bölüm için teşekkürler
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
79. Bölüm Kura
Hep beraber kuranın çekileceği yere doğru yola çıktılar. Zend ve Maddle'nin içinde, heyecan vardı. Fun'un aklından ise, Zend'i büyüten kişinin varlığı tamamen kaybolmuştu. Çocuk Maddle ile konuşmaya başladığı için ona söyleyeceklerini unutmuştu.
Maddle ilk maçında Zend ile karşılaşmayı umuyordu, böylece ona bilerek yenilecekti ve sempati kazanacaktı. Ama Zend, bunu anlar mı, pek bilemiyordu. Yine de amacı onunla savaşmaktı.
''İşte orada.'' Fun sessizce konuştu. Zend Fun'u duyunca etrafa dikkatlice göz gezdirdi, insanların yuvarlak oluşturduğu bir yeri fark etti. Ama bu küçük bir yuvarlak değildi, gerçekten geniş bir yuvarlaktı ve bayağı kalabalıktı. En azından beş yüz kişi olduğunu düşündü Zend.
Zend heyecanlı bir şekilde kalabalığın arasına girdi ve Maddle arkada, Zend önde olmak üzere kalabalığı yararak ilerlediler. Zend önünde kimse kalmayana kadar kimilerini iterek, kimileri de hiç fark etmeden, kollarının altındaki boşluklardan geçti. Sonunda en içe vardığında, yuvarlağın ortasında duran kilolu bir adamla birlikte, kısa kıyafetlere sahip ilgi çekici bir kadını gördü ve hemen yanında Maddle'nin de en öne girmesi için bir yer açtı. Maddle de hemen fırsattan yararlandı ve Zend'in yanına sokularak, bir adım öne çıktı, rahatladı. Kalabalığın ona yan taraflardan dokunmasını istemediği için yaptı bunu.
''Kurayı o kazandan çekecek sanırım.'' Maddle Zend'e bakmadan konuştu, eliyle kilolu adamın yanında durduğu büyük bir kazanı işaret etti.
Zend de Maddle'nin işaret ettiği kazana baktı, üzerinde kısa giysiler bulunan güzel kadın, dans etmeye başladı ve kalabalık, bundan çok keyif alıyor gibiydi. Çıkardıkları sesten bunu anlamak son derece mümkündü. Kilolu adam bir anda bağırmaya başladı.
''Baylar bayanlar, genç nesilden kardeşlerimizin katılacağı Kaimei Turnuvası'nın kurası başlamak üzere!'' adam önce kıvrılarak yukarı doğru uzayan kahverengi bıyığını okşadı ve ellerini açarak kalabalığa coşku verdi. Kalabalıktan büyük bir uğultu yükseldi ve insanlar, ellerini kaldırarak bağırdılar.
Adam kalabalığın bağırışlarıyla kendini tatmin etmiş olmalıydı ki, bir anda tekrar bağırmaya başladı. '' Bu seferki turnuvaya katılan beş yüz kardeş var!'' adam bağırmaya devam etti ve elini kazana daldırdı. ''Öyleyse ilk çiftimiz...'' adam bağırmaya devam etti ve birçok isim söyledi. Zend doğal olarak bu turnuvada sadece Tofu'nun, Maddle'nin ve Yua'nın isimlerini biliyordu. Adam biraz daha devam ettikten sonra, sonunda Zend'in tanıdığı bir isimi söyledi.
''Tafu Sweng.'' adam biraz önce de defalarca kez yaptığı gibi, yine bağırdı ve eliyle kazandan çektiği kağıdın üzerinde yazan ismi okudu. Sonra da yine, Zend'in tanımadığı bir ismi okudu.
Yaklaşık bir saat geçti. Zend'in hala ismi okunmamıştı ve sadece Zend'in değil, Maddle'nin ve Yua'nın da isimleri okunmamıştı. Zend bıkkınlıkla ofladı. Artık sıkıntıdan uyumak üzereydi. ''Ne zaman bizimki gelecek artık?'' Zend sitem etti. Tam Zend sitem ettiğinde adam bir isim daha okudu. ''Renyia Sanmu.'' adam gururlanmışcasına bir ifade takındı ve nefesini derinden alıp bir isim daha çekti, sonra da Zend'in tanımadığı bir ismi daha söyledi. Sonra da ekledi. ''Sanmu Ailesi'nin prensesi de turnuvamıza katıldı kardeşlerim! Söylentilere göre Prenses Renyia'nın efsanelere layık bir güzelliği varmış. Belki de onunla dövüşecek olan şanslı genç, onun narin ve destansı güzellikte olan, kusursuz yüzünü görme şerefine nail olur! Keşke... Keşke ben de bir kere görebilseydim...'' adam son olarak üzülmüşcesine ellerini göğsünde topladı ve konuştu.
