde bakıyorlardı. Zend aslında biraz önce, bunun mümkün olduğunu bilmiyordu. Çünkü biraz önce onların olabilecekleri hayranlık sınırında olduklarını düşünüyordu. Onların kaptan dedikleri kişi dışında hiçbiri, Zend'in kullandığı tekniğin Savaş Tanrısının Heyecanı olduğunu fark etmemişti. O adamdan tekniğin ismini duyduklarında, bir şoka daha kapıldılar. Çünkü gözlerinin önünde Savaş Tanrısının Heyecanı'nı kullanan kişi, basitçe bir çocuktu! En fazla on, taş çatlasa on iki yaşındaydı. Bu nasıl mümkün olabilirdi?
Zend alçak gönüllü olmaya çalışarak cevap verdi. Aslında onların kendine hayran olmasını istemişti, bu Zend'e çok zevk veren bir şeydi. Ama övülünce utandı ve alçak gönüllü davranmaya karar verdi. ''Ben Zend, on yaşındayım.'' Zend alışkanlıkla sadece ismini söyledi. Soy adını söylemeyi unuttu. Eskiden ailesini bilmediği için soyadı sorulduğunda hiç söyleyemiyordu, bunu kolayca bırakamazdı. ''Evet, ben bir Beyaz Taç kardeşiyim. Kullandığım teknik de Savaş Tanrısının Heyecanı'ydı. Ama bir yanlışın var. Hızımı Savaş Tanrısının Heyecanı'ndan almıyordum. O kadar hızı ben bile Savaş Tanrısının Heyecanı'ndan elde edemem. Hızım Rüzgar Tanrısının Nefesi'nden geliyordu. Bu arada, Pounz Krallığı'nda yaşadım.'' Zend artık aşırı fazla olmasa da acımasızlık kazanmıştı, yine de o bir çocuktu. Nedenini düşünmeden onlara dürüstçe kendini anlattı.
''Pounz Krallığı mı?'' iyice şaşırmış olan adam, Zend'e tekrar seslendi. ''Biz de Pounz Krallığı'ndan geliyoruz, sizin ailenize hiçbir şekilde denk olamayacak olsa da, Pounz Krallığı'nda güçlü bir aile olan Tigrund Ailesi'nden geliyoruz.'' adam patavatsız bir şekilde gülmeye çalıştı. ''Bizim Genç Efendi'lerimizden olan Emma Tigrund, ağabey ve ablalarının on yaşında yaptıklarını katlara katladı ve on yaşında, Pounz Krallığı'nın her köşesine ismini duyurmayı başarmış olan eşsiz bir büyücü. Tabii ki sizin kadar değil. Hatta sizinle karşılaştırırsak, dahi Genç Efendi'miz sanki bir kaplanın yanındaki bir kedi gibi...'' adam konuşmaya devam etti. ''Buna rağmen biz sizin isminizi hiç duymadık. Bu nasıl mümkün olabilir? Yoksa bize şaka mı yapıyorsunuz? Ya da ailenizin üzerinden mi ünlendiniz? Pounz Krallığı'nın üzerinde olup da sizin gibi birinin ismi, nasıl olur da yeri göğü sarsmaz?'' adam on yaşında iki tane Tanrı Tekniği kullanabilen birinin nasıl varolduğunu düşündü. Bu basitçe imkansızdı. Tanrı Teknikleri, öğrenmesi bile uzun yıllar alan tekniklerdi. O çocuk daha on yaşında bunlardan ikisini öğrenmeyi başarmıştı. Bu tüm dünyada ünlü olan bir dehayı bile en az ona katlayan bir şeydi. Aslında ona geldiği ülkeyi sorması saçmaydı. Sonuçta, hangi ülkede olursa olsun, nasıl olur da onun ismi tüm dünyada duyulmamış olurdu?
Zend cevap verdi. ''Gerçekten, Pounz Krallığı'ndan geliyorum. Ailemin üzerinden ünlenmedim. Aslında hiç ünlenmedim,'' Zend biraz kıkırdadı, övülmek hoşuna gitmişti. ''Zaten, Fungyuo Ailesi'nde Zend adlı birinin olduğunu duydun mu? Ailemde olduğumun bile çok kişi tarafından bilindiğini sanmıyorum.'' Zend ailesini gururla söyledi. Onların buna şaşırmayacağını düşünüyordu, sonuçta onlara biraz önce hem Kral Modu'nu, hem de iki tane Tanrı Tekniği'ni göstermişti. Onlar Zend'in çok büyük bir aileden geldiğini büyük ihtimalle zaten tahmin ediyorlardı.
''Fungyuo Ailesi mi? Siz Fungyuo Ailesi'nden misiniz?'' adam sordu. Şaşırarak sormamıştı, zaten şu an yeterince şaşırmıştı. Daha fazla şaşırması mümkün değildi.
Zend kısaca cevap verdi. ''Evet.''
Adam ona cevap verdi. Sesi biraz üzüntülüydü. ''Efendim... Lütfen bizimle dalga geçmeyin... Biz güçsüz olsak da cahil değiliz... Siz, nasıl Fungyuo Ailesi'nden olabilirsiniz? Fungyuo Ailesi'nde olmanız, siz--'' adam tam konuşuyordu ki, bir bağırış geldi.
''Hey! İyi misiniz?!''
Zend, bağırışın geldiği tarafa baktığında, beyaz tenli, beyaz gibi görünmesine neden olacak kadar açık rengi olan sarı saçlı bir kız gördü.
***
1191
Magnec