Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

78. Bölüm Hadi Gidelim!

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Aena kardeşine bakmaya giden babasının arkasından bakakaldı. Yine mi kardeşi hasta çıkacaktı? Zend doğduğu zaman, babasının böyle konuşmasına rağmen aslında bir erkek kardeşi daha vardı. Ama o ölümün eşiğindeydi, neredeyse ölmek üzereydi. Tıp uzmanları yaşamasının bile bir mucize olacağını söylüyorlardı, savaşçı ya da büyücü olması artık mucize olarak bile görülemiyordu. Çünkü çok saçmaydı. Yaşamak için bile enerjisi olmayan birinin, savaşmak için enerjisi nasıl olabilirdi?

Aena duygusal bir kızdı. Dizlerinin üstüne çöktü ve daha Zend'in sorununun ne olduğunu bile bilmemesine rağmen dua etmeye başladı. ''Tanrım, lütfen küçük kardeşim de abim gibi hasta olmasın. Onu yanımızdan alma... Lütfen, abimi de yanımızdan alma, ama o savaşamayacak. Zend savaşabilir, babamın tek umut kaynağı o. Lütfen... Zend'in bir sorunu olmasın...'' Aena Zend'e sadece bir şey olacağı düşüncesiyle bile son derece üzgünleşti ve gözünden bir damla yaş süzüldü. ''Eğer... Eğer o ölmezse, ben ona çok iyi ablalık yapacağım. Onun yanında olacağım, ona destek olacağım, büyümü ona yardım etmek için kullanacağım ve ailenin başına geçtiği zaman onun yaslanacağı bir duvar olacağım. Ama lütfen, sadece o iyi olsun...'' Aena'nın dilekleri, şu anda belki de tüm dünyadaki en saf ve masum dileklerdi. O dileklerin içinde, saf sevgi ve üzüntü vardı, Aena'nın küçük kalbinden kopan, büyük dileklerdi onlar.

***

Zend şaşırmış bir şekilde yanındaki kıza baktı. Maddle'nin burada ne işi vardı? O anda, onunla son konuştukları günü hatırladı. "Ama iki sene sonra o turnuvada olacağım ve birinci olmanı izleyeceğim. Kim bilir? Belki ben de katılırım." Zend'in Maddle ile son görüşmesinde, Maddle ona bunları söylemişti.

''Beni gördüğüne heyecanlandın mı?'' Maddle Zend'in yüzünü iyice inceledi. Çocuğun elindeki Beyaz Taç yüzüğü gözünden kaçmamıştı, Zend'in zaten Beyaz Taç'a katılıp büyük biri olacağını düşündüğü için bu onu hiç şaşırtmamıştı, hatta o yüzüğe önem vermemişti bile. Önem verdiği şey, onu takan kişiydi. Zend artık saçlarını eskisine göre daha uzun kestirmişti, eskiden genellikle el ile zar zor tutabildiği saçları artık hafifçe dalgalanmaya başlayacak kadar uzunlardı. Yine her zamanki gibi alnının önündeki saçlar birazcık yukarı kalkmışlardı, dikkat edince fark edilmiyorlardı. Ama başının üst tarafındaki saçları eskisine göre fark edilebilecek derecede uzundu.

Zend'in yüzü biraz genişlemişti. Eskiden daha çok yuvarlaktı, daha çocuksu bir yüzü vardı. Yüzü hala çocuksuydu ama, yüzünün köşeleri artık kendilerini hafifçe belli ediyorlardı ve görülebiliyorlardı. Gözleri eskisi gibi simsiyahtı, göz bebeği, gözünün içinde hala belli olmuyordu. Burnu ise çok değişmemişti, küçüktü ama kendini belli ediyordu. Vücudu da iki yıl öncesine göre daha gelişmişti, eğitimli bir savaşçı olan Maddle bunu hemen fark etti. Kolları eskisine göre daha kalındı, güçlendikleri her hallerinden belli oluyordu. Boyu da biraz uzamıştı Zend'in, eskiden Maddle ile aynı boya sahipti ama şimdi Maddle'yi en azından bir karış boyu geçmişti. Elleri daha büyük olmuştu, ayrıca çok çalıştığını da hemen anladı, çünkü çocuğun ellerinin üzerinde sertletmiş bir deri tabakası olduğunu görmekte hiç zorlanmadı Maddle.