''Dört yüz elliden fazla isim seçti. Artık biz de gelmiş olmalıyız, sonuçta beş yüz tane katılan yarışmacı var ve geriye elli isim kaldı. Biraz sonra bizimki de gelecek.'' Maddle yine normal bir şekilde konuştu. İçten içe Zend ile daha fazla konuşmak istiyordu ama havalı olmak için ve soğuk görünüp Zend'in kalbini çalmak için ona mesafeli davranıyordu.
Maddle'yi duyunca Zend'in içindeki kül olmuş heyecan heyecan tekrar tutuştu ve tekrar, heyecan içinde beklemeye başladı. Maddle'ye kafa salladı ve beklemeye devam etti.
Sonunda Zend'in istediği isim duyulmaya başladı. Zend doğal olarak kendi ismini duymayı, kiminle savaşacağını çok merak ediyordu. ''Beyaz Taç'tan gelen Zend.'' adam ismini okuduğunda, Zend biraz utandı. Çünkü sadece onun ismi bu kadar uzundu ve diğer insanların buna güleceğini düşünmüştü. Ama aslında düşündüğü gibi olmadı. Diğer insanlar genellikle yüzlerini soluk bir ifadeyle kaplamışlardı ve Zend, onların mırıldanmalarına odaklandığında ne dediklerini fark edebilirdi. Hemen niye herkesin yüzünün solduğunu merak etti ve kral modunu aktifleştirmeden sadece biraz duyma yetisini ileri seviyeye taşıdı, odaklandı ve etrafındaki seslerden uzaklaştı. Çünkü onları duymak için, öncelikle onlardan uzaklaşmak gerekiyordu. Etrafındaki sesleri ve uğultuları bir kenara bırakıp odaklandığında, etrafında olan istediğin sese odaklanabiliyordun.
''Beyaz Taç'tan gelen biri mi? Ama öyle biri turnuvadaysa, bizim hiç umudumuz yok.''
''Ne demek Beyaz Taç'tan geliyor. Bence ben onu yenebilirim baba.'' bir çocuğun sesini duydu Zend. sonra kalın bir erkek sesi duydu. Kalın olan ses, çocuğun sesinin hemen yakınından geliyordu. ''Oğlum, bir sonraki turnuvada şansımızı deneriz. Beyaz Taç'tan gelen birini yenmek senin için bir mucize bile olamaz, çünkü mucizelerin bile bir gerçek olma ihtimali vardır. Sen güçsüz değilsin, ama dünyada bazı şeyler tüm gücünü kullansan da imkansızdır. Bunu unutma.''
Zend biraz gururlandı. Çünkü adam onu dolaylı olarak övmüştü ve Zend'in çok güçlü olduğunu iddia etmişti. Adamın sözleri onun göğsünü kabarttı. Zend bir umutla, belki bir daha onu över diye adama odaklanmaya devam etti ama o adam da çocuk da konuşmayı bıraktı ve Zend'in umutları boşa çıktı. Başka birilerini dinlemeye başladı.
Zend yaşlı bir adamın konuşmasını duydu. ''Genç Efendi Mangoan bu sene beklenmedik derecede şanssız. Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası'na katılma şansının olduğunu düşünmüştük, ama karşısında Beyaz Taç'tan gelen bir Beyaz Taç kardeşi olunca bir dakika dayanması bile mucize sayılır. Ne yazık... Oysa ki çok istemişti.'' Zend adamın neden bu kadar üzüldüğünü anlamadı. Sonuçta eğer bu turnuvayı bile kazanamazsa, büyük turnuvada ne yapabilirdi ki? Hiç kazanma şansı olmadığı halde neden girmek isterdi? Zend henüz bilmiyordu ama, Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası'na girmek, hatta onu sadece onu görmek bile yeterince büyük bir ödüldü.
Geçen birkaç dakikanın ardından, Maddle'nin ismi hala okunmamıştı. Adam da artık sıkılmış olacaktı ki, hafifçe terlemişti ve birazcık somurtuyordu. Zend adamın işinin bu olduğunu düşündü, bir insan neden kendi işinden sıkılırdı ki? Bu sırada kısa kıyafetleri olan güzel kadın hala dans ediyordu. Ama onun da yorulduğu belliydi, hareketleri gözle görülebilir derecede yavaşlamıştı. Kilolu adam tekrar elini kazana daldırdı. ''Bu da son çiftimiz!'' adam seri bir şekilde eline gelen kağıdı açtı. ''Maddle Abnea!'' adam kağıdı havaya kaldırdı. ''Ve bu da, son yarışmacı. Yua Tengo!''
