Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

361. Bölüm Geçmişten Bir Parça

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Her şey yoluna giriyordu, sen neden Vosu'yu öldürdün?..'' Yuna, Zend'in gözlerine bakmıştı birkaç saniye boyunca, onun hiçbir şey olmamış gibi kendisine bakmasının ardından Yuna'nın görüşü yavaşça kötüleşmiş, etrafı bulanık göstermeye başlamıştı ona, gözleri. Anlaşıldığı üzere ağlıyordu... Zend'in gözlerinde ise, öyle bir şey yoktu şu anda. Her zamanki gibiydi onlar, sahipleri olan Zend bir hisse sahip değilmişçesine, Yuna'ya duygusuzca bakıyorlardı. Siyahlıklarının içerisinden acımasızlık akıyordu adeta, en ufak bir şey hissetmiyordu sanki Zend Yuna'nın ağlamasına karşılık olarak. Hatta biraz önce, sessiz bir kahkaha bile atmıştı. Yani bu durumdan memnundu bile... Gerçi, neden memnun olmayacaktı ki? Kendisi böyle istemişti bunu, değil mi? Tamamen iradesi ile yaptığı bir şeydi, elbette gerçekleştiğini gördüğü zaman tatmin olup, memnunlaşacaktı... Yuna'nın ise gözlerindeki hüzün hala geçmemişti.

 

''Çünkü benim başıma ödül koymuştu.'' dedi Zend, basit ve net bir şekilde. ''Ona ne yapmamı istiyordun ki? Gidip teşekkür mü etseydim, memnun mu olsaydım?'' diyerek devam etti, Yuna'nın pek sağlam bir iradeye sahip olmadığını biliyordu, bu yüzden de onun üzerine çok fazla gitmeyecekti. Eğer kız çok kötü bir duruma girerse onu teselli bile edebilirdi hatta... Ne yapacağını duruma göre belirliyordu.

 

''Hayır, ama zaten bunu çözmedin mi bir Kraliyet Askeri olunca?'' dedi Yuna, sesi çatallıydı. ''Başındaki ödül kaldırılmayacak mıydı babamla anlaştığın zaman?''

 

''Kaldırılacaktı tabii.'' dedi Zend, başını sallamıştı yavaşça. ''Ancak  benim istediğim o değildi ki, ödülün kaldırılmasını Dustin'in sağlaması sadece bir adım gibiydi. Dustin beni buna zorlamaya çalıştı, sen de biliyorsun, krallığa girmem için bana baskı yaptı. Başıma konulan ödülde en çok etkisi olan kişi de o, bilmiyor muyum sanıyorsun?'' dedi Zend, aklına, biraz önce saraya ilk girdiği anda bayılarak gördüğü birkaç görüntü gelmişti... Qouen'in bahsettiği görü yeteneği, yine kendini göstermişti anlaşılan...

 

***

 

Zend, aceleyle saraya girecekken, bir anda ayaklarının kendisini taşımayı bıraktığını hissetti ve Era'ya bir işaret yaparak, kendisini görülmeyeceği bir yere, birkaç ağacın arasına göndermesini istedi. Era da bunu hızlıca anlayarak, dizlerinin bağı çözülmüş olan Zend'i birkaç çalılığın arasına soktu, başında beklemeye başladı. Ne olduğunu tam olarak anlayabilmiş değildi, ancak kafasında birkaç fikir vardı. Zend, bundan daha önce ona bahsetmişti...

 

Göz kapaklarının ağırlaşmasının ardından, Zend bir anda tekrar iyi hissetmeye başlamıştı. Vücudu dinçti, biraz önce aniden yere düşmesinin nedenin, enerjisinin neredeyse sıfıra yakın olması olduğunu düşünüyordu. Ancak öyle değildi, bayılmadan kısa bir süre önce bunu fark etmiş ve Era'ya seslenmişti, daha önce de birkaç kere yaptığı gibi, yine bir yere doğru gitmişti şu anda... Aklında, bunun ne olduğu bir anda canlanmıştı.

 

Saf Görü yeteneği.

 

Pounz'a döndüğü gibi ilk göz attığı şeylerden birisi de buydu, Beyaz Taç'ın kütüphanesine girdiği anda, merak ettiği şeylerin başında geliyor olan, Yaşlı Dilenci'nin son görüşmelerinde ona bahsettiği şey olan Saf Görü yeteneğini araştırmıştı hızlıca. Elbette bunun ne olduğunu da anlamıştı aynı zamanda, bu pek zor olmamıştı onun için... Zaten pek gizli bir bilgi değildi, birkaç ansiklopediye bakmasının ardından Saf Görü hakkındaki birkaç bilgiye ulaşmayı başarabilmişti. Aklına, maddeler halinde olan bir bilgi topluluğunu getirmişti.