Maddle, iki yıl önce Zend'i izlerken huzur buluyordu. Ama şimdi, Zend'i izlerken sadece huzur bulmuyordu, artık Zend'i izlerken güven de hissediyordu. Bu güven, Zend'den ona gelen, ben artık daha güçlüyüm dercesine parlayan bir güvendi. ''Zend, seni özledim.'' Maddle gözlerini kapattı ve Zend'in elini, iki eliyle tuttu. Bu da daha kızlarla ilişkilerini ilerletmemiş olan Zend için küçük bir panik dalgası yarattı. Ama bu dalga, kesinlikle dışarıdan anlaşılamayan bir dalgaydı. Maddle'nin bunu fark etmediğinden emindi Zend.

''Tabii, ben de seni özledim.'' Zend de gülümsedi ve Maddle'ın gözlerine baktı.

'Zend beni özlemiş!' Maddle içinden haykırdı, ama dışından sadece kıkırdadı ve konuştu. ''Biliyordum! Sen de beni seviyorsun değil mi?'' Maddle bu soruyu Zend'in nasıl tepki vereceğini ölçmek için sormuştu, çünkü iki yıl önceki Zend büyük ihtimalle bu soruya maruz kalsa ne yapacağını bilemez ve konuşamazdı. Maddle, şimdiki Zend'in bu soruya nasıl tepki vereceğini, nasıl cevap vereceğini merak etti.

Zend Maddle'nin konuşmasıyla afalladı. Ama kendini tekrar sakinleştirdi ve hislerine hakim oldu. ''Maddle, görüşmediğimiz iki yılda neler yaptın? Hadi bir yere oturup konuşalım.'' Zend olabildiği en sakin haliyle konuştu ve oturmak için bir yer aradı, gözüne kestirdiği, insanların oturması için oyulmuş ve bulunduğu yere koyulmuş olan iki taş parçasına doğru ilerlemeye başladı. Genellikle bank tarzı şeyler olurdu, ama bugün boş olan başka yer göremedi.

''Tamam.'' Maddle mutlu bir şekilde konuştu, ama içinde müthiş bir hayranlık duygusu vardı. Zend, iki yıl öncesine göre çok değişmişti. Maddle onun ilk yüz ifadesinden, kendi duygularını bastırmış olduğunu hemen anladı. Yüz ifadesinden utandığı birazcık belli olsa da, sakin kalmaya çalışmış ve bunu başarmıştı. Zend, sadece vücudunu değil, zihnini de eğitmişti. Maddle iki yıl önce hayran kaldığı kişiye, boşuna hayran kalmamış olduğunu hemen fark etti. ''Zend, kaçıncı seviye bir savaşçısın?'' Maddle sordu.

Zend de ona bakmadan cevapladı. ''Altıncı seviye bir savaşçıyım.''

''Vay, güçlü olduğunu tahmin etmiştim.'' Maddle gülerek konuştu.

Zend Maddle'ye baktı. ''Sen kaçıncı seviye bir savaşçısın? En son üçüncü seviyeydin değil mi?''

''Evet, şimdi ise yedinci seviye bir savaşçıyım. Seni geçmişim, hehe.'' Maddle gülerek konuştu.

Zend de ona hemen cevap verdi. ''Vay be, sen benden yüksek seviyedesin. Hinia eminim seni çok iyi eğitmiştir.''

Maddle, Zend'in ona mutlulukla cevap vermesine biraz bozuldu. Amacı onun moralini bozmaktı, ama sonra da onun daha çok yanında duracaktı ve böylece Zend'in kalbini kazanmaya biraz daha yaklaşmış olacaktı. Ama Zend hiç moralini bozmamış ve normal bir şekilde ona cevap vermişti. Zend eğer ondan gerçekten güçsüz olsaydı da, hiç üzülmezdi. Aksine, Maddle gibi, arkadaşı olan birinin güçlenmesi onu çok mutlu ederdi ve yine sevinirdi. Ama Zend zaten ondan güçsüz olduğunu da düşünmüyordu, sonuçta daha beşinci seviyedeyken yedinci seviye birine karşı galip gelmişti, Maddle yedinci seviyeydi, ama bu sefer Zend de altıncı seviyeydi. Kendini onunla eşit tutuyordu, o an dokuzuncu seviye bir savaşçının gücüne eşdeğer gücü olduğu aklına gelmemişti. ''Evet ustam beni iyi eğitti, yine de seni kesinlikle yenemem.'' Maddle kendini ondan alçak tutarak, ona yaklaşmayı düşündü. ''Sonuçta gerçek bir savaşta sen Kral Modu'nu aktifleştirip beni kolayca yenebilirsin.''