Zend gerçekten şaşırdı. Çünkü Yua ile Maddle'nin savaşacağını hiç düşünmemişti. Maddle Zend'in aksine isminin sonunda okunmasına çok mutlu oldu ve hızlı bir şekilde Zend'e sarıldı. Sonra hemen ayrıldı tabii, mesafeli davranma taktiğine göre Zend'e çok yüz vermemeliydi. ''Zend, benim ismim de çıktı.''
Zend de ona gülümseme ihtiyacı duydu. ''Maddle, iki yıl önce sana söylediğim şeyleri hatırlıyor musun? Bana kesin olarak bir yere gidip gitmeyeceğimi sorduğunda, iki yıl sonra olacak, bu turnuvaya kesinlikle katılacağımı ve yenmem gereken birinin olduğunu söylemiştim. İşte o kişi, Yua Tengo.''
Zend konuştuktan sonra Maddle kısa bir süre sessizliğe büründü. 'Turnuvaya keşke girmeseydim.' diye düşündü içinden. Çünkü kazanırsa Zend'in dövüşmek istediği kişiyle dövüşmesine engel olacaktı, kaybederse de canı sıkılacaktı çünkü Zend ile turnuvada savaşma fırsatını yakalayamamış olacaktı. ''Anladım. Eğer benden güçsüz çıkarsa pes etmemi ister misin?'' Maddle Zend ile turnuvada rövanş yapamasa da, Zend için pes etmek ona hiç koymazdı. Hatta mutlu olurdu çünkü, Zend'e yararlı olup ona yakınlaşmak için kullanabileceği bir kozu da olurdu.
''Tabii ki hayır. Senden nasıl olur da bilerek yenilmeni isterim?'' Zend hafifçe kararsız bir şekilde konuştu. Yua ile dövüşmeyi gerçekten istiyordu. Onunla savaşıp, üç yıl önce ona yaptıklarını ona ödetmek istiyordu. Zend'i küçümsemek için kullandığı her kelimeyi ona ödetmek istiyordu Zend. Ama Maddle'den bilerek yenilmesini isteyecek kadar değildi, bir savaşçıdan bilerek yenilmesini istemek, Zend'e göre onun onurunu düşürürdü. Maddle Zend'e bir cevap vermek yerine sessiz kaldı ve topluluk yavaşça dağılırken, Zend yine üç yıldır görmediği birini gördü. O adam üç yıl önce, Zend'e öğrencisi olmasını teklif etmişti ama Zend, Ranon'un isteği üzerine kabul etmemişti. Ranon bunun sebebi olarak onun öğrencisi olmaya uygun değilsin demişti, belki de Zend Tou için fazla güçsüzdü.
İri yarı, büyük kaslarıyla dikkat çeken adam Zend'e doğru yaklaştı ve gülümsedi. ''Zend, n'apıyorsun? Bayağıdır görüşemedik.''
Zend ilk başta şaşırsa da ona cevap vermekte gecikmedi. ''İyiyim efendim, siz nasılsınız?'' Tou da Zend'e cevap verdi. ''Ben de iyiyim, üç yılım çok iyi geçti. Gördüğüme göre, sen de üç yıl öncesine göre çok farklısın.'' Tou Zend'in elindeki yüzüğü işaret etti ve Zend'in yüzüğünün üzerindeki beyaz taça baktı. Sonra da Maddle'ye döndü ve güçsüz olan kişinin Maddle olduğunu bildiği için, Maddle'nin ilk olarak ona seslenmesini bekledi. Tüm dünyada, güçsüz olan kişi ilk olarak güçlüye saygısını gösterirdi, sonra da güçlü eğer isterse ona saygı ve sevgisini gösterebilirdi. Bu sarsılmaz bir kuraldı.
Maddle Zend'in böyle saygılı bir şekilde cevap verdiği kişinin kim olduğunu merak etti ve yüzü hafifçe gölgelenmiş adamın yüzünü net olarak görmek için başını birazcık ona yakınlaştırdı ve şaşırdı. Çünkü karşısındaki kişi, Pounz Krallığı'nın en güçlü üçüncü kişisi olan Kral Dustin'in sağ kolu olmayı başarmış, Kralın Sağ Eli Tou'ydu. Maddle de ona olan saygısını belirtmek için hafifçe eğildi. ''Ben Abnea Ailesi'nden Maddle, efendim.''