 

''Saf Görü yeteneği, kişiye doğuştan gelen özel bir yetenektir.''

 

''Geçmişte yapılmış olan bir şeylerin arkasından kalan enerji kalıntılarını görebilmeye yarar.''

 

''Kişi, bu enerji kalıntılarını hissederek onların ortaya çıkarıldığı anı görme fırsatını yakalar, bir nevi geçmişe dönmüş gibi olur.''

 

''Orada olan biteni eksiksiz olarak görebilir eğer yeterince enerji varsa, yeterli enerji kalmamışsa da her şeyin ona aktarılması mümkün olmaz, eksikler doğar.''

 

''O olaya gittiğinde, herhangi bir şekilde bir şeylere müdahale etmesi imkansızdır kişinin. Yalnızca bilgi alıp izleyebilir, başka bir imkana sahip değildir. Aynı zamanda, geçmişte bu olaya dahil olmuş olan varlıklar tarafından fark da edilemez.''

 

''Saf Görü'nün gerçekleşmesi için, kişinin, o zamana kadar yaşarken ilişki kurup konuştuğu birisinin, görülecek olayda mevcut olması gerekir. Genellikle birincil olarak bu görülenin gerçekleşmesini sağlayanlardan birisinin, Saf Görü yeteneğine sahip olan ile yakın ilişkilere sahip olması gerekir, eğer biri yalnızca görüp geçmişse, burada bırakılan enerji kalıntılarına dahil olamayacağından ileride de kimse, onunla ilişki kurmasının ardından bu olayı göremez, Saf Görü yeteneğine sahip olanlar da dahil.''

 

''Saf Görü'nün geliştirilmesi mümkündür, eğer kişi yeterince bunun üzerinde çalışırsa, o enerji kalıntısının içerisinde bulunan başka şeylere göz atma imkanı da elde etmiş olur.''

 

''Saf Görü'nün ne zaman aktifleşeceği kişinin uygunluğuna bağlıdır, zamanla bu seçilebilecek şekle girebilir, geliştirilmesi gerekiyordur. Yoksa rastgele seçim yapılır zamanlar arasında, Saf Görü tarafından.''

 

''Saf Görü, kişiye; kendisini ilgilendiriyor olma ihtimali olan şeyleri göstermeye çalışır. Tanıdığı kişilerin bulunduğu her olayı görmez bu şekilde, Saf Görü'nün sahibi.''

 

''Son olarak, Saf Görü içerisindeki bilgilerin yeterince etkili bir kişi tarafından değiştirilmesi de mümkündür. Doğal olarak değiştirilen dünyadaki her şey mantıklı olmaz, ancak bunun fark edilmesi de pek kolay değildir.''

 

Zend, kitapta yazan her şeyi çoktan hafızasına dahil etmişti. Bunun nasıl, kimin tarafından seçildiğini biliyor olmasa da sorun etmemişti, çünkü Saf Görü denilen şey aşırı derecede yararlıydı ve genç adam bunu daha önce iki kere yaşamıştı, birisi Üstün'ün Qouen'in vücuduna girerek birilerini katletmesiydi, öteki de yine Qouen'in, Kaimei'nin sokaklarında birkaç kişiden bir bebekle birlikte kaçmasıydı. Bu olayda Tarini de vardı, unutmuyordu genç adam hiçbirisini. Hepsi aklında kazılıydı onun... Daha önceki olaylarda ilişki kurmuş olduğu kişinin Qouen olduğunu düşünmüştü, muhtemelen de böyleydi zaten. Peki şimdi kimdi bu? Yine sarayın yanı başındaymış gibi görünüyordu, ama bu sefer içeride bir balo yoktu, kapıda bir at arabası vardı, oldukça süslü bir arabaydı, at da epey pahalı ve kaliteli, değerli gibi görünüyordu. Öyleyse buraya birisi ziyarete gelmiş olmalıydı, ön tarafta tek araba vardı ama arka taraflarda başka arabalar da olabilirdi, Zend merak ediyor olsa da hiçbir şeyi kaçırmamak için, direkt olarak sarayın içine dalmıştı. Saf Görü'yü artık bildiği için, bir şeyi rahatsız etmeyeceğinin farkındaydı. Yani fark edilmeyecekti kimse tarafından, rahatça hareket etmesi mümkündü...

 

Hızlı bir şekilde hareket ederek, bir konuşmanın yapılıyor olduğunu duyduğu bir odaya doğru ilerledi. O anda da, bu Saf Görü'ye kimin sayesinde girmeyi başardığını anlamıştı...