Zend biraz bekledi ve yanına ulaştığı oyulmuş kayaya oturdu. ''Belki de öyle olur, gerçek bir savaşta ne olacağı pek belli olmuyor.'' Zend yine de onu yenebileceğinden kesinlikle emindi.

''Zend, o çocuk aslında sekizinci seviye bir savaşçı, üstelik Avcı Modu'na sahip. Kendine fazla güvenme.'' Ranon'un bilgece sesi, Zend'in içinden yükseldi.

''Ne?!'' Zend şaşırmış bir şekilde Ranon'a cevap verdi. ''Ama bana yedinci seviye olduğunu söyledi!''

''İlk başta senin altında ya da eşitin gibi görünmek istediği için öyle söyledi. Ama senin altıncı seviye olduğunu görünce anında kararını değiştirdi ve senden güçlü olduğunu sana göstererek moralinin bozulmasını, moralin bozulunca da sana yakın davranıp kendine ilgi duymanı sağlamaya çalıştı. Klasik kız davranışı. Ama olmadı tabii, sen normal bir erkek değilsin.''

Ranon'un son söylediği şey, Zend'in birazcık gururlanmasına neden oldu. ''Nasıl yani, nerem normal bir erkek gibi değil?''

''Sen kızlar hakkında normalin aşırı altında bilgiye sahipsin. Normalde yaşına göre normal bir şey bu, ama sen azın da altında şey biliyorsun, karşındaki kızın ne demek istediğini anlamıyorsun, bu, yaşın için bile garip. Yine de moralini bozma, bu ileride düzelecektir.'' Zend, Ranon'la üç yıldır konuşuyordu ve ilk kez, Ranon'un kendiyle dalga geçmek istediğinden kesinlikle emin olmuştu. Ama o kendini durdurmuş ve Zend'i kırmak istemiyordu. ''Aslında senin de en azından yedinci seviye olman gerekiyordu. Ama ne yazık ki, midenin alt tarafında bulunan mührü genişletmek için enerjinden biraz ona vermek zorunda kaldım. Ama ileride iyi ki birkaç seviye geri kalmışım ve bu mührü genişletmişim diyeceksin, inan bana.'' Ranon konuşmaya devam etti.

Zend de bunun üzerine mührü merak etti, geçen sefer baktığında da sanki eğrilmiş, bükülmüş bir ağaca benziyordu, acaba şimdi nasıl bir görünüşü vardı. Zend üzerindeki tişörtünü hafifçe kaldırdı, midesinin hafifçe altında bulunan mühre baktı ve şok oldu. Mühür şimdi göbeğinin üst kısmına kadar ilerlemişti, siyah, dallarını yukarı doğru ilerletmiş bir ağaca benziyordu.

Maddle de Zend'in açtığı bölgeye baktı. ''Zend, dövmen güzelmiş ama, beni cezbetmek için daha fazlasını yapmalısın.'' kollarını birleştirdi.

Maddle'nin ne dediğinden habersiz olan Zend, anlamamış bir ifadeyle ona baktı. ''Ne cezbetmesi?'' Zend o an karnının üzerindeki görünüşü değişmiş olan mühürle ilgileniyordu, Maddle'nin neyden bahsettiğini fark edemedi.

''Hiç, tabii ki daha fazla bir şey bilmeni bekleyemem.'' Maddle konuştu.

''Maddle, ne zaman sekizinci seviye oldun?'' Zend kıza bakarak konuştu. ''Ne kadar gerinde kaldım yani, sadece merak ediyorum.''

Maddle o an gerçekten şaşırdı. Çünkü Zend'e sekizinci seviye bir savaşçı olduğuyla ilgili hiçbir şey söylememişti. Bir insanın, bir başka insanın ya da büyülü yaratığın seviyesini bulması için çok deneyimli olması, birçok kere savaşa girmiş ve düşmanını öldürmüş olması gerekiyordu. Zend'in böyle bir şeyi başarmış olması... Bu eğer gerçekse çok etkileyiciydi. Çünkü ustası olan Hinia bile, birinin seviyesini tahmin edemezdi. Tabii ki büyülü yaratıklarda durum başkaydı, onların doğuştan seviyeleri anlama yeteneklerine sahiptiler. Bir büyülü yaratığın gözleri, gözleri yoksa da en çok kullandığı duyu organı, diğerlerinin enerji seviyelerinin büyüklüğünü ve küçüklüğünü ölçebilirdi. Zend'in büyülü yaratık olmadığı kesindi, yani geriye kalan tek seçenek onun Maddle'nin seviyesini sezebilmiş olmasıydı. Bu, Maddle'nin zaten hayran olduğu Zend'e daha fazla hayran olmasını sağladı. ''Zend, sekizinci seviye olduğumu nereden anladın?''