''Anladım küçük bayan, sanırım kendimi tanıtmama gerek yok.'' Tou konuştu ve gülümsemesini hiç dağıtmadan Maddle'ye baktı. Zaten küçük kız onu tanımıyor olsaydı, doğal olarak ona saygısını sunmazdı çünkü ondan güçlü olup olmadığını bilemezdi. Sonuçta başkasının seviyesini ölçme yeteneğine sahip olmadığı, yaşından dolayı kendini belli ediyordu.
''Zend, senin maçın yarın saat üçte.'' Tou konuştuktan hemen sonra, Fun yan taraflarından çıktı ve elindeki uzun bir kağıt parçasına bakarak konuştu, sonra da Tou'ya döndü. ''Merhaba Tou.'' Fun kağıdı katladı ve cebine koydu, ellerinin birini yumruk yaparak onları göğsünün önünde birleştirdi ve Zend, Fun'un yaptığı şeyden, onun Tou'dan daha güçsüz olduğunu hemen anladı. Aslında bu normaldi, sonuçta Tou son derece güçlü biriydi. Sadece dostça konuşurken bile bastırdığı olağanüstü, aşırı fazla ve güçlü aurası vücudundan dışarı taşıyordu. Bu bile zayıf birini korkudan titretmek için yeterliydi.
''Merhaba Fun.'' Tou da ellerinin birini yumruk yaparak göğsünün önünde birleştirdi. Zend onun yaptığı hareketten de, Tou'nun Fun'dan daha güçlü olduğunu, ama güçleri arasında çok bir fark olmadığını ve bundan dolayı Tou'nun da Fun'a saygı işareti yaptığını çıkardı. Fun, Zend'in beklediği kadar güçlüydü. O nazik görünümlü, görgülü, kibar biriydi. Ama savaşa girince bir canavar gibi oluyordu, Zend bunu dağ devlerinin baskını sırasında zaten fark etmişti. Tek başına birkaç saniye içinde en azından on tane dağ devi öldürmüştü Fun. Üstelik iki yıl önce Fun Kral Modu'nun ikinci seviyesinin zirvesindeydi ve bunu Zend'in ustası duyunca, sadece ikinci seviyeye geçmenin bile çok zor olduğunu söyleyip, şaşkınlığını belirtmişti. Zend'in kumsalda önüne düştüğü kız, Fun'u hemen tanımıştı ve onu tanımayan birinin zaten olmayacağını söylemişti, ki Zend'in görüşlerine göre o kız çok küçük olmasına rağmen etrafında olan her şeyin son derece farkındaydı ve uyanık biriydi. Bu da Fun'un gerçekten takdire, övgüye değer birisi olduğunu kanıtlıyordu. Ama tabii ki Fun bile, Kral Dustin'in sağ eli ve onun birincil adamı olan Tou'dan güçlü değildi.
''Nasıl gidiyor?'' Fun gülümseyerek konuştu, Zend onun Tou ile daha önceden tanışmış olduğunu anladı.
Tou direkt olarak konuya girdi. Vakit kaybetmek istemiyordu. Fun ile konuşmak da istiyordu ama, Zend'e söyleyeceği şeyler vardı. ''Aslında buraya Zend ile konuşmak için gelmiştim.'' tabii ki gülümsemesini yüzünden silerek kaba bir hareket yapmamaya dikkat gösterdi.
''O halde biz onları biraz yalnız bırakalım.'' Fun hemen özel bir şeyler olduğunu anladı ve Maddle'nin omzundan tutarak kızı arkaya döndürdü, kendisi de döndü ve ileriye doğru yürümeye başladı, buldukları hana geri dönmek üzere yola çıktı. Maddle ise daha da şaşırmıştı. Tou gibi çok yüksek bir konuma sahip olan bir adamın Zend gibi bir çocukla konuşacak neyi olabilirdi? Tou, çocukları hiç sevmeyen biriydi. Sabırsızdı ve bu yüzden öğrenci almazdı. Ama iki yıl önce bir istisna yapıp bir öğrenci almıştı, Maddle onun aldığı öğrencinin ismini hatırlayamadı. Ama şu kesindi ki, Zend onu her seferinde şaşırtmaya devam ediyordu.
''Ne hakkında konuşacağız efendim?'' Zend Fun ve Maddle uzaklaşınca Tou'ya saygılı bir şekilde sordu.
Tou ona cevap verdi. ''Eğitimin hakkında.'' adam kaslı kolunu kaldırdı ve kafasını kaşıdı, birkaç saniye bekledi. ''Ha, bir de ailen hakkında.''
***
1886
Magnec