 

''Dustin...'' dedi sessizce, neden sessiz bir şekilde konuştuğunu bilmiyordu aslında. Sonuçta onu burada kimse duyamıyordu, birisine duyulmak konusunda bir korkuya sahip olmamalıydı. Ancak şöyle bir şey vardı ki; Zend, daha önce suikast gerçekleştirmiş bir savaşçıydı. Gizli kalmak onun içgüdülerinden birisi haline gelmişti adeta. Bu kendisine hiçbir yarar sağlamıyor olsa bile böyle yapıyordu, böyle rahat ediyordu çünkü. Rakiplerinin onu göremiyor olması gerekiyordu normal hayatının çeşitli bölgelerinde, bu da zamanla alışkanlık yapıyordu.

 

''Şu anda Saf Görü'nün içinde miyim?'' diye sordu kendi kendine, hala sessizdi kelimeleri. ''Önemli bir şey mi göreceğim acaba? Dustin işin içindeyse, kesin bir şeyler vardır...'' diyerek mırıldandı, daha sonra da, onların kendisini göremeyeceğini biliyor olmasına rağmen gizli bir şekilde yukarıya doğru ilerledi, zaten az miktarda olan enerjisini gizlemesi pek de zor olmamıştı. Yukarı kattaki pencereden aşağıya doğru eğilerek, Dustin'in kafasını görmüş olduğu odanın yarım açık penceresine doğru ilerledi. İleride böyle bir anı gerçek hayatında yaşama ihtimali vardı, bu yüzden de şu an yaptığı her şey aslında bir alıştırmaydı...

 

''Dustin'in yanında kimler var ki?'' Zend, meraklı bir şekilde kafasını pencereden sarkıtmıştı aşağıya doğru, Dustin'in yanındakileri rahat bir şekilde görmek istiyordu. Tabii normalde böyle bir şey yaparsa muhtemelen fark edilirdi, ancak Zend şimdi bunu önemsememişti... Her şeyi kuralına göre yapacak değildi ya...

 

Zend kafasını indirdiği gibi, ilk olarak Dustin'i görmüştü bir kere daha. Sarayda onlardan başka kimse yoktu, ne bir hizmetkâr, ne bir koruma, ne de başka bir şey... Yalnızca bu odanın içerisindeki kişiler vardı burada, ayrıca burada birkaç kişi olduğunu tahmin etmişti Zend. Çünkü üst kata çıkıp, Dustinlerin üstündeki odanın penceresinden baktığında, dışarıda iki at arabasının daha mevcut olduğunu görmüştü. İki farklı kişi daha gelmiş olmalıydı en azından buraya...

 

''Oh, bunu tanıyorum...'' dedi Zend kendi kendine, gördüğü yüz ile birlikte sinirleri tepesine çıkmıştı aslında. ''Ayrıca onu kesinlikle öldüreceğim...'' diyerek devam etti, öfkeli olsa da şu anda yapacağı bir şeyin etkili olmayacağını bildiği için sakince bekliyordu. Gözlerinin ilişmiş olduğu kişi, Fungyuo İmparatoru'nun ta kendisiydi... Zend'in annesini öldürmüş olduğu zamanki gibi bir ifade vardı yüzünde, hafifçe hüzünlüydü ancak yaptığı şeyden pişman değilmiş gibiydi. Zend o anı hatırladıkça kinini artırıyordu, zamanı geldiğinde onu kesinlikle öldürecekti, kaçarı yoktu bunun...

 

Diğer oturan ise tanımadığı birisiydi. Yüzü biraz tanıdık geliyor olsa da, Zend onu daha önce net bir şekilde gördüğünü hatırlamıyordu. Belki de kütüphanede geçirdiği vakitlerde gördüğü yüzlerden birisiydi, kendisini biraz zorladı ama ne yazık ki hatırlayamadı. Şimdi öğrenme imkanı da yoktu, ancak en kısa zamanda bu yüzün kime ait olduğunu bir şekilde öğrenecekti. Aklına kazımıştı bunu. Odanın içinde bir kişi daha vardı, ancak şu anda bir şeylerle ilgileniyormuş gibi görünüyordu. Zend'e kafasının arkası dönüktü, onun yüzünü henüz görememişti genç adam.

 

''Kral Dustin, bahsettiğimiz kişi Hırsız Çağı'nın ana kampını bastı ve onların neredeyse tamamını yok etti, beş yüzden biraz fazla üyesi vardı zaten topluluğun, yüzde doksan sekizini kaybettik. O gün ana kampta olan herkes yok edildi... Onun savaştığını gören herkes de öldürüldü, yani o gün orada olup da şu an hayatta olan hiçbir Hırsız Çağı üyesi yok... Bunlara benim oğlum da dahil! Zend denen herif, Hırsız Çağı'nın başında olan oğlumu da öldürdü... Onun öldürülmesini istiyorum!''