Zend Maddle'nin bu soruyu soracağını tahmin etmemişti. Neden düşüncesizce ona kaçıncı seviye olduğunu sormuştu ki? Kız doğal olarak ona bu soruyu soracaktı. 'Ne diyeceğim şimdi?' Zend düşüncesizce konuşmasının bedelini ödeyeceğini düşündü. ''Şey... Sezgi gibi bir şey.'' kaçamak bir cevap verdi, kaçmasının yolu o an, ona göre buydu.

Maddle de Zend'in kaçamak cevabından, bir şeyi gizlediğini anladı. 'Eğer söylemek isterse zaten söyler.' içinden düşündü ve uzatmadan konuyu kapattı. ''Tamam.''

Zend ve Maddle, iki yıl boyunca yaptıkları şeyleri, eğitimleri birbirlerine anlattılar ve Maddle de turnuvaya girmek istediğini söyledi, onun da turnuva için kaydını yaptırdıktan sonra da Hinia geldi ve Zend onunla da hasret giderdi, ustasının neler yaptığını, nerede olduğunu anlattı ve Fun, onları bir hana götürdü.

***

Zend güzel bir uyku çekti. Dün, uzun zamandır görmediği birçok kişiyle karşılaşmıştı. Hem Hinia, hem Maddle, hem Tofu, hem de Yua'yı görmüştü. Fun, Zend'i uyandırarak yemek yiyeceklerini söyledi, sonra da kuraların çekileceği yere gitmek isteyip istemediğini sordu. Zend doğal olarak da, kuraları, dövüşlerin kimler arasında yapılacağını merak ediyordu ve aynı zamanda Tofu'nun rakibini görmek, onunla konuşmak istiyordu. Yua'nın rakibini de merak etmiyor değildi tabii.

Yatağından kalktı, üstünü değiştirdi ve heyecanla aşağı indi, yemek masasını gördü. Hinia, Maddle ve Fun masaya oturmuş, Zend'in gelmesini bekliyorlardı.

''Günaydın.'' Zend kısaca selam verdi ve masaya oturdu, sofranın en büyüğü olan Fun yemeğe başlamadan önce, nezaketen kimse yemeğe başlamadı. Zend'in Fun'dan öğrendiği ilk şeylerden biri, bir yemekte öncelikle oradaki en rütbeli kişi, eğer arkadaş ortamıysa oradaki en yaşlı kişinin yemeğe başlamadan önce, diğerlerinin yemeği yemeye başlamaması gerektiğiydi. Bu bir görgü kuralıydı. Zend yemekte Fun ve Hinia'nın yan yana oturduğunu görünce, onların hemen tanışıp kaynaştıklarını anladı. Zaten daha önce,  kafeste ve yola çıktıkları gün birbirlerini görmüş ve biraz konuşmuşlardı.

''Zend, belki de ilk maçımızda karşı karşıya geliriz.'' Maddle normalde saçlarını hiç bağlamazdı. Zaten hep düzgün olduklarından dolayı güzel görünürlerdi ve Maddle onları bağlama ihtiyacı duymazdı. Ama bugün, üzerinde yıldız olan bir tokaya, başının sağ tarafından kulağının birkaç parmak üstünde olmak üzere saçını tutturmuştu. Saçının diğer tarafı her zamanki gibi açıktı. Bu ona tatlılık kazandırıyordu. Henüz çocuksu ve yuvarlak olan yüzünü Zend'in yanında açığa çıkarmak istememişti ama, saçlarını bu şekilde tutturmaya itiraz edemedi. Çünkü görünüşünü kendisi de beğenmişti.

Zend sırıttı. ''Rövanş ha?''

Zend konuştuktan sonra Fun araya girdi. ''Rövanş mı? Bakalım, belki yapabilirsiniz.''

Zend, hemen tabağındaki son parçayı da yedi ve kalan ekmeğini ağzına attı, çayını da kafasına dikti ve hızlıca yediği yemeğini bitirdi, ayağa kalktı. ''Hadi gidelim!''

***

1822