 

''Oğlunun bu kadar zayıf olması onun hatası.'' demişti Fungyuo İmparatoru o oralı değilmiş gibiydi. ''Eğer daha yedinci seviyede olan bir savaşçıya tüm kampınız mağlup olduysa, zaten kurduğunuz topluluk da rezalettir. Hırsız Çağı'nın Chibui'nin güçlü topluluklarından olduğunu sanmıştım, yanılmışım herhalde, sadece güçsüz birkaç kişinin toplanıp oluşturduğu bir toplulukmuş...''

 

''Hayır, öyle değil!'' Zend'in biraz önce tanıyamamış olduğu kişi, sesli bir şekilde konuşmaya devam etti. ''Hırsız Çağı'nın karşılığında bir şey istemek için rehin tuttuğu kişilerden birkaçını sorguladık, olayı tam olarak görememişler ancak Zend'in normal insanların sahip olmadığı bir şeye sahip olduğundan eminler, o normal insanların mücadele edebileceği birisi değilmiş. Özellikle, bir şekilde büyücülerin aklına girebiliyor, onları kontrol edebiliyormuş. Hırsız Çağı'na ait olan büyücülerin elinden çıkan büyülerin, yine Hırsız Çağı'na üye olan savaşçı ve diğer büyücüleri vurduğunu görmüşler. Yani Zend, nasıl yapıyor bilmiyorum ama büyücülere karşı avantajlı olmayı başarıyor. Bunu aklımızda bulundurmamız gerek, eğer büyücüleri kontrol edebilen birisine büyücülerle saldırırsan, sonun Hırsız Çağı gibi olur. Bunu asla unutmayacağız...''

 

''Ona bir ödül koyalım,'' Dustin hızlı bir şekilde araya girmişti. ''Qouen'den miras kalan bir çocuğun yaşamasını istemiyorum ama Gri Engerek'in dikkatini çekmek de istemem. Kral, siz ne diyorsunuz?''

 

''Evet, bence de bir ödül koyalım.'' dedi, Fungyuo İmparatoru. ''Şimdilik onun peşine bir suikastçi takmamıza gerek yok, duyduğuma göre o Gri Engerek'in temsilcisiymiş. Ona bir suikastçi vermek yapacağımız en büyük hatalardan birisi olur, ben canımı seviyorum... Ayrıca ona acı çektirmek için, yapabileceğimiz en iyi hamle de onun başına ödül koymak. Çünkü ödül ile birlikte hareket etmesi hiç kolay olmayacak, özgür olacak, ancak bir hapishanedeymiş gibi hissedecek. Bu, elimizdeki en iyi seçenek...''

 

''Evet, güzel fikir. Oğullarımın intikamını da bu şekilde alabilirim.'' Zend'in biraz önce yüzünü göremediği kişi, arkasına dönmüştü hızlı bir şekilde. Ancak onu düşünmesine gerek yoktu artık Zend'in, çünkü henüz kısa bir süre önce onu öldürmüştü. Vosu, kısa bir süre sonra öldürüleceğini bilmediğinden dolayı rahat görünüyordu şu anda... ''Onu hızlı bir şekilde öldürmek için deneyimli bir suikastçi tutmayı düşünüyordum, ama şimdi düşündüm de, eğer bir suiksatçi ile bunu yapmaya çalışırsak gerçekten de Gri Engerek'in gazabına uğrayabiliriz. En iyisi, gizli bir şekilde ipleri arkadan tutmak...'' dedi, Zend'i öldürebileceğini düşünüyordu o zaman anlaşıldığı üzere, Zend içten içe gülmüştü...

 

''Ancak, başına ne kadar ödül koyacağız?'' dedi Dustin. ''İlk etapta çok fazla koyarsak bayağı bir dikkat çekeriz, bunu tavsiye etmiyorum.'' diyerek devam etti, Zend'i düşünüyordu. ''On yedi yaşındaki birinin başına, ciddi bir ödül konulduğu nerede görülmüş?''

 

''İlk olarak üç yüz bin altın ideal olacaktır.'' Bu sefer Fungyuo İmparatoru konuşmuştu tekrardan. Kızıl saçları yüzüne düşmekteydi... ''Chibui'den yakında dönecek diye düşünüyoruz, değil mi? Öyleyse şimdilik, üç yüz bin altınla başlayalım...''

 

***

 

1889